Abdulhamit AVŞAR

Üç Efendilerin sonuncusu olan İsa Yusuf Alptekin 17 Aralık 1995 günü Hakkın rahmetine kavuştu. Daha önceki bir toplantıda İsa Beyi anlatmak yine bana nasip olmuştu ve orada İsa Beyi, izlediği politikalar ve düşünceleri bağlamında anlatmaya çalışmıştım. Bu konuşmada daha sonra Doğu Türkistan'ın Sesi dergisinin 1996 tarihli 47. sayısında yayınlandı. Aradan yaklaşık 5 yıl geçmiş olmasına ve bu yönlerinin yeniden vurgulanmasının önemine rağmen bu kez, İsa Beyin hayatına bir başka açıdan, Türkiye'deki mücadelesi onun ömrünün yarısına denk gelir ve gerek Türkiye de gerekse Doğu Türkistan Türkleri açısından önemli bir mahiyet arz eder. Fakat daha önce kısaca Biyografisine değinmek istiyorum.

İsa Yusuf Alptekin 1901 yılında Doğu Türkistan'ın Kaşgar iline bağlı Yenihisar kazasında dünyaya geldi. O dönmemde mahalle mektepleri ve Çin okulları dışında yapılabilecek bir yer olmadığı için öğrenimini buralarda yaptı. 1926 yılında Özbekistan'ın Endican şehrindeki Milliyetçi Çin konsolosluğunda Türkçe tercüman olarak göreve başladı ve yaklaşık 6 yıl kadar bu görevi sürdürdü. Daha sonra 1932'de Çin'e giderek orada, Çin'in başkentinde bulunan Türklerin meseleleriyle ilgilenmek üzere " Vatandaşlar Cemiyeti" adında bir teşkilat kurdu. 1936'da Çin Millet Meclisi üyeliğine seçildi. "Üç Ependi" beraberliğinin ilk adımlarının atılacağı bu dönemde. Doğu Türkistan Türkleri lehinde kararlar alınabilmesi için mücadele verdi. 29 Mayıs 1947'de ilan edilen Mesut Sabri Baykuzi başkanlığındaki yeni Eyalet Hükümetinde Genel Sekreterlik görevini üstlendi. 1949 yılında Kızıl Çin işgali başlayınca ülkeyi terk etmek mecburiyetinde kaldı ve Keşmir'e iltica etti. Daha sonra 1954'te Türkiye'ye geldi ve vatandaşlığa geçti. Bu tarihten sonra burada yoğun bir siyasi ve kültürel faaliyet yürütmeye başladı. Bu arada 1960 yılında Doğu Türkistan Göçmenler Derneğini kurdu.
 
Yaklaşık yirmi yıl yürüttüğü bu derneğin başkanlığını geçirdiği bir trafik kazasından sonra ayrıldı. Ancak Doğu Türkistan için çalışmaktan geri durmadı. 1983 yılında Doğu Türkistan Neşriyat Merkezini kurarak Doğu Türkistan'ın Sesi Dergisini yayınlamaya başladı. 1986 yılında Doğu Türkistan Vakfı'nın kurulmasında önemli katkısı olan İsa Yusuf Alptekin 17 Aralık 1995 tarihinde vefat etti.

İsa Yusuf Alptekin'in Türkiye'deki mücadelesinin iki önemli yönü olduğunu söylenebilir. Bunlardan biri Türkiye'nin iç siyasetine bakar, diğeri de Doğu Türkistan merkez olmak üzere, dış Türklere, Türkiye'ye dönük, odağında daha çok Türkiye bulunan faaliyetlerini de yine iki kısma ayrılabilir. Bunların birincisi, doğrudan ülkenin iç politikasını ilgilendiren, komünizme karşı mücadele, ikincisi de Türkiye ye karşı içte ve dışta sempati uyandırmaya yönelik "Türkiyeperver" tavır.

İsa Bey'in komünizmle tanışması 1920'lerin ikinci yarısına dayanır. Milliyetçi Çin'in Özbekistan daki temsilciliğine Türkçe tercüman olarak tayin olduğunda gerek kendi yaşadıkları, gerek oradaki Türk aydınlarından edindiği intibalar ve gerekse de halkla temasları sonucu öğrendikleri, onu komünizmin dünya, özelliklede Türk dünyası için çok olumsuz ve tahrip edici bir fikir olduğu kanaatine vardırır. Malumdur ki İsa Bey'in Batı Türkistan'da görev yaptığı yıllar, Stalin'in Milletler Politikasını bütün zalimliğiyle uygulamaya başladığı ve o zamana kadar Türklerin bir" Bütünlük" duygusu içinde ve iç içe geçmiş bir şekilde yaşadığı Batı Türkistan'da, çeşitli boylardan yeni milliyetler inşa etme eylemine giriştiği bir dönemdi. Bolşevik Ruslar iktidarını sağlamlaştırdıktan sonra gerçek niyetlerini ortaya koymaya başlamışlardı.

İsa Yusuf Alptekin burada görev yaptığı yıllar içerisinde çok isabetli bir ileri görüşlülükle, halkların eşitliği iddiasıyla ortaya çıkan komünizmin aslında Çarlık dönemi Rus sömürgeciliğinin yeni bir çehreye bürünmesi olduğunu görmüş ve komünizmin dünyaya yayılmasının insanlık için büyük bir tehlike arzettiği kanaatine varmıştı. Bu anlamda, İsa Yusuf Alptekin'in faaliyetlerini ve politikalarını değerlendirirken, özellikle 19401ı yıllarda cereyan eden Doğu Türkistan'daki gelişmelere ilişkin tavrı konusunda, bu noktanın göz önünde bulundurulması gerektiği kanaatindeyim. Yine İsa Bey'in Türkiye'ye geldikten sonra neden daha çok milliyetçi ve anti komünist çevrelerle birlikte hareket ettiğinin sebeplerinden olarak da bu hususu sayabiliriz.

İsa Yusuf Alptekin'in Türkiye'ye geldiği 1954'te ülke II.Dünya savaşında güçlü bir devlet olarak çıkan Sovyetler Birliği'nin tehdidi altına girmişti. Stalin neden hemen boğazlar ve Anadolu'nun doğusuyla ilgili taleplerde bulunmaya başlamıştı. Bunun yanında, daha da önemli olarak tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ciddi bir komünizm sempatisi oluşmaya başlamıştı. Bunda iki savaş arası dönemde daha çok kendi iç sorunlarıyla uğraşan ve yeni siyasal rejimini sağlamlaştırmaya çalışan Sovyetlerin savaştan sonra, komünizmi dünya çapında yayma politikasını güçlü bir şekilde uygulamaya başlamasının ve bunun savaşın yıkıntı ve mağduriyetini yaşayan insanları cezbedecek sloganlar ve propagandalarla desteklenmesinin büyük etkisi olmuştur.

İsa Bey'in geldiği yıllarda aynı zamanda, Türkiye'de başka bir hareketlilik daha vardı. Bu ise, gerek yaklaşan ve gitgide artan komünizm tehlikesine karşı gerek başta Kıbrıs olmak üzere izlenen dış siyaset acziyeti karşısında, ülkenin her tarafından seslerini yükseltmeye başlayan gençlik.
İsa Bey'in Türkiye'ye geldiğinde karşılaştığı bu manzara karşısında hemen safına geçmiş ve anti-komünist cephede yer almıştır. Bu bağlamda gittiği her yerde komünizmin içyüzünü anlatmış. Komünizmle Mücadele Dernekleri vasıtasıyla Türkiye'nin dört bir yanında komünizme karşı insanları uyarmaya çalışmıştır.

İsa Bey'in bu tavrı şöyle bir sonucun ortaya çıkmasında da önemli rollerden birini oynamıştır. O günlerden sonra artık Türkiye'de ben Türkistanlıyım diyen herkes, aksi örnekleri de olmasına rağmen, kategorik olarak anti-komünizm olarak tanımlamış ve Türkistanlılık komünizmin karşıtlığı ile eş anlamlı hale gelmiştir. İsa Yusuf Alptekin Türkiye'deki mücadelesinin Türkiye'ye bakan ikinci yüzü ise kelimenin tam anlamıyla bir Türkiyeperverliktir. İsa Bey'in bu sevgisi tüm Doğu Türkistanlılarda olduğu gibi henüz küçükken ortaya çıkmış, 1939'da görevli olarak Türkiye'ye geldiğinde ise iyice pekişmiştir, isa Bey hatıralarında o günleri anlatırken Türkiye'de gördüğü yakınlığı ve buradaki Türklüğe ilişkin çalışmaların kendisini çok etkilediğinden bahseder. Ve Türk dünyasının kaderinin Türkiyeye baplı olduğu kanaatine vardığını söyler. İlginçtir ki, burada İsa Yusuf Alptekin 'i en çok mutlu eden olaylardan birisi de Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu'nun Çin Maslahatgüzarından "bu" diyerek bahsetmesidir. İsa Bey'e göre bu tavır çok önemlidir. Çünkü Doğu Türkistan'da bırakın Çinliye "bu" demeyi, Çinli yetkililerine adlarıyla hitab etmek bile yasaktı, ancak "darin" büyük adam denilebilirdi.
Yine o dönem Türkiye intihalarından söz ederken "Ağladım. Türkiye'nin mükemmelliğini ve büyüklüğünü gördükçe her zaman gözlerimden yaşlar geliyordu. İftihar ediyordum. Hiç olmazsa Türk olarak, (yani )bizden, kuvvetli bir devlet varmış diyordum" sözleriyle (s/375) Türkiye sevgisini anlatır.
İsa Yusuf Alptekin'in 1954'te Türkiye'ye yeniden gelişinden sonra bu sevgi daha da artarak sürmüştür. Türkiye İsa Bey'in gözünde "Aziz" bir ülke, bütün dış Türklerin "yegane istinatgahı "dır. Türkiye'nin güçlü ve müreffeh olası çok önemlidir. Türkiye'ye yönelen her tehdit, İsa Bey'e göre tüm Türklere yönelmiş sayılır. Örneğin Ermenilerin Türk Dışişleri mensuplarına yönelik saldırılarının yoğunlaşması üzerine yayınladığı bir bildiride sarf ettiği şu sözler onun Türkiye sevdasını çarpıcı bir şekilde vurgulayan örneklerden birisidir.

"Dış Türk kardeşlerime sesleniyorum! Ermeni katilleri protesto eden mitingler, yürüyüşler tertip etmeliyiz. Ermenileri destekleyen devletleri ve milletleri şiddetle tel'in etmeliyiz.

İslam dünyasına sesleniyorum! Bir milyarı aşan nüfusu ile İslam alemi; diniyle, kitabıyla, Rasülüyle bir bütündür. (Bu sebeple) Birimizin dostu hepimizin dostu, birimizin düşmanı hepimizin düşmanı olmalı idi... Fakat maalesef olmadı. Olamıyor. Birimizin düşmanı maalesef diğerimizin dostu oluyor. Ermeni caniler masum Müslüman Türk kardeşlerimizi katlederken, İslam dünyası sessiz kalıyor, sükut ediyor.

Orta Doğudaki Müslüman devletler ve milletler şunu bilmelidir ki, bugün Türkiye Cumhuriyeti, dünya hakimiyetini güden Rusya ile sizin aranızda yıkılmaz bir kale, aşılmaz bir settir. Evvel Allah Türkiye sayesinde hür ve müstakil yaşama imkanına sahip bulunuyorsunuz... Türkiye Cumhuriyetinin mevcudiyeti, sizinde mevcudiyetiniz ve bekanızın teminatı demektir.

Ermenileri destekleyen devletlere sesleniyorum! Şunu unutmayınız ki, esaret altında olsalar bile yüz milyon Türk, Türkiye'ye tek vücud gibi bağlıdır. Onun zararına olacak her hareket, bütün Türk dünyasını incitmiş olacak, ona yan bakanlar, yüz milyon dış Türk'ü yanında bulacaktır. Bunların bütün dünya böyle bilmesinin istiyoruz."

Öte yandan İsa Bey, Doğu Türkistan ve Dış Türkler konusundaki toplumda bir sempati ve ilginin doğabilmesi için de bütün gücüyle çaba sarf ediyordu.
 
Öncelikle şunu belirtmemiz gerekiyor ki İsa Yusuf Alptekin kendin yalnız Doğu Türkistan'a değil. Tüm Dış Türklerin temsilcisi ve sesi olarak görüyordu. Bu sebeple yaptığı her konuşmada sözü bir şekilde Doğu Türkistan'a ve buradan başta Batı Türkistan olmak üzere dış Türklere getiriyor ve onların meselelerini anlatıyordu. Diğer yandan, İsa Yusuf Alptekin'in bir dış Türk lideri ve yakın zamanında kurulmuş bir devletin yöneticisi sıfatıyla bir siyasi figür olarak belirmesi, kimi çevrelerde var olan; hayali bir tarihte kalmış Türk dünyası imajının ete kemiğe bürünmesini sağlamış ve Türk kamuoyunun büyük kısmının, olumlu yâda olumsuz bir tavır da olsa, yaşayan ve var olan Türk dünyası vakıasına kabulüne yol açmıştır.

Yine İsa Bey'in mücadeleleri sonucu, Doğu Türkistanlılık kimliği Türkiye Türkleri arasında hiçbir meşruiyet krizine yol açmadan tanınır ve kabul edilir bir kimlik haline gelmiştir. Bu öyledir ki, daha yeni gelmiş Doğu Türkistanlı Türkiye'deki atmosferi gördükten sonra, sanki uzun zaman burada yaşamış insanlar kimi memleket meseleleri eleştiri ve yorum yapma hakkını kendinde görür ve bu durum hiçbir Türkiye Türkü nezdinde garip karşılanmaz.

Bu konularda daha söylenecek pek çok söz var ama zamanı da dikkate alarak, İsa Yusuf Alptekin 'in bu topraklar üzerinde nasıl bir iz bırakarak göçtüğü gözler önüne serebilmek amacıyla ölümünden sonra hakkında yazılan yazılardan bazı alıntılar yaparak konuşmayı bitirmek istiyorum.

Ebulfeyz Elçibey: Türk dünyasının büyük fikir adamı, 20.Yüzyılın bağımsızlık mücahidi, Doğu Türkistan davasının yılmaz savunucusu, Türklük ve insanlık kahramanı. 

Mehmet Rıza Bekin: Ömrünün 70 yılını vatanın istiklali, milletinin hürriyeti uğruna her türlü güçlüklere ve engellere rağmen yılmadan mücadele ederek geçirmiş merhum İsa Yusuf Alptekin, Doğu Türkistan davasının bayraktarı olmuştur. O, hayatı boyunca milletine bağımsız ve hür bir Doğu Türkistan fikrini telkin etti.

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş: " Vatan sevgisinin imandan olduğu" na en bariz örnek verilmek istenirse isa Yusuf Alptekin hayatını başka bir kimsenin zor bulunacağı kanaatindeyim.

Prof. Dr. Ayhan Songar: İsa Yusuf Alptekin, Allah (C.C.)'ın kendisine lütfettiği 94 yıllık uzun bir ömrü Onun yolunda ve halkına hizmet ederek yaşadı. Herkesi sevdi ve herkes onu sevdi. Bir defa yüzünü görmek, eline öpmek hayat boyu isa Yusuf Beyi gönlünden çıkarmamak demekti.
 
Polis Akademisi Başkanı Hasan Yücesan: Çin mezalimi altında inleyen Doğu Türkistan halkının ve tüm Türk dünyasının eşsiz kahramanı, övünç kaynağı, istiklal gazisi, insan hakları savunucusu, önder şahsiyet.

Ömer Öztürkmen: Efsane şahsiyeti, Müslüman Türk birliğine inancı ve bu uğurda hayatıyla yazdığı destan, İsa Yusuf Alptekin'e tarih yapıcılarına özgü bir canlı anıt ihtişamını kazandırmıştır. O yalnız Doğu Türkistan mücahidi değil, Türkiye’deki milliyetçilik hareketinin  de  kilometre  taşlarından   biriydi.

Prof. Dr. Sultan Mahmut Kaşgarlı: Ben Türkiye'ye geldiğim 1982 yılından beri merhumun vefatına kadar bu büyük insanın Doğu Türkistan'ın istiklali için ne kadar fedakarane çalıştığına bizzat şahit oldum. Merhumun bu alicenap hasleti ile Türk aydınlarına canlı bir örnek olarak aramızdan ayrıldı.

Altan Deliorman: Tek başına bir hariciye.

Prof. Dr. Mim Kemal Öke: Türk dünyasının en "duayen" sefiri kebiriydi. O ... Türk Milletini Anadolu'nun dışından kendi dilini konuşanların olduğunu ondan öğrendi. Soydaşı, kandaşı, dindaşı için ağlamasını da.

Doç. Dr Şükrü Karatepe: Türk ve İslam aleminin bağımsızlık mücadelesine damgasını vurarak Doğu Türkistan davasını dünya kamuoyuna duyuran İsa Yusuf Alptekin, hayatı boyunca inandığı değerler uğruna  mücadele etmiş sayılı  liderlerindendir.

İsmail Cengiz: Kendisini, kendisi ile birlikte ailesini tabiri caizse her şeyini; sömüren, yok edilmek istenen kardeşlerine adayan fedakar bir lider.

Kemal Çapraz: Hürriyet ve istiklalin en ateşli savunucusu olan; Doğu Türkistan'ın kurutluşunu kendisine ulvi bir gaye edinen İsa Yusuf Alptekin, bir çok seyahatlerde bulunmuş, dünyada benzerine rastlanmayacak bir diplomasi mücadelesi vermiştir.

Ayhan Katırcıkara: Milli Türk Talebe Birliğini solun elinden alarak Rasim Cinisli ve İsmail Kahraman'ın yönetimlerine geçince, Dış Türkler Müdürlüğünün kurulmasına vesile oldu. MTTB'de Türk gençliğine Türk dünyasının tanımasına yardım etti. Hepimiz için artık bir Doğu Türkistan davası vardı. Sonra İlhan Darendelioğlu ilke birlikte Türkiye'yi karış karış dolaştı. Türkiye Komünizmle Mücadele Derneklerinin davetlisi olarak adım atmadığı toprak kalmadı.

Sevinç Çokum: Bir büyük insanı daha yitirdik. Anayurdumuz Uluğ Türkistan'ın doğusundan gök renkli bayrak altında, o nazlı hilali, o sönmez yıldızı taşıyarak gelmiş bir alpereni... Bu ülkenin insanlarına ve dünya ya Çin zulmü altında inleyen toprağın sesinin duyurmuş bir destan kişisini... Şaşkın, tuhaf bir zamana davasını taşıyıp... bir ak çiçeği oradan yüreğiyle birlikte koparıp bataklık çağındaki insanlığa sunarak geldi ve gitti.

  • 882 defa okundu.