Abdulhamit Avşar

Son zamanlarda Doğu Türkistan'da meydana gelen olaylarla ilgili yapılan bazı yorumlarda, bu hareketlerin amaçlarıyla ilgili çeşitli görüşlerin ortaya atıldığı görülmektedir. Gerek bu konuda zihinlerde bir açıklık meydana getirilebilmesi gerekse Nisan 1990 tarihinde meydana gelen Barın olaylarının yad edilmesi amacıyla "Soviet Muslims Brief dergisinde yayınlanan aşağıdaki makaleyi dikkatlerinize sunuyoruz."

1990 yılının Nisan ayı başlarında Çin'in elindeki Doğu Türkistan'ın, güney bölgesinde bir seri ayaklanma meydana geldi ve pek çok insan hayatını kaybetti. Çünkü bu ayaklanmalar 1989 Haziran'ında Teinanman'da meydana gelen olaylardan sonraki en büyük ayaklanmaydı. Bu yüzden hemen tüm gazete ve dergilerde yer aldı. Ancak, buna rağmen yayın organlarının hiçbirisinde bu hadisenin detaylarına ve asıl amacına ilişkin net bir bilgiye rastlanmıyordu.

Hâlbuki 3 Nisan 1990 tarihinde Urumçi'de meydana gelen bir gösteri sırasında bir Uygur gencinin sarf ettiği şu sözler, Barın'da meydana gelen olayların amacına ışık tutacak nitelikteydi: "Yaşasın Bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyeti!" Aslında Urumçi'deki bu gösteriler arasında da çatışmalar meydana gelmişti ama, durumun kontrol altından çıkmasına engel olunmuştur. Ancak hemen iki gün sonra 5 Nisan 1990 günü Akto'ya bağlı Barın ilçesinde meydana gelen olaylarda durum farklı oldu. Yaklaşık 3000 kadar silahlı Doğu Türkistanlı, Çin güvenlik güçlerini etkisiz hale getirdikten sonra, Barın'daki hükümet binasını işgal etti ve Çin Hükümetine karşı, bağımsız bir Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulması için deklarasyon verdi. Bu gelişmeler olurken, aynı gün akşamına doğru ayaklanma, bölgedeki dokuz yerleşim yerine daha yayılmıştı. Üç gün sonra ise, Kaşgar'da bir başka ciddi çatışma meydana geliyor ve kısa bir zaman içinde de, Yarkent, Kargalık, Poskam, Hoten, Aksu ve Kuça'yı içine alacak şekilde genişliyordu.
 
Bunun üzerine Çinli otoriteler derhal harekete geçti. Süratle ağır silahla donatılmış polisler, özel milis güçleri ve Halk Kurtuluş Ordusu'na bağlı askerler Barın'a sevk edilmeye başlandı. Özellikle askerler her gün biraz daha sayıları arttırılarak, askeri araç ve helikopterlerle bölgeye naklediliyorlardı. Bu arada Urumçi, Aksu, Kaşgar, Yarkent ve Hoten'deki havaalanları sivil ulaşıma kapatıldı. Görgü tanıklarının verdiği bilgilere göre, her iki tarafın da kayıpları ağır oldu. Örneğin bazı gözlemcilere göre, ölü sayısı yüzlerce ifade ediliyordu. Öyle ki, bazı yerlerde ordu birlikleriyle Doğu Türkistanlılar, gerçek bir nizami savaştaki gibi çarpışıyorlardı. Ne var ki Doğu Türkistanlılar ellerine geçirebildikleri, bıçakların da dahil olduğu basit silahlarla savaşırken, Çin ordusu ise tank ve uçaklarla saldırıyordu.

Buna rağmen, durumun tam anlamıyla kontrol altına alınamaması üzerine, bölgede 8 Nisan 1990 tarihinde sıkıyönetim ilan edildi. Fakat bu da, isyanı bütünüyle bastırmaya yetmedi. İki bin civarında  Doğu Türkistanlı, Ebulkasım adlı liderlerinin komutası altında Pamir Dağlarının eteklerine doğru çekildi ve direnmeye orada devam ettiler. Silahlı polis güçlerinin komutanı Zhou Yushu'ya göre bu sırada, Çinli polis, asker ve milislere sık sık saldırılar düzenlendi ve birçoğu öldürüldü. Durum o noktaya geldi ki, Çinli otoriteler Doğu Türkistan'ın Çin'in Romanyası** olmasından korkmaya başladılar. Öte yandan, Doğu Türkistan'da yerel birimlere bağlı askerler de sıkı bir baskı ve kontrol altında tutuluyorlardı. Hiç bir subay ve askere kendi şehir ve kasabalarına gitme izni verilmedi. Aynı sıkı kontrol, yerel birliklerin başkaldırmasının önüne geçebilmek amacıyla, silah ve cephanelikler üzerinde de uygulandı. Resmi olmayan çeşitli kaynakların iddia ettiklerine göre, bu son ayaklanma, Doğu Türkistan'daki bu tür ayaklanmaların ilki değil. 1979 yılından beri benzer bir çok silahlı ayaklanma hareketleri meydana geldi. Sokak gösterileri ise olağan bir hal aldı. Sovyet Orta Asyası'ndaki bağımsızlık hareketlerinin de verdiği cesaretle artık, Uygur milliyetçilerinin bir bölümü açıktan bağımsızlık mücadelesi vermeye başladılar.

Gerçekten Çinlilerin şiddeti gittikçe artan düşmanca tutum ve davranışları, Doğu Türkistan Türkleri'ni onlara daha çok karşı koymaya yöneltmektedir. Çünkü bu insanlar, ulusal varlıklarının tedrici bir asimilasyonu ile kendi doğal kimliklerini koruma mücadelesi arasında tercihe zorlanmaktadırlar. Öte yandan bu durum yani, Doğu Türkistan Türkleri'nin karşı karşıya bırakıldıkları ulusal kimliklerini kaybetme tehlikesi, onların milliyetçilik duygularını daha da güçlendirmektedir. Türkler aslında bu son ayaklanmayla, milliyetlerini ve kültürel kimliklerini yokedilmesi çabalarına karşı bir kükreyiş yaptılar.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, Doğu Türkistanlılar Çinlilerin bu zalimce politikalarına direnme azim ve kararlarını bırakmak niyetinde değiller.

* "Independent Republic of Eastern Turkestan!", Sovlet Muslims Brief, Vol.6, No. 3, SeptemberOctober 1990, s.78

** Bilindiği gibi Romanya'da meydana gelen olaylar Sovyet Bloğunun parçalanmasında önemli rol oynamıştı (Çevirenin notu)

  • 700 defa okundu.