Kazım Gültepe
Araştırmacı - Yazar

Türk Dünyasının Kahraman ve Ulu Anası Dilşad Hatun'un Aziz Hatırasına

Türk kadınının, gerek İslam'dan önce gerekse İslam'dan sonra, erkeğinin yanı sıra cemiyetteki yeri daima onurlu olmuştur. Haysiyetli olmuştur. İslam'dan önce yiğit, mert ve savaşçı Türk erkeğinin yanında namus ve iffet timsali, Türk kadını da toplumun yüz akı idi. Gayet saygı değer bir yeri vardı. Hakan ve bey zevcesi olan kadınların protokolde yerleri, kurultayda toplantılarda itibar edilen söz hakları vardı. İslâm dini ise özellikle ilk geldiği çevre ele alındığında bariz olarak görülebilecek bir inkılâp yapıyordu.
Hor görülen diri, diri toprağa gömülen kadının ana olduğunu hatırlatarak, cennetin onun ayakları altında olduğunu söylüyor, sorumluluk ve ödevlerde şeref ve saadetleri kadınla erkeğe birlikte yüklüyor, birlikte dağıtıyordu. Hz. Peygambere ilk iman eden Hz. Hatice validemizdi ve Peygamberimizin soyu kız evladından yürümüştür. İslâm dini ile birlikte, daha önce ekseriyette göçebe olan Türk milleti yerleşik medeniyete ve şehir hayatına geçmiştir.
Devrinin şartları içinde şehir hayatının bir icabı olarak kadınlar, daha kapalı ve ev içinde aktif ve sorumluluk yüklenici bir hayat tarzına geçmişlerdir. Köylerde kırlık yerlerde kadın daha aktif ve sorumlulukları, meşguliyetleri evin çok kere dışına taşacak şekilde geniş olmuştur. Lady Montauge, ise "Türk kadınlarının en büyük süsü Türk oluşlarıdır" diyor. Yine ünlü seyyah, Marko Polo ise "Türk kadını dünyanın en temiz kadınıdır" der. Wambery ise "Eski Türkçe’de fahişe ve piç kelimeleri yoktu. Bu kelimeler Farsça'dan Türkçe'ye geçmiştir" diyor. Üvey anne ile evlenmek sebep ve amaç ne olursa olsun, eski Türklerde değil Moğollar'da ve İslam öncesi Araplarda vardı. 

Türklerde Milli ahlak üstündü. İslâm öncesi Türk toplumu milliyetçi bir toplumdu. Orhun kitabeleri bunun en canlı delilidir. Bütün bunların sonucudur ki dünyada sadece Türk milletine nasip olan Kozanlı Kara Fatma, Erzurumlu Kara Fatma, Kastamonu'da Nene Hatun ve daha nice kadın kahramanlarımız vardır. Bazı çevrelerce "Kadın Hakları" diye, Ecdadımız ve Yüce dinimiz, bazen bilinçsizlikten, bazen kasıtlı, bazen de kelime hatalarıyla daha çok televizyon ekranlarında rencide edilmektedir. Daha ondokuzuncu yüzyılda dahi Avrupa’da kadınların hemen hiçbir hakka bilhassa onursal hakka sahip olmadıkları bilinmeyen bir olay mıdır? Kına renginde saçı olan kadınları, cadı diye ağaçlara bağlayarak, hem de papaz huzurunda diri, diri yakarak öldürdükleri bilinmiyor mu ki?

Günümüz Batı Dünyasında aile kurumu hızla çökmektedir. Bu nedenle önceden doğum yapan kadına sadece üç ay izin verilirken "çalışan kadınlar" şimdi bu süre üç yıla çıkarılmıştır. Yani çocuk ana okuluna başladığı güne kadar. Bu süre zarfında ise çalışırken aldığı ücretin yarısını devlet ödemek zorundadır. Artı aile çocuk yaptığında çocuk odası, eşyası ve ihtiyaç duyulup da alınması gereken eşyalar için kiliseler birliğinden çalışan bir insanın üç aylığı kadar para hibe olarak ödenmektedir. Yani aile kurumuna ve nüfus artışına teşvik edilmektedir.

Gayri meşru doğan çocukların oranı Almanya'da %15.4, Hollanda'da %13.1, Avusturya'da %26.8, İngiltere'de %32, Fransa'da %34.9, Norveç'te %45.9, Danimarka'da %46.8, İsveç'te %50'dir.
Duyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’mizde de medya ve bazı çıkar çevreleri, kadın hakları, kadın erkek eşitliği maskesi altında kadınları sömürmektedir. Milyonlarca kadına kadınlığı unutturulmuş, ve onları birer kazanç makinası haline getirmişlerdir. Günümüzde ülkemizde yaygın hale gelen müstehcen yayınlar ve erotik moda, bilerek veya bilmeyerek yukarıdaki belirtilen amaca hizmet etmiyor mu? Külotu görünürcesine ekranlarda poz veren sözde sanatçı bozuntularına hayasız, değil de cesur tabirim yakıştıran medya, Türk insanının utanma duygusunun silinerek iffetin ve dolayısıyla Türk aile yapısının yıkılması hedef alınmaktadır. Açık saçıklık şayet kültür olsaydı, dünyanın en kültürlü toplumunun Afrika olması icap ederdi. Evinden kaçıpta kötü yola düşmüş çocuklara (Ana-Baba) baskısı yüzünden yakıştırmasını yapıştıran medyaya sormak gerekir. Hiçbir anne baba çocuğunun kötü olmasını ister mi acaba? Sanki Türk erkeği, kadın eve hapsedilsin, kadının özgürlüğü engellensin diyormuşçasına. Kadın eve hapsedilmemeli, özgürlüğü engellenmemeli deniyor.

Mesela Almanya'da yaşayan Türklerin (Büyük çoğunluğunun) çocukları Alman arkadaşlarıyla aynı okula gidiyor, kimse bir şey demiyor. Akşam olunca Alman gençleri içkili dans kulüplerine gidiyor. Türk kızları örf ve adetleri icabı evde ailesiyle birlikte akşamı geçiriyor, şimdi bu hapsetmek mi oluyor? Bu misalleri yüzlerce çoğaltabiliriz. Yine bir TV programında bir hanım Türk köylü kadınları için "ücretsiz ev işçisi" tabirini kullanmıştı. Acaba bu köylü kadının kocası ücretli mi? Çiftçilikle uğraşan köylümüzün ilkbaharda ekeceği buğdayı bile borçla aldığını Türkiye'de yaşayıp da bilmeyen aydın olur mu?

Tek kelime ile Türk kadını erkeği tarafından daima baş tacı edilmiştir. Hemen bir şekilde onurlandırılmıştır. Ana gibi yâr, vatan gibi diyar olmaz. Ana başta taç imiş, her derde ilaç imiş' neviinden darbımeseller bunu doğrulamıyor mu? Bizim sayısız türkülerimiz bile kadınlarımızı övmez mi TBMM'sinde kadın parlementerlerimizin az oluşunu bazen, Türkiye için bir ayıp olarak ifade edenler oluyor. Türkiye için ayıp, kadınlarımız isterde önlerine engel çıkarsa ayıp olur. Türkiye'mizde böyle bir durum var mıdır? Bir ara başbakanımız ve içişleri bakanımız kadın idi. Kim çıkıp da isyan etti ki? Oysaki bütün dünya meclislerinde kadın azdır. Şayet bu tip propaganda yapan çevreler samimi iseler, her alanda gerçekten kadın, erkek eşitliğini istiyor olsalar. Belediye temizlik işlerinde de, inşaat sektöründe de özel timde karayolu taşımacılığı alanında da kadınlarımız hemen hiç yoktur, bu alanları niçin görmüyorlar. Yoksa ucuz ve cazibeli yoldan isim yapmak mı çabasındalar.

Kadınlarımızın ihtiyaç duyduğu, arzu ettiği bütün haklar elbette verilmeli. Kimse bunun aksini düşünemez. Ancak bunu yaparken milliyetimiz, dinimiz, milli kültürümüz bunlara engelmiş gibi çok yanlış bir imaj yaratılmamalıdır. (8 Mart 1998 dünya kadınlar günü vesilesiyle yapılan kutlamalarda bilindiği gibi Kızıl ve PKK bayrakları açıldı. Polise saldırıldı birçok dükkan tahrip edildi. Bu tip fırsatçı ve bozgunculara da fırsat verilmemesi gerekir.)

Burada üzücü olan, daha çok ülkemizin ekonomik zayıflığı yüzünden baş gösteren sorunları, milletimize zorbalık diye mal etmeye kalkışmak. Köylü bir baba kızım ilkokuldan öteye okutmuyorsa bu onun zorbalığından değil, şehirde evi yoktur, masrafları karşılayacak ekonomik gücü yoktur. Üniversite hakkında bilinçlenmemiştir. Bir yakınının yanına bırakırsa kızı lekeleyebilecek menfur olaylar olursa korkusu vardır. Burada yine de çocuğunu en çok onun düşündüğü ortaya çıkar.

Meselâ Türk ve Dünya atasözlerine bakarsak, eski Türk Topluluklarının ve büyük bir kısmı ile günümüz Türk cemiyetinin baba erkil olduğu görülecektir. Diğer dillerde olduğu gibi kadının küçük düşürücü ve hakaret edici atasözleri Türk Atasözlerinde yoktur. 

İNGİLİZCE de: "Kadın onunda melek, on beşinde azize, kırkında şeytan, sekseninde ise cadıdır." 
"Köpeğine ölünceye kadar güven, kadına önüne çıkacak ilk fırsata kadar." 
"Kadınlar kilisede azize, sokakta melek, mutfakta şeytan, yatakta maymundurlar." 

FRANSIZCA da: "Kadın giyinen, gevezelik eden, kendini lekeleyen bir hayvandır." 
"Kadın mükemmel bir şeytandır. 

ALMANCA da: "Şeytanın yapamadığını kadın yapar." 
"Bir kadın öldüğü zaman dünyadan bir kavga eksilir." 
"Şeytan bir erkeği on saatte aldatır, kadın ise bir saatte on erkeği." 

YUNANCA da: "Kadına öldüğü zaman dahi inanma."
"En iyi kadından kötü daha bir şey yoktur." 

MACARCA da: "Köpeğime kemik, karıma sopa." 
"Bir torba pirenin hakkından gelmek bir kadının hakkından gelmekten daha kolaydır." 

İTALYANCA da: "Kadının hüküm sürdüğü yerin yöneticisi şeytandır." 
"İyi de olsa kötü de olsa, atın naşı mahmuza ihtiyacı varsa, kadının da sopaya ihtiyacı vardır." 

POLONYACA da: "Şeytan bilge bir kadınla aşık atamaz." 
"Ruhunu ha şeytana satmışsın, ha kadına, ikisi de bir." 
"Şeytan kadın yutsa hazmedemez." 

RUSÇA da: "Şeytan aciz kalınca, elçi diye kadını gönderir." 
"Tavuk kuş değildir, kadın da beşeri bir yaratık değildir." 
"Kadına ve büyük baş hayvanlara istediğini yap." 

İBRANİCE de: "Hem iyi kadından, hem kötü kadından koruması için Allah'a dua et."

HİNTÇE de: Kadını eğitmek, maymun'un eline bıçak vermek gibidir." 
"Cehennemin en büyük kapısı kadındır." 

ÇİNCE de: "Yeşil yılanın ağzında, kadının kalbindeki kadar zehir yoktur." 

JAPONCA da: "Sana yedi çocuk doğursa da kadına yine de güvenme."

Türk atasözleri katalogunda belki sadece iki tanesi kadını küçük düşürücü sayılabilir: "Kadının saçı uzun aklı kısadır." "Kadının söylediği kırk kelimeden ancak birine inan" Aslında bunlar sitemdir.

Ama yine de keşke olmasaydı. Çünkü Türk kadım deyince akla ilk gelen namus ve iffetin timsali oluşlarıdır. Elleri faziletlerinden, saygıdan dolayı öpülen, huzurlarında saygı ve edeple oturulması icap eden kadmar, Türk kadınlarıdır. Savaşta düğünde, tarlada, bahçede daima erkeğinin yanı da yer almasını bilmiştir. Onlar için ne yapsak ne kadar haklar versek yine de azdır. Cümlesine en derin ve içten saygı ve sevgilerimi sunarım.

  • 1108 defa okundu.