Necati Tayyar Taş
İstanbul Müftüsü

Meleklerin salavatı, Peygamber'in yüksek şanının yüksekliğini teyit etmek, Müminlerin salatı ise, dua ve münacaat manasına gelmektedir. Allah bütün müminlere, Resullerine salat ve selam getirmelerini emretmekte ve ona saygı göstermelerini istemektedir. 

Hz. Muhammed (S.A.V.)'in doğuma izafeten, nisan ayının son haftasında kutlanan "Kutlu Doğum" nisan yağmurları misali kaditleşen ve çirozlaşan gönülleri sulayacak, şerhaşerha güneş huzmelerine açacak, pörsüyen idrakleri atlastan ibrişimle gergefleyerek şiirden şuur derecesine çıkacaktır. Muhtaç olduğumuz mutlak "iyilikler, güzellikler, doğrular" muhteşem bir "Fatih" in muzaffer bir "Fetih" armağanı ile, milletçe kutlu ve mutlu doğumlarına intizar edilen mukaddes ve mükerrem evrensel faziletler değil mi? Bütün evrensel faziletlerin mündemiç olduğu bu doğum, Mevlana'nın "Ey dünya ve ahiret güzelliklerinin padişahı senin güzelliğinin memleketi hiç şüphe yok ki, mutlakiyettir" sesinde, Muhammet İkbal'in "Namaz mihrabı Kabe'ye, gönül mihrabı Hz. Muhammed(s.a.v.)'e müteveccihti." nefesinde kurtulmak isteyenlerin kurtuluş atmosferidir.

Onun için İngiliz'in büyük mütefekkiri Lord Headley "misyonerlerin menfi propagandaları olmasaydı, garbın büyük kısmının Müslüman olması kaçınılmaz bir kuruluş olacaktı." diyerek, 21. yüzyıla rağmen Engizisyon Mahkemeleri'nin hala iş bulabildiğini, çağın küfür kimyasıyla yanan iğdiş dimağlarına acıacı haykırıyor. O peygamber ki, Gazzali'nin dediği gibi: "Her Peygamber insanı hakikate götüren yolu gösterir. Hz. Muhammed (s.a.v.) ise, insana kendi hakikatini gösterir" gerçeğinin mutlak muallimi.
Evet, Kutlu Doğum... olmuş ve olacak nice doğumların, yüzüsuyu hürmetine olduğu müstesna doğum... "Sen olmasaydın, sen olmasaydın ben bu cihanı yaratmazdım." nefhasına muhatap gayeinsanufuk peygamber... Resullerin altın zincirinin son ve som incisi Allah'ın habibi, kainatın efendisi, Kur'an'ın mübelliği, meleklerin ve feleklerin piri, kerrelerin, kürrelerin, seyyarelerin meleci, arzın ve fersin melcei ruhulenam, cevamiül kerim Hz. Muhammed (s.a.v.).
 
Musa Carullah ne güzel vasfetmiş "Adem ile başlayan Peygamberlik, derece derece tekamül etti ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'de kemalini buldu. Zaten kemal, ancak O'na mevdu ve mevrustu."
Yaradılmış cümle dolu şadman
Gam gidup alem yeniden buldu can
diyen merhum ve mağfur Süleyman Çelebi ile,
Basmasa mübarek kademin nıyı zemine,
Pak etmez idü kimseyi hak ile teyemmüm.
beyti. Onu, evet onu, bütün canların cana ve nefes borçlu oldukları onu, cana ve nefes arayanların aradıkları can ve nefesi bulacakları tek cana ve nefes abidesi onu ne güzel tarif ve tavsif ediyor. Onu ne selis resmediyor, tasvir ediyor... Selam ona, salat ona, her türlü tahiyyat ve tekrimat Ona... Mevlamız da öyle buyuruyor... "Allah ve melekleri, peygambere çok salavat getirirler. Ey Müminler!.. Siz de ona selavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin." Ahzab 56. Mevlamızın selavatı, rahmet etmek ve Efendimizin şerefini yüceltmektir.

Meleklerin selavatı, Peygamberin yüksek şanının yüksekliğini teyit etmek, Müminlerin salatı ise, dua ve münacaat manasına gelmektedir. Allah bütün müminlere, Resullerine salat ve selam getirmelerini emretmekte ve ona saygı göstermelerini istemektedir. Batılı bir mütefekkir diyor ki, "Milletler büyük oğullarıyla nefes alırlar, yaşarlar, büyürler ve hayatta kalırlar."
Hz. Muhammed (s.a.v.), bu anlamda gerçekten "büyük oğullar'ın en büyüğü... Büyük oğullar aslında O'nun oğulları. Geçmiş onunla kurtuldu zamanımız onunla nefes almakta.
Gelecek onunla hayat bulacaktır. Bernard Shaw; "Ben, şayanı hayret bir şahsiyet olan Muhammedi tetkik ettim, benim telakkime göre Onu, insanlığın kurtarıcısı olarak tanımak lazımdır..." ifadesine "Beşer, senin gibi mümtaz bir kudreti bir kere görmüş, bir daha göremeyecektir. Onun için huzurunda kemali hürmetle eğilirim" diyen cins kafa Bismark'ın kelamına dünya istese de istemese de, kendisi için, kendi huzuru için bir gün, er veya geç şapka çıkaracaktır.

20 - 27 Nisan tarihleri arasında kutlanan "Kutlu Doğum" inanıyorum ki milletimizi bir "oluşum"a, oluşumlar sancılara, sancılar beklenen ve özlenen "doğumlara hazırlar. Onun için bütün mukaddes ve mükerrem hülya ve rüyalar çile ve ıstıraba "evet" demekle gerçekleşir. Mesele, fazıl edip Necip Fazıl'ın aradığı adamı ve anayı yetiştirebilmek.
Lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı,
Yok mudur sizin köyde çeken fikir sancısı.

Evet, voltaj ve emperajı yüksek ruh adelesine, fikir dinamosuna malik, içi dışına hakim, dışı içine mahkum mübarek insanın mübarek çilesi, mübarek ıstırabı, mübarek sancısı ve mübarek doğumu... Bu ne güzel ve ne mübarek bir doğum ya Rab...

Yine Fazıl diyor ki: "Genç adam ıstırap çekebilme kabiliyetine malik olan adam demektir. Çünkü oluş bir hummadır. Nasıl tohum çatlarken alev alev yanarsa, kaynayan su nasıl fokurdar ve inlerse, nasıl toprak altında kömür milyonca sene yanar kavrulur ve elmas olursa, oluş baştan aşağı böyle bir çile hummasından ibarettir. Bu ıstırabı çekmenin haysiyeti gencin şiarı ve hakkıdır.

Onun için dikkat edin, ıstırap çekme kabiliyeti geçlik senedidir. Hakiki genç mustarip insandır. Boyuna olmaya çalışan, boyuna kendini aşmaya çalışan. Bunu bir tıbbi levhadan anlayabiliriz. Dikkat edin, genç hasta terler içinde kıvranır, ihtiyar ise pelteleşir, yatağa çöker ve kalır. İhtiyar eriyip gider, genç çalkalanır..?"

Bu dilek ve temennilerin gençliğimizin sağduyusunda makes bulmasını Mevla'dan niyaz ediyor, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in "Kutlu Doğum"unun bütün insana ve evrene kutluluklar ve mutluluklar bahşetmesi ni niyaz ediyorum ve diyorum ki: Zaman ve mekanımızı desendesen, renkrenk, hecehece, hüvehüve, nakışnakış billurlaştıracak neslimizin doğumu yakındır inşallah... Kur'an'ın ilham ve matlaında Akif'imizin muştusuyla:

doğacaktır sana vadettiği günler Hakkın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. 
(23 Nisan 1999 Ortadoğu)

  • 679 defa okundu.