Türk Dünyasının ve özellikle Doğu Türkistan davasının yılmaz savunucularından, Şeyhülmuharrir değerli hocamız Ahmet Kabaklı 08-02-2001 tarihinde her fani gibi bizden ayrılarak hakkın rahmetine kavuşmuştur. Sayın hocamız Ahmet Kabaklı her gittiği toplantı ve yazılarında "Hz.Muhammed''in tıynetinde kurtarıcısını bekleyen bir dava" diye bahsettiği Doğu Türkistan davasına her zaman yardımcı olmuştur, bu dava Kabaklı hocanın yazılarıyla hayat bulmuş esir yaşayan Doğu Türkistanlıların hislerine, duygularına, ruhlarındaki fırtınalara tercüman olmuştur. Kendisine tüm esir Doğu Türkistanlılar adına sonsuz rahmetler diliyoruz.Türk   dünyasının   başı sağ olsun

Türk Edebiyatı Dergisi yazarlarından olan Ahmet Kabaklı 1924 Mayıs ayında Harputun (Elaziz) Gülbağlarında doğdu. Kabaklı soyadı Harputlu atalarının lakabından gelir. Ana tarafı ise, Pertekli "Bölükbaşlar denir. Kabaklı ilk, orta ve lise tahsilini Elaziz''de yaptıktan sonra 1944''te İstanbul Yüksek öğretmen Okulu parasız yatılı imtihanını kazandı ve Edebiyat Fakültesi Türkoloji bölümünü bitirdi. 1951-1956 arasında Diyarbekir (ve bir yıl Manisada askerlikten sonra) 1951-1956 arası Aydın liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1956 sonbaharında,bir yıllık eğitim stajı için, Milli Eğitim Bakanlığınca Paris''e gönderildi. Dönüşünde Aydın''dan İstanbul çapa Eğitim Enstitüsü edebiyat öğretmenliğine tayin edildi. 1958-1969 Mayısında İstanbul Yüksek öğretmen Okulun''da görevlendirildi. Aydın''da edebiyat öğretmeni iken Ankara Hukuk Fakültesine yazılan Kabaklı ,1959,da bu fakülteyi de bitirdi. Kendisi İstanbul Barosuna kayıtlı avukatlardandır.

Yazar, Aydınlı Elbir ailesinden. Matematik öğretmeni Meşkure Hanım ile evlidir. Kabaklı''nın ilk yazısı, 1947''de " Son Saat" gazetesinde çıkmış, Yunus Emre''ye dair bir makaledir. Bu tarihten sonra Hareket, Bizim Türkiye, Hisar dergilerinde şiirler, polemik yazıları ve edebi makaleleler yazmış bulunan Ahmet Kabaklı, 1956''da Tercüman Gazetesinin (kazanana yazdırmak vaadiyle açtığı) Fıkra yarışmasının Y.Kadri Karaosmanoğlu, Cihat Baban ve Kadircan Kaflı''nın teşkil ettikleri jürinin kararıyla kazandı. Bu gazeteye 1957-1961 yıllarında aralıklı olarak, 1961''den 1990''a kadar ise " Gün Işığında" başlıklı yazılarını her gün yazdı Ahmet Kabaklı, yine her gün köşe yazıları ile gazetecilik hayatına, 1990''dan bu yana Türkiye Gazetesinde devam etmektedir.

Kabaklı ,ayrıca 1972 yılından beri Türkiye Edebiyat Cemiyeti ve sonra Türk Edebiyatı Vakfı (TEDEV) adlarına Türk Edebiyatı Dergisi''ni çıkarmaktadır. Kasım 1993''te 241.sayısı yayımlanan Türk Edebiyatı Dergisi,Türkiye''nin en uzun ömürlü sanat ve edebiyat dergilerinden biri olmuştur.
Ahmet Kabaklının eserleri
1. Charles Dickens''in yazdığı "Pik Vik''in Maceraları" adlı eseri 1962''de çevirdi.
2. Kültür Emperyalizmi, 1970
3. Müslüman Türkiye, 1970
4. Mabet ve Millet, 1970
5. Mehmet Akif,1970
6. Yunus Emre,1971
7. Ahmet Rasim''in "Şehir Mektuplarını sadeleştirerek  yayınlandı,1971   (M.E.B.)
8. Mevlana,1975
9. Ejderha Taşı, 1975 (1992''de Azize Caferzade tarafından Azericeye çevrildi)
10. Bizim Alkibiades, 1977
11. Ecurufya,1981
12. Giritli Aziz Efendi''nin "Muhayyelat"ını bugünkü Türkçeye sadeleştirdi,1983
13. Sohbetler(1.ve 2.cilt),1987
14. Temellerin Duruşması, 1987
15. Güneydoğu Yakından, 1990
16. Şiir incelemeleri, 1992
17. Doğudan doğuş, 1993
18.Türk Edebiyatının ilk tertibi (3cilt) 1966-1967 de çıktı.

Türk Edebiyatı''nın ikinci tertibi(eser 6 cilde çıkarılmıştır); 1.cildi 1989''da2.cildi-1990''da,3.cildi 1990''da4.cildi 1991''de,5.cildi 1993''te çıkarılmıştır . 6.cildin 1994''te yayımlanması planlanmaktadır. Rahmetli hocamız Ahmet Kabaklı 17 yıl önce yazmış olduğu bir makalesinde acaba bugünkü Türk devletinin Doğu Türkistan siyasetini mi? Anlatıyordu

ESKİ DOST,  ESKİ DÜŞMAN
Cumhurbaşkanımız Kenan Evren''in geçen yıl yaptığı ziyareti "iade "maksadıyla Yurdumuza gelen Çin devlet başkanı Li Şien Nen,bizi, millet olarak tanıdığımız  "ilk komşu üzerinde düşündürdü
Hakikaten Çin''le tanışıklığımız tarih olarak ne kadar hem eski, hemde yenidir. Coğrafya olarak da yine kutup kadar uzak, fakat "sınır komşumuz" denilecek kadar da yakındır.

Türk dünyasının önemli bir ucu hala Çin seddine bakmaktadır. Yine ırkımızın güzel bir kolu olan "Uygur Türkleri" Milat''tan önce olduğu gibi, şimdi de, Çinlilerle, Tarihi ve aktüel münasebetler içindedir.
Göçebe ve yerleşik Türklüğün ilk tanıştığı yerleşik eski milletin Çin olması, bu iki milletin birbirlerini çok iyi tanıdıkları ve tanımaları gerektiği gerçeğini ortaya koyuyor.

Bu durumda tabii olarak, En eski dostumuz ve aynı zamanda en eski düşmanımız Çinliler oluyor. Uzakdoğu''nun destanlaşan tarihi, Türklerle Çinlilerin bitiresiye savaşlar yaptıklarını... Çinlilerin bazı Türk kavimlerini hile ve şiddetle yok ettiklerini. Türklerin de zaman, zaman, Kıt''a Çin''ini işgal ve zapt ederek onlarla karıştıklarını gösteriyor. Öyle ki Eberhard''ın tetkikleri, Çinli sanılan birçok büyük düşünce ve sanat ve siyaset adamının Türk olduğunu vurguluyor. Yine bir çok Çin adeti de,Türk ve Moğol törelerinden adapte edilmiş hissini veriyor.

Bilindiği gibi, yerleşik Çinliler, eski çağın "yedi Harika"sından biri sayılan "Sedd-i Çin''i''Türk komşularından korunmak için yapmışlardır. Tıpkı Çin Şeddi gibi, Bilge Kağanın, Türk kavmine öğütleri de, milletimizin Çinlilere karşı manevi savunma siperleridir. "Çin kavmi hilekar ve kurnaz olduğu için ülkeli ve kağanlı Türk milletinin vatanı çökmeye başlamış… Türklerin asil erkek evlatları Çinlilere kul temiz kız evlatları cariye olmuş. Türk kavmini öldüreyim. Soyunu kurutayım" demiş. Vardığın yerde eline geçen şu oldu: Kanın su gibi aktı, kemiğin dağ gibi yığıldı" Türk milletine, bilhassa anavatan(Ötüken) kopmamalarını, "Çinlilerin tatlı sözleri ile ipekli hediyelerine kapılmamayı" öğütleyen bu Kül-Tigin kitabesi, 731''de yani 1250 sene önce o taşa kazılmıştır.

Bugün, dünya küçülmüş ve çok değişmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin sınırları dışındaki Türklük dağınık, devletsiz ve yer, yer esir gibidir. Nüfusu bir milyara ulaşan Çin ve 250 milyonluk Sovyet Rusya, başlıca Türk kavimlerinin istiklal, hürriyet ve vatanlarına el koymuşlardır. Biz 8. yüzyıldaki atalarımız kadar olsun, Çin milletini (Rusları da) tanımak, ondan sonra dostluk veya düşmanlığımızı ilan etmek zorundayız. Tarih boyunca atalarımızın tecrübe ve öğütlerinden yararlanmadıkça, Çin denilen bu kıt''a, bu bir mahşer olan nüfus; bu, en eski dost ve düşman hakkında, sağlam fikirlere ulaşamayız, gerekli olanı yapamayız.
Sayın Çin Cumhurbaşkanı ile görüşmek ve söylemek isterdim; Bize dost diyerek geldiniz, dostluğunuz baş üstüne. Fakat hala devletinizin yumruğu altında, tecrit edilmiş ve esir halde yaşayan (Xinkiang-Şincan) dediğiniz 20-30 milyonluk Türk ülkesini unutmadan konuşalım dostluğumuz, o şartla olsun ki, Siz, o medeni ülkenin Uygur Türklüğüne, hiç olmazsa şimdilik "muhtariyet veriniz. Onların zengin vatanından, sömürgeci elinizi çekiniz. Onların vatanına, milyonlarca Çinli göndererek, Türklerin bu en eski vatanını, "Çinlileştirmek " hırsından vazgeçiniz. Muhtariyetin icabı olarak, Doğu Türkistan Türklüğüne insanca düşünme, basın, seyahat ve "millileşme" haklarını iade ediniz.

Sayın Li Şien Nen, bugün Sovyet emperyalizmine karşı siz ve biz menfaat ve savunma birliği içinde olabiliriz. Bundan dolayı birbirimize muhtacız. Fakat dostluk samimiyet ister. Dostluk sadece menfaat birliği ile sağlanmaz. Bunun için Türklerle ve Çinliler gibi en eski millet birbirlerine candan bağlanmalıdırlar. Candan bağlanmak için sizin, Türk ülkelerini sömürme, Doğu Türkistan’ı "asimile etme" tutumundan vazgeçmeniz gerekiyor. Bunun delili ise, Doğu Türkistan''ı milli kültüründe; dilini, tarihini öğrenmekte, iç işlerini idarede, komşuları ile ve diğer Türk kavimleri ile samimi münasebetler kurmakta serbest bırakmaktır. Çin, büyük bir ekonomik pazardır biliyorum, tarım ürünlerimizi ve bazı sanayi mamullerimizi size satmak karlı bir iş olabilir. Bizimde sizden alacağımız çok zarif, çok sanatkarane eşyalar bulunabilir.

Fakat sayın Li Şien Nen, Türk milletinin hiçbir ferdi ve milli şuura bağlı Türkiye Cumhuriyeti ile hükümetleri, sizin kalabalık nüfusunuza satacağı şu kadar ton fındık için Doğu Türkistan''ın 2-3 bin yıldan beri arı ve asil kalan, öz be öz Türk halkını satmaya razı olamaz. Doğu Türkistan''ı demir perde arkasından çıkarak dünyaya açınız. Gittikçe güçlenen İslam ve Türk dünyası karşısında, bu samimiyeti göstermek mecbur kalmadan, bu fazileti gönüllü olarak gösteriniz. Sizin en candan dostunuz olmayı o takdirde biz de cana minnet biliriz…



  • 918 defa okundu.