Kazım Gültepe
Araıştırmacı - Yazar

Uyuşturucu Belası ve Türk Gençliği
Milletlerin geleceği gençliği ve gençlerin eğitimine bağlıdır. Çinli filozof Kuan Çu" planınız bir yıl içinse pirinç ekin. On yıl içinse, ağaç dikin. Yüz yıl içinse, insanları eğitin." diyor. Aristo ise "Gençlerin yetişmesine önem veriniz. Çünkü bu yolda en ufak ihmal, ülkenin yapısını ve istikbalini mahveder." Conficius ise 'Toplumların gelecekleri ve gençleri ile ilgilenmezlerse, üzüntü ve inkirazları yakındır" demektedir. Namık Kemal ise "Vatan müdafaası gençlerin muhafazası ile, onların yüksek ahlakı ve hamasi değerlere sahip kılınması ile bunlar ise gerçekten milli bir maarifin tesisi ile mümkündür" demektedir.

Türk gençliği milli istiklal ve istikbalimizin teminatıdır. Milli İstiklal yalnız toprak ve toplumun korunması değildir. Milli istiklal daha önce toprağı vatan, toplumu millet yapan içtimai (sosyal) milli ve manevi değerlerin yapıcı ve yönetici toplayıcı ve bağlayıcı kutsal mefhumlarının, milli, tarihi, ahlaki geleneklerin korunmasıdır. Çünkü bu değerler olmadıkça, bu kutsal kıymetler muhafaza edilmedikçe, toplumda millet olma haysiyeti, toprakta vatan olma kudsiyeti devam edemez.
Maddi varlıklara kudsiyet, temsil ettikleri mefhumlardan gelmektedir. Mazrufunu kaydeden zarfın değeri de kaybolur, insan inciyi denizden çıkarmadıkça, o ister inci olsun ister çakıl taşı ne fark eder.
Her milletin kendine has bir tavrı, kendine has bir fiziki ve ruhi bir yapısı vardır. Bu millet olma haysiyetini kazanmış cemiyetlerde, tarihin derinliklerinden bu yana gelmiş ve millet fertlerinde müşterek bir tavır müşterek bir düşünce ve müşterek bir davranış örneği olarak ortaya çıkmıştır. Buna müşterek kültür, milli kültür deriz. Milli kültür fertlerin müşterek tavır, davranış ve düşüncesinde aksini bulur. Milli kültür sayesinde fertler ferdiyetinden kurtularak mensup olduğu milletin bir cüz'ü olmanın şuur ve idrakine erişirler. Milli kültür öyle dinamik bir kuvvettir ki içinde bulunan yabancıyı da halli hamur edip mayalayarak millileştirir ve kendine katar. İnat edip yabancı kalanları ise, safra misali dışarı vurur, atar uzaklaştırır.

Davasız ve mefküresiz insan ve toplum zavallıdır. Hedefine yönelmeyen bir manasız ok gibi, bir ölü yaprak gibi maskaradır eyyamın elinde. Uyuşturucu mafyasına ve tehlikesine fırsat vermemek için milli kültürü güçlendirmek, yıkıcı ve bölücü ideolojilerin yerine ise milli ve manevi idealleri ikame etmek gerekir. Evet, toplum olarak şerefler biçip, erişilmez payeler atfettiğimiz her şeye, sancak, bayrak, ordu, vatan, millet, şehadet, istiklal, zafer gibi kudsiyetler kazandıran hep odur, Milli Kültür.
Büyük adam demek yüksek rütbe ve mevkilere sahip kişi diye tarif ediliyorsa bunda asla isabet yoktur. Büyük insan hangi mevki ve rütbede olursa olsun büyük davalara gönül ve omuz veren ve bu yolda hiç bir fedakarlıktan çekinmeyen, kaçınmayan, ahlak ve faziletiyle de muhitine örnek olan seçkin insandır. Münevver aydın bilhassa şahsiyet sahibi olmanın ilk işareti, aşağılık duygusundan, şuursuz bir yabancı hayranlığından kurtulup kendi milli ve manevi değerlerinin şuur ve gururuna sahip olmaktır. Çünkü aslını inkar edende asalet ve karakter aranmaz.

Milletine ve onun mazisine şovende milliyet duygusu olmaz. Gençlerimize tarihimiz ve milli kültürümüzün mükemmel biçimde öğretilmesi gerekir. Çünkü tarihini bilmeyen, geçmişi ile geleceği arasında köprü kuramayan ve yetiştirdiği seçkinlere sahip çıkma şuuruna erişmemiş milletlerin, başarıya ulaşması mümkün değildir. Atatürk vatanı Türk gençliğine emanet etmiştir, doğrudur. Atatürk ünlü gençliğe hitabesinde açık açık belirtmiştir, nasıl bir gençliğe emanet ettiğini. "Ey Türk gençliği, birinci vazifen Türk istiklaline, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafa etmektir. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur." dediği bir gençliğe. Yoksa tarihine kültürüne, manevi değerlerine yabancılaşmış, içki, kumar, fuhuş, cinayet, soygun ve uyuşturucu batağında yüzen, çalışmadan kazanmak isteyen tembel bir gençliğe değil. Hele damarlarındaki kanda morfin dolaşan bir gençliğe asla değil.

Bu konuda ise ferdi olarak herkese olduğu gibi başta eğitim kurumlarımıza, yazılı ve görsel medyaya, bilhassa bir devlet kurumu olan TRT kurumuna büyük görev ve sorumluluk düşmektedir.

  • 771 defa okundu.