Doç. Dr. Nuri Köstüklü

12 Haziran 1920'de Fransız ve Ermenilerden oluşan bir grubun Kahyaoğlu Çiftliği'nde Türkler'e yönelik katliamda, direniş gösteren Türk çocukları da nasibini almıştı. Bu çocuklar içerisinde kurşun ve süngü yarasında ölmeyen 10 yaşındaki Mehmet feci cinayette bir bacağım kaybetmiş ve koltuk değneği ile hayatını sürdürmeye çalışıyordu.

O günleri yaşayan Damar Arıkoğlu, bu çocukla ilgili olarak daha sonraki yalarda Sıhhıyiye Veküi'ne ricada bulunarak suni bir ayak takılmasını ve Mehmet'in yatılı olarak Ziraat Mektebi'ne yerleştirilmesini sağlamıştı.

Arıkoğlu'nun Adana'daki çocuklarla ilgili şahit olduğu bir olay da işgal sırasında yaşanmıştır:
Adana'yı Fransızlar işgal ettiklerinde evin balkonundan yoldan geçen işgal kuvvetleri mensubu askerlere beş yaşındaki bir kız çocuğunun tükürmesi, babasının para cezasına çarptırılmasına sebep olmuştu.

Urfa taraflarından da bir örnek vermek istiyoruz :
Fransızlar Urfa'dan kaçarlarken 14 yaşında Bozan adındaki bir Türk çocuğu Kuvayı Milliye önünde iştirak etmiştir. Bu yavrunun kahramanlığım gören halk, Bozan için türkü bile yakmıştı. 
Oturmuş yarasını bağlıyor 
Fransız askeri hüngür hüngür ağlıyor
Be değme! değme Bozan değme
Vursun, kırsın Fransız'ı, yavruma değme !
Şebeke dağından indim dereye
Atılıyor bombalar, bilmem nereye
Türk çeteleri dönmez geriye
Be yürü! yürü Bozan Yavrum yürü!
Vursun kırsın Fransızlar'ı, aslanım yürü!
Çocuklar yalnızca cephede çarpışmıyor, posta ve diğer lojistik hizmetlerde de bulunuyorlardı.
Maraş savunmasında cephane taşıyan ve posta vazifesi gören çocuklar, aynı zamanda askerin moralinin düzelmesine de yardım ediyorlardı.

Sarıca köyünden 14 yaşındaki Ali, bu bölgedeki askere klavuzluk görevi yapıyordu. Bir seferinde de düşmanın yolunu kesmek için köprüyü uçurma vazifesini aldı ve bu vazifeyi başarı ile yerine getirerek bir kahramanlık örneği sergiledi. Daha sonra Yüzbaşı Sıtkı Bey bu çocuğu evlatlık almış ve Kuleli Askeri Lisesi'ne kaydettirerek okumasını sağlamıştı.

Aralarında Sarı İbrahimli köyünden Duran (Kaleli)'in da bulunduğu pekçok çocuk dağdaki askere yemek taşıyorlar verilen talimat üzerine o küçük yaşlarında tren raylarını sökerek düşmanın hareket kabiliyetine zarar vermeye çalışıyorlardı.

Bu bölgeden bir örnek daha verip, Anadolu'nun diğer bölgelerindeki çocuk kahramanlardan bazı örnekler vermek istiyoruz.

Milli mücadele yıllarında 10 - 11 yaşlarında bir çocuk olan Osmaniyeli Pulcu Mehmet oğlu Niyazi Aykan 1991'de, kendisiyle yapılan röportajda şunları anlatıyor :

"Babam dedi ki, oğlum sana mektup yazayım. Cebelli Yemli Hacı Ali Efendi'ye götür. Hacı Efendi oranın çete başıdır. Mektubu altım ve Hacı Efendi'ye götürdüm. O da bir mektup yazdı ve bana 'Bunu Hacı Hüseyin Ağaya götür' dedi. Araplı'da Hüseyin Ağa'yı bulup mektubu verdim. Sonra Kişnaz'a geçtim. Orada Hakkı Efendi ile görüştüm. O bana yol gösterdi. Bahçeye geçtim. Orada Mustafa Efendiyi buldum. Beni atma bindirip Düziçi'ne götürdü. Orada Sarp'ın ağzına indim. Sarp'ın ağzından Acı Alma mevkiine geldim. Arap'lı Hamza Ağa'nın yanında iki gün kaldım. Daha sonra Osmaniye'ye geldim. Bu kadar dolaşmamın sebebi ise haber götürüp getirmekti. O çevrede kurulan milis kuvvetler arasında mektup taşıyordum. Osmaniye'ye geldiğimde bugünkü Zafer Camii'nin olduğu yer kilise idi. Ben Ermeni gibi görünerek kiliseye girdim. Ayağımda ham gönden bir çarık, sırtımda yamalıktan oluşan bir kaput vardı. Kilisede bulunan tel örgüleri, Fransız cephanelerini öğrendim. Onları babama anlattım. Babam da bunları yazarak Küllü'ye Hasan Paşa'nın yanma gönderdi. Böylece istihbarat sağlıyorduk."

10-11 yaşlarında bir çocuğun bu kadar yeri dolaşması, ancak milli bir mesuliyet duygusunun varlığıyla izah edilebilir. Buraya kadar verdiğimiz örnekler, yüzlerce hatta binlerce örnekten ancak birkaçıdır.
Bütün bu örneklerde görüldüğü üzere çocukların Milli Mücadele sırasındaki hizmetlerini tasnif edecek olursak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki:

1.Yeri geldiği vakit eline silah alıp bilfiil çarpışarak cephelerde;
2.Haber getirip götürmek suretiyle istihbaratta;
3.Cepheye su, ekmek, mermi vs. taşıyarak lojistik hizmetlerde oldukça faydalı olmuşlardır.
Şüphesiz çocukların bu tür hizmetleri, yalnızca Fransız işgalinin bulunduğu yörelerde değil

Anadolu'nun hemen her tarafında görülüyordu. Şimdi Batı Anadolu'dan bazı çarpıcı örnekler vermek istiyoruz.

İlk BMM'nde henüz pek kritik bir durumda bulunan cephelerde olup bitenlerden bahsediliyordu. Bursa Milletvekili Muhiddin Baha (Pars) evvela Bursa'yı bir katliamdan kurtarmak bahanesiyle yerli Rumlarla teşkil edilen heyetin Yunanlılarla temaslarını nasıl telin ettiğini anlattıktan sonra sözünü şöyle bitirmişti:
"Efendiler, bu sahifeyi burada kapattıktan sonra müsadenizle bir müşahademi arz edeceğim. Geçenlerde İnegöl cephesinde ağaçlar arasında sis ortasında gazilerimizi ziyaret eder ve onların ayrı ayrı ellerini sıkarken 15 yaşında bir çocuk gördük.

Ona 'Oğlum burada ne yapıyorsun?' dedim. 'Vatan vazifemi yapmaya geldim' cevabını verdi. 'Peki hiç muharebeye karıştın mı? Düşmanla cenkleştin mi ?' sualime de 'evet' diye katıldığı çarpışmaları, boğuşmaları saymaya başlayınca ben, bu çocuğun karşısında bir parça küçüldüğümü hissettim.
Sonra daha ileriye yine gaziler arasında ve babasımn yanında babasıyla omuz omuza düşmana karşı harp eden 12 yaşında Feridun isminde bir çocuk gördüm ki! Efendiler, bir diyorum ama hangi bir? Cephede her adımla bir böyle henüz çocuk denecek yaşta silaha sarılıp canını fedaya gelmiş nice nice yavrularımız var!. "

Muhiddin Baha Bey'in "Hangisini sayayım cephede çocuk denecek yaşta nice yavrularımız var" dediği çocuklardan bir de Emekli Süvari Subayı Süleyman Bey'in oğlu İnegöl Kamil idi. Bu çocuk bu bölgedeki pek çok muharebeye katıldı. Cumhuriyet dönemi de Bursa Işıklar Askeri Lisesi'ni bitirdikten sonra Harp Okuluna giren Kamil'e önceki kahramanlıklarından dolayı İstiklal Madalyası verilmiştir.
İnegöl mıntıkasında muharebelere katılan Albay Rahmi (Apak) Bey, bu bölgedeki Türk çocuklarının vatan sevgisiyle Yunan'a karşı duydukları nefreti şu örnekle dile getiriyor:
"Siması hâlâ gözlerimin önünde. Sarı saçlı ak yüzlü bir çocuk. Bir evin içinden çıkan (herhalde kendi evi olacak) bir Yunan askerinin kovalıyor. Elinde bir balta. Yunan erinden daha hızlı koşuyor. Ona yetişti, kafasına baltayı indirdi.

Yunan eri cansız yere yuvarlandı. Kaçan Yunan arkasına dönüp silahını veya süngüsünün kullansıydı. Bu çocuğu kolayca öldürebilirdi. Diğer bazı sokaklarda da İnegöllü kadınların bu kaçan perakende Yunan askerlerinin başlarına pencerelerden saksı ve testiler attıklarını öğrendim."

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi Cilt: XIII Mart 1997 Sayı 37 Sayfa: 250 – 251 – 252 – 253 – 254 - 255

  • 1033 defa okundu.