M.Emin BUĞRA Devlet Adamı
Kadim zamanlarda Türk ana yurdununu ileri vaziyeti yukarıda zikredildi. Yurdun bu şekilde toprak, hava ve sularının muvafıklığı ve çokluğu, halkının medeniyeti halkın çoğalmasına en kutlu amel olduğu iyi bilinen bir meseledir.
Bu amel neticesinde Türk ana yurdundaki kadim ki Türklerin nüfusu nihayet çok, bütün yurt ve şehirler abatlık idi. Bu nüfus çokluğuna rağmen hayat müşkül, üzerine hayat kaynağı oları yağışlar azalmaya başladı. Tanrı dağları ve onun tarmakları olan Kuruğ dağ-silsilesi ve başka dağlar tamamıyla buz dağları idi. Daha sonraları bu dağların buzlarının azalışı ile bir çok yeri açıldı. Bir taraftanda yurt içindeki iç deniz (göller) kurumaya başladı. Bu sebeple yüzlerce büyük, küçük akıntılar kurumaya başladı. Bu akımlardan su temin eden şehirler ve abadlıklar çöl kaldı. Bu suretle bir taraftan nüfusun fazlalığı ve bir taraf tan kuraklık belası ile yüz yüze kalması Türklerin ziraatçılık yapmasını müşkül kılmakta idi.
Bu yüzden Tanrı dağlarından ve Karanlık dağlarından sulanan Türk yurdunun halkı zorluklar içinde hayat sürüyorlardı. Her taife ve kabile öz hayatını devam ettirmek için diğerinin üstüne taaruz etmek ve mağlubu sürüp yerini işgal etmek veya özü başka tarafa göç etmeye mecbur oldular.
Herhalde yerlerini terkeden göçmenler aheste aheste dünyanın dört tarafına yürüyüp özlerinin hayatına mensup yer aramaya başladılar.
Tarihçiler bu göçüş devrinin başlangıcınının şimdiki günden takriben 9 bin yıl önce vuku ettiğine ittifak kılmışlardır. Bu göçün bazısı önlenmesi imkânsız bir sel gibi galebede kahr ile vardıkları yerlerdeki insanları yok etmek veya yerlerinden çıkarmak veya özlerinin itaatine girdirmek yolu ile vuku olmuş idi. Bazısı kumlukların altındaki sızan su gibi aheste ve yumuşaklık ile vuku oldu. Vardıkları yerlerdeki insanlara insanlık ve medeniyet öğretilip o yerdeki iş başında olanlara itaat edip hayatlarını temin ettiler. Bu göçüş bir asırda vuku bulmamıştır. Milattan 6-7 bin yıl önce başlayıp 4. asır miladideki göçüşe kadar devam etmiş idi. Onlardan sonra Göktürk, Uygur, Oğuz, Selçuk, Kıtay, Mongol göçlerinin yakın çağlarda gerçekleştiğini tarih bilgisi olan herkes bilir.
Bu göçüşün umumi Türk ana yurdundan dünyanın dört bir yanına olan akış yolları, kaynakları ve maruz olundukları yerler haritalanmıştır. Bu yerlerde yalnız, Şark-ı Türkistan'dan çıkan göçmen kafilelerinin hususunda biraz beyan vereceğiz.
Turfan ülkesinden çıkan bir kol göçmen kafilesi doğru yürüyüp orta Çin yani Sarı derya ve Gök deryanın arasındaki Çin'in en sulak ve yeşillik ülkesinde yerleştiler. Lop ülkesinden yürüyen iki kol göçmen kafilelerinden birinci kol cenuba doğru ilerleyip Gök deryanın baş tarafından şimdiki Siçuan ve Yunnan vilayetlerinde yerleştiler. Çin'in mezkur mıntıkalarındaki insanlar kamilen vahşi idiler. Türk muhacirleri onları yerlerinden çıkardılar. Onlar dağlarda ve çöllerde yok oldular. İkinci kol cenub tarafına yürüyüp Gök göl ülkesi (Kök nur şimdiki Çinhey ülkesi) ne varıp o yerde uzun duramadan çoğu göçe mecbur olup göçenler üç kola ayrılıp biri Siçuan ve Yunnan tarafına ve biri Hind-i Çine diğeri Şark-ı Hindistan'a yürüyüp o yerde yerleştiler.
Tarım derya havzasından yani şimdiki Altay şehri ülkesinin ortasındaki Taklamakan çölleri lerindeki kuruyan ülkelerden göçmen kafileleri arka arkaya Garb-ı Tibet ve Pamir yolları ile yürüyüp Hindistan'a döküldüler. Bu kafileler Hindistan'ın en münebbet yerleri olan Sidh ve Brahma, Putra deryası havzalarını işgal ettiler. Hindistan'ın asıl halkını cenuba sürüp yerlerini sahiplendiler. Mezkur ülkeleri ab at kılıp şehirler ve ülkeler vücuta getirip yerleştiler. Bu tefsil yeni zamanlarda Sundh derya boyundaki harabe şehirlerinin harabelerinden keşf olunan eserler ile sabit oldu.
Milattan önce 2500 yıllarında Tarutay ve İli ülkelerinden çıkan kafileler doğru garba yürüyüp Ural dağlarından geçip, dört kafileye ayrılıp bütün Şimal-i Avrupa'yı. Fransa, İngiltere ve İrlanda ya kadar göç ettiler. O yerler dağ veya çukurlarda mağaralarda oturup tam bir vahşi ortamda yaşayan nihayet az miktar insan vardı. Türk muhacirleri onları kendilerine tabi kıldılar. Kara irtiş havzası (şimdiki Altay vilayeti) ondan bir kafile şimale yürüyüp bütün Sibir meydanına sahip olup ta şimal buz denizinin boyuna kadar yayıldı. Bu kafile IV. asır miladide Şark-ı Türkistan Hanlığı devletlerinden mağlup olup şimale göçmeye mecbur olan Seyanipi Tatar Türkleridir. Bunların merkezleri Kara irtiş ve Tan Ula dağlarında idi.

Bu Şarki Türkistan'dan olan göçüşlerin kısa geçmişi budur. Haritaya bakılırsa umumi Türk göçüşlerinde şark-ı Türkistan'dan çıkan göçmen kafilelerinin hepsinden mühim ve daha çok olduğu görülür.
Türk ana yurdunun başka noktalarından çıkan muhacir kafileleri hususundaki tafsilatı bibliyografyadaki eserlerde görülmüş. Hâsılı dünyanın tamam etrafı henüz medeniyetten nasibini almamış ve karanlık içindeki asırlarda ilim ve medeniyet nimetine erişen Türk kavimleri, Hüdavendi T ealanın insanları da ilim ve medeniyet şerefine yetiştirmek ve dünya yüzünü ab at kılmak kudretine mazhar oldular. Çünkü Türkler her yerge varsalar öz ilim ve sanaat ve medeniyetlerini alıp vardılar, o yerlerin halkına öğrettiler. O yerleri öz ana yurtları gibi abat kıldılar. Şehir ve kent tesis kıldılar.

3. FASIL
Göçüş devrinden sonraki Türk Ana Yurdu

Göçüş devri içinde ve göçüş devrinden sonra Türk ana yurdunda abad kalan ülkelerde Türkler her türlü adlarla cemaatler tesis edip gayet yüksek medeniyet kurdular. Mesela Şark-ı Türkistan da tarım havzası yani şimdiki Altay şeher ülkeleri Turfan mıntıkası Issık Göl etrafı, Yitesu, İli Cılgası, şimdiki Şimal Moğolistan daki Selenge ve Orhun deryalarının boyu, şimdi de Garb-ı Gansu denilen Kara Derya boyundaki Çu Derya boyundaki kadim zamanda Argu denilen yurtlar ,Garb-ı Türkistan da inci (Sirderya havzası), Ukuz (Amuderya havzası) , Sugut (Zerepşen Deryası) ve başka su boylarında muhtelif asırlarda Türkler gayet yüksek medeniyetler tesis kurdular.

Yukarıda sözü edildiği gibi Şark-ı Türkistan’daki su boylarında yerleşen cemaatler arasında çöl veya dağ fasılaları olduğundan dolayı başka başka adlarlar la tanınırlar idi. Çoğullarının yurtları hem özlerinin adları ile meşhur idi. Mesela, asli adı Udun olan Hoten ülkesi halkına Udun denilir idi. Kaşgar daki Türklere Kaşgarlılar denir idi. Bazı kadim eserlerde Kaçgar Kaçgar olarakta yazılmıştır.
İran daki Kaçar adlı Türklerin aslı bu Kaşgar Türklerinden olması gerek diyen tarihçilerde vardır Göçmen, asli olarak, sakinlerinin adı olduğu rivayet edilmektedir. Aksu ülkesinin kadim adı üçtür Ve bu ad yakın zamanlara kadar var idi. Rivayetle re göre, bu ülkede üç büyük kabile var idi ve hükümetleri bir idi. Bu münasebetle bunlara üç denilir ve yurtları hem bu ad ile tanınır idi. İş bu ülkelerde ilim, medeniyet, günden güne terakki kılmakta idi.Her ülkede ki cemiyet müstakil bir reisini Han derlerdi.
Han'a hükümdarlığı baki denirdi. Bu idarenin yasak veya Tuzut (Kanun'a) tabi olduğuna bir çok delil vardır. Bir zamanlarda Şarkı Türkistan’ın alt şeher bölümünde Issık göl havalisi Çu Derya boyundan ibaret olan Garb bölümünde on müstaki hanlık vardı. Kuçu (Tufan), ili, İmil (Tarutay), Altay ve Başbalık (Urumçi)ülkelerinden ibaret olan Şark bölümünde dokuz hanlık varlığı rivayet edilir. Bu hanlıkların nice asır yaşadıkları malum değildir. Bu devirdeki hadiselerin tafsilatı hususunda inandırıcı tarihi vesika yoktur. Ama bugün çok sayıda küçük feodal devletler arasında çoğu vakitlerde savaş olurdu. Ve dışarıdan hücum tehdidi var idi. Lakin bu halleri hem uzun devam etmeden büyük devle teşkilatı kurulup hepsi birleştiler.

Ezici Ayrılık
Görüyor seni canım, günlü hatırım
Ayrılıkta göremezse de gözlerim
Görürüm seni coşar canım, yarışır

Koşar sana eski, yeni ümitlerim
Ümitlerim ümitlerin en tatlısı

Canım odur, onun ile ben yaşarım
Özlüyorum, bu özlemekten ne çıkar?
Sızlıyorum, bu da faydasız bilirim.
Kara gece söndürürse ışıkları
Hatıralar karanlığına dalarım

Güneş doğarsa, düşüncemden bir ışık
Alıp onun ışıklarına katarım
Ezici ayrılık! ne diner göz yaşım

Ne can dinlenir, ne ben rahat ederim
Yeis kaygı karanlığı sarsa beni
Seni hatırlar, karanlıktan çıkarım
Ey aziz vatan.

  • 967 defa okundu.