Ahmet KABAKLI

İstiklal Marşımız, belki de en karanlığını yaşadığımız günlerde dahi:
"Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım
HANGİ ÇILGIN bana zincir vuracakmış, şaşarım" demişti. O kadar yoksul ve çaresiz günlere rağmen, Mehmet Akif i konuşturan o yürek neydi? O güven neydi? Biz imanımızla vatanı âdeta sırtımıza vurarak cümle kötülük ve düşmanlardan kurtulmamıza rağmen şu 75 senelik uzun o yolda neleri düşürdük, hangi cevherleri kaybettik ki bugün hür yaşamak bütün Türklüğü kurtarmak, İslam'ı yüceltmek azminde TBMM kadar sağlam değiliz?
Aynı günlerde, Yahya Kemal' de, Akif kadar kesin değil ama, içli bir dua şeklinde, ama Türklüğe ve İslamlığa düstur şeklinde bir dua kıtası söylüyor:
Şu kopan fırtına Türk ordusudur Yârabbî
Senin uğrunda ölen ordu budur Yârabbî
Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslamın.

Daha sonra, yine onlar kadar kaygılı ve ıstıraplı Necip Fazıl, maddede kurtarılmış ama manada öz suyu kesilip kirletilmiş Sakarya' ya bakarak, büyük şeyler kaybetmiş olmanın acılarını söylüyor:
Vicdan azabına eş kayna, kayna Sakarya!
Öz yurdunda garipsin öz vatanında parya

9 Haziran 1999 Çarşamba. Türk Edebiyatı Vakfında hatipler ve genç kızlar, merhum Türk dünyası kahramanı İsa Yusuf Bey' i anıyorlar. Servet Kabaklı, Ahmet Türköz, Kemal Çapraz Çin esaretindeki Doğu Türkistan' ı sömüren dehşeti anlattılar. Üniversite' den gayretli kızlarımız Ahsen Olcay, Cevahir Altun, Tuğba Tayfur, Elif Pınar, Arzu Acarbaş, Çin zulmü altındaki 35 milyonluk büyük kültür ağırlığımız olan Doğu Türkistan' da, dünyanın gözü önünde ve maalesef Türkiye' yi idare edenlerin bilgisizlik, düşünmezlik ve gafletine sığınarak insanlık dışı her işkenceyi yaptıklarını gözler önüne serdiler.

Genç kadınlarımıza zorla kürtaj yaptırılıyor... Birden fazla çocuk doğmuşsa, onu hemen öldürüyor
lar. Daha kötüsü, bluğ çağında çocuklar yakalanıp kısırlaştırılıyor. Küçük yaşta idamlar, dünyanın her hukukunda yasak olduğu halde Doğu Türkistan' da Türkler 15 yaşında bile kurşuna diziliyorlar. O da ne ki, Çinli askerler şehir sokaklarında, Türkleri hedef alan silah talimleri yapıyorlar. Bizimkilerin canına kıymak suç sayılmıyor. Doğu Türkistan, milyonlarca Çinlinin yerleştirildiği, çok zengin bir sömürgedir. Çin' in bütün gücü ve kalkınması da işte Doğu Türkistan' in bitip tükenmeyen madenlerine, petrollerine dayanmaktadır.

Tam insafsızlık ve pervasızlıkla, bu anavatanımızda nükleer denemeler yapılıyor. Çinliler, zaten Doğu Türkistan' ı Türk Cumhuriyetlerine bir istila kapısı olarak kullanıyorlar. Hatta Çinlilerin Türkiye sınırına komşu olmak gibi bir hayalleri bile var.(Acaba hayal mi?)

Acaba hayal mi? diye soruyorum. Çünkü T.C.’nin 56. ve 57. hükümet programlarında Çinliye karşı(neden olduğu bilinmez!) övgülü muhabbet sürdürülüyor. Meselâ dünyada hiçbir devletin yüz vermediği bir Çinli geçen yıl Türkiye' ye gelip özenle ağırlanmıştır."Kızıl Çin Düşmanı" dediği 17 TC vatandaşının kellesini istemeye dahi cüret etmiştir. Daha fenası merhum İsa Yusuf Bey' e bağlı veya onun adını taşıyan bazı müesseseler dahi Çin Büyükelçiliğinin isteğiyle kapatılmak, cezalandırılmak istenmiştir.

İşte ben bu vatansever gençlerle genç üniversiteli kızlarımızın naklettiği Doğu Türkistan facialarını ağlamaklı dehşetle dinledim. Bir de yukarıya aldığım üç şiiri düşündüm. 

Devletimizin en harap bir çağında " ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım" diyen imanlı azimli söze takılıp kaldım.

Sonunda Akif'in, Yahya Kemal' in ve Necip Fazıl' m mısraları arasında, edebi bir mana kıyaslaması yapılsın diledim.

Ayrıcı acaba D. Türkistan'ın facialı haliyle bizim cehaletimiz, gafletimiz, vurdumduymazlığımız arasında bir münasebet var mı? Diye tarihten sual ettim.
12.6. 1999 Türkiye

  • 752 defa okundu.