Çin'de Hayat ayaklar altında

Ebu Bekir Türksoy

Sayın Gökbayrak okurları;

Gözünü dünyaya açtığında, dünyanın soğukluğu ile karşılaşan, ilk gördüğü, zulmün acı yüzü olan, henüz iki üç günlük bir bebeğin çaresiz görüntüleri ile karşınıza çıktığımızdan dolayı özür dileriz. Ne var ki; yaşanan fakat hep göz ardı edilen gerçekleri kamuoyuna anlatmanın en etkili yolu, sözlerinizi görüntüler ile desteklemektir. Gönlümüz isterdi ki; dünyanın hiç bir yerinde zulüm yaşanmasın, insanlar, insanlık dışı olaylara maruz kalmasın, biz de bunları resmetmek zorunda kalmayalım.

Komünist Çin, insan haklarını hiçe sayarak uyguladığı baskı ve zulmü dünya kamuoyundan gizlemek için her türlü önlemi almaktadır. Bu maksatla yabancı basın mensuplarının ülkeye girişine izin vermemekte, izinli olarak çalışan basın mensuplarının çalışmaları kısıtlanmakta ve çok sıkı takip edilmektedir. Konu Doğu Türkistan olduğu zaman, yabancı basın mensuplarının izinli dahi olsa, ülkemize girişine izin verilmemektedir. Basın mensuplarına uyguladığı bu engellemelerin yanında turistik veya ticari ziyaretlerde bile, görüntü ve fotoğrafların ülke dışına çıkmasına izin verilmemektedir. İzin verilen alanlar dışında alınan görüntü ve fotoğraflara sınırda el konmakta ve imha edilmektedir. İzinsiz yurt dışına çıkarılan haberler için çok ağır yaptırımlar uygulanmaktadır. Çin'de uygulanan zulmün, yaşanan insanlık dışı olayların belgelenmesi ve kamuoyuna aktarılması çok büyük fedakârlık ve büyük risklerin göze alınmasını gerektirmektedir. Bu risklerinde en ağırı elbette ki, idamdır. Kapak konusu yaptığımız haberin yer aldığı yayın organındaki şu cümleler, basının bu konudaki sıkıntısını ortaya koymaktadır. "Çin'de çok vahim olaylar yaşandığına dair bilgi çok ama, iş belgelemeye geldiğinde herkes çekiniyor".

Dergimizin bu sayısına kapak konusu olan görüntüler, Paris Match dergisinden alıntı yapılarak bir ulusal gazetemizde yayınlanan, amatör bir fotoğrafçının çektiği fotoğraflardır. Olayın yaşandığı yer Çin'in Hunan eyaleti. Haber kaynağının verdiği bilgiye göre, sabahın yedisinde, henüz iki veya en fazla üç günlük bir kız çocuğu çırılçıplak soğuk kaldırımın kenarında yatmaktadır. Yaklaşık üç buçuk saat boyunca yolda yatan ve çığlıklar içinde ağlayan bebeğe kimse yardım elini uzatmamakta, sadece bir kadın altına bir karton parçası yerleştirmekle yetinmektedir. Karelerde, yol kenarında çırpınan bebeğe, bir bakışın ötesinde hiç ilgi göstermeyen okula yetişmeye çalışan çocuklar, seyyar satıcılar ve kaldırımları temizleyen bir çöpçü görünmektedir. Amatör fotoğrafçının ifadelerine göre bebek, üç buçuk saatlik bir mücadeleden sonra, henüz iki üç gün önce başladığı hayata, kaldırım üzerinde veda etti.

Komünist Çin, 1984 yılında başlattığı aile planlaması ile bir çocuktan fazla çocuk sahibi olmaya izin vermiyor. Bu yasağa, hala devam eden kız çocukların hor görülmesi ve ikinci sınıf insan gözüyle bakılması eklenince kaldırımda can veren çocuğun manzaralarına benzer binlerce olay meydana gelmektedir. Bu gibi olaylara artık alışılmış güncel, sıradan olaylar gözü ile bakılmaktadır. Nüfusa kaydedilmeyen, hem kendine hem de ailesine sıkıntı verecek olan kota dışı bebekler - bir de kız ise - ya sokağa terk ediliyor veya çok kötü şartlarda ve ikinci sınıf insan muamelleri ile hayatını devam ettirmek zorunda kalıyor.

Müslüman Türk kimliğini bütün baskı ve zulümlere rağmen muhafaza eden Doğu Türkistan'da böyle insanlık onuruna hiç yakışmayacak bir manzaranın yaşanması mümkün değildir. Komünist Çin hükümetinin kendi vatandaşına uyguladığı bu zulmün daha ağırlarına maruz kalmış olmasına rağmen Doğu Türkistanlı hiçbir anne, sonucu ne olursa olsun evladının bu duruma düşmesine göz yummamıştır ve göz yumması da mümkün değildir.

Komünist Çin, aile planlamasında azınlıklar için ayrı bir statü uygulamaktadır. Şehirde yaşayan azınlıklara iki ve kırsal alanda yaşayan azınlıklara üç çocuk sahibi olma hakkı tanımaktadır. Fakat bu rakamlara uyulmasında gösterdiği hassasiyet, çok daha sert ve kesindir. Çin, aile planlaması adı altında uyguladığı yaptırımlar ile, özellikle Doğu Türkistan halkının elindeki bütün imkanları gasp etmektedir. Yıldırma, halkı sindirme ve gelecek neslin Müslüman Türk kimliğinden uzak, her türlü haktan mahrum olarak yetişmesini sağlamak maksadı ile kullanmaktadır. Uyguladığı çok ağır yaptırımlar, sağlıksız kürtajlar sonucu cinayetlere kadar uzanan vahşetlere rağmen olan kota dışı çocuklar kimlik sahibi olamamakta, buna paralel olarak da hayatı boyunca, zaten çok kısıtlı olan haklardan bile yararlanamamaktadır. Öğrenim hakkı başta olmak üzere devletin sağladığı hiçbir imkanı kullanamamaktadır.

Doğu Türkistan'da işe giriş esnasında Müslüman Türk halkından 300 dolar karşılığı depozito alınmaktadır. Çalışanın işe başlama tarihinden itibaren üç yıl içinde çocuk sahibi olması durumunda, çalışanın işine son verilmekte ve 300 dolarlık depozitosuna el konmaktadır. Buna ek olarak yaklaşık 1000 dolar karşılığı vergi ödemek zorunda bırakılmaktadır. Eğer çocuk sahibi olan aile çiftçi ise, devlet bir Mo (1 dönüm) toprağa el koymaktadır. Bütün bunlara dayanak olarak da bütün ailelere, yazımızın ekinde yer alan, doğum kontrolü taahhütnamesi imzalatılmaktadır.

Doğu Türkistan'da kota dışı çocuklara ise kesinlikle izin verilmemektedir. Mahalli idareler ve özellikle görevlendirilmiş memurlar kanalı ile aileler sürekli göz altında tutulmaktadır. Kota dışı olan hamilelikler tespit edildiğinde, bebekler iğne ile anne   karnında   öldürülmekte   ve   düşük yaptırılmaktadır. Bunun ötesinde, anne karnındaki bebeğin kaç aylık olduğuna bakılmaksızın zorunlu kürtaja tabi tutulmaktadır. İnsan sağlığı hiçe sayılarak yapılan bu kürtajlar sonucunda ne yazık ki anne adaylarının çoğu hayatını kaybetmektedir. Elimizde mevcut istatistiki bilgilere göre 1991 yılında sadece Hoten vilayetinin Karakaş nahiyesinde zorunlu kürtaja tabi tutulan anne adaylarının sayısı 18.765'tir. bu rakam ise nahiyedeki annelerin yüzde 48.4'üne tekabül etmektedir.

Çin'in uyguladığı ve her yıl insan haklan örgütünün yayınladığı "insan hakları raporu'"nda rutin olarak yer alan insanlık dışı olaylara rağmen, Çin'e yapılan yatırımlar, yapılan iş birliği anlaşmaları, Çin'in bu tutumunu ödüllendirmekten başka bir anlam taşımamaktadır.

Bu bölümde, son zamanlarda sıkça duyduğumuz her yıl dünyayı gezen 10 milyon Çin'li turist hakkında bir noktaya değinmek istiyoruz. Dikkat edilirse açıklanan bu rakam, Çin hükümetinin verdiği rakamdır ve Çin hükümeti her şeyde olduğu gibi turist sayısında her yıl için kota belirlemektedir. Belirlediği sayı dışında turist olarak yurt dışına çıkılmasına izin vermez. Ayrıca bu rakam içine girebilenlerin de istedikleri ülkelere gitmesi, özgürce seçim yapması mümkün değildir. İnsanlar komünist Çin hükümetinin belirlediği 15 ülke içinden seçim yapmak ve bu ülkeleri ziyaretleri esnasında bir grup dahilinde ve belirli bir rotayı takip etmek zorundadır. Belirlenen ülkelerin dışında diğer ülkelere turizm maksatlı ziyaretler yapmak kesinlikle yasaktır. Yasaklar ve kısıtlamalarla dolu bu olayı saptırarak, Çin'de bireysel hak ve özgürlüğün olduğu, insanların iradeleri ile hareket etme haklarının olduğu imajını oluşturmak, gerçekleri göz ardı etmek, gerçekleri saptırmaktır.

Doğu Türkistan'ın yetiştirdiği tarihçi, edebiyatçı yazar, büyük mücahit ve devlet adamı merhum Mehmet Emin BUĞRA Beyi rahmetle anıyoruz.

  • 769 defa okundu.