Türklük ve Türk Dünyası ile ilgi ve derin bilgileri ile tanınan değerli asker, hukukçu, strateji uzmanı, uzak görüşlü devlet adamı Muzaffer ÖZDAĞ’ı 05/02/2002 günü kaybettik.
Türk Dünyası ve Doğu Türkistan’ın geleceğini dünya perspektifinde ele alan ve tarihin derinliklerinden çıkıp son gününe kadar uyarıcı ve yönlendirici yazıları ile Doğu Türkistan davasına büyük katkıları olan büyüğümüzü rahmetle anıyoruz.

GÖKBAYRAK DERGİSİ olarak tüm
dava arkadaşlarının başısağolsun...



Muzaffer ÖZDAĞ
1 Mayıs 1933 yılında Kayseri-Pınarbaşı’nda doğan İnkılapçı Asker, Hukukçu ve devlet adamı Muzaffer ÖZDAĞ 1958 yılında Kara Harp Akademisinden mezun oluncaya kadar İlkokuldan başlayarak öğrenim gördüğü her seviyedeki okullardan birincilikle mezun oldu. Bu süreçte 1956 yılında Ankara Hukuk Fakültesinden mezun olarak Hukuk kariyerini tamamladı. 1960 askeri müdahale saflarında yerini aldı. M.B.K. de üst düzey görevlerini sürdürürken partiler üstü tarafsız yönetim fikrinde ısrarlı olunca, bir grup arkadaşı (14’ler) ile M.B.K’den uzaklaştırıldı. 2 yıl Japonya da Türkiye Büyükelçiliğinde Müşavir olarak çalıştı.
1963 yılında yurda dönen Muzaffer ÖZDAĞ bu defa da MHP saflarında uğraş verdi. 1956 yılında Afyon Milletvekili olarak parlamentoya girdi. MHP Genel Sekreter Yardımcılığı ve Genel Başkan Yardımcılığı görevlerini üstlendi.
1971 yılında politikadan çekilerek serbest Avukat olarak çalışmaya başladı. Bu süreçte tarih, jeopolitik ve Türk Dünyası konuları üzerine ayrıntılı araştırma ve incelemelerini günümüze kadar sürdürdü. Bu doğrultuda 12’ye yakın tebliğ ve kitapları yayınlamıştır.

DOĞU TÜRKİSTAN ÜZERİNE

Ak başlıklı yalçın zirveleri bulutlarla kucaklaşan, Tanrı Dağları, Altın Dağı, Altaylar...
Gözlere, gönüllere huzur veren sonsuz bir yeşillik. Ufuklara uzanan, zirvelere tırmanan çam ormanları... Mavi göller binbir renkli çiçeklerle bezenmiş yamaçlar, vadiler, zümrüt ovalar, meralar cevahir görünümlü öbek öbek üzüm salkımları taşıyan asmalar... Kevser suları ile Tarım Nehri ... Turfan, Kaşgar, Urumçi.
İtinalı basılmış, nefis fotoğraflarla bezenmiş kitapçığın sahifelerinde göz gezdiriyorum.
“ SİNCİAN’ın Şimdiki Durumu” Bizim güzel Doğu Türkistan’ımız SİNCİAN adı ile 2000 yıllı Çin vilayeti yapılmış!
Çin Halk Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliğinin hazırlatıp dağıttığı tanıtım broşüründe Doğu Türkistan sayısı 47’ye erişen azınlık milletlerinde yaşadığı Birleşik Çin Ülkesinin kadim bir mülkü olarak gösteriliyor. M.Ö. 60 yılında Batı Bölgesi Askeri Genel Valilik karargahının kurulduğu andan itibaren bölgenin Han Hanedanını (Çin İmparatorluk Hanedanı) ve Çin Milletini mülkiyetine, ebedi egemenliği geçtiği iddia ediliyor.
Dudaklarımda acı bir tebessüm beliriyor. Zihnimde cennet yurtlarında cehennem azabı çekerek varlıklarını korumaya gayret eden Uygur, Kazak kardeşlerimizin elem dolu simaları şekilleniyor.
Tarihi yurdun nükleer atış poligonu olarak kullanılan yörelerinde kitle halinde kobay durumuna sokulan soydaşlarımızdan hayatta kalanların bu korkunç cinayete tanık ve kanıt olan enkaza dönmüş, sakatlanmış simaları, bedenleri ...
Ne Konfüçyüs ahlakı, nede kapitalist sömürüyü, emperyalizmi, ırkçılığı reddeden Marxist Komünizm, proletarya enternasyonalizmi. Çin Halk Cumhuriyetine hakim olan, değişmez bir süreklilikle uygulamada kalan düşünce ve zihniyet, mağrur, zalim, saldırgan Büyük Han şovenizmi. Çin Kültür dairesi dışında kalan, Çinli olmayanı Çin’e katılmayanı barbar sayan, değişik yöntemlerle yok etmeyi veya Çin hayat sahası olarak benimsenen, çevreden uzaklaştırmayı emel edinen politik zihniyet.
Bilge Konfüçyüs ( M.Ö.551-479) “ Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” diyordu.
Yurtlarının sınırını belirlemek ve bu sınırın haksız, izinsiz aşılmasını önlemek için dünyanın insan emeği ile kurulmuş en uzun seddini yükselten Çinliler bu seddi iç avlu duvarı haline koyacak ölçüde Kuzeye ve Batıya taşımış ve komşu milletlerin yurtlarına bir daha çıkmamak niyeti ile girmiş, yayılmış, yerleşmiş bulunuyorlar.
Çinli düşünür Mo-ti (M.Ö. 479-381) adam öldürmeyi, hırsızlığı, gaspı cürüm sayan ahlak ve hukuk sistemlerini, komşu ülkelere zorla girişin, talanı, komşu milletlere karşı toplu kıyımın erdem sayılmasında ki tutarsızlığı vurguluyordu.
Batılı emperyalist güçlerin, Japonya’nın haksız aşağılayıcı işlem ve eylemlerine hedef olmaktan yakınan, Çinlilerin yurtlarını işgal ve ilhak ettikleri tabi kıldıkları milletlere karşı daha acımasız davranışları ibret vericidir.
Mançu Hanedanı, Sun-yat-sen ve Çan-kay-şek, milliyetçi Çin Hükümetleri, Komünist devrim Mao, Çin Halk Cumhuriyeti, Büyük Han şovenizmine, Çinlinin Çin egemenlik alanı içinde kalan Çinli olmayan Milletlere karşı insanlık dışı uygulamalarına bir değişiklik getirmemiştir.
Çin askeri işgal ve sömürü ile yetinmiyor. Askeri işgalle denetimine aldığı ülkelerin halkını soykırıma tabi tutarak, göçe zorlayarak, dağıtarak Çinli kolonisazyon kitlelerinin baskısı ile asimilasyona tabi tutarak eritmeye, tüketmeye uğraşırken, kültür mirasını da yok ederek insanlığın hafızasında, tarihten silmeye çalışıyor.
Çin Halk Cumhuriyeti Büyük Elçiliğinin- “SİNCİAN’IN Şimdiki Durumu” adlı tanıtım- propaganda kitapçığı bu tutuma tipik bir örnek oluşturuyor.
Kitapçıkta Uzakdoğu ve Orta Asya Türk tarihinin 2000 yılı aşan bir bölümü ilmi ciddiyet ve politik incelikle bağdaşmayan hoyratlıkla insanlığın hafızasında silinmek istenmiş.
Tarih şeridi zihnimde hareketleniyor. Oğuz Han, Mete, Çiçi Kürşat, Bilge Kağan, Satuk Buğra Han, Kaşgarlı Mahmut, Cengiz Han, Kubilay Han, Emir Timur, Mehmet Yakup Han, Hoca Niyaz, Ali Han Töre, Mehmet Emin Buğra, Osman Batur, İsa Yusuf Alptekin ve Türk yurdunun Doğu kanadındaki doğal felaket 240 yıldan beri kırım ve elem yaratan Sarı Humma...
Doğu Türkistan’ı Çin toprağı saymanın Doğu Türkistan üzerindeki Çin egemenliği devresini M.Ö. 60 yılında yapılmış bir akınla başlatmanın hiçbir sosyolojik, hukuki, siyasi tutarlılığı bulunmamaktadır. Böyle bir mantık Çin’i defaatle fetih ve istila ederek yüzyıllarca yöneten, Hanedanlar çıkaran milletleri Çin’in tümünün yasal sahipleri saymak kadar ciddiyetsiz olur.
Tarihi Türk Anayurdunun Doğu kanadı anlamında Doğu Türkistan gerçekte Çin Seddinin inşasından 2000 yıl öncesinden başlayarak M.S. 11. y.y. kadar Çin Seddinin kuzeyindeki alanları kapsamıştır. Büyük Hun ve Göktürk İmparatorluğunun Doğu kanatları ve Başkentleri Çin Seddinin kuzeyinde bugün Moğolistan ve Mançurya yı içine alan alanda bulunmuştur. Uygur ve Kırgız Türklerini ilk yurtları da Hun ve Göktürk yurdunun Doğu kanadı içindedir.
Çin Seddinin inşaatı M.Ö. 3.y.y. son çeyreğinde ikmal edilmiştir.
Türk-Çin ilişkileri tarihi M.S.11.y.y. kadar uzanan bölümü Türklüğün önemli bir kitlesinin doğudaki tarihi yurtları zorlayarak batıya doğru göçmesi yurtlarında kalanların bir bölümünün Moğol camiasına katılması, bir bölümünün de Çin kitleleri içine dağılıp erimesi ile kapanmıştır. Türk ve Moğol camialarının Göktürk Hanedanlarından inen bir prens olan Cengiz Han (1167-1227) ve sülalesi yönetiminde birleşmesi Çin’in tamamına Asya’nın en büyük bölümüne, doğu ve orta Avrupa’ya egemen olması Çin üzerindeki egemenliğin Kubilay Hanedanı ile 1368 tarihine kadar sürmesi Türk varlık ve kültürünün kadım yurtta yeniden kök salmasını sağlamayı, Çinliliğinin kuzeye ve batıya doğru taşımasına kesin şekilde engellemeye yetmemiştir. Kubilay Hanedanı (Çin Yu an sülalesi) giderek Çinlileşerek Çin tarihinin bir devresini oluşturmuş. Moğol yurduda Çin’in bir parçası haline gelmiştir. Çin yayılma ve taşma için özümlediği fatihlerinden yararlanmayı da başarmıştır.
Çin’in Doğu Türkistan’ı istilası yakın çağ dönemine giren bir hadisedir. Doğu Türkistan karşı süreklilik kazanan ilgi askeri taciz ve tasallut mükerrer istila girişimleri soykırım ve kolonizasyon deneyimleri 1757-60 yılında yapılan birinci istila seferi ile başlamıştır.
Güçlü milli direniş ve başarılı milli kurtuluş hareketleri ile karşılaşan Çinliler 1876 tarihinde Rusya’nın da desteği ile başarıya ulaşan ikinci istiladan sonra 1882 yılında Doğu Türkistan’ı “SİNCİAN= yeni kazanılmış toprak” adıyla 19’cü vilayet olarak Çin’e ilhak etmiştir.
Doğu Türkistan’da Türk varlığını topyekün imhası, tarih ve coğrafyadan silinmesi emeline yönelik radikal uygulama Büyük Han şovenizminin Marksist Öğreti ile yeni bir dopinge girip Çin Komünist partisi yönetimde icra ettiği beşinci istila ile başlıyor. Bu dönemde Doğu Türkistan Türkleri öz yurtlarında parya durumuna düşürülüyor. Kültür varlıkları tahrip ediliyor. Aydınları sistemli olarak imha ediliyor. Çoğalmaları önleniyor. Mülkleri, üretim araçları elinden alınıyor. Mülkleri Çin’in her tarafından sürekli yollanan Çinli kolenizatörlere veriliyor.
Türkler (Uygurlar, Kazaklar) verimsiz topraklara sürülüyor.
Evlenme çağına girenler Çinlilerle evlenmeye zorlanıyor. Çinlilerle evlenmeyenlere ağır vergiler konuyor. Türk kadınları çocuk düşürmeye zorlanıyor. Kızıl Çin yönetimi Türkleri özyurtlarında azınlık durumuna indirmeye, yeni kazanılmış toprağın Çinliler nüfus çoğunluğunu oluşturduğu değişik azınlık ulusların mozayikini barındıran Türk Kültür, varlık ve kimliğinden soyutlanmış sıradan bir Çin vilayetine dönüştürmeye çalışıyor. Bu yönde hayli mesafe almış bulunuyor.
Çin, Konfüçyüs’ün öğüdünü dinlemiyor. Emekçi halkların proletaryanın kardeşliğine, Marksist öğretiye değer vermiyor.
Batının ırkçılığını kınarken, Sarı ırktan olmayan Uygur’u, Kazağı kitle halinde nükleer
poligon haline getirdiği bölgede kobay durumuna sokmaktan utanç duymuyor.
Çin halkını afyonla uyuşturmak, soymak için zorbalık yapan batılı sömürgecilere karşı savaş veren Çin yönetimini aynı zaman kuşağında Doğu Türkistan halkını aynı yöntemle köleleştirmeye çalışması düşündürücüdür.
Sıklet merkezi batıya kayan Türk alemi yaklaşık bin yıldan beri Çin’e karşı sürekli savunma halindedir ve Çin’e yönelik bir tehdit olmaktan uzaktır. Çin ise sadece Doğu Türkistan ve komşu Türk devletleri için değil bütün Asya ve bütün Dünya için tehdit olma istidadı taşıyor.
Türk varlığının sıklet merkezi bin yıldan beri Batıya yönelmiş olmakla beraber Türk Alemi ile Çin Alemi arasında komşuluk tarihin başlangıcından beri sürekliliğini koruyor. Türklük sıklet merkezini tekrar doğuya taşımak Çin Seddinin kuzeyine yayılmak Büyük Okyanusa inmek gibi bir emel ve heves taşımıyor. Çin Doğu Türkistan’ı en kısa zamanda sindirip özümleyip Batı Türkistan’a girmeye Hazar sahillerine inme kaprisine tutulmadıkça tarihi komşuluğun sürekli barış dostluk ve işbirliğine dönüşmesine ciddi bir engel gösterilemez. Bu dostluk ve işbirliği için en güven verici sağlıklı samimi adım Çin Halk Cumhuriyetinin Doğu Türkistan’a karşı çok cepheli soykırım politikalarına son vermesi, özerkliğin anayasal gereklerine saygı göstermesi olabilir. Türklüğün en samimi emeli milletler arası işbirliği ve dünya barışı olmaya devam edecektir.


Not: Bu eser Muzaffer ÖZDAĞ Bey’in Türk Dünyası ve Doğu Türkistan Jeopolitiği Üzerine adlı eserinden alınmıştır.

  • 1245 defa okundu.