İsmet Binark

Matbaacılık, hakikî ve en geniş anlamı ile, her ne kadar müteharrik harflerin mucidi olduğu söylenen Gutenberg zamanında Avrupa'da başlamışsa da, ne müteharrik harflerin mucidi ve ne de matbaacılığın kurucusu Gutenberg değildir. Zira, matbaanın ve matbaacılığın çok eskilere uzanan tarihi, Orta asya'ya, Orta Asya Türklüğü'ne kadar inmektedir.

Kalıp baskı ile basılmış bir Uygur kitabı(Kitap adı verilmekte ve yaprak sayısı belirtilmekte)
Matbaanın önce Orta Asya'da tatbik edildiği, bu arada Çin ve Kore'de denendiği bugün ilim çevrelerince kesin olarak bilinmektedir. Ancak bu topraklar üzerinde doğan ve gelişen matbaa fikrinin esas sahibinin Çinliler mi, yoksa Uygur Türkleri mi olduğu, zamanımıza kadar uzanan bir ilim tartışma konusu olmuştur. İleri sürülen görüşler, konu ile ilgili olarak yakın zamanlarda yapılmış çalışmalar ışığında bir ilim ve mantık süzgecinden geçirilirse, matbaanın ilk şeklinin Uygurlar tarafından bulunmuş ve kullanılmış olmasının daha akla yatkın olduğu görülür. Konunun bu çerçevede aydınlığa kavuşturulması ise, Türk matbaacılığının ve kitapçılığın tarihçesi yönünden olduğu kadar, Türk Kültür Tarihi bakımından da, şüphesiz büyük önem taşımaktadır.

Konuya daha iyi intibak edebilmek için, önce Uygurların tarihine, özellikle de kültür tarihine satır başları açarak bir göz atmak gerekecektir. 

744 senesinde, merkezi Orhun kıyılarında olmak üzere, Uygur Devleti'ni kuran Dokuz Oğuzlar, M.S. 840 senesine kadar bu bölgede yaşamışlardır. 840'da Kırgızlar'ın baskısı karşısında Uygur Devleti'nin çöktüğünü ve Uygurlar'dan büyük bir kısmının yurtlarım terk ederek zengin ticaret merkezlerinin bulunduğu İç Asya'ya, Beş Balık, Turfan, Hoço vb. sahalarına göç ettiğini ve Uygur Kültür ve medeniyeti mirasının, Turfan'daki Uygurlar'a kaldığım görüyoruz.1

Ligeti2 Doğu Türkistan (Turfan) Uygurları için "siyasi rolleri eski Uygurlar'ın şanlı devrine hiçbir zaman yaklaşmamış, buna karşılık Tarım havzasının kendine mahsus medeniyetini o kadar hırsla içlerine sindirmişler, orada yayılan dinlerin öyle sadık müminleri sırasına girmişler, sanatların, yazı ve bilglerin, kitap basıcılığının öyle gayretli ve kudretli işçileri olmuşlardır ki, bugün de haklı olarak, İç Asya'nm en kültürlü kavimleri sırasında yer almaktadırlar.3" demektedir.

Üç yüz seneye yakın bir süre Göktürkler'e bağlı kalan, onların inanç ve töreleri içinde yoğrulan bir imparatorluk nasıl kurulur ve nasıl idare edilir. Bu ince sanatı onlardan öğrenen ve bu süre içersinde ticaret hayatına da giren Uygurların zengin bir kültüre sahip oldukları, üstelik ortaçağın en medeni milletlerinden biri olduğu, içersinde bulunduğumuz yüzyılın başlarından itibaren çeşitli milletlere mensup arkeolog, tarihçi, Türkolog, ve sanat tarihçilerince, Türklerin ana yurdu olan Orta Asya toprakları üzerinde yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalar sonucu gün ışığına çıkarılmıştır4

Bu ilmî araştırmalar sonucu elde edilen bilgi ve eserlerle, ilim dünyasına, Uygurların zengin kültürlerini tasvir edebilir bir duruma gelinmiştir. Uygurların daha IV. asırda yüksek bir kültüre ulaşmış olduklarını, diğer Türklerden önce büyük kültürlerle temas kurduklarını; bilgi, kültür, ticaret gibi birçok yeni şeyler öğrendiklerini Çin kaynakları yazmaktadır.5

Doğu Türkistan (Turfan) Uygurları hakkında en ilgi çekici bilgilere; Çin'deki kuzey Sung İmparatorluğu tarafından 981'de Uygur Devleti'nin merkezi olan Hoço'ya (=Kuça, Karahoça) elçi olarak gönderilen Wang Yen Tö'nün seyahat namesinde6 rastlanmaktadır.

Seyahatnamede, Uygurların saray, kültür, toplum ve iktisadî hayat ve durumları ile Uygur ülkesi hakkında dikkat çekici öyle tasvirler verilmektedir ki, bu bilgiler, Türk Kültür Tarihi bakımından büyük değer taşımaktadır.

Elçi, Uygurların "altın, gümüş, bakır ve demirden eşya yaptıklarını, açtıkları kanallarla bahçe ve tarla suladıklarını, özel mülkiyetlerin mevcut olduğunu, çiçekli kumaş dokuduklarım, çok iyi deri işledik
lerini, silah yaptıklarını, maden kömürü kullandıklarını, her Uygur mabedinde mutlaka bir kitaplık bulunduğunu ifade etmektedir.(7) 

Çin elçisinin sıraladığı bu bilgiler Uygurların ne derece zengin bir kültüre, sıhhatli bir ekonomiye, toplum yapısına sahip olduklarını açıkça göstermektedir. Tarihçe çağdaş milletlere örnek olan Uygurlar, Müteharrik harfi matbaanın keşfine ve tatbikine yeterli her türlü kültür şartlarına sahip ilim, bilgi ve okuma zemininin bulunduğu bir kültürün sahibiydiler. Buna karşılık, çok sayıda (6.000 kadar) Çok şekilli bir alfabeye ve değişik karakterdeki yazı dillerine sahip Çinlilerin, başlangıçta böyle bir alfabeyi basım sanatında kullanmaları ve dolayısıyla matbaayı bulmuş olabilecekleri oldukça şüpheli görünmektedir. Bunun yanı sıra, müteharrik harfi matbaanın ilk mucidi olduğu ileri sürülen Çinli demirci Pi Sheng'in, müteharrik harfleri kullanma fikrini çok sayıda ve değişik karakterdeki Çin yazı sisteminden değil, belli sayıda (14 Harf) üstelik çentme ve oyma (yani runik) özelliği olan komşu Uygur alfabesinden almış olması da üşünebilir. Doğu'da İranlılar, Çinliler, Hintliler ve benzeri milletler bu çeşit harf kullanmamışlardır. Uygur yazısı, akıcı bir yazı sistemine dayanmaktaydı. Ayrıca, yazıyı geniş kitleler bilmekte ve kullanmaktaydı.

Turfan Uygurları, yerleşik kültürün en iyi temsilcilerinden biri olmayı başarmışlardı. Maniheist ve Budist eserlerin Uygur lehçesine tercümesinden doğan zengin bir dini edebiyat gelişmişti. Bunlara ait yazmaların bir kısmı resimli ve ciltli olarak, Bin Buddha (Tunhuang) mağarasındaki mâbetde içlerinde Uygur alfabesi ile yazılmış ve tanınmış Türkolog, Rus Malov tarafından bulunan "Altun Yaruk" (Altın Işık)9 ile "Sekiz Yükmek"10 ve hece vezninde yazılmış ilahiler11 bilhassa zikre değerdir.

Uygur - Türk edebî dili, taş kitabeler üzerindeki edebî örnekler olmaktan kurtulmuş, kütüphaneleri dolduran bir edebiyat ve kültür dili olmuştur. Bütün bunların yanı sıra, Uygurların, Çinliler'den önce "Kagat" adını verdikleri kağıt keçesini buldukları ve imâl ettikleri, ilim âleminde tartışma konusu yapılmıştır.

Bu konuda dikkate alınması gereken bir diğer husus da; A. Grünwedel, A. von le Coq ve Aurel Stein'in Orta Asya'da yaptıkları arkeolojik kazı ve araştırmalar sonucu,12 minyatürü ve hususî surette ciltlenmiş Uygur yazmaları ile dolu kütüphanelerin varlığını ortaya çıkarmış olmalarıdır. Turfan Beş Başık, Hoço, İdikut gibi Uygur şehirlerinde bulunmuş minyatürlü, tezbihli ve hususî surette ciltlenmiş yazma ve basma kitaplar, M.S. VIIIX. yüzyıllarda bu sanatların Uygurlar'da ne derece ilerlemiş olduğunu açıkça göstermektedir. Bu da ayrıca ortaya koymaktadır ki; Uygurlar, kağıdın bulunmasından, kitapların hususî surette ciltlenmesini, resimlendirilmesine ve tezyinine varıncaya kadar her çizgisiyle mükemmel bir kitapçılık sanatına sahiptiler.13 

Uygurlar, Çin'de bulunan "blok" usulünü değil, fakat çağdaş matbaanın esası kabul edilen müteharrik (movable) harf sisteminin tatbik edildiği baskı tekniğini kullanmışlardır. A. von Le Coq ve A. Grünwedel 1902-1907 senelerindeki araştırma gezilerinde; Turfan'da Uygur dilinde, sert ağaçtan yapılmış yüzlerce harf bulmuşlardır. Daha sonraları (1906-1909) P.Peliton'un Tunhuang'da meydana çıkardığı Türkçe harfler dünyada matbaa tipi hurufatın eskileridir.14

Rus bilgini Oldenburg, Karaşar ve Turfan civarındaki araştırmalarından sonra, modern matbaanın prototipi olan müteharrik Uygur harflerinin bulunduğunu; Fransız bilgini J.Risler de, Avrupa'dan 600 sene önce, Türk ülkesinde basılmış eserlerden bazılarının bilindiğini ve Uygur matbaa tekniğinin Moğollar vasıtasıyla Avrupa'ya geçtiğini ifade etmişlerdir.15

Matbaanın tarihi ile uğraşan Tomas F. Carter'e göre, yeryüzünde mevcut en eski matbaa hurufatı Uygur dilinde olup Türkçe'dir. Matbaa'nın daha önce Çinlilerce bilindiği yolundaki fikirler ise şüpheli görünmektedir. Çünkü; silobik karakter taşıyan Çince'nin, o tarihlerde matbaa tekniğine tatbik edilmesi mümkün görülmemektedir. Buna karşılık, 14 harften ibaret olan Uygur alfabesinin baskı tekniğine tatbiki çok kolay olmuştur.16

Turfan, BeşBalık, Karahoço, Yarkent, Hoten vb. Uygur şehirlerinin bulunduğu bölgelerde yapılan kazı ve araştırmalarda ele geçen, sert ağaçtan yapılmış müteharrik harfler, Uygurlarda matbaa sanatının mevcudiyetini ortaya koymuştur.17 P.Pelliot, Tun Huang'da mağara zemininde yüzlerce tahta çubuk bulmuştur. Bu çubukların yüzlerinde Uygurca işaretler vardır.18 Uygurlar hakkındaki çalışmaları ile haklı bir şöhrete ulaşmış olan, tanınmış orientalist Prof. Annemarie von Gabain'e göre, bunlar Uygur yazı dilinde kullanılmış olan bazı son ekler olup, baskı sırasında kullanılmak için hazırlanmışlardır.

Prof. A.V. Gabain, "Die Drucke Der Turfan Sammlung" (Turfan koleksiyonu Basmaları) adlı eserinde, Çin ve Uygur kitapçılığı hakkında çok önemli bilgiler vermektedir. Çin ve Uygur el yazmaları, basma kitapları, yazmaların ve basmaların ciltlenme şekilleri, kağıt kitapların sayfa numaralandırılması ve Uygur baskı tekniği, verilen bilgiler arasında yer almış olup, tezimizi teyid etmesi bakımından dikkat çekicidir. Gabain,"Çin dilinin yapısının müteharrik harfler meydana getirmeye ve dolayısıyla matbaaya tatbikine uygun olmadığını ve matbaanın Uygurlar tarafından bulunmuş olduğunu da ifade etmekdedir.20 Gabain ayrıca,"Çin blok baskılarının Tibetçe ve Lautsa(Lantsa) yazı unsurlarını ihtiva ederken, Uygur baskılarından bu ve benzerinin görülmediğini, Uygur baskılarının katlanma tarzı kitaplar olduğunu ve kat yeri için bir satırlık boşluk bırakılmış olduğunu, bırakılan bu boşluğun ciltlemede dikiş yeri olarak kullanıldığını; Uygur baskı tekniğinde, bir yaprak kağıt üzerine kelimeler ve eklerin istenilen sayıda yazıldığını, bu işin ancak bir Uygur tarafından yapılabileceğini, sonra bu elemanların normal bir baskı bloku üzerine konularak oyulduğunu, blokun satırlara, satırların da tek, tek elemanlara, yani müteharrik harflere ayrıldığını, bilâhare bunların tertip kalıplarına dizildiğini, bu sistemin Çinlilerce bilinmediğini, bu sistemde mürettibin de mutlaka Uygur olması gerektiğini ilave eder.21

İstanbul Üniversitesi eski öğretim üyelerinden Prof. Helmuth Theodor Bossert de, İkinci Türk Tarih Kongresi'ne sunduğu "Tabı Sanatının Keşfi" adlı tebliğinde, matbaanın Çinliler tarafından değil, Uygurlar tarafından bulunmuş olduğunu ileri sürmüştür.22

Müteharrik harflerin Doğu'dan Batı'ya getirilişinde de Uygurların ve diğer Türk topluluklarının büyük rolü olmuştur. Bu görüşü Thomas F. Carter, J.R.Risler ve L. Rasonyi de paylaşır. Diğer taraftan Albert von Le Cop ve Helmuth Bossert gibi ilim adamlarının da kabul ettiği gibi, Altun Ordu devrinde Çingiz oğulları Avrupa'ya beraberlerinde basılmış kitap getirmişlerdir.

Çingiz Devleti'nin kuruluşunda Uygurların büyük rolü olmuştur. 1241 Tarihinde Altun Ordu kuvvetleri Almanya'ya girdiği zaman, Almanlar bu münasebet sonucu matbaacılığı öğrenmiş ve bu tarihle, Gutenberg dönemi (1450) arasında geçen iki yüz senelik bir zaman içersinde bunu geliştirmiş olabilirler.23

Bu da, "Acculturation" denilen, bir kültürün başka bir kültürden aldığı tesirler çerçevesinde, ayrı bir ilmî araştırma konusu yapılabilir

DiPNOTLAR VE FAYDALANıLAN KAYNAKLAR
"Kütüphcneci, Arıivisl; Devleı Arıivieri Eski Genel Müdü-

l.Jcrnes Russel Hamilton:Toguz-Oğuz el On Uygur, Jour-
nal Asiolique, 1,1962,7-11,55; ibrahim Kafesoğlu; rk
Milli Kültürü,Ankara, 1977, 115.5,

 

2.Macar Türkoğolu, iı Asya'da yaıayan Türk ve Moğol-
lar'ın torihi üzerindeki creşnrmclcn ile Ianınır. Onun
Türkclo]i sahasındaki önemli eserlerinden biri de, "az is-
mereılen Belsö-Azsia" (Bilinmeyen iı Asya, 1940) dir.

 

3.L.ligeli: Bilinmeyen iı-Asya. ii. Macarca'dan Çev.Sad-
reNin Karalay, isıanbul,1970.79 s.

 

4.L.ligeli:a.g.e .. 214 s., lcszlo Rasonyi: "Uygurlar", Ta-
rihle Iürklük, Ankara,1971 ,316-321 .s.

 

5.Bahaeddin Öge!: Türk Kültürünün Gelişme Çağları:!. is-
lanbul
,1971,86,s.

 

6.Lligeli:a.g.e.247s; Özkan izgi: The Ilınerary of Wang
Yen
-le lo Kao Chang,981-984. Harward Univer-
sity, 1972,(Dokıora Çalııması)

 

7.Bahhaeddin Öge I, a.g.e. 119, 122, 128-129,
132ss,W.Radloff: Sibirya'dan,lTürkıe'ye tert., AhmTe-
mir, lstcnbul, 1954, 128 s.

8üszlo Rasonyi; a.g.e .. 112.s.

 

9.L.ligeli a.g.e 119-12055. ;Şinasi Tekin: Uygar bilgisini
Singku Seli Tulang'un Bilinmeyen Yeni Bir Çevirisi üzeri-
ne Türk dili Araııırmaları Yıllığl-Bellelen-1965,2933 ss.

 

1 0LLigeliA .................. 1971 ,321-330 ss.

 

11.Reıil Rchmeti Aral: Eski Türk ıiiri, Ankara, 1965.5-9
ss
.

 

12.A. Grünwedel: Berkht über urch, Arbeilen in ldukuts-
chuhri und Ungebung
. Berlin, 1906; A. Stein,

innermosl Asia. Oxford 1921; A. von Le Ccq. Chetseho.
Berlin.1913.

 

13. lsrnet Binark, Eski Kilapıılık Sanaılarımız; Ankara
1975
.

 

14. Thomas F. Corter, The Invendon of Pritlnq-Chinc and
ils spread weslword
. New York,1925;G. Hazai-P Zleme
Ein ujqurlsches Blockdruckfragmenı einer Einleilung zum
Vairacchedikasuıra. Acla Or
. Hung.21.1968, 1-14.ss.

 

15. ibrahim Kafesoğlu:Milli Varlık ve Gayelerimiz Bakı-
mından Türk Tarih ve Kültürünün Ehemmiyeli
, TKAE
kenterensler
. i Ankara,1965, 475; JR Risler, Civilisalion
Arabe
, Paris, 1955, 171 s.

 

16. Thomas F.Carler:a.g.e, Ind ed. New York,1955, 140-
149.ss.

 

17.ibrahim Kafesoğlu;"Eski Türklerde Şehir Medeniyeli",
Türkler ve Medeniyeı, lstnnbul, 1957, 54-55 ss.

 

18. Thomas F.Carder; c.q.e, 218 s.

 

19.Annemarie von Gnbnin, Die Drucke Der Turfon
Sammlung. Berlin,1967.29.s,

 

20.Annemarie von Gebnin.n.q.e, 28.5.

 

21.Annemarie von Gcbcln, a.g.e, 17,21,27,29,31 ss.

22.Theodor Helmuıh Bessert-T abı sanatının Keıfi", ikinci
Türk Tarih Kongresi (isıanbuI20-25 Eylül 1937) 425,s.

23.Adnan Erzi;"Basım", Türk Ansiklopedisi V, 1952,331-
333
.55. Şinasi Tekin: der Leulige Zusland der Turdcu de
T urfan-Sammlung in Mainz. T rud.XXV. Mezhdurarod.
Kong Vosıokovedov(Moskova), 1960 ıtı. 1963, 319-
32lss.

 


  • 1509 defa okundu.