Kazım Gültepe
Araştırmacı - Yazar

Gençosmanoğlu'nun aziz hatırasına
“Sağ kalan on sekiz ihtilalcini gizli yoldan saray ahırına inişleri ve atlara binişlerdir."

At üstünde doğup, 
At üstende ölürlerdi, 
Şölene, toya, düğüne, 
At üstünde gidelerdi, 
Altınla, atı yan yana görseler, 
Atı alırlardı.

Azıklarını atlarına yedirir, 
Kendileri aç kalırlardı, 
Vatan gibi, Bayrak gibi, 
Atı kutsal bilirlerdi.

Kısa bir çarpışmadan sonra,
On iki Türk bindi atlara,
Bozkurt ocağının sönmeyen odu,
Çuluk Kağan oğlu Kür Şad,
Altında bidevi at,
Buyurdu!
Çengşi! Tuğrul! Yamtar..! Yumru!"
Dört ağızdan tok bir ses duyuldu,
"Buyur!!!"
Her biriniz dikilin bir kapıya,
Biz dışarı çıkana dek bekleyin,
Ardımızdan gelenleri oklayın,
Bu son fırsat ya bizim ya Çin'indir,
Der ağızdan tek ses karşılık verdi;
"Buyruk senindir!"
Kürşad İhtilali Destanından

"Çin sarayının geniş ahırı dört Türk'ün yaptığı savaş" 

Ahırın dört kapısının her birine, 
Bir er dikildi,
Az sonra saldırdı Çinli çeriler. 
Yaylar gerilerek oklar çekildi.

Dördü de biliyordu ki,
Bundan öte kurtuluş yoktu, 
Her kapıya yığılan Çin çerisi, 
Üç yüzden çoktu.

O halde,
Kazandırılmalıydı gidenlere, 
Gereken zaman, 
Bırakılmamalıydı nöbet yeri, 
Dökülmeden son damla kan!

Daha çok Çinli öldürmeli, 
Pahalı satılmalıydı can, 
Üç yüz değil üç bin Çinli gelse de, 
Vermemeliydi aman!

Erlik budur, ülkü budur, ün budur!!! 
Budur iman!

Çengşi, Tuğrul ve Yamtar.. 
Önlerinde üç yüz Çinli çerisi, 
Kılıç savurdular,
Önce Tuğrul düştü, 
Az sonra Çengşi... U
çmağa vardılar!!!

Şimdi üç yüzü Çinli... 
Dev Yamtar tekti! 
Bir kurt'a saldıran, 
Üç yüz köpekti!
(Kür  Şad İhtilali Destanından)

Yıl, Miladın altı yüz kırkı,
Gece,
Tan yeri ağarmadan önce,

Kuzeye doğru, yalın pusatlı,
On iki atlı,
Uçuyordu.

Yağmur...
Yağıyor denemezdi, 
Boşanıyordu.

Esiyordu bir karganmış yel, 
Bozkır bir yapışkan, 
Boz bulanık sel

Delirtiyordu atları 
Atların burun kanatları 
Bir kara çadır ağzı gibi,
Geriliyordu

Si Gan Fu Ötüken arası yollar, 
Yumak gibi sarılıyordu, 
Gittikçe küçülüyordu Çin, 
Gittikçe büyüyordu için, için.

Derinden derin soluyordu koca ülke! 
Bu akşamdan beri aldığı 
İlk soluktu

Ve yollar, bu soluğu, 
Kuzeye akıtan bir oluktu

On iki Türk atlısının peşinden, 
On iki ordu yürüdü Çin'den!

Önde Vey ırmağı,
Arkada Çin,
Önde on iki atlı,
Arkada on iki bin !!!..
(Sonsuz Koşu Adlı, Şiirden)
 
“On iki Göktürk atlısının Vey ırmağı kıyısına vardıkları ve köprünün yıkılmış olduğunu gördükleridir."

Vey ırmağı derler
Bir ırmak vardır
Çin'le Ötüken arasında,
Sanılmasın bu Orta Asya'da,
Her hangi bir ırmak gibidir.

Çin topraklarında uzayan, 
Hain bir parmak gibidir.

Suyu gelmez içilmeye 
Köprüsü geçilmeye

Hele bu gece,
Akşamdan beri, yağan yağmurla,
Çıldırmış gider

Bir azgın at gibi 
Başını kaldırmış gider

Gümüş atından atlayıp 
Dayadı başını toprağa
Dinledi yeri

Dinledi... Ordu, ordu, 
Yaklaşan Çinlileri

Dedi:" Geliyorlar hem de çok..." 
Ne yeterince kargı var sançmaya, 
Ne yeterince ok!!!...
(Kürşad ihtilali destanından)

Hey.. Hey..,
Hey., hey de., hey., hey!
Dokuz kişiyiz.!
Ardımızda dokuz bin Çin atlısı,
Önümüzde vey,

Olur mu demeyin, 
Olur böyle şey

Çin ordusu tepeden tırnağa zırhlı, 
Tepeden tırnağa pusatlı, 
Sayısız atlı 
Yüreklerinde Türk korkusu,

Dokuz kişiden biri, 
Görünce Çinlileri, 
Buyruk verdiği yoldaşlarına, 
"Atlan"

Kabardı yelesi, 
Dokuz Bozkurt'un, 
Sarardı dokuz bin sırtlan, 
Yıl Miladın altı yüz kırkı, 
Vey ırmağının kıyısı 
Bire indi bozkurtların sayısı

Artık,
Boz bulanık bir şey, 
Değildi vey 
Kıpkızıl akıyordu,

Bumun Kağanın torunu 
Çulluk kağan oğlu Kürşad 
Kırkların başı

Ölü Çinli yığınları üstünde
Vuruşuyordu
Çin devletine karşı

Hey. hey... 
Yine de hey... hey!... 
Bir yanda Çin ordusu 
Öbür yanda Vey, 
Ortada Kürşad
Olmaz böyle şey!... 

Kim derdi Kürşad, 
Kemikle etti, 
O bir kişi değil 
O bir devletti.

Bayraktı, Vatandı 
Bir özge candı 
Tepeden tırnağa Kıpkızıl kandı, 
Çinliye ölümdü; Türk'e kalkandı. 
Odu gönlümüze, 
Düşen volkandı.

Bozkurt ocağının sönmeyen odu,
Çulluk kağan oğlu Kürşad,
Ölmüştü,
Ölmüştü fakat yenilmemişti,

Bu türküyle hâlâ,
Doludur, gökler.

Bir gün yine 
Söylesin diye Türkler...

Kürşad ve kırk yiğit 
Tanrı dağında
Atam Alp Er Tunga'nın otağında 
Bin üç yüz senedir, bizleri bekler. 
(Sonuna kadar adlı şiirinden)

Bilge bir ozandı, 
Hem yiğitti, 
İçli deyişleri 
Hoş sözü vardı

Geri kalmazdı akınlardan, 
Bir tutam tuzu vardı.

Kılıcı kırılmış, 
Okları bitmişti, 
Omuzun da yalnız, 
Kopuzu vardı,

Kürşad'ın önünde,
Dizleyip yeri,
Dedi,
Ben,
Durdururum Çinlileri.

Siz geçit arayın ırmakta, 
Kurtuluş yok böyle durmakta,

Ve hemen atına atlayıp,
Sürdü ileri,
Kayboldu karanlıkta,
Gitti... gitti., gitti....
Kara ozan böylesine bir yiğitti.
(Kara ozan adlı şiirinden)

DOĞU TÜRKİSTAN TEMASI
"Türk hakanı Satuk Buğra Han'ın rüyası... Rüyasında Müslüman olup uyanması ve Müslümanlığı, Türk illerine yaymasıdır."

Bir gece Türk Kağanı uyurken ortağında
Mavi nurdan bir alev gördü Tanrıdağı'nda

Bu alevler içinden ak tolgalı, al atlı
 Bir yiğit çıktı, şimşek gözlü, rüzgar kanatlı

Bir andan uçtan uca dolaştı Türk ilini 
Sonra Kağana doğru uzattı sağ elini

Dedi Ey... Uyan 
Satuk Buğra Han 
Kalb gözünü aç 
Buyurdu Yalvaç!

De ki yücelsin 
Kurt başlı sancak 
Sana bu muştu 
Haktan ulaştı

Dağıt yasını 
Kullan usunu 
Birliğe çağır 
Türk ulusunu!

Gökler, yeryüzü 
Her varlık ondan 
İnsan dediğin
Bir damla kandan

Çıkar Türklüğü 
Ergenekon'dan!
***
Uyandı Satuk Buğra 
Dedi, ne güzel rüya 
Yoktur özge tapacak 
Ulu Çalap'tır ancak

Ulaklar göndereyim 
Bütün Türk illerine 
Buyruklar ulaşsın 
Beğlerin ellerine

Müslümanlık ateşi 
Düşsün gönüllerine

Toplansın Ötüken'de 
Ünlü Oğuz boyları 
Çağırsınlar Türklüğe 
Yakın bütün soyları

Fakat din değişmekle 
Değişmesin huyları 
Okalır daha sivri 
Gergin olsun yaylaları

Ak sütle dolsun göller 
Aksın kımız çayları

Ülkenin dört bir yönüne 
Yeni din yayılmalı 
Müslüman olduğumuz 
Alemde duyulmalı

Yürüyün gün batıya 
Ayrılmayınız kökten 
Aç çıplak kalsanız da 
Sakın yayılmayın cenkten

Cihan Müslümanlığı 
Öğrenmelidir Türk'ten!
***

İslam'a gözbebeği 
İnsanlığa öz olun 
Kurt başlı bayrak üzre 
Hilal ve yıldız olun

Ata evdeş genç yaşlı 
Oğlan olun kız olun 
İster Bayırbucaklı 
Ve ister Kırgız olun

Bin ağız bir haykırış 
Fakat bir tek söz olun 
Allah bir Muhammed hak! 
Elinizde GÖKBAYRAK

Tutun yerde kalmaya 
Onu Kızıl elmaya,

İletenler siz olun

Satuk Buğra, "Durmayın"dedi genç ulaklara
Duyurun bu haberi hemen en uzaklara!...

Ulaklar at çatlatıp dolaştılar TURAN'ı
Millet, TÜRK Töresine uygun buldu KURAN'I

Üstümüze şol yedi gök 
Altımızda bu yağız yer 
"Kün" emriyle olundukta

Orta Asya'nın ortası 
Bize vatan kılındıkta 
Otağlanıp konduğumuz 
Tek tanrıyı gökte bilip 
İbadetler sunduğumuz

Ulu Tanrı tarafından 
"Türk oğlu Türk" dendiğimiz 
Bozkurtlarla kardeş olup
Altaylar'dan indiğimiz 
Yaylasında soluklanıp 
Çöllerinde yandığımız

Ve ezeli düşmanımız 
Çinli'yi ilk yendiğimiz 
Vatan vatan vatan diye 
Gece gündüz andığımız 
Ana yurdum, Ata yurdum 
Can evim Doğu Türkistan 
En güzel şiirler sana 
Sanadır en büyük destan

Atam Oğuz Kağan ile 
Bozkurt'a yol sorduğumuz 
Çin şeddini dokuz yerden 
Göğüsleyip yardığımız 
ŞanTung illerinde kadar 
Bin atlıyla vardığımız 
Vatan vatan vatan diye 
Hep dövünü durduğumuz 
Can evim Doğu Türkistan
Sanadır en güzel destan
(Ana Yurdum Ata Yurdum, adlı Şiirinden)

Derin uykularımdan uyanam dedikçe ben
Hun çağı izlerimden sezdiler meni
Kirli tırnaklarını batırıp kanımıza
Çin setleri boyunca yazdılar meni

Göktürk atalarımı gördükçe düşlerimde
Paslı usturalarla yüzdüler meni
Türk'üm Müslüman' im men! diye ettikçe feryad
Bir bir darağacına dizdiler meni

Ordu oldum savaştım, Gökbayrağın altında
Moskoflarla elele bozdular meni 
Dinle ey kavim kardaşl Atamın öz yurdunda
Devletsiz koyup lif lif çözdüler meni
(Gör Meni Neylediler, Adlı Şiirden)

Kanayan yüreğimdir, okyanuslardan uzak
Asya'nın ortasında bir yumruk gibi duran
Odur can ipliğimin deva bulmaz ağrısı
Onun sancılarıdır, damarlarımda vuran
Gül açmayı unutmuş, bülbüller şakışmayı
Türk'ün cennet yurdunda, döt mevsim deli boran
Turfanlı üzüm yüzlüm, Hotenli ceylan gözlüm
Bir dost yokmudur bize, ahvalimizden soran
Mukaddes yurt, bayraksız, devletsiz, mürüvetsiz
Şehirlerimiz harap, gönülllerimiz viran
Her sabah tan yerinde, kanlı tırnaklarıyla
Bir sarı ejderhadır beni çarmıha geren
Sabahsız gecelerin azad uykularında
Ayyıldızı bayraktır rüyalarıma giren
(Hasret Sancıları Şiirinden)

Yer sofralarında sessiz bekleyiş 
Kaşgar'dayız... bir Ramazan vaktidir
Ferğana düzüne çoktan indi gün 
İdğah camiinde ezan vaktidir

Ezanın adı var sedası tutsak 
Allahuekber'in nidası tutsak 
İbadetler mevcut, edası tutsak 
Kanımın içime sızan vaktidir

Ne zamandır güneşlerim Küsûfça 
Er doğmuyor Satuk Buğra vasıfça
Has hacipler yetişmiyor Yusuf'ça
İrfan tarlamın hazan vaktidir

Kutlu ocaklarda yanmıyor odum
Bacalardan yüce tütmüyor dûdüm
Dil tahtımın şehin şahı Mahmud'um
Türkistan'da Türk'ün hazan vaktidir
(Kaşgar'da Vakit, Adlı Şiirden)

Hey Balacan O gün, bugün 
Koca bin yıl gelip geçti 
Biz felekten çok şey aldık 
Oda bizden alıp geçti

Hunlar, Göktürkler, Uygurlar 
Ünlerini alıp geçti 
Çoğu doludizgin, fakat 
Bilge Kağan bilip geçti

Kimi saz, kimi kılıç 
Kimi kopuz çalıp geçti 
Silinmez izler bıraktık 
Çin rüzgârı silip geçti

Binlerce yiğidim şehid 
Balalarım ölüp geçti 
Kızlar, gelinler, analar 
Saçlarını yolup geçti

Üçbin yıldır Çinli bizi 
Bölük bölük bölüp geçti 
Yaş Türkistan goncaları 
Gül olmadan solup geçti
***

Sen olma Çinliye köle 
Ben sana olam köle Can 
Kesilmez Allah'tan ümit 
Gün ola harman ola Can

Hey Bala Can! Gök Bayrağı 
Göklere kaldırsak olur 
İki asırdır gülmeyen 
Yüzleri güldürsek olur

Hun atlılarına misal 
Kurt gibi saldırsak olur 
Çinli bizi çok öldürdü 
Biz dahi öldürsek olur

Hududu aştın diyerek 
Seddini bildirsek olur 
Ve tez günde esaretin 
Reddini bildirsek olur

Ne dersin, söyle Bala Can 
Er geç bu böyle Bala Can 
Bir gün hey hey !!! ile Bala Can
Gökleri doldursak olur...
***

Hey Bala Can! söyle bana 
Hal ve ahval nasıl şimdi 
Yine düşman cebinde mi ?
Kazandığın hasıl şimdi

Yine gaflet içre midir 
Uyandımı nesil şimdi 
Tanrıdağlarında rüzgar
Neder fisil fisil şimdi

Çin geçmişte kan dökendi,
 Değişti mi usûl şimdi 
Can evim Doğu Türkistan 
Can pazarı asıl şimdi

Doğrulunca Uygur, Özbek 
Kırgız, Kazak, Tatar... birgün 
Çin denilen ejderhayı 
İt sıtması tutar birgün

Gözleri Suna Bala Can 
Elleri kına Bala Can 
Can kurban sana Bala Can 
Bu dar günler biter bigün!..
(Bala Çan'a Mektuplar, Adlı Şiirinden)

Yurdumun dört bir yanı bağdır bostandır
Üç bin yıllık tarihim şanlı destanıdır
Vatanımın adı Doğu Türkistan'dır
Sincan emez (1)

Gönlümdeki od sönmez aksada kanım
Hakka ve Hürriyete vardır imanım
Ezelden beri Türk'üm ve Müslümanım
Tungan emez (2)

Göğsümüzde istiklal fikri tuğradır
Şu gök gürültüleri bizden nağradır
Atamız Abdülkerim Satuk Buğradır
Cun Can emez (3)

Turfan, Türkistan’ımın cennet bağıdır
Hoten, ceylanlarımın baş otağıdır 
O dağlarımın adı, Tanrı Dağı'dır 
Tian Şan emez

(1)Değil
(2)Çinli Müslüman
(3)Çinli adı
(Reddiye Adlı Şiirden)

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun şiirlerinden sadece bazılarından alıntılar yapılmıştır. Gençosmanoğlu şairlik hususunda şöyle demekteydi.

"Şiir yazmaya başladığım dan bugüne kadar.milli şuuru canlı tutmaya geçmiş, ak ve kara, acı ve tatlı günleriyle hatırlatmaya ve geleceğe doğru hergün yeniden bilenmiş bir milli şuuru ve imanı genç nesillere vermeye çalıştım. Milleti yoğuran olayları, kahramanları, eserleri... Milli tarihi coğrafyayı nesiller şiir diliyle anlatmak... bazen överek, bazen sarsarak bazen sitem ederek genç nesilleri zevk ve heyecanla milli ülküler etrafında toplamak, bence şairin ve şiirin başta gelen görevidir. 

Şair bu görevi milletine, mukaddes bir borç gibi edâ eylemek zorundadır. Bu borcu, bugüne kadar verebildiklerimle ödemeye çalıştım. Bundan sonrada çalışmaya devam edeceğim. Kültür ve kalkınma kavramlarının yeni manalar kazandığı zamanımızda, gayri milliliğe, kozmopolitliğe, dolayısıyla ile yozlaşmaya doğru doludizgin bir koşu gözü çarpmaktadır. Milli kültürden ve milli şahsiyetten bu kaçışın sebepleri üzerinde düşünmek, bu sebepleri ortadan kaldırmanın çarelerini araştırmak yalnız ilim adamlarının değil, aynı zamanda şairlerin de görevi olmalıdır."

Aslında Tanzimat'tan bu yana devlerin cüce, cücelerin devleştirilmeye çalışıldığı ve çoğu kez de başarılı olunduğu ülkemizde, acı bir gerçektir ama N.Y. Gençosmanoğlu'na hak ettiği yer verilmemiş, hak ettiği ilgi gösterilmemiştir. Türk'ün Milli, Manevi değerlerine saldıran, beni Stalin yarattı diyen Bakanlar Kurulu kararlarıyla vatan hainliği tescil edilip, Türk vatandaşlığından çıkarılan, oğluna yazdığı manzum bir mektupta, ölüyorum ama gurbet ellerde değil rüyalarımın şehri beyaz Moskova'da diyen Nazım Hikmet Borzekçi'nin bile heykeli dikilip, piyesleri resmi himaye altında oynatılmaktadır.

Gerek Nazım H.Borzekçi gerekse benzeri şair ve yazarların, yani sözde insan hakları havarilerinin. Doğu Türkistan, Batı Türkistan, Kırım, Kerkük, Batı Trakya, Azerbaycan, KKTC, Çeçenistan, Bosna Hersek, Kosova, Karabağ, Bulgaristan Türkleri hakkında bir tek satır yazıp çizdiklerini görüp şahit olan varmı ki???

Bir de yıllardan beri, Türkiye'de Bozkurt adına ve destanına diş gösterenler var. Bozkurt sadece bir semboldür, yol göstericidir. Cesarettir, Ümittir, İstikbaldir. Bugüne kadar hiçbir Türk'ün Bozkurt'a secde ettiği görülmüş müdür? Destansız, türküsüz, masalsız, şarkısız, oyunsuz, sanatsız, dinsiz, ve dilsiz bir millet olur mu???

Gerek Milliyetçi geçinen camia, ve Doğu Türkistan'lı gençler arasında bile N.Y. Gençosmanoğlu yeterince veya hiç tanınmamaktadır neden acaba???

Gençosmanoğlu, daima büyük düşündü ve büyük oynadı. Çünkü büyük bir milletin evlâdı küçük sularda vakit öldürmezdi, onun yeri göller, denizler, okyanuslar olmalıydı. Türkçe ve Türk tarihi, Türk milletinin okyanusu idi. Kendini ve başkalarını anlamanın daima zirvelerde kalmanın yolu idi.
Türk destanları ve Türkçe onun elinde Tanrı Dağlarından kopan bir çığ gibi tabi akışını içinde yoğrularak aklaştı güzelleşti.

Faydalanılan kaynaklar:
Türk Edebiyatı: Cilt 4, Shf. 319320 Ahmet Kabaklı.
Türk Edebiyatı Dergisi : Sayı 228. Shf. 10.16.20
Türk Yurdu Dergisi: Sayı 96. Shf. 41.43
Destanlar Burcu: Shf. 5. 6. 283. 284.285. 286.289.
294.297.303.305.317.318.319.328.329.33 0.331.336.344.348.
Niyazi Gençosmanoğlu

  • 5807 defa okundu.