Biz burada vesikalara dayanarak edip ve şairlerin bir kısmının, biyografileri ve eserleri hakkında kısa kısa malumat vereceğiz.

 

Yusuf Has Hacip:

 

Yusuf Has Hacip Karahanlı Devleti 'nin başkentlerinden biri olan Balasagun (Kuz Orda) şehrinde dünyaya gelmiştir. İlim çevreleri Yusuf Has Hacib'in köklü bir kabileden gelmiş olduğunu tahmin etmektedirler. Okuyup yazmaya çok hevesli olan Yusuf, daha küçük yaşta çok kıymetli ansiklopedik bilgi sahibi olmuştur. Ana dilinden, Arapçadan, Farsçadan ve memleketinde hala konuşulmakta olan orta Iran dillerinde Soğdcadan başka, geniş dil ve yazı bilgiside elde etmiştir. Bunun haracinde Yusuf Has Hacip, devrin ünlü alimlerinden Farabi ve îbni Sina'nın eserlerini okumuştur.

Tam bilgi sahibi olduktan sonra Yusuf Has Hacip Uygur Türkleri'nin ilk edebi olarak kabul edilen " Kutadgu Biliğ"i ( saadete götüren yazı) yazmıştır. Uygur yazısı ile kaleme alınan

bu eser 1069-1070 yıllarında Karahanlı hükümdarı Tamgaç Buğrahan'a (Ebu Ali Hasan

Karahan) atfen yazmıştır. Bu eseri tamamladığı sıralarda Yusuf Has Hacib'in 50 yaşlarında

olduğu tahmin edilmektedir. Kutadgu Biliğ adlı eseri çok beğenilmiş ve mükafat olarakta

Balasağunlu      Yusuf'a"Has     Hacip"("Mabeyinci", bazı yazarlara göre "Uluğ Has Hacip ", yani"baş mabeyinci") adını vermiştir.İlim çevrelerince Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Biliğ adlı eserinin üç nüshası bilinmektedir.Birinci nüshası XIX. asrın 20.senesinde istanbul'da, ikinci nüshası 1897 senesinde Kahire'de ve 3. nüshası 1914 senesinde Özbekistan Cumhuriyeti'nin

Namangan vilayeti'nde bulunmuştur.Yusuf Has Hacip'in bu eseri Joseph Freiherr Von Hammer-Purgstall, Armin Vanbery, Wilhelm Radloff, Wilhelm Tohamsen, Sergey Malov, Prof. Zeki Velidi Toğan ve A.Diliçar gibi ünlü alimler tarafından incelenerek bugünkü dilimize çevrilmiştir.

Kutadgu Biliğ adlı eserin o devirde çok yaygın  hale gelen  ve edebi  dil  olarak kabul-edilen Arapça veya Farsça ile yazılmadan Türk Dili'nde yazılmış olması, Yusuf Has Hacip'in milliyetçilik şuurunun ne kadar kuvvetli ve kendisinin ne kadar yenilik taraftarı olduğuna delalet etmektedir. Tarihçiler, bu durumu o devrin talebi, dilciler ise ana dilin tekrar canlandırılması olarak izah ederler.

 

 KASGARLI MAHMUT:

 

Kaşgarlı Mahmut, Karahanlı Devleti'nin başkenti Kaşgar'da doğmuştur. Doğum ve ölüm tarihleri bilinmemektedir. Ancak Divan-ı Lügat-it Türk (Türk Dilleri Sözlüğü) adlı eserinde kendisi hakkında vermiş olduğu malûmata göre Kaşgarlı Mahmut'un bu eseri geçkin bir yaşta, 1972 senesinde Bağdat'ta yazmış olduğu bu eseri Halife Ebulkasım Abdullah'a sunmuş olduğu bilinmektedir.

Kaşgarlı Mahmut'un Divan-i Lügat-it Türk adlı eseri kendi zamanında konuşulan ve yazılan çeşitli Türk Lehçeleri'nin harf sırarınca düzenlenmiş, manzum nesir parçaları, örnekler ve bazı vakalarla donatılmış bir ansiklopedidir.

Divan-i Lügat-it Türk aynı zamanda 7500 Türkçe kelimeye Arapça karşılıklar veren bir

sözlüktür. Kelimeleri alfabe sırasına koymuş ve manalarını iyi anlaşılması için cümleler düşmüştür.Her kelime ile ilgili "Hikmet,Seci,Mesel,Şiir" gibi şeyleri bol bol kaydetmiştir. Bu hal onun eserini bir sözlük olmaktan çıkarıp zengin bir ansiklopedi değerine yükseltmiştir. Böylece Türkçenin ve Eski Türk Kültürü'nün bir hazinesi meydana gelmiştir.

O zamanki Türk boylan arasında adım adım dolaşan Kaşgarlı Mahmut, Türk tarih ve efsanelerine, coğrafyaya, hal edebiyatına, folklora dair geniş bilgiler vererek Türkiyat ilminin temellerini atmıştır. Kitapta dil üzerine önemli kurallar belirtilmiş, ses değişmeleri, isim halleri ve bilhassa fiil yapıları zengin örneklerle desteklenmiştir. Kaşgarlı Mahmut, aynı zamanda mükemmel bir dil bilginidir. O zaman ki edebi Türk lehçeleri doğu (Hakaniye) lehçesi ve batı (oğuz) lehçesi olmak üzere ikiye ayrılır ki bu tasnif bugün dahi değerini kaybetmemiştir. Divan-i Lügat-it Türk'ün bugün ellerde bulunan baskısı,  tercümesi  (1939-1941)  Besim Atalay tarafından yazılıp Türk Dil Kurumu yayınları arasında çıkmıştır. Üçü esas, biri tıpkı basım ve biride endeks olmak üzere üç ciltten ibarettir.

 

 EDİP   AHMET   YÜKNEKİ

 

İlim çevrelerince bilinen diğer bir Türk-Uygur edibi ise Edip Ahmet B. Muhammed Yükneki'dir.Ahmet Yükneki'nin "Yüknek"şehrinde doğduğu söyleniyorsa da bu Yüknek

şehrinin nerede olduğu henüz tespit edilememiştir. Ahmet Yükneki'nin ilim çevrelerince bilinen eseri "Hitabetül Hakaayık" veya "Atabetü'l - Hakaayık" (Hakikatler Eşiği) adlı kitabıdır.Bu esrin XII. yüz yılın başlarında yazılmış olduğu tahmin edilmektedir. Atabetü'l Hakaayık ilim alemine 1918'de Necib Asım tarafından sunulmuş. 1951 'de Prof.R. Rahmeti Arat ilmi yayınını yapmış ve Anadolu Türkçesi'ne çevirmiştir.

Eserin   mevcut nüshalarını karşılaştırarak 1951 de ilmi bir şekilde yayınlayan Prof. R. Rahmeti Arat'a göre Atabetü'l-Hakaayık,Türk-îslam muhitinin kültür çerçevesi içinde fertlerin terbiyesi için tanzim edilmiş, (Kutadgu Biliğ gibi), Türkçe ve manzum bir ahlak kitabıdır. Esere giriş şeklinde yazılmış olan Allah Resulü ve dört sahabenin öldüğünü anlatan kısım, güzel bir kaside tarzında kafıyelenmiştir. Asıl konuyu anlatan bölüm ise kafiyeli bir mani şeklinde (a-a-x-a) dörtlüklerle yazılmıştır.

Ahmet Yükneki, ince duygulu ve hayali bir şair olmaktan çok, ahlâki ve ibretli bilgiler veren öğretici manzumeler yazıcısıdır. Türk Töreleri ile İslam görüşlerini bağdaştırmış; ilim, cömertlik ve fazilet üzerine esaslı fikirler ileri sürmüştür. Atabetü'l Hakaayık'tan dörtlükler:

 

Kitab Hakkında

Edip Ahmet atım edepe edep, pend sözüm.

Sözüm munda kaluş barur bu özüm.

Kelür küz, keçeryaz, barur bu ömür,

Tüketir ömürni bu yazım küzüm.

 

Adım Edip Ahmet, sözüm edep ve öğüttür,

Canım(geçer) gider, sözüm bur da kalır.

Bahar geçer, güz gelir bu ömür gider,

Bahar ve güz ömür tüketir.

 

Bilgi Üstüne

Biliğ bildi boldi eren belgülüg

Biliğsiz tiregle tilük körgülüg,

Biliğlig er öldi atı ölmidi,

Bilgsiz tirig atı öldi.

 

Kişiler bilgi ile bilinir

Bilgisiz diri iken kaybolmuş sayılır

Bilgili er ölse de adı ölmez

Bilgisiz sağiken (bile) adı ölüdür.

 

Ahilik (cömertlik)

Bu budun takısı ahi er turur

Ahilik şcref.çah,cemal arturur

Sevilmek tilisen kişigler ara

Ahi bol ahilik sini sevturur.

 

Bu halkın iyisi, ahi(cömert) kişidir

Ahilik, şeref, mevki ve güzellik arttırır

İnsanlar arasında sevilmek istersen cömert ol

Cömertlik seni sevdirir.

 

Abdulfazıl Muhammed İbni Ömer
 

Kaşgarlı olan bu yazarın doğum ve ölüm tarihleri kati olarak bilinmemektedir."Essurah Minelshah" (Düzeltilen Lügat ) adlı eserin yazarıdır. Eser 1282'de Kaşgar'da Türk-Uygur lehçeleriyle yazılmıştır.264 sayfa olan bu eser halen Rusya Şark Bilimleri Enstitüsü'nde saklanmaktadır.

 

Mirza Muhammed Çurasi
 

Yarkentli olan bu tarihçi "Altı Şehir Hanları" adlı eserin yazarıdır. Eser Yarkent Hanı İsmail Bey'in arzusu üzerine 1670-1682 tarihleri arasında yazılmıştır. Yazar bu eserinde XV.-XVII. yüzyıllarda Doğu Türkistan'da olup bitenleri anlatmaktadır. Çurasi aynı -zamanda"Tarih-i Reşidin" adlı eserin de yazarıdır. Yukarıdaki eserin "Tarih-i Reşidin" adlı kitabın bir devamı . olduğu kabul edilmektedir. Bu eser de Türk -Uygur lehçesinde yazılmıştır.

 

Mevlana Haşim Yarkendi
 

"Keşf-ül Esrar" (Esrarların Çözümü) adlı eserin yazarıdır. Konusu astronomidir. Türk-Uygur lehçesinde yazılan ve 260 sayfa olan bu eserde yazar, çeşitli yıldızlardan malûmat vermekte yıl, ay ve gün hesaplan yapmaktadır.

 

Mevlana Muhammed Avaz Sadrettin Karakaşi
 

Hoten şehrinin Karakaş Kazası'ndan olan bu yazar "Müemet'ül- Ehkam" (Yıldızlan Öğrenme Yolunun Toplamı ) adlı eserin yazandır. Eser XV-XVII. yüzyılda Karakaş'ta yazılmıştır.

Bunların haricinde XV-XVII. yüzyıllar arasında Doğu Türkistan'ın Kaşgar, Yarkcnt ve Hoten şehirlerinde Celaleddin Muhamnıed Tabib'in "Risale-i Kurabiye" ve "Mikiyasu Asalat" (Zaman Takvimi Hakkında), Babauddih Ahrari'nin "Arrekem Nücum" ( Yıldızlar Hesabı) adlı eseri olduğunu kaydetmek gerekir.

 

Türk- Uygur Klasik Şairleri Hirketi
 

Türk-Uygur klasik edebiyatının yükselmesinde sonsuz hissesi olan şairlerden Hirketi 1634 - 1724 tarihlerinde Kaşgar'da yaşamış ve 1670 senesinde " Muhabbetname "ve"Mehnetkam      "   adlı   eserleri   vücuda getirmiştir.

Şair bu eserlerinde muhabbet ile mihnettin ( emek) ve bu iki unsur arasındaki sıkı bağın ehemniyetini göstermeye çalışmıştır. Onun fikrine göre, mihnetin bir insana daima yar olması gerekmektedir. Çünkü insan sadece mihnet yoluyla muhabbete ulaşabilir. Pak muhabbet, her insanı üstün meziyetli, ahlaklı olmaya götürür.

 

Zelili
 

Üstün meziyetli Türk-Uygur şairi Zelili'nin icadı faaliyeti XVIII. asra taalluk eder. Onun maharetle yazmış olduğu lirik şiirleri Türk-Uygur klasik edebiyatının zenginleşmesine hisse katmıştır.Zelili'nin ne zaman ve nerede doğmuş olduğu bilinmemektedir. Eserlerinde onun Doğu Türkistan'ın Yarkcnt şehrinde dünyaya gelmiş olduğu tahmin edilmektedir. Doğum tarihinin de 1674 olduğu tahmin edilmektedir.

Şiirlerinden çok iyi Arapça ve Farsça bildiği anlaşılmaktadır. Zelili'nin eserlerinde en

çok muhabbet, gam-keder ve hasret motifleriyle beraber adalet ve hakikati teşvik eden ifadeler yer alır. Büyük bir ihtimalle Zelili bir seyyah hayatı yaşamıştır. Eserlerinde vermiş olduğu bilgilerden onun Doğu Türkistan'ın kuzeyinden güneyine ve batısından doğusuna kadar gezmiş olduğu anlaşılmaktadır. Zelili Kaşgar, Aksu, Kuça .Turfan,Kumul, Hoten gibi Doğu Türkistan'ın belli başlı şehirlerinde bulunarak halkının vaziyetini yerinde tetkik

etmiştir. Zelili'nin icadiyetinde liriktik mevzuu esas alınmıştır. Aşağı yukarı bütün eserlerinde Zelili, içten gelen pak muhabbetten söz eder. Onun için vefasızlık ve iki yüzlülük yabancı şeylerdir.

 

Nöbeti
 

Zelili'nin zamadaşı olan Nöbeti Türk-Uygur klasik tarihine çok güçlü lirik şairlerden

biri olarak girmiştir. Nöbeti Doğu Türkistan'ın Hoten şehrinde dünyaya gelmiştir. Eserleri Kaşgar Medreseleri'nde Ali Şir Nevai'nin eserleriyle birlikte okutulmuştur. Nöbeti'nin eserlerinde de muhabbet ifadesi esas mevzuu teşkil etmektedir. Eserlerinde kıymetli vakitlerini boşa harcamadan, insanların hayatta bulundukları müddetçe iyi bir hatıra bırakmalarını tavsiye etmektedir.

XIX. asır, Doğu Türkistan'ın en facialı devirlerinden biridir. Mançu Çinlilerinin zulümlerine daha fazla tahammül edemeyen Doğu Türkistan'ın Müslüman - Türkleri hür ve müstakil yaşayabilmek gayesiyle bir kaç defa ayaklanmıştır, mesela 1825-1826 tarihleri arasında Doğu Türkistan halkı Cihangir Hoca başkanlığında Mançu Çin istilacılarına karşı ayaklanmıştır. Fakat kendilerinden  nüfus. asker ve silahça üstün olan Mançu-Çinlilere karşı daha fazla dayanamayarak mağlup olmuştur. Cihangir Hoca Pekin'e götürülerek şehit edilmiştir. Gerçi Uygur Türkleri mağlup olsada, milli ayaklanmalar devam etmiştir. Mançu-Çinlilerin Doğu Türkistan'daki bu, haksız, kanunsuz icraatları o devrin Türk-Uygur edebiyatının ve klasiklerinin ana mevzularından biri olmuştur. Ayaklanmalara bir fiil iştirak etmişler veya yakinen takip etmişlerdir.

Uygur Türklerinin 19. yüzyıldaki vaziyetini tasvir eden eserlerin başında klasik şair Musa Seyrami'nin " Tarih-i Emniye" HocaYusuf'un "Tarih-i Yakup Bey " Bilal Nazım.'in "Kitab-ı Gazet Der Mülki Çin " adlı eserini sayabiliriz Bu eserlerin yazarları Doğu Türkistan'ın her tarafında meydana gelen vak'aları tasvir etmişlerdir.Bu eserlerde aynı vakalar tekrarlanmayarak bir birini tamam lamışlardır.Yazarlar aynı fikirler ileri sürmüşlerse de, halkın hakiki vaziyeti hakkında bir fıkirdediler

.

Abdurrahim Nizami
 

XVII.   asrın   sonları    ve   XIV.   asrın başlarında edebi alanda Şair Ahun Ersi, Hislet Kaşgazi gibi, Türk-Uygur şairleri görülür.

XIX. asrın ilk yarısında ise Abdurrahim Nizari .Turdi.Garibi, Ziyai ve Saburi gibi meşhur Türk-Uygur şairleri çıkar. Bunların arasında şüphesiz Abdurrahim Nizari Türk-Uygur klasik edebiyatında mühim bir mevki işgal eder. " Büyük Destanlar Toplamının" ve başka eserlerin yazarı olan Abdurrahim Nizari,1770 senesinde Kaşgar'ın Balukbaşı Mahallesi'nde dünyaya gelmiştir. Abdurrahim Nizari, orada okuma -yazma öğrendikten sonra, Kaşgar'daki "Hakanlık Medresede" tahsiline devam eder. Burada Firdevs'i, Abdurrahman Camii (Mevlana), Ömer Hayyam, Nizami, Ali Şir Nevai gibi şarkın ünlü edip, yazar ve şairlerinin eserini okumuştur. Bu arada Arapça ve Farsça'da öğrenmiştir.

O devirlerde Hüsnü Hat (güzel yazı) yazmak şiir yazmak kadar önemliydi. Elimizdeki belgelere göre, Abdurrahim Nizari, şair olduğu kadar da güzel yazı yazmada çok maharetliydi. Abdurrahim Nizami'nin şarkın ünlü yazarlarının eserlerine yakinen aşina olduğuna, Ali Şir Nevai'nin 40'a yakın gazeline muhammes yazmış olması en iyi delildir. O Nizami ile Ali Şir Nevai'nin şark dünyasına malûm olan hamselerine cevaben destanlar yazarak, kendisinin ne kadar kabiliyetli bir şair olduğunu ispatlamıştır. Çünkü böyle bir hamse (beş destan) yazmak için sadece büyük ustalar cesaret edebilirdi. Abdurrahim Nizami muhabbet destanları" diye adlandırılan Tüık-Uygur edebiyatının meşhur hazinelerinden birini yaratmıştır.

Bilindiği gibi XII. asırda yaşamış olan Azeri şair Nizami Şarkta ilk olarak"Hemseni" (beşdestan)yazarak ün yapmıştı.Türk'ü zamanlarda kaleme alınan beş destan, kabul edilen anane gereğince, bir kitap halinde yazılırdı. XIV. asrın başlarında Hindistan'da yaşamış ola Hısrev Dehlevi,Nizami'nin "Hemsesine" cevap" yani nizami'nin eserlerindeki vezinde ve mevzuda fakat tamamen ayrı içtimai konuda beş destan yazmıştır.

Asırlar boyunca bir çok şairler hamse yaratmaya çalışmışlardır. Fakat, Nizami , His rev, Cami gibi devlerin eserlerinden sonra hiç bir şair buna cesaret cdcmcmiştir.Ama XV. asırda Ali Şir Nevai bu ananeyi baştan devam ettirerek Orta Asya ve Doğu Türkistan'da çok tutulan Hanseyi" başlatmıştır.

     XIX. asrın birinci yarısında meşhur şair olarak edebiyat sahnesine çıkan Abdurrahman Nizari.Norazahun Ziyai ve Turdi Garibi gibi kabiliyetli Türk-Uygur şairleriyle birlikte 1841-1842 seneleri arasında Hemseden'de büyük olan destanlar toplamını ortaya çıkartmıştır. "Muhabbet Destanları " adı verilen bu destanlar toplamına "Ferhat ile Şirin ", " Leyla ile Mecnun", " Rabiye ile Saidin", "Vamık ve Uzra "."Mahzun   ile   Gülnisa",   "Mesud   ile   Dilara","Şah Behren ", " Çahar Derviş" gibi daha başka birçok destanlar girmektedir.Bu destanlar toplamında, 50.000'den fazla şiir, mısra yer almaktadır. Biz burada bu destanlar toplamında yer alan " Rabiye ve Saidin" destanını kısaca tahlil etmeye çalışmakla yetineceğiz.

Destanda iki aşığın ve onların facialı muhabbeti Tadir-i Cemiyet ile olan münasebetleri ve kendi saadeti için mücadele edenlerin vaziyeti hikaye edilmektedir. Destanın konusunda bu vakanın 1832-1833 seneleri arasında Kaşgar şehrinde meydana geldiği anlaşılmaktadır. Burada şu hususun ayrıca kaydedilmesinde fayda vardır ki, şair tarafından tasvir edilen bu iki genç insanın, pak muhabbet için yürütmüş olduğu mücadele o devire kadar atılamayan büyük bir adım ve cesaret örneği idi. Destanın kıymetide işte buradadır.

Abdurrahman Nizari'nin "Rabiye ve Saidin" destanında, kendisinden evvel yaşayan Nizami ve Ali Şir Nevai gibi şarkın ünlü şair ve mütefekkirlerinin eserlerinde olduğu gibi milliyetçilik ve hürriyet fikirleri ehemmiyetle ele alınmaktadır. Abdurrahim Nizari'nin destan üslubunda şark edebiyatında yerleşmiş olan kanun ve taleplere tamamen riayet etmiş olduğu görülmektedir. "Rabiye ve Saidin" destanı esasında aruz vezni ile yazılmıştır. Şair kendi kahramanlarını kendine has lisanda konuşturmaktadır. Mesela Rabiye ile babası arasıda çok kaba hareketler cereyan etmektedir. Onun ağlamayı dahi bedri usulde tasviri çok tesirlidir.

Şair kendi destanında birbirine karşı olan iki kuvveti : muhabbeti, insani adaleti, aşağılığı, vicdansızlığı ve sahtekarlığı göstermektedir.

Abdurrahim Nizari Doğu Türkistan'ı pençesinde bulunduran Mançu-Çin sülalesinin zulmünü, haksız ve kanunsuz hareketlerini yakinen müşahede eden bir şair olduğu için destanında zulüm, haksızlık, kanunsuzluk ve adaletsizliğin ne olduğunu çok iyi ifade etmiştir.

 

                                                                                                                                       (sürecek)

 

  • 1000 defa okundu.