Oğuz Çetinoğlu
 
Hicri 370, miladi 980 senesi Ağustos ayında, günümüz Afganistan hudutları içerisinde bulunan Belh şehrinde dünyaya geldi. O tarihlerde Belh, Gazneli Mahmut'un yönetiminde idi. Daha sonraki yıllarda ise Selçuklu İmparatorluğunun hakimiyeti altına girdi. Şehrin sakinleri 20. yüzyılın başında, yakınlarında kurulan Mezar-ı Şerife göç edince, Belh küçük bir kasaba haline dönüştü.

Belh, muhteşem bir şehir durumunda iken, İslam kültür ve medeniyetinin gelişmesine katkıda bulunan pek çok ilim adamının yaşadığı bir yerleşim merkezi idi. Hz. Mevlana'nın babası olan ve 1160–1231 yılları arasında yaşayan Sultan-ül ulema Bahaeddin Veled, 711–783 yılları arsında yaşayan İbrahim Edhem Hazretleri ve 980–1037 yılları arasında 57 yaşında ölen İbn-i Sina... ve diğerleri gibi.

İbn-i Sina eserlerini Arapça yazdığı için, Arap kökenli olduğunu söyleyen batılı yazarlar vardır. Bazı eserlerini de Farsça kaleme aldığı için ülkemizde yayınlanan bazı ansiklopedilerde, İranlı olduğu belirtilir. Batılılar onu, Avicenna ismi ile tanırlar. Yalnız doğuda değil, ortaçağ Avrupa’sında da en büyük tıp bilgini olarak kabul edilir. En meşhur eseri El-Kanun Fi't Tıp adı ile kaleme aldığı beş ciltlik Tıp Kanunudur. Bu kitap, on ikinci asır Latince 'ye, on yedinci asırda Fransızca'ya çevrilerek üniversitelerde mecburi ders kitabı olarak okutuldu. Kitap, on sekizinci asırda Türkçeye çevirtildi.

İbn-i Sina, yalnız tıp alanında değil: felsefe, İslamiyet, Matematik, Mantık, Astronomi, Farmakoloji olarak adlandırılan ilaçlarla canlılar arasında etkileşimi inceleyen ilim dalında, Fizik, Kimya, jeoloji, Musiki, Arkeoloji, ve Edebiyat sahasında, alimler mertebesinde bilgi ve söz sahibi idi. Henüz on yaşında iken Kur'an-ı ezberledi. Değişik hocalardan Fıkıh, Kelam, ve Felsefe konusunda dersler aldı. Farabi'nın eserlerinden faydalandı. On yedi yaşında iken döneminin Buhara Prensi Samanoğlu Nuh'u yakalandığı amansız hastalıktan kurtardı. Bu başarısı sebebiyle saray kütüphanesine memur olarak tayin edildi. Her türlü ihtiyaçlarını karşılanacak şekilde maaşa bağlandı. Tefekküre vakit ayırıp, akıllara durgunluk veren enerjisi ve ısrarlı didinişleri ile daha Yirmi beş yaşında iken alim mertebesine yükseldi.
İrfan sahasının genişliğini gösteren eserleri incelendiğinde onun alim bir doktor, sistemler koyan bir filozof, keşifler yapan bir farmalog, müthiş bir riyaziyeci, kudretli bir mantıkçı, engin bir din alimi olduğu anlaşılır.

İbn-i Sina, ilmi ile olduğu kadar ahlakı itibariyle de mümtaz bir şahsiyetti. İftiralar sebebiyle hayatının bir bölümünü hapislerde ve sürgünlerde eza ve cefa içerisinde geçti. Kendisine yapılan haksızlıkların intikamını alma imkanlarına sahip olmasına rağmen, buna tenezzül etmedi. Bilgisini, ilmini ve maharetini insanların iyiliği ve huzuru yolunda cömertçe kullandı. Akıl hastaları, o devrin Avrupa'sında, karanlık mağaralarda öldüresiye dövülmek suretiyle tedavi ediliyordu. İbn-i Sina, yeryüzünde ilk defa bu metodun yanlış olduğunu, insanca muamele etmenin daha faydalı olacağını iddia eden kişidir.

İbn-i Sina, başta İmam-ı Gazali olmak üzere bazı İslam alimleri tarafından sapkın olmakla, dine aykırı davranışlar içerisinde bulunmakla suçlandı. Ömrünün son dönemlerinde bu düşünce ve davranışlarından vazgeçtiği, tövbe ettiği bilinmektedir. Onun bu halini "olağan üstü zekasının (deha ile cinnet arasındaki) med-ceziri" olarak tarif etmek mümkündür.

Kısa süren ömrünün son dönemlerinde yazdığı eserlerde, şu sözlere sıkça yer vermiştir: "Biz beşeriz. Sen bizim tövbemizi kabul et"/ " Kalbinde senin azametinden başka sevgi kalp hastadır."/" Ya Rabbi fitneden sana sığınırım." / " Senden yüz çeviren kalpleri kendine çevir. Eğer nefislerimiz hastalığını ve körlüğünü sen iyi edip şifaya erdirmezsen, senden başka kime müracaat edebiliriz ki?"

Batılı alimler, bir türlü yenemedikleri sahte gururları ile hurafeler içinde boğulup batıla meylederken o, ilimde ilerledikçe mutlak kudrete yaklaşıyor, O'na teslim oluyordu. Elli yedi yıllık hayatında iki yüz elliden fazla eser kaleme aldı.

İbn-i Sina'ya göre bütün varlıkları tek ve en yüce güç olan Allah(C.C) yaratmıştır. O, bütün vasıflarıyla tektir. Ölüm, bedenlerini kendilerini yaratana dönüşüdür. Ruh manevi bir cevherdir, yok olmaz. Bedenin ölümünden sonradan varlığını sürdürür.

İbn-i Sina'ya göre psikoloji: Metafizikle Fizik arasında bağlantı kuran bir ilim dalıdır. Metafizik asla ait olan en temel konuları inceler. O'na göre düşünen nefis, faal akıl yoluyla Allah'a(C.C) bağlanır.
Himayesine girdiği devlet adamı Alaü'd-devle ile birlikte çıktığı sefer sırasında hastalandı. Kendi kendini bir müddet tedavi etti ise de bağırsaklarındaki mikrobik hastalığı önleyemedi. Bu gün İran hudutları içinde bulunan Hemedan şehrinde öldü.

Eserlerinin çoğu bugünümüze ulaşamamıştır. Bilinen eserleri büyüklüğünü ve takip ettiği yolu anlamak için yeterlidir. Doğuda Tıp, Felsefe ve ilahiyat alanlarında İbn-i Sina'nın çağlar boyunca süren ağırlığı, islam düşüncesinde bu gün canlı bir şekilde devam etmektedir. Bu gün ülkemizde beş adet büyük hastane, İbn-i Sina adını taşımaktadır. İbn-i Sina adı, aynı zamanda binlerce okulun da ismidir.

  • 636 defa okundu.