Ey fakir Uygur! Uyan uykun yeter. Sende mal yok, şimdi gitse can gider.

Bu ölümden kendini kurtaramazsın. Ah..! senin halin hater, halin hater

 

Kalk, dedim başını kaldır... Uykunu aç! Rakibin başını kes, kanını saç!

Göz açıp etrafına iyice bakmazsan. Ölürsün armanda bir gün, yok ilaç!

 

                                                                                              SULTAN MAHMUT KAŞGARLI

                                                                                                             Prof.Dr

ABDÜLHALİK UYGUR

 

Bu mısralar Abdülhalik Uygur'un 1921 yılında eski Uygur Medeniyet merkezlerinden biri olan Turfan şehrinde yazdığı "Uyan" şiirinden birkaç beyittir. Bu şiir mısraları, istikbali ve tarihin takdiri karşısında kaygılanan vatanperver bir şairin yürekli sesini ifadelendirmektedir.

Uygur Türkleri, tarihin çeşitli devirlerinde aziz vatanın altın beşiğinde çağın şuurunu öz benliğinde hisseden devlet adamları; milletini, vatanını hakkıyla seven kahraman mücahitler; ünlü şair ve yazarlar yetiştirmiştir. Böyle münevverlerden biride Abdulhalik Uygur'dur. Kahraman, İnkılâpçı ve İktidarlı şairimiz. 1896 yılında Doğu Türkistan'ın Turfan şehrinde ikamet eden kültürlü bir tüccar ailesi içinde dünyaya geldi. Şair AbdulHalik mezun olduktan sonra babası tarafından Kara şehirde ki Moğol Okuluna verildi. Bu okulda Moğolcayı mükemmel bir şekilde öğrendi.

Şairin babası ilim ve irfan kıymetini bilen ağah(uyanık) bir insan idi. Ticaret işleriyle uğraşıyordu. Ticari münasebetlerini sadece Doğu Türkistan'ın vilayet ve şehirlerinde sürdürmekte kalmıyor Batı Türkistan ve Doğu Avrupa'nın şehirlerine kadar uzanıyordu. Abdurrahman Bey bir defa zeki oğlu Abdulhalik'i beraberinde götürmüştü. Şair bu seyahatlerinden birinde Batı Türkistan'ın Şemey şehrinde bir yıldan fazla kalıp Rus dilini öğrenmiştir. Abdülhalik babasının geniş maddi imkânları sayesinde Arapçayı, Farsçayı, Çinceyi, Rusça ve Moğolcayı iyice ilerletmiş; bunun yanında asrın modem ilimlerini takip edebilecek bilgiye sahip olmuştu.

Babası ile beraber Çin'i ve yabancı ülkeleri bir çok kere dolaşması şaire içtimai gelişmelerin çeşitli seviyelere ve çeşitli siyasi rejimler altında yaşayan milletler ile yakından tanışma imkânı verdi. Bu seyahatler neticesinde Doğu Türkistan halkının aynı asırdaki siyasi yerini ve içtima durumunu bütün ayrıntılarıyla tahlil etti. Öz vatanın siyasi, iktisadi ve medeni durumunu gezip gördüğü gelişmeye başlamış yabancı milletlerin durumu ile kıyaslayarak derin üzüntü duydu. Şair, Çin istibdadının zulmü yerli harap olan vatanına ve cehalet içinde yüzen ve geri kalmış milletlerin haline acıdı. Bu durum şairde kurtuluş ve demokrasi gayelerinin doğuşuna sebep oldu. Bu gayeler onu vatanını istiklali ve milletin hürriyeti için mücadele yoluna sürükledi. Şairin şiir anlayışı bu gayeler etrafında vücut oldu. Artık bundan sonra aziz vatanın ve milletinin devrin ilerlemelerinin çok gerisinde kaldığını bu durumu değiştirmek için mücadele yapmak gerektiğini konu alan şiirler yazdı

.

"Gazap ve Zar" şiirinde:

 

Uyanıp gitti cihan, mağrip ile meşrik tamam

Ben hala süt uykusunda rüya görüp yatmaktayım

 

Bakalar göte  uçup,   suda yüzüp gitti uzak

Ben misal yalın ayak basıp diken koşmaktayım.

 

Ilim-fenden  yok  habir  bastı  gaflet,   tehlike

 Halimiz kuldan kötü, nasıl tahammül edecem.

 

Zulmün okyanusunda bulamadım bir tek ada

 Dağ gibi içinde Hakka ben "Ah!..." diyecem

 

Devir azap dolu,  Uygur bunu sen iyice uk!

Canın avucuna alıp, çık, bundan başka çare yok

 

Şehir adaletsizlik ve zulüm membaının zalim Çin makamları ve yerli işbirlikçileri olduğunu "Yecüci- Mecüci" başlıklı şiirinde hakkaniyetle söyledi.

 

Yurdumuz Türkistan

 Uygur idi ahali

 Bulunmadığı gafletten

 Uyanmanın amali

 

Hiç duymadık bu işi

Geçirdik hem yaz hem kışı

General olup Yang-zıng-şıng

Başlattı el kırışı

 

Var idi Kadı Molla

Üsünde ton ve sella

Emrini tutmak vacip

Deyip çıkardı fetva

 

Yang'ın hayali başka

Usta idi talaşka

Usta idi el ara

Türlü kavga başlaşga

 

Yang'a bu hoş geldi

Geldiğinde zep geldi

Kurt, kuzu bulmuş gibi

Bütün bütün yep geldi

 

Şairin, şiir yazma faaliyetleri ile meşgul olduğu yıllar, 20. yüzyılın 10. ila 30. yılları arası olup, bu devrede militarist Yan-zıng-şıng Doğu Türkistan'da, Çin genel valisi idi. Yan-zıng-şıng hükümeti görünüşte merkeze bağlı, gerçekte kendi müstakil siyasetine dayalı bir siyaset takip ediyordu. Mançu imparatorluğu, Doğu Türkistan'ı tahakkümü altına aldığı devrelerde, İmparatorluğun milli siyasetine olan yerli halkı köleleştirme politikasını Yang-zıng-şıng hükümeti de devam ettirdi.

Militarist Yang, vahşi, kara yürekli ve en mühimi kurnaz bir siyasetçi idi; Doğu Türkistan'daki Türk boyları ve diğer etnik gruplar arasında zıddiyet ve kargaşa yaratarak hatta insanları tek tek insanları birbirine düşürerek kalabalık bir nüfusu kolayca kontrol etme siyaseti güddü. Böylece milletler ile milletler, boylar ile boylar, kabileler ile kabileler, şehir ile şehirler, yurtlar ile yurtlar ve köyler ile köyler arasında maksatlı olarak çıkarılan kavgalar bu bölgelerde yaşayan insanların bütün dikkatlerinin kendi aralarında anlaşmazlıklara, öç almalara sebep oldu. Hal böyle olunca da Yang-zıng-şıng, çok az bir askeri kuvvetle bölgenin tamamını uzun yıllar zahmetsizce idare etti. Milli zulüm siyasetini açıkça devam ettirip Doğu Türkistan Türklerinin siyasi, askeri ve kültür sahasında işlerine katılmalarını yasakladı... Müstemlekecilik siyasetine karşı olanları acımasızca cezalandırdı. İktisaden halkı soyup soğana çevirdi.

Militarist Yang-zıng-şıng, bütün bunları yaparken Doğu Türkistan halkını ayrı devirlerdeki siyasi ve medeni gelişmelerden çok uzak kalmasından istifade etmişti. Aslında bölgedeki Türk nüfusunu orta çağ cehaleti için de bırakmak, gaflet uykusundan tutmak, uyanış ve silkiniş ihtimallerinin önüne geçmek Yang-zıng-şıng hükümetinin siyasi politikasını esası idi.

Şair Abdülhalik Uygur'un yaşadığı devir ve içtimai şartlar aşağı yukarı böyleydi. Gördükleri, duydukları: şairin hassas yüreğinde derin izler bırakmıştı. Artık, onun için sanat, milli bir vazifeyi yerine getirirken kullandığı mukaddes bir vasıtaydı. Benzeri olmayan Çin zulmü altında vatanı ve milleti, şiirinde bütün gerçekliği ile yer aldı. Şiirlerinde, mizacından akseden coşkun heyecanı ile halkı uyandırmaya, hürriyet ve gelişme için mücadele etmeye çağırdı.

 

1920        yılında Turfanda yazdığı "istemez" başlıklı şiirinde:

 

"Ey nigar!.. hicrinde gönlün başkasını istemez

 Ben hitab etsem vatana dinlemeyi istemez

 

Esirlerin evladından kullakta kimse kalmadı

Uygur evladı bunu hiç, hissetmeyi istemez

 

Başkaları gök denizde uçtu yüzdü, eyleyip

Bize gelse bir eşek binmeyi bilmek istemez

 

Milletim düştü azaba dayanır mı gönül nasıl?

Ah çekip ağlar heman, davranmayı istemez Demişti.

 

1921        Yılında Yazdığı "Uyan" isimli şiirinde:

 

Sanki bir cansız gibidir bu tenin

Bu sebepten yoktur ölümden gamım

Çağırsam, kımıldamadan yatıyorsun

Uyanmadan ölür müsün,   şu peting

 

Acıyor gönlüm sana ey Uygurum

Yoldaşım hem,  kardaşım  bir tutkunum

Acıyarak haline uyandırsam ben seni

Duymuyorsun,   sendeki bu ne durum

 

Gözünü açıp her yana bak

Öz ikbalin hakkında, düşün uzak

Gitse elden bu ganimet fırsatı

Gelecekte işlerin olur Çatak

 

Diye aziz milletini uyandırmaya çağırdı.

1930 yılında, "Körüngen tag uzak emes" başlığı ile kaleme aldığı şiirinde kendi kendisine seslenerek:

 

"Can ölüm elinde kaldı, gözlerinden yandı ot.

Ölmesem gazi, eğer ölsem şehitlerden hisab.

 

Abdülhalik oku meydan "ya ölüm veya kalım" ikisinden birini seçmek her cana olsun, şu hitap" deyip şahsında bütün milleti, zulüme karşı mücadeleye çağırdı. 1921'de yazdığı "Zulme Karşı" şiirinde:

-

Uygur açıp gözünü

Tanıtıp koy özünü

Ne zaman olsa ölüm

Cesur söyle sözünü"

 

Mısrasıyla çağrısını daha kuvvetli haykırışlarla tekrarladı.

Anne ve babası, aslında şiiri ticarette muvaffakiyet kazansın diye modern mekteplerde okutmuşlardı. Şair de bu imkânlardan fazlasıyla istifade etmiş, kültürlü ve uyanık bir genç olarak yetişmişti. Zamanı gelince de vatanını ve halkını zulümden kurtarmak için ticareti bir tarafa bırakıp, milli mücadele işi için harekete geçti. Artık devamlı okuyor ve yazıyordu....

Şairin dini mektepte beraber tahsil gördüğü, çocukluk arkadaşı Emin Hacı Molla şöyle bir hadiseyi zikretmişti:

Bir gün Abdülhalik Uygur, çalışma odasından avluya çıktığında, annesi Niyazhan oturduğu sedirden şöyle seslenmişti: "istirahat etmek için çıktın oğlum?... Bütün gün odada oturuyorsun, sıkılmıyor musun? Odada kapanıp kalacağına ticari işlerle meşgul olsan daha iyi olmaz mı? Bizde para dersen para var, mal dersen mal var. Pazarda büyük dükkân açalım, evde oturacağına dükkânda otur" demiş. Şair, annesinin sözünü dinledikten sonra tebessüm ederek, içeri girmiş ve içerden aldığı vazoyu gösterip, " Ana, bu vazoyu at arabasının tekeri için kullanılan yağ konsa olur mu?" deyince annesi biraz şaşkın biraz hayran; "Hay Allah!... Bununla neyi anlatmak istiyorsun oğlum, bu vazo ise içine nasıl tekerlek yağı konulur"

demiş. Şair de annesine " Sana dükkân açalım, ticaret yap!" demeniz buna benzer bir iştir, diyerek izahatta bulunmuş. Annesi bu sözleri dinledikten sonra kanaat getirip "Tövbe ettim oğul, sizin yapmakta olduğunuz iş, dükkan işinden daha yararlı ve mühim ise onu yapın" demiş.

20. yüzyılın sonralarında Doğu Türkistan'da hâkimiyet militarist Yang-zıng-şıng elinden yine militarist olan Cıng-şo-rın'a geçti. Çing-şo-nn, Yang-zıng-şıng hakimiyeti siyasi darbe yoluyla eline geçmişti. Çing hâkimiyetinin başlamasıyla, halk üzerindeki zulüm hadden aştı. Adaletsiz, şovenizm milli siyaseti, halkın tepkisine sebep oldu. Doğu Türkistan'ın Kumul vilayetinde Cing-şo-rın, hâkimiyetine karşı halk ayaklanması patlak verdi. Bu inkılâbın birinci perdesi, bu Çinli subayın, çiftçilikle geçinen Uygur ailesinin kızı ile zorla evlenmek istemesinden sonra açıldı. Kumul ayaklanması neticesinde vilayetin kontrolü, Hocam Niyazi Hacı başkanlığındaki Türklerin eline geçti. Ayaklanmayı bastırmak için, Cing-şo-rın hükümeti, Akruslardan kurulmuş olan paralı orduda dâhil olmak üzere modern silahlarla donatılmış çok sayıda asker göndermişti. Buna rağmen bu ordu. Kumul inkılâpçıları tarafından mağlup edildi. Kumul inkılâbının etkisiyle Turfan vilayetinde de halk ayaklanmaya başladı. Kısa zaman içinde şehirden köylere doğru kademe kademe yayılıyordu. Böyle bir fırsatı değerlendirmenin ehemmiyetini anlayan Abdülhalik Uygur, var gücüyle inkılabı örgütleme faaliyetine geçti. 1931 yılının sonlarında, Muhammed Ali Hacı, Abdurrahman Kari , Tömür Cisa Hacı gibi cesaretli ve bilgili insanlardan oluşan 17 kişilik inkılap heyeti teşekkül ettirdi. Bu heyet önderliğinde Turfan halkını silahlı ayaklanmaya hazırladı. Bir taraftan da kahramanlık şiirleri yazarak halkı ayaklanmaya çağırdı.

 

"GÖNÜL İSTEĞİ" şiirinden bu açıkça ortaya çıkmaktadır.

 

Kıvranıp ağladı ey-yurt zalimin çok zulmünden

Kahraman,  cesur yiğitler kurtarır imkan ile

 

Gece gündüz uyku yok vicdan azabı sayısız

Arzumuz halkı uyandırmak tanda bir çukan ile

Hem siyaset korkusu gönlümü yormaz hiç benim

Her zaman adem yenilmez kılsa cenk kavan ile

 

Her sıkıntı çektiğimde kalemdir sazım benim

Söyleyin siz, iş bu hayat eşit değil mi han ile

 

Abdülhalik, doğru yoldan dönme başın gitse de

Milletini kıl gamdan halas, boyayıp kılıcı kan ile

 

"GÖNÜL İSTEĞİ" şiirinden,

Abdülhalik, gecesi gündüzüne katarak çalışıyor, en tehlikeli vazifelere dahi cesaret ile göğüslüyordu. işte tam bu sıralarda, Cing-şo-nn'ın Kumul inkılabını bastırmak için gönderdiği ordu savaşta mağlup olup, Doğu Türkistan'ın başkentine çekilirken Turfan'da konaklamıştı. Ordu Turfana girerken Yalkuntag'da yerli halkın silahlı hücumu ile karşı karşıya kalmış, bir hayli zayiat vermişti. Turfan'ın içinde de rahat bırakılmadılar. Cing-şo-rın'ın ordusu şehirde, ancak iki hafta kalabildi.

Fakat bu süre içinde olanlar olmuş, Ruzi Molla adındaki hain, 17 kişilik inkılâp azasının listesini işgal ordusu komutanı Şin-si-sey'e ihbar etmişti. Bu vakıadan haber olan Şair Abdülhalik'in dostları, akrabaları onu başka yere götürmek üzere zorla ata bindirmek istediler. Bütün ısrarlara rağmen "ne olursa olsun kalacağım" diyerek kaçmayı reddetti. Abdülhalik başkanlığındaki heyet haber alınmasından kısa süre sonra tutuklandı. Şing-si-sey tutukladığı merkez komuta azalarından 17'ini de Turfan- Yenişehir meydanında direklere bağlayıp, kafalarını kılıç ile keserek öldürdü.

Halen hayatta olan ve bu katliamı gören, şahısların ifadelerine göre, öldürülmeden önce Şair Abdülhalik Uygur'un halinde kafiyen korku ve vehim alametleri görülmemiş. Aksine bütün vakarı ile, yoluna baş koyduğu davayı Uygurca ve Çince tekrarlamış. Şin-si-sey'in askeri katliamdan sonra direğe bağlı bulunan cesetlerden birinin göğsünü yarıp yüreğini çıkarmış....

Bu hadise 1932 yılının Mart ayında meydana gelmiştir. Şair "Görünen Tag Irak Değil" şiirinde yazdığı gibi şehitler kafilesine karışmıştır:

 

Can ölüm havfında kaldı, gözlerinden yandı ot

Ölmesem gazi, eğer ölsem şehitlerden hisab

 

Akı   ak,   karası   kara   asla   ak  olmaz   kara

Altın ayrılsın bakırdan güçlü yanıp ota çidap

 

Abdülhalik Uygur, kuvvetli ateşler karşısında iradesine hâkim, vatanına, milletine sadık gibi bir yiğit idi. O, öz vatanın ve halkının gördüğü zulüm ve azaba karşı "ya ölüm, ya kalım" diye meydana çıkmış, aslan yürekli bir er idi.

Bu yolda şehit oldu. Silahlı ayaklanmayı başlatarak esaretten kurtuluş yolunu açtı. Fakat neticelerini görmeden gonca gülü hazan olup yüce bir istek ile bu âlemden göçtü.

Albdülhalik başkanlığındaki inkılap azalarının katledilmesinden hemen sonra Kumul inkılapçılarının milli ordusu Turfana yetişti. Turfan halkı hain Ruzi Molla ile beraberin de diğerlerinin de cezalandırmalarını istedi. Milli ordu iki hain hakkında karar çıkararak tutuklattırdı. Sonra da halkın da karar çıkararak tutuklattırdı. Sonrada halkın gözü önünde kurşunlayarak cezalarını verdi.

Şair Abdülhalik, milletinin çilesini, ızdırabını kalemiyle dile getirmiş; halkı uyandırmak yolunda şahsiyeti ile olduğu kadar şiirleriyle de tesirli olmuştur. Bu şiirler halk içinde ağızdan ağıza dolaşarak büyük şöhret kazanmıştır.

Şiirleri, güçlü duyuş ve düşünceleriyle, derin ve manalı olmasıyla hepsinden önemlisi bedii (estetik) güzellik taşımasıyla diğer şairlerinkinden farklıdır.

Sanat ve şiir cihetiyle halk içinde neticelerini nazar-ı dikkate aldığımızda, şair, yeni Uygur edebiyatının temelini atanlardan biridir.

Abdülhalik Uygur'un hayatının son yıllarında Rus yazarı L.Tolstoy'un Anna Karanina adındaki romanını Rus dilinden Uygurca'ya tercüme ettiği, Turfanda modem neşriyatçılık işlerini yoluna koymak için gayret ettiği bilinmektedir.

Korkmaz inkılapçı, halk kahramanı, kudretli halk şairi Abdülhalik Uygur, vatanının ve milletinin münevver bir evladı sıfatıyla tarih sayfalarında yer almaya münasip bir şahsiyettir. Onun cesareti, kahramanlığı Doğu Türkistan halkının zulme karşı, istiklal ve hürriyet için yürüttüğü mücadele tarihin altın sayfalarına yazılarak ebedileşecektir.

Doğu Türkistan halkı bu vatanperver ve öz evladını ebediyen unutmayacaktır.

 

Not : Doğu Türkistan'ı idare eden Çin genel valilerinden Yang-zıng-şıng 1911-1928 yıllan, Çing-şo-rın 1928-1933 yılları, Şıng-şı-sey 1933-1944 yılları arasında hükümdarlığını sürdürmüştür.

  • 2191 defa okundu.