Dr.HACI ABDULLAH ÖZHAN
 
Doğu Türkistan Büyük Türk Milleti'nin tarihi ana yurdu, kültür ve medeniyetimizin beşiği ve kaynağı olmak vasfını, günümüzde de tarihi araştırma ve gelişmelere paralel olarak daha da perçinleyerek devam ettirmektedir.
Elimizdeki bu yazı " Doğu Tükistan Eyalet Hükümeti Sıhhıye Nezareti" (Sağlık Bakanlığı ) tarafından 6 yıllık yorucu ve ilmi araştırma ve çalışmalar neticesinde hazırlanarak " Uygur Tababet Kamusu "adı ile 1985 yılında Urumçi'de neşredilmiştir.
Kamusun Yazarları;
İshakcan :Sağlık Bakanı
Abdullah Rahmetullah : Eyalet Halk sağ.neş.
H.BahattinCemalettin:Hoten
Hacıoğlu Ahmet Hacı:Hoten
ZununKari:Kaşgar
Abdulamit Yusuf : Hoten
Hasan Damolla : Kuçar
Dr.H.Abdullah Özhan :Yarkent İli Uygur tababet
Hastahanesi.
Uygur Türk Tababetçiliği,3000 yıllık tarihe sahip olup Türk milletinin tarihi medeni ve kültürel miraslarının en önemlilerinden biridir.Türk : milleti her türlü maddi ve manevi zenginlikleri cümlesinden ilim, fen, zenaat ve sanat sahasında olağanüstü keşifler ve cevher yaparak kendisinin parlak medeniyet hazinelerinin oluşmasına, dolayısıyle Asya ve dünya medeniyetinin yükselmesi için şan lı katkılarda bulunmuştur.
Uygur Tebabeti Tarihi gelişim devrelerinde, kendi arasından yetiştirdiği Emçi, Atasagun, Tahih ve eczacıların sayısız vasıtalı veya vasıtasız başarılı veya başarısız tıbbi tecrübeleri Darager denilen kimyacıların icatlarının toplanması, tasnifi evlattan evlada bırakılması neticesinde meydana gelmiş ve gelişmiştir. Bu da Türk halkının uzun tarihi gelişim devrelerinde ilmi tecrübe ve muhtelif hastalıklara karşı vermiş olduğu mücadelesinin ilmi yükünüdür.
Bildiğimiz gibi Türkler, medeniyeti çok eskiden gelişen tarihi milletlerden biridir.Çin ve Avrupa kaynaklı arkeolojik tetkikler neticesinde ortaya çıkan delillere baktığımız zaman Türkler milattan birkaç asır önce bugünkü Balkaş Gölü civarı ile Hişi Koridoru etrafında 3. asırdan itibaren, Balkaş Gölü ile Tanrı Dağları arasında 4.asırdan , Tarım Bostanlığında 5. asırdan itibaren Moğolistan ve Tanrı Dağlarının kuzey ve güney eteklerinde yaşadıkları ve parlak medeniyetlerini bu bölgede kurdukları
görülmektedir. Çin kaynaklarından Tarihname ve "Hunlar Tezkeresi" 9. cildinde "Tanrı dağlarının güneyindeki Tarım Bostan lı ğı 4 ve 5. asırlarda sırf Türklerin meskün yerleridir" denilmektedir.
Tanrı Dağlarının kuzey ve güney eteklerinde yaşayan Uygur Türklerinde hayvancılık, çiftçilik, bahçecilik ve el sanatları tekniği hayli gelişmiştir. Türkler bu topraklarda buğday, mısır, pirinç, bezir, nohut gibi tahılları ekmekte ve gıda yönünden kendilerine yeterli hale gelmişlerdir.Ayrıca üzüm, dut, armut (neşput), nar, inci, kaysı, karpuz, kavun ve ceviz gibi meyvaları yetiştirmişlerdir.Kendir ve pamuk gibi endüstri bitkilerini yetiştirmek suretiyle bunlardan kumaş dokuyup giyinmişlerdir.Tarihi kaynaklara göre Tarım havzasında üzüm 3 bin yıl önceden yetiştirilmeye başlanmıştır.
M.S. V. asırdan itibaren Türkler alfabeyi kullanmaya başlamışlar medeniyet ve kültür ürünlerini yazılı hale getirmişlerdir.Bilindiği gibi yazı bir milletin medeniyet ve kültürü için bir ölçüdür.Doğu Türkistan da bu ileri derecedeki medeniyet ve kültür ürünleri nin yazılı kaynaklan ile arkeolojik maddi eserleri çeşitli yollarla yurt dışına, Berlin, Londra, Moskova, Leningrad, Tokyo ve Paris müzelerine kaçırılmışlardır. Bunların bir kısmı ilim dünyasına ilan edilmiş ise de, büyük bir kısmı gün ışığına çıkarılmamış. Çağlar boyunca Doğu Türkistan'da yaşayan Türklerden dünya çapında mezkur alimlerden hüküma (Tabip) tarihçi, filozof, yazar, şair, hayvancılık, tarım ve kültür tarımcılığı uzmanları, mimarlar, usta heykeltıraşlar, ressam ve müzisyenler ve ünlü tercümanlar yetişerek Türk kültür ve medeniyetinin gelişmesinde büyük rol oynamış şan ve şerefler kazandırmıştır.
M.Ö. 770 yılında, Çin'de yazılan Hoangdi Nicing Suvin' in " Yabancıların Faydalı Tedavi Usulleri ve Faydalı reçeteler Hakkında" adlı eserde Doğu Türkistan'ın tabii muhiti, hastalık ve hastalıklar hakkında bilgiler veriliyor: "Doğu Türkistan (Batı Ülkesi) altın, kaştaşı mekanı D. Topraklar kumlu ve taşlı olup çok geniş bir ülkedir.Rüzgarları, boranları çok, toprağı serttir. Halkları dağlarda otururlar .Bu halk yünlü kumaşlardan giyinirler. Yağlı ve kuvvetli gıdalarla beslenirler. Onun için -dış hastalıklar (harici illetler) onların bedenlerini zehirleyemezler. Onlar için iç hastalıklar daha önemlidir. Onlar bu hastalıkları tedavide zehirli ve güçlü ilaçları kullanırlar. Onun için zehirli ve güçlü ilaçlar Türk illerinden gelir.Zehirli ilaçların yan etkileri kuvvetli olduğundan aynı şekilde ve ölçülü kullanılmadığı takdirde zehirlenme ve ölümlere yol açarlar.Genelde zehirli ilaçlar kullanmak hekimliğin ileri derecede geliştiğinin delilidir. " deniliyor.
M.S . 3. Yüzyılda Çin'de yazılan" Dağ ve Deryalar hakkında kıssa "adlı eserde ve "Muhazeret Tezkeresi" adlı eserde Türk- illerinin kokulu şarabı Zarangza Çiçeği " Nilüfer, kaş taşı Ünnaflı, Üzüm, Yonca, Bezir, Ceviz, Mercimek ( Bir tür maydonoz ) Yumgaksüt, Soğan, Havuç, Sarımsak, Ispanak, Terhemek, Kavun, Karpuz, Pamuk gibi Çin'de Batı Ülkelerine özgü ürünlerin sırf Türk ülkelerinde yetiştirildiği ve bu ürünlerin eskiden beri Çin'e ithal edilip hastalıkların tedavisi ve başka işlerde kullanıldığı beyan edilmiştir. Ecdatlarımızın kavun, karpuz, salatalık gibi bitkilerin yetiştirilip kullanılmaları esasında onların sap kısmının kötü tadı olan, acı hatta onların mide bulandırıcı tesirinin olduğunu keşfetmişlerdir. Ve bu meyveleri yerlerken bu kısımların kesilip atılmasını adet , haline getirmişlerdir. Bu adet müshil ilaçların yapımında kullanılmışlardır.
Milattan bir kaç asır önce Çin'de hüküm süren Han Sülesi zamanında Türk ülkelerine elçi olarak gönderilen Çin elçisi" Batı Diyarıardan Hatıralar" adlı tarihi seyahatnamesinde " şayet Elçi Cakçan batıdaki Türk illerine gitmemiş olsaydı bir çok ilaç ve bitki türleri Çin 'e gelmemiş olurdu. " Diye yap;ııaktadır.
M.S .... 659 Yılında Tank Hanedam sarayınca yazılan" Yeniden Tanzim Edilen ilaçlar Kamusu" adlı eserde Türk illerinde yetiştirilen 1 14 adet bitkiden bahsedilmektedir. 652 yılında " Bin Altuna Denk Önemli Reçeteler " adlı tıbbi kitapta ve ondan sonra yazılan " Gizli Reçeteler" adlı kitapta İdikut' un ömür uzatan şerbetinin terkibi ve kullanıldığı hastalıklar hakkında bilgi verilmektedir. Tarım havzasının Çumu adlı kentinde doğup orada yaşayan Buda dini alimi ve Meşhur Türk Uygur Hekimi ŞiRHAN Tibet'e diş hekimi ve müderris olarak davet edilmiştir. Tibetliler ona saygı ifadesi olarak CANBEŞLA HAN adını vermiştir. O, Tibet'te bir çok tıbbi eserler yazmıştır. Bunlardan en önemlileri:
M.S. 3-9. yüzyıllar arasında Hoten Turfan ve Kaşgar Tikistleri adlı dünyaca meşhur eser vücuda gelmiştir.Bunlardan Turfan Tikistleri 1400 yıllık tarihe sahip olup bu eserde Uygur -Türk Tebabetciliğine ait 200 den fazla reçete mevcuttur.Türk alimi Prof. R. Rahmeti Arat 1930-32 yılları arasında Berlin'de Uygur Tebabetciliği adlı eseri Almanca olarak neşrederek Dünya'ya tanıştırmıştır.
Bu eserde Türk-Uygur Tabiplerinin hastalıkları mükemmel bir sisteme ayırarak değişik ve üstün seviyeli tedavi usulü uygulamaları, kendi devirlerinden ilaçları, zehirli ilaçlar ve güçlü, etkili ilaçlar ve normal ilaçlar olarak türlere ayırdıkları, ilaç miktarlarına özellikle dikkat ettikleri dile getirilmiştir.
Mesela; kuduz köpeğin ısırdığı şahsa kuduz köpeğin beynini ilaç olarak yedirmek suretiyle Tedavi' ettikleri bilinmektedir. Modern tıpta hastalıkların önlenmesinde o hastalığın mikrobundan faydalanılarak yapılan tedavi metodu asırlarca önce Türk hekimlerince kullanılmıştır.
Doğu Türkistan'da yaşayan Türkler lpar yolu.Kulan yolu, ve Kaştaşı yolu gibi tarihi öneme haiz ticaret yollarının düğüm noktalarında yaşadıklarından onların komşu ülkelerle olan ticari ve kültürel ilişkileri gelişmiştir.Bu ilişkiler ilk matbaanın. Doğu Türkistan 'da icat edilip kullanılmaya başlanması ile daha büyük önem kazanmıştır. Bu ise Türklerin medeniyete kazandırdığı büyük bir hediyedir.
Türklerin Meşhur Cennet Atları, Hoten'e bağlı Yorungkaş'ın ünlü Kaştaşı ürünleri, pamuk, nişadur, kırmızı beyaz şep, Buken tek boynuzlu hayvan boynuzu, kunduz kahrı ve kehribar üzüm şarabı vb. tıpta kullanılan hammaddeler Çin'e, Orta Doğu ve Avrupa ülkelerine Doğu Türkistan'dan ihraç edilen önemli malları teşkil etmekte idiler. Meşhur Çin seddinin batı kapısının adının da Kaş Taşı'na atfen Kaştaşı Kapısı diye anılması, bu değerli maden Çinlerin ehemmiyetinin ne kadar büyük olduğunun delilidir.
Göktürkler zamanında da bir çok alim, hekim, şair, yazar ve tercümanlar yetişmiştir. Tarihi kayıtlarda 730 yılında ünlü Türk alimi Nantu' nun Taharistan'dan Çin'e elçi olarak gönderildiği, bir miktar önemli ilaçları yanında götürerek Çin'de kendisinin yüksek tedavi maharetini göstererek büyük şöhrete sahip olduğu biliniyor. Diğer ünlü Türk hekimi Göktürk Devleti devrinde yetişen ve Çin kaynaklarında Lominşen diye anılan Tömür Kozuk ( Demir kazik), ünlü bir hekim olan Kalunaraş'ın oğlu olup yazdığı," Tarım Bostanlığında Dut Tanmı ve Giyim Kuşam'ın Esaslan" adlı eserinde bu hususlardan başka şifalı bitkiler hakkında da teferruatlı bilgiler vermiştir. Prof. Arslan Terzi oğlu 'nun yazdığı " Türklerin Orta Asya ve Hindistan’da Kurduğu Hastaneler "adlı eserinde Kubilay Han için TürkUygur hekimlerince, biri Kubilay Han'ın yazlık baş şehri Hohho, diğeri de kışlıkbaş şehir olmak üzere Pekin'de iki Hastane kurulduğu bildirilmektedir Cengiz Hanın hasta olan gözlerini Semerkant'taki Türk göz hekimlerine tedavi ettirdiği bilinmektedir.
Diğer önemli Türk hekimi ise aynı zamanda filozof, dilci, matematikçi olarak bilinen Farabi dir Hayatı boyunca yazdığı i 60 eserden bir çoğunu tebabete ayırmıştır. O tedavi hakkındaki usulleri sistematik şekilde ilmileştirmiştir. Onun Cevahir-ül Bahr adlı eserinde şu veciz sözleri hekimliğe verdiği önemi ispatlamaktadır. " Tıp ilmini öğrenme yolunu seçenler yüksek ahlaklı, genç, maharetli, keskin zekalı öğrenmeye hevesli, hoş tabiatlı. mülayim, edep sahibi dürüst ve samimi olmalıdırlar. Kişilere önem vermeyen, hastalıkların halini anlamayan, yalanla halkı aldatan, kötü işlerden bayağı arzu ve heveslerden arınmış olmayan bu mesleği yapmasın. Tıp ilmiyle uğraşanların bütün zihni bilime bağışlaması gerekir. Çünkü ilim ehli ilimden başkasına itibar etmez.

  • 1037 defa okundu.