İKLİL KURBAN
                                                                                                                              Yrd.Doç.Dr
Merhum Turgun Almas’ın ölüm haberini GÖKBAYRAK dergisinin yıl 2001 , 43. sayısından öğrendim ve çok üzüldüm ; ulusumuza başsağlığı dilerim . Bu acı vesileyle , Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü dergisinin yıl 1994 , I. sayısında yayımlanmış Turgun Almas ve “Uygurlar” adlı yazımın tekrar basılmasında yarar gördüm . Bu büyük özgürlük savaşçısının eylem ve düşüncelerinden ulusumuz haberdar olsun) .

Yıl 1989 , Doğu Türkistan’da “UYGURLAR” adında 840 sayfalık , Büyük Hun İmparatorluğu’ndan Büyük Moğol İmparatorluğu’nun sonuna kadar 3000 yıllık olayları içeren dev bir eser Arap harfleriyle Uygurca olarak basılır ve satılır . Fakat çok geçmeden eserin yankısından ve tesirinden korkan Çin hükümeti kitabı yasaklar , yazarı Turgun Almas’ı da gözaltına alır . Hükümetçe uygulanan kitabı geri alma eylemi , halkın kitaba olan merakını çok daha arttırır . Evelce satılan kitaplar elden ele dolaşır , çoğalır ve okunur . Bu haberi gelen gidenlerden duyunca bu kitaba benim de merakım artıvermişti . Acaba , Çin hükümeti bu kitaba neden bu kadar kızmıştır ? Çin hükümetini bu kadar kızdıran bir kitabı yazmaya cüret eden bu yazar kimdir ?
İşte bu merak sonucu bu kitabı bulup okudum ve yukarıda bahsettiğim sorulara cevap aradım . Gerçekten Çin hükümeti kendi ulusal felsefesi ve çıkarı açısından kızmada çok haklıymış . Çünkü yazar tarihe sadık kalmıştır . Yaşamı pahasına olsa bile , gerçekleri yazarak , hoşuna gitmeyen bir cümle söz için insanları dar ağacına götüren bu korkunç Çin’i karşısına alan bu cesur kişi kimdir ?
Yazar ve şair olan Turgun Almas 30.10.1924 günü Kaşgar’da , yoksul bir ailede dünyaya gelir . Kaşgar ve Ürümçi’de ilk , orta ve lise tahsilini tamamlar . Çin dilini iyi öğrenir . O , ilk defa 1941’de “Kaytmaymiz” (Dönmeyiz) adlı şiirini yayınlar . Yıl 1943 , Çin’e karşı propaganda eylemlerinde bulunduğu için hapsedilir . O hapishanede iken , “Tutkun” (Tutsak) , Girip momay” (Biçare nine) , “Cemile” , “Azatlık meşeli” (Özgürlük meş’alesi) , “İki tamça yaş” (İki damla yaş) gibi şiirleri yazarak özgürlüğe olan ümit ve isteklerini yansıtır .
Doğu Türkistan’ın kuzey batısındaki üç vilayetinde , ırkçı ve sömürgeci Çinlilere karşı ayaklanan halk , 12.11.1944 günü Gulca şehrinde “Şarkî Türkistan Cumhuriyeti”ni kurmuşlardır . Turgun Almas bu cumhuriyeti candan alkışlar ve Ürümçi’deki bu cumhuriyete karşı olan Çin yanlısı hainlere karşı “Satkunga ölüm” (Haine ölüm) adlı şiirini yazar . Şair 21.7.1947 günü tekrar tutuklanır . Şarkî Türkistan Cumhuriyeti hükümetinin , genel olarak Doğu Türkistan halkının baskısı ve isteği ile şair 8.4.1949 günü hapishaneden salıverilir . Aynı yılı O , Gulca’ya gelip , “Alga” (İleri) gazetesinde çalışmaya başlar .
Yıl 1949 , sonbahar . Doğu Türkistan’da yeni bir dönem başlar . Kurtarıcı görünümü altında bütün Çin’i ele geçiren Çin komünistleri , Doğu Türkistan’da da Çin zulmünden inleyen birçok insanlara ümit getirir . Bu ümit ışığı altında kurtuluşu arayan Turgun Almas , 1950-1953 yılları arasında Ürümçi’de emniyet müdürlüğünde sorumlu görevler üstlenir ; çevri ve edebî işlerle uğraşır . Fakat , çok geçmeden , tıpkı Mirseyt Sultangaliyev ve Zeki Velidi Togan gibi Turgun Almas da , kurtarma propagandası ve komünizm perdesi arkasına gizlenen Çin gerçeğini görür ve anlar . Aldandığının farkına varırı . Artık Turgun Almas için yürüyebilecek tek yol ve yapılabilecek tek iş vardı : Siyasî hayattan çekilmek ve çok iyi bildiği düşmanının dili ile ulusunun tarihinin derinliklerine dalmak . Evet , Turgun Almas en doğru olanını seçer ve yapar .
Esir ulusların özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi önce kendini tanımaktan yani tarihini ve kültürünü bilmekten geçer . Bilhassa Uygurlar gibi uzun bir siyasî tarihe ve köklü bir kültüre sahip ulus kendini tam anlamıyla tanıdığı an , o ulusun kurtuluş mücadelesini hiçbir kara güç durduramaz . Ulusa mal olan manevî güç hemen maddî güce dönüşür . 
Turgun Almas’ın yayınlanmış eserleri :
Hunların Kısaca Tarihi
Uygurlar
Uygur İdikut Hanlığı
Türkler
Eski Uygur Edebiyatı

Hunların Kısaca Tarihi adlı eser Almanya’da Almanca , Eski Uygur Edebiyatı adlı eser Arabistan’da Arapça basılmıştır (s : 1-15) .
Böylece yazar hakkında kısaca bilgi verdikten sonra , “Çin hükümeti bu kitaba neden bu kadar kızmıştır ?” sorusuna cevap olabilir diye tahmin ettiğim bilgi ve ifadeleri sıralamaya çalıştım :
“Jeoloji ve arkeoloji bilimlerinin ünlü bilginlerinin Orta Asya’da yürüttüğü bilimsel çalışmalarının sonucuna göre , yaklaşık bundan 8000 yıl önce Orta Asya’nın batısında çok büyük değişiklikler olmuş , kuraklık afeti meydana gelmiştir . Bu sebeple ecdatlarımızın bir kısmı Asya’nın doğu ve batı taraflarına göç etmek zorunda kalmışlardır . İşte o zaman Orta Asya’nın doğusu olan Tarim ovasında yaşayan ecdatlarımızın bir kısmı Altay dağları üzerinden şimdiki Moğolistan ve Baykal gölü etrafına gelip yerleşmişlerdir . 840 yılında ise , Moğolistan’dan Şin-Cañ’a (Doğu Türkistan’a) tekrar göç eden bu Doğu Uygurları , bundan 8000 yıl önce Tarim ovasından Moğolistan ve Baykal gölü etrafına göç eden ecdatlarımızın evlatlarıdır”(s : 8) .
Yukarıdaki ifadeleri kullandıktan sonra yazar , Orta Asya’nın yani Doğu Türkistan’ın da aslında Türk toprağı olduğu sonucuna varır ve bu sonucu yer-su adlarıyla kanıtlar (s : 13) . “Hayır , Uygurlar gelmeden önce buralarda başka halklar (Çinliler , demek istiyor) yaşıyordu” diyen ırkçı Çin tarihçilerini yazar , “bu iddia tarihi kastlı olarak saptırmaktır” (s : 40) ifadesiyle ağır bir şekilde eleştirir .
Milattan önce 625 yılında ölen Turan padişahı Alp Ertunga ile İranlılara karşı özgürlük savaşçısı Tumris hakkında yazar şu ifadeleri kullanmaktadır : Orta Asya halklarının ulu anası , akıllı , yürekli , vatansever Turan kadınlarının ünlü simgesi olan Tumris’in Alp Ertunga’nın üçüncü kuşaktan torunu olduğu ihtimale çok yakındır . Tumris’in adı Tömür (Demir) olup , Yunan tarihçileri tarafından Tumris diye yazılmıştır” (s : 56-58) .
“Tutem” sözcüğü şimdiki Avustralya’da yaşayan Papauslar’ın (Avrupalılar onlara İndiyanlar , diyor) dilinde “onun nesli” anlamını verir . Bizim ecdatlarımız kurdu kendileri için tutem yapmışlarsa , Hindular ineği , Çinliler ise ejderhayı tutem yapmışlardır (s : 63-64) . “Uygurların , Hunların ve Türklerin etnik kökeni aynıdır” (s : 75) .
Turan kahramanlarına karşı duyulan sevgi ve aynı tutem , aynı etnik köken ifadeleri Çinlileri çok rahatsız eder . Onlara göre , Uygurlar , Hunlardan ve Türklerden farklı bambaşka , yani Çinlilere biraz daha yakın ırktır . Böyle olduktan sonra , Uygurların toprağı Çinlilerin toprağı olacaktır .
“Türk” sözcüğü “güçlü” anlamında olup , bir ırkın adıdır (s : 177) . “Göktürk hakanlığı kurulurken , “Türk” sözcüğü sadece Altay’daki Türkleri gösteren etnik anlamını kaybeder . Çünkü Türk Hakanlığı devrinde Türk denilen ad , Türkçe konuşan ırk ve kültür bakımından birbirine benzeyen veya yakın olan Uygur , Oğuz , Kırgız , Kıpçak , Çigil , Basmil , Türgeşler ile sonradan Türkleşmiş Kitanların ve başka halkların ortak ulus adı olmuştur . İşte o zamandan bu yana Türk sözcüğü Türk hanlığı topraklarında yaşayan bütün halkın ulusal ve siyasal bütünlüğünü belirten bir ad olmuştur (s : 179) .
Çin’in tarih boyunca Türklere karşı kullana gelen tedbiri , birbirine karşı kışkırt ve parçala yut , olmuştur (s : 199-200) .
Çinli Melikelere evlenmek Türk hanları için alışkanlık haline gelmiştir . Çuluk han Çinli melike Yeçin ile evlendi . Yeçin 621 yılında Çuluk hanı zehirleyip öldürdü (s : 205) .

Yazar , 630 yılında cereyan eden Çinlilere karşı özgürlük mücadelesinin kahramanı Kurşad hakkında yazarken , bu tarihî olgudan esenlenerek , ümit ve heyecanını , hiç gizlemeden , şu satırlar ile ifade etmektedir : “Yüce ruhlu , arslan yürekli kahraman Kurşad’ın adı , özgürlük ve bağımsızlık için mücadele eden ve mücadele etmekte olanların kalbinde ebedî yaşadı ve yaşayacaktır” (s : 211) .
Çinlilerin Türklere karşı savaşta elde ettiği zaferler , genelde askerî güç zaferi değil , politik hile zaferi idi . “Onlar Türkleri birbirine karşı kışkırtıp zayıflattı ve Türklerin eliyle Türkleri yendi” (s : 231) .
“Uygurlar Türk halkları içinde sayıca çok ve en savaşçı bir topluluk olduğu için , Türk düşmanları onların bu üstünlüklerinden yararlanmak amacıyla onları her türlü yollarla Türklere karşı kışkırtmıştır” (s :232) .
“Çin 750 yılındaki Talas Savaşı’nda yenildikten sonra , ta 1757 yılına kadar olan 1000 yıl içinde Orta Asya’ya el uzatamamıştır” (s : 241) .
Çin devleti , Tañ sülalesi döneminde Orhun Uygur devletine vergi olarak her yılı 20 000 top ipek kumaş ödemiştir . Bu durum 757 yılından 840 yılına kadar yaklaşık 100 yıl devam etmiştir . Bu vergiyi Çin’in saray tarihçileri “hediye” denilen güzel sözlerle örtbas etmişlerdir (s : 253) .
Çin padişahlarının kendi kızlarını Türk hakanlarına eş olarak vermelerinin sebeplerini şu üç noktada toplayabiliriz :

1.Çin ile Türk devleti ortasında yapılmış anlaşmaları kafaletlendirmek .
2.Türk devletine gönderilen Çin melikesi aracılığıyla , o devletin iç işlerinden haberdar olmak .
3.Çin melikesinden doğmuş şehzadeler aracılığıyla o devleti nüfuzu altına almak , şehzadeleri kışkırtma yoluyla o devleti parçalamak (s :264-265) .

“Çin’in elçi ve tüccarları Çin’in başkenti Çañen’den küzeye doğru Çin Seddi’nden geçerek Uygur devleti toprağına gelirdi . Sonra kuzeydeki Uygur başkenti Karabalasagun’a girerlerdi . Oradan batıya doğru yürüyerek Altay dağları üzerinden Beşbalık‘a geçerdi . Beşbalık’tan batıya doğru hareket ederek , İli ovası , Yedisu üzerinden Orta Asya ve Batı Asya’ya ulaşırlardı . İşte bu yol Uygur Orhun hakanlığının topraklarından geçtiği için , tarihte bu yola “Uygur Yolu” denilmiştir” (s : 277) .
Çin ve Avrupa tarihçilerinin , yanı sıra bizim de “İpek Yolu” diye adlandırdığımız bu yolu , tarihçi Turgun Almas “Uygur Yolu” diye adlandırarak ona geçmişten buyana tarih boyunca süre gelen ulusal anlamını kazandırmaktadır .
Kırgızların isyanı sonucu Orhun Uygur hakanlığı 840 yılında yıkılır . Uygurların büyük bir kısmı Pan Tekin liderliğinde batıya , Ögi Tekin liderliğindeki bir kısmı güneye göç eder . Ögi Tekin Çin başkenti Çañen’e elçiler gönderip yardım isteğinde bulunur . Uygurlar 756-762 yılları arasında Çin’de cereyan eden Öñlük-Söygüm isyanını bastırıp , Tañ sülalesini kurtarmış ve çok miktarda askerî yardımda bulunmuştu . Fakat , Tañ sülalesi geçmişteki o kara günlerini unutup , iki yüzlülük ile Uygurlara yardım etmeyi kabul etmez . Pan Tekin liderliğindeki batıya göç eden Uygurlar ise , batıdaki kendi kardeşlerinin yardımıyla orada başka devletler kurar (s : 289-295) .
“Uygurlarda eski zamanlardan bu yana kahraman erkeklere saygı gösterme geleneği vardı . Bu elbette bir rastlantı değil , Uygurların tarihinden kaynaklanmış birikimdir . Çok eski zamanlardan günümüze kadar her hangi bir halk kendi vatanını düşman saldırısından korurken , kahraman erkeklerden oluşan bir orduya dayanmıştır . Uygurlar eskiden savaş gücü çok yüksek olan atlı orduya sahipti . Onlar sayıca kendilerinden beş hatta on kat fazla olan düşman ordusu üzerine irkilmeden saldırıyor ve onları yerle bir ederdi . 756-762 yılları arasında cereyan eden Öñlük-Söygüm isyanını bastırmada Çin’e birkaç defa yardıma gelen Uygur ordusunun asker sayısı 50 000’den fazla değildi . Eski zamanlarda Uygur kızları kendilerine eş seçerken , erkeğin kahramanlığı ölçü olmuştur . Bu alışkanlık şüphesiz vatan sevgisinden ileri gelmektedir” (s : 308) .
Yıl 840’ta Doğu Uygurları yani Orhun Uygurları batıya göç ederken , Orhun Uygur hakanlığının 200 yıllık uzun tarihini yansıtan “Kö Köç Destanı” meydana gelmiştir . Bu destan , 13.yüzyılda yaşamış İran tarihçisi Cüveyni’nin “Tarihi Cihangüşa” (Dünya istilasının tarihi) adlı eserinde kaydedilmiştir (s : 311-315) . “Köç Köç Destanı” Uygurların Orta Çağda yaratmış olan manevî zenginliklerinin en iyisi olup , bu destan Uygurların dilini , tarihini ve edebiyatını öğrenmede değerli bir kaynaktır (s : 319) .
Uygur hakanlığının başkenti Karabalasagun’un uzunluğu 24 kilometre kadar olup , bu şehir 8-9. Yüzyıllarda Tañ sülalesinin başkenti Çañen’den kalsa Asya’da ikinci derecedeki bir şehirdi . O zaman Çañen’i kuşatan surun uzunluğu 35 kilometre idi (s : 326) .
Doğu Uygurları Şaman dininde , Batı Uygurları Buda dininde idiler . Şaman dini çok tanrılı bir din olup , bazı rivayetlere göre , “Manis” adında galebe Tanrısı da varmış . Bu yüzden 840 yılında bir isyan ile Orhun Uygur hakanlığını yıkan Kırgızlar , bu galebe şerefine kendi hanlarına Manis ünvanını vermişlerdir . Kırgızlardaki “Manas Destanı” nın adı herhalde bu “Manis’ten gelmektedir (s : 328) .
“Arapların Orta Asya halklarını diz çöktürme işgal eylemi tam 100 yıl (651-751) sürdü . Türklerin yenilgisi Arapların güçlülüğünden değil , belki Orta Asya halklarının arka tarafının güvensizliğinden ve kendi aralarındaki ittifaksızlıktan ileri geldi . Daha açık söylemek gerekirse , Araplar Orta Asya'ya saldırdığında , Doğu ve Batı Türk hakanlığı zor durumda idi . Ülke içinde cereyan eden huzursuzluklar dışarıdan Tañ sülalesi tarafından sürekli körüklenmekte idi . Çinlilerin Türklere karşı yüzyıllar boyunca yürüttüğü eylemleri sonucunu vermekte idi . Böylece iki cephe arasında kalan Doğu ve Batı Türklüğü Araplara karşı ciddi çaba gösteremediler” (s : 411) .
“Karahanlılar tarihinden bizim alabileceğimiz en acı ders nedir ? Önce şunu söylemek gerekir ki , birleşmiş , güçlü , medeniyetli olan Karahanlılar devleti 1040 yılında Doğu ve Batı Karahanlı devleti olarak ikiye bölünmemiş olsaydı , son dönemlerinde olduğu gibi Karahıtaylara da , Selçuklulara da bağımlı kalmazdı . Belki yine yüzyıllar boyu yaşamını sürdürür , güçlü bir devlet olarak Orta Asya’nın ve Doğu ile Batının gelişmesine katkıda bulunurdu . Kendi toprağına kendisinin sahip olduğu mutlu bir nesilden şüphesiz daha nice Yusuf Hashacipler ve daha nice Mahmut Kaşgarlılar doğmuş olurdu” (s : 573-574) .
Okurlarımdan , yukarıdaki ifadelerin son cümlesini düşünerek tekrar okumasını isterim : “Kendi toprağına kendisinin sahip olduğu mutlu bir nesilden şüphesiz daha nice Yusuf hashacipler ve daha nice Mahmut Kaşgarlılar doğmuş olurdu” . Evet , Turgun Almas çok haklıdır , acıklıdır , hüzünlüdür ...
“Tavgaç” sözcüğü hakkında biraz izah vermek yerinde olur . Bu söz “bağımlı” anlamında olup , Çin’in Hunlar dahil kuzey komşuları tarafından Çin’e verilmiş bir addır . 7.yüzyılda yaşayan Doğu Roma tarihçisi Simokatta : “Tavgaç aslında Turanîlerin sömürgesidir” diye yazmıştır . Çin kendi tarihinin birçok dönemlerinde Hunlara ve Türklere bağımlı kalarak her yılı belli miktarda ipek kumaş gibi şeyler ile vergi ödemiştir (s : 590-591).
“Eski zamanlardan günümüze kadar olan savaş tarihinde , sayısı az ama yüksek ruhlu , cesur , intizamlı ordunun , sayısı çok ama ruhsuz , intizamsız ordu üstünden galip olduğuna dair kanıtlar çoktur . Bizim ulu , kahraman , akıllı ecdatlarımız az sayıdaki ordu ile düşmanın çok sayıdaki ordusu üstünden galip gelmenin şanlı örneklerini yaratmıştır . Bu gerçek , Uygur tarihinden haberi var herkese bellidir “ (s : 605) .
Karahanlı devletinin tüccarları Çin’e (960-1279 yılları arasında hüküm sürmüş Suñ sülalesi devrinde) 30 defa gittiği halde , Suñ sülalesi zayıf bir hanlık olduğu için , yolun uzaklığını bahane ederek , doğrusu Tangutlardan korkup , Karahanlı devletine bir defa bile Çinli tüccarlar gelememiştir (s : 666) .
Liu Zhı Shiao adlı bir Çinlinin adıyla yayınlanmış “Uygur Tarihi” adlı bir kitap 1987 ve 1988 yıllarında artarda Pekin’de iki defa basılmıştır . Hem Çince , hem Uygurca basılan bu kitap 2 cilt halinde toplam 1200 sayfadır . Resmî buyrukla yazılan bu dev kitapta yukarıda sıraladığım bilgi ve ifadelere hiç yer verilmemiş olmakla beraber zıttı yazılmıştır . Kitaba hain Seyfetdin Azizi övgü dolu 5 sayfalık önsöz yazmıştır . Bu önsözde yer alan : “ Yazar bu eseri Marksizm-Leninizm ve Mao ülküsü ışığında yazdığı için eserdeki görüşler doğru ve gerçeğe uygundur” cümlesi , bu kitabın nasıl bir kitap olduğunu anlamada yeterli delildir .
İşte Doğu Türkistan’da bugün Uygurlar hakkında birbiri ile çarpışan dev iki eser bulunmaktadır . Biri ırkçı , müstemlekeci Çin resmî görüşünü yansıtan uyduruk “Uygur Tarihi”dir . Öbürü , tarihî gerçekleri yansıtan bilimsel , fakat yasaklanmış olan “Uygurlar”dır .
Yazımın sonuna yaklaşırken , Turgun Almas’ı bu bilimsel eseriyle candan kutlarım . Bilim , herkesin yapabileceği kolay bir iş değildir . Bilimin gelişmesinin tarihi , Uluğ Bey (1394-1449) gibi , Bronu (1548-1600) gibi ulu zatların dar ağacına götürülmesinin tarihidir . Bilim , yaşamı pahasına olsa bile doğruyu söylemekten zevk alan üstün zekalı cesur kişilerin yapabileceği insanlık aleminin en kutsal işidir . Bilim , insanlığı karanlıktan aydınlığa , esirlikten özgürlüğe götüren en şerefli iştir .

İşte Turgun Almas’ın yaptığı iş , bu iştir .

  • 756 defa okundu.