Abdulmecit Avşar

Doğu Türkistan Türk'ü yeni bir yüzyıla ve bin yıla yine esaret altında girmek zorunda kaldı. 20. yüzyıl insanlığının gördüğü en acı günlerini yaşayan 35 milyon Doğu Türkistanlı, hala asimilasyon altında yaşamaya devam ediyor.

Doğu Türkistan Türklüğü 50 yıldır esaret altında yaşıyor, ancak hala bu yaşam tarzına alışamadı, alışamaz mutlaka bir gün bağımsızlığına kavuşacaktır. Çünkü, zulüm hiçbir zaman ebedi olmamıştır.
Ancak, önemli olan bizler yani hür dünyada yaşayan Doğu Türkistanlılar ne haldeyiz? Bağımsızlığa ne kadar hazırız? Doğu Türkistan'ı iyi tahlil ettik mi? Esaret altına düşmemizin sebeplerini iyi tahlil edebildik mi? Davamızın seyri ne halde? Biz davamızın neresindeyiz? Evlatlarımız, kardeşlerimiz ne kadar davaya sahip? Dava adına iki günümüz bir birine eşit mi? Davamıza ne kadar zaman ayırabiliyoruz? Gece yatarken ne kadar rahatlıkla yastığa başımızı koyabiliyoruz? Yaptığımız hareketler ve işler davamıza ne kazandırıyor? Vs. Bu soruların hepsi Doğu Türkistanlının hemen hemen her gün kendisine sorması gereken, evlatlarına öğretmesi gereken ve cevabını bulup ona göre hareket etmesi gereken sorular.

Memleketimizin Çin tarafından işgal edilmesinin üzerinden tam 50 yıl gibi bir süre geçmiş. Bu süre zarfından zulmü görenlerin bir çoğu hakkın rahmetine kavuşmuş, şu anda işgali gören büyüklerimizin çoğu Allah'ın rahmetine kavuşmuş durumda. Davayı ele alması gereken gençler ise istisnaları hariç hepsi gaflet içinde. Hala Doğu Türkistan Davası'ndan bihaber olan gençlerimiz var. Hatta neredeyse Türkistanlı olduğunu bile unutanlar var. Bunlar belki büyük problem değil. Çünkü, bizim içimiz de hala dava adına davaya baş koymuş insanları eleştirerek, bıktıran hatta usandıran insanlarımız var. Karşısında koskoca bir düşman varken, belki koltuk, belki cahillik belki de menfaat uğruna bu işleri yapanlar yüzünden dava büyük zarar görüyor hatta bir çok insanımızı küstürüyoruz.

Doğu Türkistan'ın işgalinin altındaki gerçeği çok düşündüm. Hala bir yumruk olmayı başaramamanın sebeplerini çok düşündüm. Sonunda karar verdim ki, bizim milletimizin en büyük hastalığı dedikoduculuk ve birbirini çekememe olduğuna karar verdim.

Memleketimiz işgal edilmiş, bizler kardeşlerimizin yanında rahat ve sorunsuz olarak yaşıyoruz. Ancak, bizlerin içinde esaret altındaki kardeşlerini unutmayan, onların "Bizleri unutmayın. Bizlerin çektiklerini hür dünyaya anlatmazsanız iki elimiz Kıyamet günü yakanızda" sözlerini biran bile unutmayan yaralılarımız var. Birileri de var ki, dünyanın neresinde olursa olsun, ister dava adına isterse başka bir şey adına rahatını bozmadan iş yapanların arkasından dedikodu yapan bu insanlar, acaba diyorum kime hizmet ediyorlar? Yaradan'a ne cevap verecekler? Bunları Allah'a havale ediyorum.

Yeni bir yüzyıl hatta bin yıl başladı. Biz de davamız da yeni bir sayfa açmak ve kırgınlıkları bir kenara bırakıp birleşmenin, davaya yeni bir vizyon kazandırmanın yollarını aramalıyız. Bundan sonra ağlama edebiyatını bırakıp, somut projeler üretip davamızı dünya platformuna taşımanın yollarını aramalıyız. Doğu Türkistan'ın kurtuluşundan sonra (Ki o günlerin gelmesinin çok yakın olduğuna inancım tam) neler yapacağız. Türkiye ve dünyadaki Doğu Türkistanlı kuruluşları bir çatı altında nasıl toplayacağız? Bu davayı sırtlayabilecek beyinleri kıskanmadan önlerini nasıl açacığız? Gençlerimizi nasıl yetiştireceğiz? Gibi konulara kafa yormak gerekli.

Dünya giderek küçük bir köy haline gelirken, her gün onlarca buluş ortaya konurken, insanlık uzaya çıkış planlan yaparken, Doğu Türkistanlıların içinde bulunduğu durum beni yaralıyor ve üzüyor. Biran önce birlik için çalışmamız, gerçek bir birlik sağlayarak, elle tutulur planlar ve projelerle yeniden bir silkiniş yapmalıyız. Doğu Türkistanlılar tüm dedikodulardan arınıp, bir araya gelip tek yumruk olamazsak daha çok yıllara buruk şekilde başlarız.

Tüm Doğu Türkistanlı soydaşlarımı günde en az yarım saat davayı düşünme ve hataları düşünmeye çağırıyorum. En kısa zamanda da bir Doğu Türkistan zirvesi yapmalıyız. Artık kaybedecek zaman kalmadı.

  • 776 defa okundu.