Kaşgarlı Mahmud ve Dîvanü Lugati't-Türk

Oğuz ÇETİNOĞLU

Kaşgarlı Mahmud; Divânü Lugati't-Türk İslam, dünyaca bilinen eserin yazarıdır. Tam adı: Mahmud bin Hüseyin bin Muhammedi. Karahanlı soyundan asil bir ailenin ferdi olan Muhammed bin Hüseyin'in oğludur. Babası Barsgan şehrinde yaşamakta iken, bilinmeyen bir sebeple Kaşgar şehrine gelip yerleşmişti. O dönemde Kaşgar, önemli bir ilim ve kültür merkezi idi. Günümüzde, Çinlilerin işgali altında zulüm gören ve kadim bir Türk Yurdu olan Doğu Türkistan sınırları içerisindedir. Kaşgarlı Mahmud, 1008 yılında Kaşgar'da dünyaya geldi. Hamidiye ve Saç Medreseleri'nde eğitim gördü. Dönemin bütün klâsik ilimlerini tahsil etti. Arapça ve Farsça öğrendi. 1057'de Kaşgar’dan ayrılarak Bağdat'a yerleşti. 15 yıl boyunca Türklerin yaşadığı bütün illeri, şehirleri, obaları, dağları ve çölleri dolaştı. Bu geziler inceleme amaçlı idi. Türklerin örf ve âdetlerini mahallinde araştırdı. Gezileri sırasında, ana dili Türkçenin Hâkaniye, Oğuz, Kıpçak, Argu, Çiğil, Kepenek şivelerini de öğrendi. Sonradan anlaşıldığına göre, o büyük eserine malzeme hazırlıyormuş.

Ünlü eserini 1072 yılında Bağdat'ta yazmaya başladı. 12 Şubat 1074 tarihinde tamamladı. Eserin tamamlanmasından sonraki iki yıl içerisinde dört defa baştan sona gözden geçirerek 1076 'da son şeklini verdi. 1077 yılında, Abbasi Halifesi Muktedî-Biemrillah'ın oğlu Ebü'l-Kasım Abdullah'a teslim etti.

Bağdat'ta bulunduğu sırada, sohbetleri ile de hizmet verdi. Türk dili ve kültürünü Arap dünyasına tanıttı. O, çağının diğer âlimleri olan ibn-i Fadlan, Gerdîzî, Tâhir Merzevî, Muhammed Avfî ve Beyhakî gibi isimler arasında önemli bir makama sahip oldu. Mensubu bulunduğu Türk Milleti'nin sosyal, içtimaî ve kültür hayatını, İslâm Âlemi'ne tanıttı. Müslümanlığı kabul eden ilk Türk Ülkesi Karahanlılar Devleti'nin bir ferdi olması sebebiyle kendisine çok önem veriliyordu. Karahanlı Devleti'nde, resmî dil Türkçe idi. O, devletinin resmî politikasını yurt dışında tanıtan bir kültür elçisiydi.

Türk milletinin yüksek cevherini benliğinde özümsemiş ve yaygınlaşması için gayretle çalışmıştı. Bu özellikleri sebebiyle Kaşgarlı Mahmud'u ilk Türkçe - Türk Milliyetçisi olarak kabul etmek, hatalı bir değerlendirme olmaz.

Türk dili ve kültürü, İslâm Âlemi'ne onun aracılığı ile tanıtıldı. Türkçenin kullanım alanını genişleten iki âlimden biri Kaşgarlı Mahmud, diğeri Karahanlı Devleti'nin bir başka mensubu, ikinci bir kültür abidesi olan Yusuf Has Hacib'tir. Kaşgarlı Mahmud, Dîvânü Lugati't-Türk isimli, Yusuf Has Hacib ise Kutadgu Bilik adlı eseri ile Türk dil birliğinin temelini attılar. O temel, asırları aşıp günümüze ulaştı. Batı ucunu Adriyatik Denizi'ne kadar uzatabileceğimiz İpek Yolu boyunca ve çevresinde seyahat eden bir Türk, tercümana ihtiyaç hissetmeden meramını ana dili ile anlatabilir. Bu olgu, Kaşgarlı Mahmud ile Yusuf Has Hacib'in, büyük Türk Milleti'ne armağanıdır.

Kaşgarlı Mahmud, yalnızca bir dil uzmanı (filolog) değildir. Aynı zamanda bir halk kültürü araştırmacısı ve harita uzmanıdır. Sayısı 24 olan Türk Boyları'nı en sağlıklı biçimde tasnif eden, damgalarını belirleyen ve günümüzde de bu konuda yararlandığımız bilgileri ilk defa derleyen de O'dur. Kaşgarlı Mahmud olması idi. Türk illerinin ve boylarının şiveleri hakkında bu gün elimizde hiçbir kaynak olmayacak, köklerimizle ilişki kuramayacaktık. Fikirleri her asırda canlı kalmış, geçmişimizi olduğu kadar geleceğimizi de aydınlatmıştır. O'nu, dilcilik ilminin ilk diyalektolojisi olarak kabul etmek, bir kadirşinaslık borcudur.

Kaşgarlı Mahmud, 1080 yılında Kaşgara döndü. O artık, ülkesinin önde gelen bir ilim adamı idi. Adına izafeten, Mahmudiye Medresesi denilen binada dersler vermeye başladı. Binlerce öğrenci yetiştirdi.

Kaşgarlı Mahmud'un, Kitabu Cevahirü'n-Nahv fi Lugati't-Türkî (Türk Dili'nin Nahiv (*) Cevherleri) adlı bir eser daha kaleme aldığı biliniyor. Nerede-nasıl kaybolduğu belirlenemeyen bu eser, günümüze ulaşmamıştır.

Kaşgarlı Mahmud, 1105 yılında, 97 yaşında iken fâni hayata veda etti. Aziz naaşı ders verdiği Mahmudiye Medresesi'nde toprağa verildi. Burası, Kaşgar şehrine 30 kilometre uzaklıkta, etrafı kavak, çınar ve söğüt ağaçlarıyla çevrili bir tepedir. Ölümünden sonra öğrencileri tarafından inşaa edilen türbe, günümüze kadar dört defa yenilendi.

Türbede, Kaşgarlı Mahmud'un sandukasının bulunduğu bir oda, Kur'an-ı Kerim okumak için bir salon ve müze bölümü bulunuyor. Müzede değerli âlimin kitap ve makaleleri, el yazması ve basma Kur'an-ı Kerim'ler ile bazı eşyaları var. Müzenin duvarında, Doğu Türkistan’ı bir ressam tarafından büyük boyda yapılmış, Kaşgarlı Mahmud'u çalışırken gösteren temsili bir resim yer alıyor. Müzede ayrıca Uygurların Budizm inancını yaşadıkları dönemlere ait eşyalar göze çarpıyor. Bu eşyaların, arkeolojik kazılarda elde edildiği belirtiliyor. Karahanlılar dönemine ait çeşitli madenî para ve süs eşyaları, müzede sergilenen malzemeler arasında dikkat çekiyor. Türbenin iç ve dış duvarları ile oda ve salonların tavanları, Uygur sanatının süsleme unsurlarıyla bezenmiş. Süslemeler, ahşap tavanda eşsiz bir ihtişam oluşturuyor.

Türkoloji'nin ilk ve en büyük âliminin türbesi, yalnızca Türklerin değil, Türk Kültürü'nün de düşmanı olan Çinliler tarafından son yıllarda önemli ölçüde tahrip edilmiştir.

(DÎVÂNİ) LUGATİ'T-TÜRK

Kaşgarlı Mahmud'un ünlü eserinin tam adı: Kitabu Dîvânü Lugati't-Türk'tür. Araplara Türkçeyi öğretmek ve Türkçenin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu göstermek amacıyla yazılmıştır. Kitap için çok kısa bir tanım yapmak gerekirse; Ansiklopedik Sözlük denilmesi uygun olur. Orijinalinin nerede olduğu bilinmiyor. Bu gün elimizde bulunan Şamlı Mehmed bin Ebu Bekir'in, 1266 yılında kopya ettiği bir nüshası vardır. Bu nüsha, İstanbul Fatih'teki Millet Kütüphanesi’ndedir. Türk Dil Kurumu tarafından 1941'de, Kültür Bakanlığı tarafından 1990'da tıpkıbasımı yapılmıştır.

Eser ilk defa Kilisli Rıfat Bilge denetiminde 1915 -1917 yılları arasında tercüme edildi. Üç cilt olarak basılması düşünüldü ise de, düşünce gerçekleşmedi. Besim Atalay'ın tercüme ettiği kitap, 4 cilt halinde 1939 – 1943 yılları arasında birinci, 1985 – 1986 yılları arasında ikinci defa basıldı. Arapça olarak da yayınlandı.

Divânü Lugati't-Türk; bir sözlük olmakla birlikte, Türk Milleti'nin yüceliğini de anlatan bir âbide eserdir. Sekiz bölümden oluşur. Bölümler ve sıralamalar Arap alfabesindeki harflere göredir. Kitapta yaklaşık 8.000 kelime vardır. Kelimelerin anlamlarının iyi anlaşılması için deyimlerden, atasözlerinden ve şiirlerden, hattâ bâzı Âyet ve Hadis-i Şeriflerden örnekler verilmiştir. Bu yönüyle eser, bir kültür hâzinesi değerine kavuşturulmuştur. Eserde yer alan harita ise, Türk Dünyası ile ilgili olarak yayınlanan ilk haritadır. Haritada; dağlar kırmızı, denizler yeşil, ırmaklar mavi, kumluk alanlar sarı renkle gösterilmiştir. Türklerin oturdukları bölgeler ve komşularının isimleri özenle belirtilmiştir.

Eser, güneşle birlikte, kültürün de doğudan dünyayı sardığının önemli bir göstergesidir. Dîvânü Lugati't-Türk, Türk Milleti'nin yalnız savaş meydanlarında değil, kültürel alanlarda da önder, öncü ve örnek olduğunu gösteren bir âbidedir

 

(*) nahiv kelimesi, Şemseddin Sami tarafından hazırlanan, Prof. Dr. Mertol Tulum tarafından ilmî kontrolü ve redaksiyonu yapılmış KAMÛS-I TÜRKÎ / TEMEL TÜRKÇE SÖZLÜK isimli eserde şöyle açıklanıyor. Kelimelerin biri birine bağlanarak söz birlikleri meydana getirmelerini ve bu bağlama sırasında uğradıkları değişiklikleri konu alan ilim. Sentaks = kelime bilgisi demek olan sarftan sonra okunur. Araplara göre nahiv daha geniş anlamlı olup, sarfı da içine alır. Nahv-ı Arabî, nahv-ı Türki: Arapça nahiv, gibi.

  • 725 defa okundu.