Günvar Otmanbölük

Uygur Türkleri, sert ağaç üzerine oydukları harfleri yan yana getirip satırlar halinde diziyor, sayfa kalıpları hazırlıyor, sonra bu sayfaları kâğıda basıyorlardı. Yani onlar, Gutenberg'den 6-7 yüzyıl önce matbaa tekniğini kullanmaktaydılar...
John Brockman adlı İngiliz yayıncı, geçen yıl yüzlerce bilim adamı, araştırmacı yazar, sanatçı ve sanayiciye, "Sizce son iki bin yılın en önemli buluşu nedir?" şeklinde bi soru yöneltti. Ankete katılanların "çünkü..." diye gerekçeleriyle birlikte verdiği cevaplar, bu ayın sonlarında piyasaya çıkarılacak kitapla kamuoyuna sunulacak.
Brockman'ın açıklamasına göre, buluşlar listesinin ilk sırasını açık farkla "matbaa" aldı. Tabiî, tahmin edebilirsiniz, bu neticeden hareketle, Alman kuyumcu Johannes Gutenberg, geçen 2000 yılın en büyüğü sayılacak ve şeref kürsüsüne oturtulacaktır. Hiç hakkı olmadığı halde çünkü... Matbaa denilen araç, Gutenberg'in yaşadığı çağdan 6-7 yüzyıl önce biliniyordu, kullanılıyordu ve onunla sayısız kitap basılmıştı.

Çinliler ve Diğerleri
Klasik Batı kaynaklarından yapılan aktarmalarla düzenlenmiş ansiklopedilerimize, ders kitaplarına bakarsanız, matbaa denebilecek ilk çalışmalar Çin'de başlatılmıştır. Halbuki, Çinli-ler'in bütün marifeti, ağaç vesair maddeleri oyarak üzerine kabartma yazılar yazmak, sonra bunları mürekkepleyip kâğıda geçirmekten ibaretti. Tıpkı çocukların patates baskısı gibi bir usul... Söz konusu klişe tekniğiyle basılmış en eski Çin kitabı M. 868 tarihini taşımaktadır. Ancak, bu işi bile Çinliler'e maletmek son derece yanlış. Onlardan binlerce yıl evvel, mezopotamya kavimleri, aynı yolla hazırladıkları klişeleri yumuşak kile bastırıyor, bu kili sayfa biçiminde pişirip sertleştiriyorlardı. Çinliler'in tek üstünlüğü, kil tablet yerine kâğıt kullanmış olmalarıdır.

Uygurlar'ın basım tekniği
1900'lerin ilk on yılı içinde, Doğu Türkistan'ın Turfan şehrinde ve diğer bazı merkezlerde yapılan kazılar, bilim adamlarını hayretlere düşürdü. Toprağın altından, şimşir gibi sert ağaç parçalarına oyulmuş bir hayli Uygur harfi çıkarılmıştı. Sonra yüzlerce basma kitap bulundu ve Almanya, Fransa, İsveç, İngiltere, Rusya müzeleri, Uygur kültürünü, edebiyatını, sanatını yansıtan bu fevkalâde değerli bulunularla zenginleşti.
745-940 yılları arasında Türkistan'da yüksek bir medeniyet kuran Uygur Türkleri, klişe kalıp değil, müteharrik (oynak) harfler kullanıyorlardı. Ve bu harfleri satırlar halinde dizip kitap sayfalarını hazırlıyor, sonra kâğıda basıyorlardı. Kısacası, bizim 40-50 yıl öncesine kadar kullandığımız yöntemle çalışıyorlardı; yani bildiğimiz matbaanın gerçek müessirleri idiler. Artık, yazılı edebiyatın ilk Türk şairinin Aprıçur Tigin olduğunu, Uygur kitapları vasıtasıyla biliyoruz. Avrupalı Türkologlar da, hâlâ yenileri bulunan Uygur kitaplarını "Turkische Turfan Texte, Uigurica" adıyla yayınlayıp duruyorlar.

Gutenberg'e gelinceye kadar
Kitap, gazete, dergi vb. denildiği zaman, akla gelen ilk malzeme kâğıttır. Kâğıt yoksa, basımdan, matbaadan bahsetmeniz pek mümkün olamaz. 8. yüzyılda Türkistan'a gelen Arap tüccarlar, kâğıt yapımını Türkler'den öğrenerek memleketlerine götürmüşlerdi. Avrupalılar ise, ancak 12. yüzyılda, Endülüs Emevîleri'nin hocalığıyla kâğıt sanayiinin temelini atabildiler. Nihayet 14. yüzyılın başlarında, Cenevizli gemiciler sayesinde, matbaa Doğudan Batı'ya intikal edebildi.
15. yüzyılda, Hollanda ve italya'da müteharrik harfler imal edip onlarla kitap basanlar vardır. Yani Gutenberg, Avrupa'da da ilk matbaacı konumunda değildir. Onun yaptığı şey, bir sermayedar bularak bu tekniği geliştirmek ve daha hızlı baskıyı gerçekleştirmekten ibarettir.

Biz neden geciktik?
İlk Türk matbaasının iki buçuk asrı aşkın bir zaman sonra İstanbul'da kurulması, Osmanlı düşmanlığını fikir odağı edinmiş kesimlerin çamurlaşmış sakızıdır. Bunlar, "bağnazlık, gericilik" türkülerini söylerken, o sakızı ağızlarında çevirip durmayı hiç ihmal etmezler.
Eğer Osmanlı yönetimi onların iddiası paralelinde bir hüviyette idiyse, neden daha yarım yüzyıl bile geçmeden, İspanya'dan göçen Yahudiler'in İstanbul'da ve Selanik'te matbaa kurmalarına izin verildi?
Neden Kanunî Sultan Süleyman döneminde Ermeniler'in ve IV. Murad döneminde Rumlar'ın aynı faaliyeti başlatmalarına imkân tanındı? Ve nasıl oluyordu da, daha III. Murad döneminde, yani 16. yüzyılın son çeyreğinde Avrupa'da basılmış kitaplar serbestçe piyasaya sürütebiliyordu?
Türk matbaacılığının gecikmesindeki başlıca sebebi, "Osmanlı İmparatorluğu'nun Askerî Durumu" adlı eserin yazarı Kont de Marsigli izah etmektedir. Buna göre, 18. yüzyıl başlarında sadece İstanbul'daki hattatların sayısı 90 bini buluyordu. Onların ailelerini ve koca imparatorluğun diğer şehirlerinde, kasabalarında yazı yazarak geçimini sağlayanları şöyle bir düşünün...

Oldu bittiye getirip matbaayı kuruvermek, yüz binlerce, belki milyonlarca insanın ekmek kapısını kapamak, onları fakirliğe mahkum etmek sonucunu getirmeyecek miydi?..
Ancak, zamanı geldi ve III. Ahmed döneminde, 1627 yılında matbaa kurulması izni çıktı. İbrahim Müteferrika'nın talebi Sadrazam Nevşehirli Damad ibrahim Paşa tarafından uygun görülmüş, Şeyhülislâm Yenişehirli Abdullah Efendi gerekli fetvayı vermiş ve padişahın hattı hümâyûnuyla faaliyete geçilmişti. Sadece dinî kitapların matbaada basılmasının yasaklanması, yukarıda bahsettiğimiz hattatların bütünüyle işsiz kalmalarını önlemek düşüncesine dayanıyordu.

Bu ilâve bilgiden sonra yine asıl konumuza dönüp sözü bağlayalım: Şimdi, Gutenberg efendiyi yerleştirildiği o tahttan çekip indirmek ve yerine Uygur Türkleri'ni yerleştirmek vazifesi de bize düşüyor.

4-10 Mart 2000 - Türkiye

  • 762 defa okundu.