Kazım Gültepe
Araştırmacı - Yazar

Gençosmanoğlu'nun Aziz Hatırasına
N.Y. Gençosmanoğlu 1929 yılında Elazığ'ın Ağın ilçesinde doğdu. İlkokulu orada bitirdikten sonra, Akçadağ Köy Enstitüsünden mezun olarak öğretmenliğe tayin edildi. 18 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra, sırasıyla ilk öğretim müfettişi. Milli Eğitim Bakanlığı Yayımlar Genel Müdürlüğünde Şube Müdür yardımcılığı, Genel Müdür Yardımcılığı., istanbul'da Devlet Kitapları Müdürlüğü... Türk Musikisi Konservatuvarı Genel Sekreterliği yaptı. 1978'de emekliye ayrıldı dört yıl Türk Edebiyatı Vakfı Müdürlüğü Altı yıl (Fahri Olarak) Doğu Türkistan Vakfı Müdürlüğü yaptı. Ve Doğu Türkistan'ın Sesi adlı dergiyi çıkardı.
Şiir Kitapları:
Kür Şad Destanı, Malazgird Destanı. Bozkurtların Destanı, Kopuzdan Ezgiler. Salur Kazan Destanı, Boğaç Han Destanı, Destanlarda Uyanmak, Bozkurtların Ruhu, Gençosman Destanı, Destanlar Burcu.
Gençosmanoğlu, hemen bütün çalışmasını yeni edada milliyetçi bir şiire, özellikle Türk tarihinin destan zenginliklerine vermiştir. Hem de hiç bir teşvik, maddi, manevi destek görmeksizin. Gençosmanoğlu için bütün tutsak Türk illerinin olduğu gibi Tutsak Doğu Türkistan'ın ayrı bir yeri ve önemi var idi. Zaten kendisiyle Doğu Türkistan Vakfı müdürlüğü yaptığı yıllarda tanışmış ve tanışıklık zamanla dostluğa dönüşmüştü. Doğu Türkistan davasının ve Doğu Türkistan'ın sesi dergisinin tanınması için elinden geleni yapıyordu. Daha önceleri telefonla görüştüğüm, fakat yüzünü görmediğim Türklük Mücahidi Sayın İsa Yusuf Alptekin Bey'i 1991 Ağustos'unda Gençosmanoğlu ile evinde ziyaret etmiştim. Isa Bey'in de ona büyük bir sevgiyle bağlı olduğunu görmüştüm. Gençosmanoğlu Doğu Türkistan üzerine en çok şiir yazan Türk şairidir dersem yanlış olmasa gerek. Gençosmanoğlu ünlü Malazgirt şiirinde de söylediği gibi, aylardan Ağustos günlerden cuma 21 Ağustos 1992'de Hakkın rahmetine kavuştu. Gençosmanoğlu için çağımızın Dede Korkud'u dense yeridir. Gençosmanoğlu'nun ölümüyle Türk Milleti, Türk İleri, Türk Şiiri ve Türk Destanları çok büyük bir şairini kaybetmiştir. "Gençler, Türk insanının özünü yakalayabilmek için var oluşumuzu sağlayanları bu toprakları maddesi ve manası ile hakiki bir vatan yaparak milletimizi geçmişten geleceğe bağlayanları bu vatan üzerinde milli şahsiyetimizi mayalandırıp yoğuranları çok iyi bilmelidir, diyordu." Bozkurtların Destanı'nda maziye dönüş temini ve bunun önemini şöyle anlatıyor.

Geçmişi öğrenelim gezip anayurtları
Görelim hangi tasa öldürmüş Bozkurtları!
Çevirelim gözleri on dört asır önceye
Sonra bugüne dönüp dalalım düşünceye
Seni özünden vuran düşmanın kimmiş dünkü?
Göreceksin yine aynı düşman bugünkü!

ÇİN TEMASI
Şimdi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun şiirlerinden kısa alıntılar yaparak onun Türk - Çin ilişkilerini işlediği şiir dünyasında bir gezinti yapalım.
"Gök Türkler'in Çin başkenti Siganfu'da on yıl tutsak kalışları, Kırk yiğidin Kür Şad'ın çevresinde tek yürek oluşları. Kurtuluşu erkekçe ölmekte buluşlarıdır."

Gece
Si gan fu'dayız
Binüçyüzelli yıl önce
Çin başkentidir Si gan fu,
Bu
Sarı su
Demektir Çince
Çine tutsak olalı 
On yıl geçti aradan 
Ne katıymış canımız 
Ölmedik bu yaradan
Çindeyiz...
En kara bir gündeyiz
Bir kara duman tutmuş bahtımızı
Kanardık içindeyiz
Delinse yer çökse gök... 
Dayanılırdı belki... 
Beterin beteri varmış meğer 
Çin'e tutsak etmişti Tanrı, Türk'ü!

"On yıllık tutsaklıktan sonra, gönüllerdeki Türklük odunun parlamaya, yüreklerin göğüsleri zorlamaya. Bozkurtların derinden derine gürlemeye başladığıdır."

Yıl Miladın altı yüz kırkı
Gece yarısı
Bir bozkurt ünledi geceye karşı
Var mı tutsaklığın ölümden farkı???
Yıl Miladın altı yüz kırkı
Sigan fu'dayız
Bir deli kurt ünler geceye karşı

Sanmayın uykudayız!!!
Kurt ulurdu
Kurt ulurdu
İt ürür, kurt ulurdu
Bir Bozkurt yol gösterse
Tutsaklar kurtulurdu.

"Kırk yiğit ihtilalci, akşamlan gezintiye çıkan Çin Kağanını tutsak edip Türklerin kurtuluşunu sağlayacaklardı. Fakat büyük talihsizlik... O gece yağmur yağmaya ve görülmemiş bir hızla rüzgar esmeye başlamıştı. Çin kağanı bu durumda gezintiye çıkmazdı. Kırk er sözleşilen yere gelmiş bulundular. Kırk Gök Türk'ün artık geriye dönüş olmadığını anlamaları ve Çin sarayına yürümeleridir."

Tutsak olur
Tutsak olur
Türk nice tutsak olur?
Kurtuluş olmaz deme
El ele tutsak olur
Çindeydiler
Ne kötü gündeydiler
Yürüdü kırk yiğit Çin sarayına
Beğler öndeydiler
Adımlar atılmıştı bir kez
dönmezdi
Öz odu tutuşmuştu yüreklerde
Sönmezdi
Yalındı kılıçlar... Kana girmeden
Kına konmazdı
Çin'di bu 
Kindi bu 
Kandı bu 
Suyla yunmazdı

Yağabildiğince yağmur 
Esebildiğince rüzgârdı 
Yürüdü kırk yiğit Çin sarayına 
Ölümden öte ne vardı!!!

Kara bulutlar yığıladursun
Çin göklerine
Tanrıdağları'nın karlı yamaçlarından
Derinden derine
Bozkurtlar sesleniyordu.
(Kür Şad İhtilali Destanı'ndan)

En yaşlıları Badruk 
Elli beşindeydi

Bu gece dirliğinin En tatlı düşündeydi
Ötüken'i görmeyecekti belki 
Fakat, bir ülkü uğrunda 
Vuruşarak ölecekti!!!

Karanlığı göğüsleyip ittiler
Bir dağ görkemiyle börkler kımıldadı!
Bir Bozkurt ünledi Ergenekon'dan
Şehitler uyandı sinlerinde
Gökler kımıldadı

Ve Çin uykusunda korkulu bir düş Türkler kımıldadı

Çin sarayının önündeydiler
Ya olmak ya ölmek günündeydiler
Beş bin yıldan beri yetmiş ulusa 
Tek başına karşı çıkmak Türk'ün kaderi
Değişecek itliydi sanki bu gece Kırkın kaderi?
Sonsuza kadar sürüp gidecek 
Tanrının övdüğü ırkın kaderi! 
Sen mazlum insanın umut kapısı 
Çinli insanlığın çirkin kaderi! 
(Badruk Adlı Şiirinden)

Ben
Bumun Kağan'ın torunu 
Çuluk Kağan oğlu Kür Şad! 
Otuz bile değil yaşım
Çin'de tutsaklığa dayandım on yıl 
İşe yarar diye başım 
Ağıza akçeye eğilmez boynum 
Savaştır aşım

Irkım almadıkça Çin'den öcünü 
Ölsem de yine bitmez savaşım

Bir bozkurt oğluna dirlik yaraşmaz 
Tutsak yaşıyorken bunca soydaşım 
(Kür Şad Adlı Şiirden)

Çinliler çoğaldıkça 
Türkler azalıyordu 
Fakat kurtlar yine kurt, 
İtler ittiler

Bir bir düşüyordu 
Bozkurt soylular 
Ölüyorlardı ama 
Yiğittiler!!

Çinliden kir gidiyordu Türk'ten kan
İşte Onbaşı Eman, Ilaçın, Kutan
Şehittiler!!
(İlk Düşenler Adlı Şiirinden)

Ne ölse gam yerdi 
Ne yaşasa sevinirdi 
Türk olduğunu bilirdi ancak! 
Onunla övünürdü

İki tarafında okları bitmiş, 
İki kat çoğalmıştı Çin çerisi 
Bir Bozkurta yaraşan yiğitlikle 
Uçmağa varmıştı Kırk'ın yarısı 
Yirmi Göktürk, 
Yirmi kat Çin çerisi 
Bir bakıma çok sayılmazdı ama 
Geliyordu gerisi 
Kolları düştü iki yanına 
İnleyerek çöktü genç onbaşı
İlk kez savaşıyordu dirliğinde 
Henüz on altıydı yaşı!!! 
(On altı Yaşında Onbaşı Göktaş Adlı Şiirden)

Çin ülkesinde Çinli sayısını 
Bilen yoktu
Kaç kadın, kaç erkişi vardılar 
Kırılsalar kırk tamu doldururlar

Azığı, akçası, ürünü boldur 
Fakat pazarlığa girişilmez 
Savaşta bir Türk'e kırk Çinli düşer 
Teke tek vuruşulmaz

Tanrı da ezelden düşman yaratmış 
Barışılmaz,

Bu gece yine o, sayısızca çok 
Ve ihtilalciler hepsi kırk kişi 
Neylerse güzeldir Tanrı'nın işi 
Karışılmaz
(Çin Ülkesi Adlı Şiir'den)

  • 1007 defa okundu.