Dolkun İSA 

Sonra öğrenciler pankartları ile okuldan ayrılıp, sokaklara döküldü. Tüm şehir halkı sokaklann iki tarafında öğrencileri heyecanla, sevinçle alkışlıyorlardı ve destekliyorlardı. Öğrenciler; "milli aşağılanmaya karşı direnelim" "yaşasın insan hakları" "yaşasın milletlerin eşitliği" "Çinlilerin kölesi olmayacağız!" "Çinliler Doğu Türkistan'dan defolsun" "milli eğitimimizi kurtarmalıyız" gibi sloganları ile mücadelelerini sürdürdüler.

Bu sefer öğrenci gençler hareketinin talep programları şöyle idi.
1.İnsan hakları talep etmek
2.Milli aşağılanmayı, milli zulmü protesto etmek
3.Yok olma tehlikesiyle karşılaşan milli eğitimimizi korumak

Çin hükümeti öğrenci gençlerin bu demokratik hareketini de "12 Aralık Hareketi" gibi "15 Haziran Kavga Olayı" diye adlandırdı ve Hamudun Niyaz, Canabil, Huan Bo Can'ların direkt yönetiminde "16 Haziran Soruşturma Komitesi" teşkil edildi.

Tüm üniversitelerde şubeler açıldı. Sadece Ürümçi Üniversitesi'nde, içinde silahlı kuvvetler de bulunan 400 kişilik diktatör grubu kuruldu. Bunlar, öğrenci liderlerini gözaltına aldı ve soruşturmaya başladı, serbest hareket etmeleri yasaklandı. Dışarıya ancak izinle çıkabiliyorlar ve arkalarından polisler takip ediyordu. Birlik yönetim kurulu üyelerinin birbirleriyle görüşmesi, sohbet etmesi yasaklandı. Ayrıca yaz tatilinde evlerine dönmeleri de yasaklandı. Soruşturma 4 ay devam etti, Çinliler 12 Aralık hareketinde kullandıkları taktikleri bir kez daha uygulamaya çalıştılar.

Yürüyüşten sonra üç gün dersler durduruldu. Ve soruşturma komitesi sınıflara kadar gelip öğrencilere baskı yaparak bu hareketin "hata" olduğunu kabul ettirmeye çalıştılar. Ama onlar bu defa, beklediklerine erişemediler. Öğrencilerin çoğu bu hareketin haklı mücadele olduğunu savunarak, kendi fikrinden vazgeçmedi. Bu hareketin ortaya çıkması Doğu Türkistan aydınlarının, gençlerinin siyasi mücadele seviyesinin yükseldiğini gösteriyordu. Üniversite hocaları da hükümet tarafı ile ciddi mücadelelere girişmişler ve karşı tarafı çok kötü duruma sokmuşlardı.Çinlilerin dalkavukları, millet hainleri konuşmalarında ne kadar bilgisiz, ne kadar aptal olduklarını konuşmalarıyla gösteriyorlardı.

Buna örnek olarak söyleyebileceğimiz Canabil'in üç cümlelik şu sözünü hiçbir zaman unutmadım.
Bizim hakkımızdaki soruşturmalar devam ediyordu. Bir gün Canabil, 20'den fazla dalkavuğuyla birlikte benimle görüşmeye başladı. O bana "Dolkun, senin yazdığın tiyatro yanlış, çünkü Lütfullah Mutellip, Abdülhalik Uygur'lar vatansever kişiler, ama komünist değil, öyleyken onlar hakkında tiyatro oynamak yasaktır" Bu onun birinci sözü idi. İkinci sözü ise "Bazı sınıflarda öğrenciler Kaşgarlı Mahmut'un, Abay'ın resimlerini ve sözlerini duvarlara asmış bu çok yanlış çünkü Abay bizim şairimiz değil Sovyetler Birliği'nin şairi." Üçüncü sözü de "Bir tarih hocası derste öğrencilere Çin Seddi Çinliler ile Uygurlar'ın sınırı idi. Çin Seddi'nin içerisi Çinlilerin, dışarısı ise bizim topraklarımız idi. Tarihte Çinliler bizden korkup Çin Seddi'ni yapmıştı" diye ders vermişti. Böyle bilgisiz bir hocayı okuldan atmamız, ders verme yetkisini elinden almamız gerek, Sincan (D.Türkistan), milattan önce çok eski zamandan beri Çin toprağı olmuştur. Çin Seddi'nin yapılmasındaki sebep, seddin içindeki ve dışındaki kavimlerin koyunlarının, hayvanlarının birbirleriyle karışmış olması ve bu karışmanın kavimler arasında pek çok savaşlara, kavgalara neden olmasıdır. Çin Seddi bu problemleri önlemek için yapılmıştır." Bu sözler 

Doğu Türkistan halkının "temsilcileri"nin, "yöneticileri"nin ağzından söylenmiştir. Çinliler böyle bilgisiz, cahilleri Doğu Türkistan halkının "milli temsilcisi" seçerek, "kendi yağı ile kendi etini kavurmak" taktiğini kullanmakta idi.

  • 764 defa okundu.