Ebubekir Türksoy
Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma 
Derneği  Genel Bşk.
 
Ekim 1949 yılında Doğu Türkistan'ı işgal eden ve bütün tarihi gerçekleri ve bir milleti yok sayarak kendi toprağı ilan eden Çin Halk Cumhuriyeti işgalcidir. Nükleer denemeler, zorunlu aile planlaması gibi uygulamalar ile bir milleti yok etme çabasında olan, henüz doğmamış bebekleri anne karnında öldüren, Çin Halk Cumhuriyeti zalimdir, zulmedendir. İnsanların seyahat, haberleşme, dini, seçme ve seçilme, düşünme özgürlüklerini ve Doğu Türkistan, Tibet, İç Moğolistan gibi devletlerin kendi geleceğini ve bağımsızlığını engelleyen Çin Halk Cumhuriyeti en büyük insan hakları ihlalcisidir.
Adalet ve yargı sürecini tanımayan, suçu ispat etme yerine, suç isnat eden, tutukladıkları masum insanlara eşi benzeri olmayan işkenceler yapan, masum insanları idam eden ve idam ettikleri insanların organlarını henüz canlı bile olsa almaktan çekinmeyen, bu organlar ile kendine maddi çıkar sağlayan, Yer altı ve yerüstü kaynaklarını sömürdüğü, 1 milyar 300 milyonluk nüfusu için gelecekte yerleşim bölgesi olarak gördüğü Doğu Türkistan, Tibet ve İç Moğolistan gibi ülkeleri işgalinde tutabilmek için her türlü tedbiri almaktan, bu uğurda bir köy, kasaba halkını bile tamamen yok etmekten kaçınmayan, kendi gençlerini bile tanklar altında ezmekten çekinmeyen Çin Halk Cumhuriyetinin uygulamaları devlet terörüdür.

50 yılı aşkın bir süredir Çin devlet terörü ile karşı karşıya bulunan, milli kimliklerine sahip çıkma ve devam ettirme çabasında bulunan, Çin'in asimile ve yok etme çabalarına karşı duran Doğu Türkistanlılar, hiç bir zaman ve mekânda terörizm yolu ile mücadeleyi seçmemişlerdir. Tarihin hiç bir döneminde böyle bir terör eyleminin örneklenmesinin imkanı yoktur. Aksine; tüm hür dünyanın gözü önünde yıllardan beri Çin devlet terörü ile karşı karşıya bulunan biz Doğu Türkistanlılar bütün terör olaylarını kınamış ve tepkilerimizi dile getirmiş bulunuyoruz. Burada bir defa daha açıksa ifade etmek istiyoruz: Doğu Türkistan içinde ve dünya genelinde Doğu Türkistan davasına gönül vermiş insanların tek hedefleri, kendi topraklarında bağımsız ve demokratik dünyanın saygın bir parçası olarak yaşayabilmektir. Amacı insanca ve barış içinde yaşamak olan bir düşüncenin, maksadı masum insanlara zarar vermek, kargaşa ve belirsizlik yaratmak olan terörizmle bağdaşması veya bağdaştırılmaya çalışılması kabul edilemez.

Biz Doğu Türkistanlılar olarak, 11 eylül günü dünya ticaret merkezi ve Pentegon'a yapılan saldırılar dahil, yeryüzünde meydana gelen bütün terör olaylarını nefretle kınıyor, terör ve acıdan uzak, adil bir dünya düzeninin kurulması çabalarını desteklediğimizi belirtmek istiyoruz. Ne varki, 11 Eylülden sonra dünyada meydana gelen gelişmeler, bazı ülkeler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda şekillenmek istenmektedir. Bu açıdan konuya yaklaşan ve terörün en büyük temsilcisi olan Çin Halk Cumhuriyeti, Doğu Türkistanlıların insanca yaşama mücadelelerini terörizm ve mücadele içinde yer alanları terörist sınıfında göstermek çabasındadır. Bu sayede Doğu Türkistan, Tibet gibi işgali altında tuttuğu ülkelerdeki uygulamalarına meşruluk kazandırmak ve hız vermek çabasındadır. Bu amaca uygun olarak Çin, Doğu Türkistan bölgesine çok miktarda asker ve paramiliter güç konuçlandırmıştır. Halkın elinde bulunan çok kısıtlı haklar da bu noktada tamamen ellerinden alınmıştır. Kendi topraklarında azınlık duruma düşürmek istedikleri Doğu Türkistan halkına uygulanan baskı ve zulüm gün geçtikçe artmaktadır.

Adil bir dünya düzeni, terörden uzak bir dünya oluşturma çalışmalarında, masumiyet ve terör arasındaki çizgi belirlenirken gerçeklerin ışığında hareket etmek şarttır. Güzel bir dünya için, insan hakları konusu ülkelerin maddi çıkarlarının önünde yer almalıdır. Çin gibi ülkelerin ekonomik, askeri ve politik gücü ne olursa olsun, insan hakları konusunda taviz vermemek ön şarttır. Yeni bir dünya düzeni amaçlayan tüm dünya ülkelerini bu konuda hassas davranmaya, temel insan hak ve özgürlüklerinden taviz vermemeye davet ediyoruz.

Günümüzde dünya siyasetinin ve ilgi alanının geldiği nokta göz önüne alındığında, yakın zamanda Doğu Türkistan'ın dünya siyaseti ve ülkeler arası ilişkilerde çok daha etkili bir şekilde dile geleceğini işaret etmektedir. Doğu Türkistan Milli Kurultay'ının 17-19 ekim tarihleri arasında Avrupa Parlamentosu binasında gerçekleştirdiği toplantı, dünya siyasetinin yönünü göstermesi açısından önemlidir. Doğu Türkistan Milli Kurultayı, Doğu Türkistan davasının dünya kamu oyuna duyurulması, Çin'in işlediği insan hakları ihlalleri ile bir milletin vatanında azınlık duruma düşme ve asimile edilmesi çabalarının önlenmesi, Doğu Türkistan'ın bağımsız bir devlet olarak dünya sahnesinde yer almasını sağlamak amacı ile temelleri 1992 yılında atılarak, uzun süren çalışmalar sonucu 1997 yılında kurulmuştur. Merkezi Almanya'nın Münih şehrinde bulunan örgüt, dünya çapında yer alan Doğu Türkistan teşkilatları ve halkının tam desteği ile faaliyetlerine devam etmektedir.

Doğu Türkistan Milli Kurultayı, 17-18 ekim tarihlerinde Belçika'nın başkenti Brüksel'de yer alan Avrupa Parlamentosu binasında, Transnational Radical Party ile birlikte "yarım yüzyıllık Komünist Çin İşgalinden sonra Doğu Türkistan'da durum" konulu bir uluslar arası konferans düzenlemiştir. Akabinde 19 Ekim tarihinde Milli Kurultay'ın 3. Olağan genel kurulu aynı binada gerçekleşmiştir.
Bu toplantının düzenlenme çalışmalarının başlamasından itibaren, düzenlenme tarihine kadar Çin hükümeti, toplantının gerçekleşmemesi için Avrupa Parlamentosu ve Belçika hükümeti nezdinde çok yoğun bir şekilde, toplantının iptali konusunda çalışmalar yapmıştır. Özellikle de 11 Eylül saldırılarından sonra, uyguladıkları Doğu Türkistanlılan Terörist ilan etme çalışmaları paralelinde, bu toplantının iptali için başvurmuş, fakat öne sürdükleri iddialar kabul görmemiştir. Çin, toplantının düzenlenmesi üzerine de, Avrupa Parlamentosu’nu protesto etmiştir. Protestoda, Doğu Türkistanlılara gösterilen bu ilgi ve tanınan imkânın Çin-Avrupa ilişkilerini kötü yönde etkileyeceği tehdidi yer almıştır.
Konferansa katılan katılımcılar Çin'in uygulamaları ve Doğu Türkistan'daki son durum hakkında bildiriler sunmuşlardır. Konuşmacılar, özellikle Doğu Türkistan'da uygulanan insan hakları ihlalleri üzerinde durmuş ve ilgili teşkilat ve devletleri konu hakkında göreve davet etmiştir. Milli Kurultay'ın 3. olağan genel kurulunda ise Enver Can ikinci kez oy birliği ile başkan seçilmiş ve görevine devam etme yönünde güven tazelemiştir. Avrupa parlamentosunda düzenlenen bu konferans, Doğu Türkistan davasının geldiği noktada çok önemli bir adımdır. Bu düzeyde yapılacak çalışmalar ve etkinlikler ile Doğu Türkistan dünya gündeminde daha kısa bir sürede hak ettiği yeri alacaktır.

Avrupa Parlamentosu’nda toplantının devam ettiği günlerde, Çin'in Şangay şehrinde yapılan Asya Pasifik Ülkeleri İşbirliği Örgütü toplantısı gerçekleşti. Toplantıya katılan Çin ve ABD ülke başkanlarının birlikte düzenledikleri basın toplantısında, ABD başkanı Bush'un, Ziang Zemin'in kendilerini terör mağduru gibi gösterme çabaları karşısında, "terörle mücadele adı altında azınlık haklarının ihlal edilmemesi" gerektiğini söylemesi, 9 Kasım 2001 tarihinde, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Marry Rabinson'un, Ziang Zemin ile görüşmesinde birinci öncelikli madde olarak Doğu Türkistan'da Uygur halkına karşı uygulanan insan hakları ihlallerini masaya getirmesi ve bu konunun İnsan Hakları Komisyonunca yakından takip edileceğini dile getirmesi geleceğin siyasi çerçevesini çizmektedir.

Büyüyen ve büyüdükçe çevresi ve dünya barışı için tehdidi artan Çin'e, dikkatler yoğunlaşmış bulunmaktadır. Gelecekte, hem ekonomik hem de siyasi olarak batıya rakip olabilecek Çin ile ilgili olarak değişik senaryolar ortaya atılmakta, Çin'i baskı altına alabilecek imkanlar araştırılmaktadır. Elbette ki bu noktada Çin'in işgali altında tuttuğu bölgelerde uyguladığı insan hakları ihlalleri ilk sırayı almaktadır.

Yıllarca Doğu Türkistan'a ilgisiz kalan, yayılan feryada kulaklarını tıkayan, insan hakları karşısında daima çıkarlarını üstün tutarak politikalar üreten batının, bir anda bu kadar yoğun bir şekilde Doğu Türkistan ve Uygur halkına ilgisi, Doğu Türkistan'ın çeşitli açılardan özellikle de insan hakları açısından çok sık gündeme getirileceği bir döneme girdiğimizi göstermektedir. Bu konuda ilgili her kesimin üzerlerine düşen görevler konusunda hazır bulunması, planlamalarının akılcı ve yönlendirici bir şekilde yapılması gerekmektedir. Çıkarları değil, insanlık açısından, tarih ve gerçekler açısından konuya yaklaşanların, söz sahibi olması ve bunun için yakın ve orta vadede yapılacakların tekrar gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Beraberliğimize şu noktayı tekrar vurgulayarak son vermek istiyorum. Doğu Türkistanlılar kesinlikle terörist değil, aksine yıllarca devlet terörüne maruz kalmış, insanca yaşama hakkı ve bağımsızlık arayan, barış içinde yaşamak isteyen insan hakları savunucularıdır. 

  • 727 defa okundu.