Baybars Gülensoy
Selçuk Ün. Öğr. Gör.

İnsan tasvirlerinin her biri birer portre şeklindedir. Buna ilave olarak Buda'nın mandalasının etrafını çeviren süslemeler ayrıca mimari parçaların üzerinde görülen motifler bu sanatın süslemeye verdiği önemi ortaya koyar. Bir pranidi (ain) sahnesinde kenarda yer alan sanatkârın bizzat kendisi Budist sanatta sanatkâra verilen önemi ve sanatkarın Tanrı yanında yer almasının değerini ortaya koyar.
Yani süslemeyi yapan sanatkar Tanrının kutsal saydığı bir varlık olmaktadır. Sanatkâr ismini herhangi bir yere yazmaz, ancak bu isimsiz sanatkar, Tanrının yanında yer alacak bir mevkidedir. (11)
Uygurlarda ilk cilt örnekleri de bulmaktayız. Bunların geometrik süslemeleri dikkat çekicidir. (12)
Kara-hanlılarla ilgili süsleme örnekleri mimaride yer alan özellikle alçı süslemede dikkati çeker. Bilim adamları Karahanlı devletinin kuruluşunu tam olarak izah edebilmek için, gereken kaynaklar kafi olmadığından dolayı Karahanlı kültürünü, Karluk kültürünün bir devamı olarak kabul etmektedirler. (13)
Karlukların Çu nehri vadilerinde ele geçen IX-X. asırlara ait buluntularla yakın ilgileri vardır. Gerçek İslam kültürü, Çu nehri vadisine kolaylıkla nüfuz edememişti. Çu vadisinde göçebe Türklere ve eski soğdlulara ait kültürler, İslam kültürüne karşı uzun zaman mukavemet edebilmişlerdi. Bu mukavemet daha ziyade motiflerin değişmesinde olmuştu. Bu devreye kadar hayvan ve insan figürlerine büyük bir yer veren bu bölge, Taraz şehrindeki İslami kültür çevresi karşısında mağlup olup yavaş, yavaş gerilemeğe başladı. İnsan figürleri kayboldu ve onların yerini bol bol nebat motifleri ve geometrik çizgiler almağa başladı. Figürler artık realizmden çıkıp, şematik bir şekle giriyorlardı. (14)
Taraz şehrindeki İslam kültürü, Çu vadisi ve Tanrı dağlarındaki İslami olmayan Uygur motiflerini süratle ortadan kaldırdı. Çabucak silinen motifler daha ziyade insan resimleri idi. Yoksa hayvan tasvirleri bu bölgede daha uzun zaman yaşamışlardı.

İslam kültürünün Karluk bölgesindeki motifler üzerindeki ikinci önemli tesiri, nebat motiflerinin bollaşması ile oldu. Bu motif sonradan Hatayi denen motiflerin doğmasına yol açacaktır. Soğdlularda görülen ve Uygurlarda daha fazla gelişen realist motifler silinmeğe ve onların yerine soyut süsleme (or-nemental) tarzı yerleşmeğe başladı. (15) Uygur San'atında klasik devreye erişen Orta Asya Türk C resim tarzı Uygur devrinde muhtelif cins eserlerde duvar, bayrak, kitab resimlerinde; karakalem ve tahta basması eserlerde tezahür etti. Tertîb bakımından Uygur devri eserleri daha sade ve vazıh tertibler vücuda getirmişti. Tun-Huang resimlerinde insan tasvirleri, mütevâzi şekilde yer almakta idi. Tun-hu-ang eserleri M.IX. yüzyıl klasik Uygur tarzı arasında köprü teşkil etmektedir. İşleme sanatı Uygurlarda çok gelişmişti ve Uygurlar, müşahhas tasvirlerin vücut parçalarını iç-içe zincir işlemelerinden müteşekkil hatları ile çevreleyerek, hacmi meydana çıkarırlardı.

Uygur sanatının gölge ve ışık tezadı göstermeyen dümdüz renk satıhları, göçebelerce zincirleme işleme içine dere edilen renkli kumaş veya keçe parçalarını hatıra getirmektedir. Daha sonraki Uygur resimlerinde iç içe muhtelif renkte çevreleyen hatlar gözükmez. Uygur resimlerinde, gölge satıhları ile hacmi belirtmek usulü kullanılırdı. Orta Asya sanatının Türklerden evvelki devrelerinde görülüp Helenistik tekniği hatırlatan tarzda kalın, beyaz boya ile ışık alan satıhları göstermek geleneği ise Uygur resminde adeta hiç görülmezdi.
 
Esasen ince ve şeffaf boya tabakaları altından kalem çizgilerinin iyice görülmesini temiz eden Uygur ressamının vücuda getirdiği cilâlı düz satıhları kalın beyaz boya lekeleri bozacak nitelikte idi ve kullanılması tasavvur edilemezdi. Uygur resimlerindeki ışık ve gölgesiz düz boya satıhları ise göçebe sanatlarının usullerini hatırlatan şekilde benekli tezyinat ile veya bir ideogram, bir piktogramın tekrarı, yahut yazılı kitabeler ile, tekdüzelikten kurtarılıyordu. Grafik tarzda resim yapan ve resimleri yazılar veya piktogramlar ile süsleyen Uygur sanatları bazen mukavva mahlûlu sürerek duvarı bir nevi kâğıd vaziyetine getiriyordu. Uygur Sanatçılarının fırçadan ziyâde kalem kullanmağa meyli olduğunu ifâde eyleyen Avrel Stein Uygur ressamlarının tasvirlerinde, bunların fırçayı bile kalem gibi tuttuklarına dikkat çekmiş idi.

Bir Uygur merkezi olan Bezeklik (M.IX-XII.) (XIII-XIV.) Mabedi külliyesinde bulunan duvar resimlerinde, al renk tamamen hâkim olmuştu. Yaprak şeklinde veya mahlûl haline sokulup püskürtülen yaldız hem duvar hem kitab resimlerinde kullanılıyordu. Orta Asya resim sanatına Uygurlar dikkate değer yenilikler getirmişlerdir. "Canlı gibi" tasvir arzusu ve "bal-bal"lar ile şimali Asya Türk heykel ve petrogliflerinde hissedilen "Portre Sanatına” temayül Uygur devrinde zirveye ermiştir. (16)

  • 694 defa okundu.