Oktay Yılmaz

ABD ile Çin arasında 13 yıldan beri süren görüşmeler, yaklaşık üç hafta önce ilk meyvesini verdi ve Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'ne (DTÖ) girmesi yolunda önemli bir anlaşma imzalandı.
Deprem ve AGİT yoğunluğu arasında Türkiye'nin pek ilgilenmediği bu gelişme aslında öylesine büyük bir önem taşıyor ki; bunu, CNN Türk'ten Mehmet Ali Birandın Amerikalı bir meslektaşına sorduğu bir soruya karşılık aldığı cevapta bulmak mümkün.

AGİT Zirvesi için ülkemizde bulunan ve başta TBMM olmak üzere çeşitli platformlarda gerçekten de çok önemli konuşmalar yapan, turistik gezilerde bulunan Clinton'un, bu faaliyetlerinin Amerikan basınında nasıl yer aldığını soran Birand, özetle şu cevabı alıyordu:

"Başkanın Türkiye'deki sözleri ve gezileri bir temenniden ibaret olduğu için ABD basını için birinci sayfa haber değeri taşımıyor. İç sayfalarda yer bulabiliyor. Bu yanında Çin ile yapılan ve bu ülkeye Dünya Ticaret Örgütüne katılma yolunu açan toplantı daha somut bir gelişmeydi ve Amerikan basını bu olaya geniş yer verdi."

Bu Türk basını ile Amerikan basını arasındaki haber değerlendirme farkım göstermesi bakımından olduğu kadar, bizim asıl konumuz olan Çin'in gelecekte dünya ticareti içinde oynayacağı rolü göstermesi bakımından da dikkate değer. 2 bin yılının Şubat veya Mart ayında kesin sonuca bağlaması beklenen bu gelişmeler, Türkiye'nin de içinde bulunduğu "büyüyen ekonomiler" ve "gözde pazarlar" arasında yer alan Çin'in, kızıl ve kara yüzünü de hatırlattı bize.

KIZIL VE KARA YÜZ...
Dünyanın en kapalı rejimlerinden biri iken, son yıllarda liberal politikalarla dünyaya açılma gayreti içinde olan Çin, kızıl yüzünün kaynağı olan Komünist ihtilal ve kara yüzünü oluşturan zulümleri ile tanınıyor. Zulümlerden en çok etkilenen kesim ise Doğu Türkistan... Bu yılın 1 Ekiminde 50. kuruluş yılını üçüncü dünya ülkelerine has bir "ihtişam" içinde kutlayan Çin'e, İmparatorluk ve Mao'lu yıllarında bir isyan kargaşa ortamı hakimdi.

"Afyon Savaşı" (1839-1842) sonrasında İngiltere ve Fransa'nın işgaline uğrayan Çin, iç savaş yaşıyordu. Sonunda 1912 'ye gelindi ve ilk Çin Cumhuriyeti kuruldu. Cumhurbaşkanı Yuan Şili-kay tam bir baskı rejimi uygulanıyordu. Bu politika bile Çin'in ikiye bölünmesini ve Kuzey ile Güney'in birbirini yutma mücadelesini engelleyemedi. Tam bir iç savaş yaşanıyordu. Milliyetçilerin lideri Çan Kay- Şek, Komünist Partisi yanlılarına büyük kayıplar verdirdi. Mao'nun tarihi "uzun yürüyüşü" bu ortamda gerçekleşti. Mao ve yandaşları Şensi eyaletine ulaştığında bağımsız bir sosyalist devletin kurulduğunu ilan etti. 1936'da Japonya'nın Çin'i işgali ile bir süre duran iç savaş 1945'te yeniden başladı. Bu savaştan galip çıkan komünistler, ülkesini ölene kadar idare edecek olan Mao liderliğindeki Çin Halk Cumhuriyetini 1 Ekim 1949'da ilan etti.

Gerek imparatorluk döneminde gerekse komünist yönetim zamanında büyük baskı, zulüm ve katliamlara maruz kalan Doğu Türkistan Türkleri, Japonya'nın Çin'i işgali sırasında verilen mücadelenin içinde ölümüne yer almalarına rağmen Çinlilerin bu uygulamalarından kurtulamadılar. Gazeteci Alpay Kabacalı, Star Gazetesi'nin Pazar ekinde (3 Ekim 1999), Doğu Türkistanlıların bu fedakarlığım şöyle anlatıyordu;

TÜRKLER DE SAVAŞTI
...Japonlar her geçen gün ilerliyordu. Önce Hankin'i, 1937'de Kanton ve Hank'ı ele geçirdiler.
Çan Kay-Şek'in safında Japonlara karşı savaşanlar arasında Türk kökenli "Çin Müslümanları" da vardı. Burada, Türkiye'yi ilgilendiren, ama hiçbir kaynakta söz edilmemiş olan bir oluşumdan söz edeceğiz: Dönemin Çin Kara-Deniz Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı General Ömer Bay Çunhsi, "Çin Müslümanları Milli Kurtuluş Birliğinin de başkanıydı.
Ortadoğu'nun İslam halklarından yardım sağlamak üzere, "Çin Müslümanları Yakın Şark Muhadenet Heyeti (Barış Kurulu) oluşturulmuştu. Bu kurulun hazırladığı (Türkçe nüshası özel kitaplığımızda bulunan) "Çinli Müslümanların Dünya Müslümanlarına Hitabı" başlıklı kitapçık (1938) Ortadoğu'da konuşulan dillere çevrilip dağıtılıyordu, Türkçe kitapçığın sonunda, "Türk dindaşlara" şöyle seslenmişlerdi:

"Japon mütecavüzlerine karşı galibiyetimiz için dua etmenizi, ıstıraplarımıza alaka göstermenizi, Çin'deki Müslümanların ve başkalarının dinlerini ve milletlerini mütecavizin elinden kurtarmak konusunda maneviyatların güçlenmesine yardım etmenizi, Japonya'nın maksadı yanlız Çin'i zorla zaptetmek değil (zaten tilki Japonya için arslan Çin'i parçalamak mümkün değildir) aynı zamanda ucuz fakat dayanıksız mallarını sürerek bütün dünya mallarını elde etmektir. Gerek kendi pazarlarınızı himaye etmek, gerekse bu suretle bize bilvasıta bize yardım etmiş olmak için yerli mallara revaç gösterip Japon mallarına boykot yapmanızı rica ederiz.

Çin bu harpten muzaffer olarak çıkar çıkmaz Çin Müslümanları dinlerinin feyiz ve ikbali için birçok imtiyazlar elde edecekler ve Ahkamı İslam (İslamlığın kuralları) Uzak Şark'ta nurunu saçacaktır." 

Bütün bu sözler, Çinlilerin kendilerine verdiği sözlerin eseri olsa gerek. Ancak, ne yazık ki, Japon istilasından kurtulan Çin, Doğu Türkistan istilasına başladı. Baskı ve zulüm de sürdü gitti. Hatta o hala geldi ki, ileride uzun uzun anlatacağımız cami baskınlarına ve 1997 ayaklanmasın kadar devam etti.

SOLAN ÇİÇEKLER
Mao Zeodong'un "Yüz çiçek açsın, bin fikir yarışsın" diye formüle ettiği sözde "Kültür Devrimi" de, Çin'in kızıl ve kara yüzünü gösteren bir uygulamaydı. 1976'da ölümüne kadar Çin'in tek hakimi olan Mao, nefret ettiği Stalin ile yaptığı uzun görüşmeler sonunda "Çin-Sovyet Dayanışma Anlaşması"nı imzaladıktan sonra, ülke içindeki muhalifleri tasfiyeye yöneldi.

1966 yılında başlatılan "Kültür Devrimi" açılacak çiçekleri yeşertmek, yarışacak fikirleri üretmekten çok, muhalefeti sindirme hatta yok etme politikasına dönüştü. Aydınlar üzerindeki baskı öyle bir noktaya vardı ki, kültür- sanat faaliyetlerinden eğitime kadar her alanda bir tekdüzelik ve komünist ideolojinin (özellikle de Mao'nun düşündüğü şekilde) hakimiyeti sağlandı. Bu da, tarihin en karanlık dönemlerinden olan bir baskı rejimini getirdi. Bu ortamdan payına düşeni alan Doğu Türkistan, Kızıl Çin'in kara zulmü ile baş başa kaldı.

İSYAN... İSYAN... İSYAN...
Çin işgali ile ilk defa 1759 yılında karşı karşıya kalan Doğu Türkistan, ikinci büyük istilayı da 1879'da gördü ne yazık ki. Çin saldırıları karşısında çaresiz kalan Doğu Türkistan Türkleri, kurtuluşu komşu ülkelere sığınmakta buldu.

Çin'in amacı, Uygur Türklerini sindirmek, korkutarak anayurtlarından koparmak ve kalanları da asimile etmekti. Bu yolla Doğu Türkistan'ı tam manası ile Çinlileştirebileceklerdi. Ancak, Doğu Türkistanlıların buna müsade etmesi beklenemezdi. Bir bölüm Türk, Japon işgali sırasında yukarıda sözünü ettiğimiz fedakarlığı gösterip Çinlilerle omuz omuza mücadele ederken, Çin zulümlünden büyük acılar çeken zaman, zaman ayaklanmalar kalkışan bir bölüm Türk de, aynı yıllarda yeniden harekete geçerek kurtuluş yolu aramaya başladı. Bu amaçla 1933'te ilan edilen Bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyeti, Kızıl Çin'in kanlı işgali ile bir eyalete dönüştürüldü.

DEMOGRAFİK YAPI DEĞİŞİYOR...
Çin buna rağmen bölgeyi Çinlileştirme politikasından vazgeçmedi; hatta daha da arttırdı bu yoldaki uygulamalarım. Bir nükleer deneme bölgesine dönüştürülen Doğu Türkistan, bu yolda yapılan çağrılıra kulağını tıkayan dünyanın gözleri önünde bir felakete doğru sürükleniyor. Kültür Devrimi sırasında Çinli mahkumların sürgün yeri olarak da kullanılan bölge, Çinli göçmenlerin iskanına açılarak, demografik yapının Uygur Türkleri aleyhine gelişmesi yoluna gidildi.

200 yılda 400 ayaklanmaya sahne olan Doğu Türkistan, Çin'in asimilasyon politikalarından fazla etkilenmedi. Çünkü İslamiyet'e ve geleneklerine çok bağlı olan bölge halkı, İç Moğolistan ve Tibet'tekilerin aksine, özelliklerini korumayı başardı.

Sovyetler Birliğinin dağılması ile umutlanan ve Türk cumhuriyetleri ile sınır komşusu olan Doğu Türkistanlıların bağımsızlık umutları da arttı.

"ÇİN PARÇALANACAK"
1994 Mayısındaki bir sayısını Çin'e ayıran ABD'nin ünlü Newsweek Dergisi, SSCB'den sonra Çin'in de parçalanacağını yazıyordu. "Doğu Türkistan Türklerinin direnişi devam ediyor" diyen dergide, yıllarca dinsizliği yaymak için çaba harcayan komünist rejimin, Müslümanların (Türklerin) sayısının artması karşısında endişeye düştüğü ifade ediliyordu. Çin'in Doğu Türkistan'ın kaynaklarının sömürdüğüne dikkat çeken Newsweek, "Türklere akıl almaz, eziyetler eden Çin, yolun sonuna geldi. Türklerin direnişi dalga, dalga yayılıyor. Çin'in yıkılması kaçınılmaz" ifadelerine yer veriyordu.

ZULÜM REJİMİ
Çin'in, zulüm ve baskıya dayalı rejimi ile milyonlarca insanın nefretini kazandığım vurgulayan dergi şu tespitlerde bulunuyordu.

"Komünist rejimin din düşmanlığı yapmasına rağmen, Müslümanlar dini vecibelelerini yerine getirmekten geri kalmıyor. İslam'ın yükselişinden kaygı duyan yönetim, yeni arayışlar içinde girdi ve geçen sene üç bin Müslüman'ın Hac masrafım üstlenmek zorunda kaldı. Doğu Türkistan'da bağımsız bir cumhuriyet kurmak isteyen Türkler, Çin'in Sovyetler Birliği gibi küçük cumhuriyetlere parçalanmasında büyük rol oynayacaklar."

TÜRKLER FAKİR...
Doğu Türkistan'ın başta petrol olmak üzere çok zengin yeraltı kaynakları bulunduğuna dikkat çeken dergi, Karamay Bölgesi'nden yılda 1 milyon 286 bin ton petrol çıkaran Çin'in, bölgenin asıl sahipleri olan Türklere gazyağını bile parayla sattığını belirtiyordu. Dergi bu bölgedeki petrol rezervini ise 160 milyon ton olarak aktarıyordu.

25 MİYON NÜFUSA TEK ÜNİVERSİTE
Doğu Türkistan'ı her yönü ile ele lan Newsweek, bölgede yaşayan 25 milyon insana karşılık bir tek üniversite bulunduğunun altını özellikle çiziyordu. Bunu iki sebebe bağlayan dergi; birinci sebebi, Çin yönetiminin kasıtlı tavrı yüzünden Türklerin ortaöğretimde başarılı olamaması, ikinci sebebi de, üniversitenin Çince eğitim yapması olarak gösteriyordu.

KATLİAM VE GÖÇLER
Newsweek, Çinlilerin 1760'da işgal ettikleri Doğu Türkistan'da; işgal sırasında 500 bin, 1877'deki işgalden sonra da 700 bin Türk'ü katlettiğini, Komünist rejimin baskılarına dayanamayan 70 bin Türk'ün de Batı Türkistan'a göç ettiğini tüm dünyaya duyuruyordu.

Dergiye göre, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'da 700 bin; Türkiye, Suudi Arabistan ve diğer ülkelerde 750 bin Doğu Türkistanlı var.

Tam bir insanlık dramı olan duruma dünyanın seyirci kalması, dünyada söz sahibi ülke ve kuruluşların bazı konularda ne kadar ikiyüzlü olduğunu gösteriyor.

1997 AYAKLANMASI
Çin'in Doğu Türkistan'ı yabancı gazeteci ve gözlemcilere kapatmasına rağmen gelişmeler, komşu ülkelerdeki Doğu Türkistanlılar vasıtasıyla anında dünyaya yayılıyor artık. Bunlardan biri de 5–6 Şubat 1997'de yaşanan bir ayaklanma da dünyanın dikkatini yeniden bölgeye çekti. Çin'in doğu kesiminde yer alan ve Hindistan, Pakistan, Kazakistan, Kırgızistan ile sınır olan bölgeye Çinliler tarafından Sinkiyang (yeni sınır) adı verildi. Bu isimden nefret eden Uygur Türkleri, kendi toprakları olan Doğu Türkistan'da yeni bir baskı ile karşı karşıya kaldı.

4 Şubat akşamı (Kadir Gecesi) bir mescitte toplanan Uygur Türk'ü bir grup kadın, Çinli güvenlik kuvvetleri tarafından düzenlenen bir saldırı ile sanki teröristmiş gibi karakola götürüldü. Bunu haber alan yöre halkı karakol önünde birikerek kadınların serbest bırakılmasını istedi. Polisler işkence ile öldürdükleri üç kadının cesedini kalabalığın önüne atınca isyan başladı. Karakoldaki polislerden üçünü linç ederek şehir merkezine doğru ilerleyen isyancıların sayısı, diğer cami ve mahallelerden katılanlarla arttı. Vahşice olayın etkisiyle çılgına dönen Doğu Türkistanlılar, Çin Komünist Partisi binaları başta olmak üzere, Çinlilere ait ev araba ve iş yerlerini ateşe vermeye başladı.

Çin güvenlik kuvvetlerinin ateş açması ile silahlı bir mücadeleye dönüşen ayaklanma, Doğu Türkistan İslam Partisi ve Doğu Türkistan Halk Partisi tarafından da katılımı ile genişledi. 7 Şubat sabahına kadar devam eden çatışmalar sonunda; Çinliler 70 kişinin öldüğünü açıklarken, bu rakam Doğu Türkistanlılara göre 200 idi. Tutuklananların sayısı ise 3 bin 500 civarındaydı.

Zulme karşı gelişen bir isyan daha kanla bastırılmış ve dünya buna seyirci kalmıştı.
Sınırların kalkmaya başladığı ve zulüm yönetimlerinin lanetlendiği bir ortamda Çin'in Doğu Türkistanlılar üzerindeki bu uygulamaları ne zamana kadar sürer bilinmez... Ancak, Doğu Türkistanlıların pes etmeye hiç niyeti yok.

BÖLGE NÜFUSU
Çinlilerin 16 milyon olarak açıkladığı ancak, Doğu Türkistanlıların 30 milyon olarak ilan ettiği bölgede çoğunluk Müslüman Türklerde. Bu yüzyılın başında yüzde 3 olan Çinli nüfus, yukarıda sözünü ettiğimiz uygulamalar sonunda yüzde 30ü aşmış bulunuyor.

Tibet, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan, Rusya ve Moğolistan ile sınır komşusu olan Doğu Türkistan, bu sayede Çin'in kapalı rejim uygulamalarını kırarken; 1950'li yıllarda uzun ve çileli bir yolculuğa katlanan bir bölüm Doğu Türkistanlı Türkiye'ye ulaşmayı başarmıştı.

Çin'de, Kazakistan'da ve Türkiye'de bulunan çeşitli kuruluşlarla bağımsızlık mücadelesini hızlandıran Doğu Türkistanlılar, çeşitli uluslar arası platformlarda da kendilerini ifade imkanı buluyor artık.

YER ALTI ZENGİNLİKLERİ
Nufüsün önemli bir bölümü geçimini tarımdan sağlayan Doğu Türkistan'ın yer altı zenginlikleri Çin'in iştahını kabartıyor.
Petrol, uranyum, altın, demir ve doğalgaz başta olmak üzere, tarıma elverişli alanlar Doğu Türkistan'ın önemini arttırıyor. Taklama-kan bölgesindeki petrol rezervinin Suudi Arabistan'mkinden 2,5 kat daha fazla olduğu sanılıyor.

ZULÜM BATI BASININDA
Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin'in Fransa'ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Çin zulmünü ve Doğu Türkistan konusunu ele alan bir haber-yoruma yer veren L'Express Dergisi şu hususlara dikkat çekiyordu:

"Uygur halkında Çinlilere karşı hınç çok canlı, Çünkü Müslüman Uygurlar, Kültür Devrimini sırasında kendilerine reva görülen aşağılayıcı muameleleri hiç unutmadılar. O dönemde resmi, tanrı tanımazlık adına, bu Müslüman insanlar domuz besiciliği yapmaya mecbur edilmişlerdi.

Çinliler, yer altı ve yerüstü zenginlikleri, petrol rezerveleri ve ordu için nükleer deneme merkezi durumundaki bu çok değerli ve stratejik bölgeyi kaybetmekten çok korktukları için halka acımasız bir baskı uyguluyorlar. Çin polisi her gün halkla çatışıyor.

Doğu Türkistan'ın kalbi durumundaki Kaşgar'da, buraya iş bulmak için gelmiş Çinliler ile yerli halk arasında oldukça gergin bir ortam yaşanıyor. Taraftar arasında şiddetli kavgalar eksik olmuyor.
Çin yönetimi, Doğu Türkistan'a sinsi bir politika ile muntazaman ve sürekli olarak Çinli aileler yerleştiriyor ve bölge nüfusun oram sadece yüzde 2 veya 3 civarında iken, bugün bu nispet yüzde 38'in üzerine çıkmış bulunuyor. Bu yıl sonunda Urumçi ile Kaşgar arasında açılacak olan demiryolunun bu oram daha da dengesiz bir hale getirme ve Çin nüfusunu çok fazla arttırma tehlikesi taşıyor."

BU BAYRAK İNMEZ
Çin zulmü ne kadar artarsa artsın, dünya ne kadar görmezden gelirse gelsin, Doğu Türkistan'ın bağımsızlık mücadelesi amaca ulaşana kadar devam edecektir. Dünya Türklerine düşen görev, bu yolda soydaşlarına yardımcı olmaktır. Bunun esirgenmesi bile bu mücadeleyi bitirmez, olsa, olsa hedefe varmayı geciktirir...

Yeni Düşünce
10–16 Aralık 1999 
Yıl: 17 Sayı 661
Sayfa: 40.41.42.43

  • 750 defa okundu.