GÖKTÜRK DEVLETİ'NİN SİYASİ VE TOPLUMSAL DURUMU VE KÜLTÜREL ESERLERİ
 
                                                                                                                        M.EMİN BUĞRA
 

 

Bu devirde Göktürklerin dini eski Türkler ve Hunları dini olan Toyyin ve Kaman dini idi. Göktürkler yukarıdaki Göğü ve alttaki karayı mukaddes büyük olarak tanırlardı ve onlar için kurban adarlardı. Yılda bir kere dini merasimleri vardı ve bir kez de göğü ibadet ederlerdi. Orhun abidelerindeki kitaplara göre tanrıyı Türk Tanrısı olarak yazmışlar ve bu abidelerde Kakin Omay adında bir tanrının adı yazılmıştır. Bu tanrıya çocuklarının terbiye ve korunmasına kefil diye itikat edilmiştir. Demek ki Göktürk devleti kuruluştan önce Türkistan ve Çin'de gelişmiş olan Buda ve Mani dinlerini Göktürkler kabul etmiş değillerdi.

Göktürklerdeki ölüm ve defin merasimleri zikretmemiz gerekmektedir. Bir kişi ölürde evden yere yatırırlardı ve tüm akrabaları birer koyun, at veya dana kurban ederlerdi. Daha sonra onlar ölülünün bulunduğu evin etrafında ağlaşırlardı. Bir müddet böyle devam ettikten sonra onların hepsi kalkarak atlarına binerlerdi ve o evin etrafında yedi kere atlarla dolaşırlardı ve her kapının önüne geldiğinde feryatla ağlaşırlardı ve yüzlerini bıçakla keserek yaradan akan kan ile gözyaşlarını karıştırırlardı. Ölüyü gömme birkaç gün sonra olurdu. Yani öz itikadına göre defin için mübarek günün beklemesi gerekiyordu. Bazı rivayetlerde baharda ölmüş olan ölüyü sonbaharda ve sonbaharda ölen ölüyü baharda defnettiği söyleniyor. Defin için mübarek sayılan günler geldiğinde onlar ölünün bindiği ve sevdiği atı yakıp külünü ve hayatında sevdiği özel eşyaları ve silahları ile beraber defnedilirdi. Definden sonra orda hazır olanlar ölünün mezarı etrafında 7 veya 9 kere dolaşırlardı. Kurbanlarını «eserler ve ölen kişi hayatında kaç düşman öldürmüş ise D sayıda taş veya başsız heykelleri kabir etrafına dikerlerdi. Bu taş ve heykelleri balbal adı verilirdi.

 

ORHUN ABİDELERİ

 

Göktürk devrinde batı (Moğolistan) Türkleri de -kendilerinin tarihi olayları taşlara. minareler ve taş duvarlara oyarak hatıra bırakmak çok yaygın idi. Bu abideler Göktürklerle ilgili bilgileri bize iletmekten başka o zamanlar rürk dilinin gayet ileri derecede gelişmiş ve sadeleşmiş olduklarını gösterir. Bu abidelerin şimdiye kadar keşfedilenlerin en önemli olanı Kuzey Moğolistan’daki Orhun Nehri boyundaki ve Kuşuçaydam gölünün bir Dirinden 1 km uzaklıktaki iki taş abideleridir. (Mengutaş / Sonsuz taş ) bu iki abidenin biri 731 yılında vefat eden meşhur Külteğin'în abidesi olup 732 yılında dikilmiştir, ikincisi 734 senesinde Bilge Kağan'a ait olup 735 senesinde dikilmiştir. Bu abidelerin üzerine ve dört bir yanına şu an Orhun alfabesi denilen eski Türk alfabesi le oyularak Türkçe kitaplar yazılmıştır. Bu kitapların bir çoğu Bilge Kağanın ağzından ve bir çoğu Kağanlık Hanedanlığından olan büyük Tekin'in ağzından yazıldığı

 

Malumdur. Bu kitaplarda Doğu Göktürk Devletinin Çinlilerce yıkıldıktan sonra esaret devrinde uğradığı zulümleri çektiği zorluklan ve o devirdeki bazı Türk Beyleri ve Nüfuz sahiplerinin Türk Milletine yaptığı ihanetleri ve daha sonra Ilteriş Kağan'ın bu devleti yeniden dirildiği ve Kutluk Göktürk Devletini gayet canlı ve etkili kelimelerle yazmıştır. Bu kitapların bir kısmı Çince'dir. Bu Çince kısmı o zamanlar Türk Kağanına harç vererek tabilik halinde yaşayan Çin İmparatoru Şuan Zung'un dilinden yazılan mersiye ve methiyelerden ibarettir. Bu abidelerin Kuzeyinde Ilteriş. Kapağan ve Bilge Kağan'ın veziri olan Toykuk Bey'in dilinden yazılan iki abide vardır. Bunlardan başka çok sayıda Göktürk ve Uygur abideleri (Mengü Taş / Sonsuz Taş) keşfedilmiştir. İşte zamanımızda çözüldü ve Türklerin gayet mühim ve parlak bir tarihi dünyaya açıkça tanıtıldı. Bu kitapların tarihi değerinden başka edebi kıymeti de çok büyüktür. Bu kitapların bazıları tahrip olsa da bir çoğu o zaman ki haliyle hala mevcuttur. Bu kitaplardan iki parçayı Türk asıllı olan Finlandiyalı Siyasetçiler kendi memleketine götürüp Finlandiya'nın başkenti olan Helsinki şehrinin milli müzesine koymuşlardır.

 

ŞARKİ TÜRKİSTANDA İKİNCİ TÜRKEŞ DEVLETİ

 

Yukanda bahsetmiş olduğumuz gibi Kutluk Göktürk Kağanın Kapağan Hakan 711'de Türkeş Devletinin Hanedanın yok ettikten sonra Türkeş kabilesi ve başka Türk Kabileleri ayrılarak her kabile kendi başına olup Kapağan hanın hakimiyetine tabi oldular. Bu arada Türgiş kabilesinden olan Solo Han öz kabilesine Han oldu bu kahraman ilk önce Kapağan Han'ın varolan hakimiyetine itaat etti. Daha sonra yavaş yavaş önceki Türgiş devletinde varolan 10 kabilenin hepsini birleştirerek kendi nüfuzunu arttırdı. Bu durum 716 senesinde Kapağan Han'ın vefatına denk geldi. Kapağan Han'ın vefatından sonra Solo Han bağımsızlığını kazandı ve Kağan unvanını aldı. Bu günlerde Kuça ve Altışehir hücum eden.

Çin askerlerini yerle bir ederek bu yurtları esaret altında kalma tehlikesinden kurtardı. Bilge Kağan ile Kültekin Solo Kağanı kendine tabi etmek için çok savaştı ama muvaffak olamadılar.

717 senesinde Solo Kağan Araplarla anlaşma yaptı ve Çin şeddine Tibetlilerle birlikte muharebe planladı. Böylece Solo Kağan Çin devletine korkunç bir düşman olarak göründü. Bu vaziyet yüzünden Çin devleti her durumdan istifade ederek Solo Kağan'ın dostluğunu kazanmak için çok uğraştı. Solo Kağan Çin'in bu dostluk kurma isteğinin samimi olmadığını mecbur kaldığından dolayı sinsi bir tuzak olabileceğinden çekinerek görünüşte bir dostluk kurdu. Bu dostluk perdesi altında Çinlilere her zaman zorluk çıkarmaktan hiç çekinmez idi.

  • 1247 defa okundu.