Lokman Uzel
Araştırmacı - Yazar
Sayın B. Clinton'un izlediği bu siyaset ise en sonunda ABD Meslek birlikleri/sendikaları (A.F.L. - C.I.O'nun ve insan haklan kuruluşlarının, Hıristiyan Birliği'nin sert muhalefetini yaratmıştır. Hıristiyan Birliği özellikle Han Çini'nde "çocuk aldırma" ve "Hıristiyanlar'ın çalışmalarının engellenmesi ve onların suçlu gösterilmesi" ne karşı çıkmaktadırlar. Gerek meslek kuruluşları ve sendikalar gerekse Hıristiyanlar Birliği ABD siyasetinde ağırlığı olan kuruluşlardır. Hem Demokratlar hemde Cumhuriyetçiler Clinton'a muhalefet eden bu iki kuruluşu tam uyarmak beğendiremediği şimdiki Han Çini siyasetini, 1988 yılında yapılacak olan "kongre" ve 2000 yılında yapılacak olan devlet başkanlığı seçimlerini Demokrat Parti'nin Meclisteki sözcüsü Dick Gibhardt'da şimdilik devlet başkanlığı adayı olarak görülmektedir. Öyle oluncada Gibhardt Clinton'un Han Çini siyasetindeki eksiklik ve yanlışlıklarını Clinton'a karşı iyi bir silah olarak kullanacaktır. Aynı zamanda da Çin konusundaki tutarlılığı kendisini başkan yardımcısı Göre ve diğer adaylardan ayıran bir özellik olacaktır.

1992'de ABD akevinde / meclisinde yapılan ciddi tartışmalardan sonra Han Çini'nin MFN'deki yeri uzatılmıştı. Buda Demokratlar'ın desteklerini çekmelerine rağmen gerçekleşmiştir. Çünkü onların çekilen oyları Cumhuriyetçilerin oylarıyla doldurulmuştur. 1994'teki Kongre ve 1996 yılındaki Devlet Başkanlığı seçimleri sırasındaki Cumhuriyetçi Parti'nin Han Çini'ne yönelik siyaseti (serbest ticaret hakkı tanımak istemesi) sebebiyle ciddi baskı altına girmişti.

Şurası beklenen bir gelişmedir ki, Hıristiyan Birliği'nin Han Çini ile ilgili olarak ortaya koyduğu düşünceler, Cumhuriyetçiler'in zaten var olan bölünmüşlüğünü artıracaktır. Milletvekillerinin meclisteki sözcüsü olan Newt Gingrich, MFN'in Han Çini için uzatılmasına taraftar idi. Geri kalanlar ise ya ağızlarını kapattılar yada dindar, muhafazakarları desteklediler. Buda ABD'de sol ve sağ yelpazedeki siyasetçilerin bazı konularda ortak hareket ettiklerini gösteriyordu. Sağ ve soldaki siyasetçilerin böylesi birliktelikleri ile ortaya çıkan muhalefete, Clinton'un Han Çini siyasetine karşı bazı önemli başarılar elde etmeyi sağlamıştır. Bunun sonucunda da Clinton, yaptığı Han Çini'nin MFN'e sürekli üyeliği teklifini geri çekmiştir. Böylesi durumlar Cumhuriyetçiler arasında düşünce ayrılıklarını artırdığı gibi özellikle görünüm, inanç, din anlayışının ticaretten gelen çıkarların üstünde tutulması görüşünü öne çıkarmıştır.

Bu gelişmelerin anlamı şudur; ABD'nin dış ilişkilerdeki ahlak, inanç ve din anlayışı yeniden dış ilişkilerin ağırlık merkezi olma durumuna erişmiştir. Şu anda iki akevde (meclis) de Clinton'un çıkartmaya çalıştığı Han Çini ile ilgili kararların önü karşı oylarla alınabilir ve reddedilebilir. Bu bölünmelerden sonra ne Clinton'un ne karşısındaki siyasetçilerin hangi sonuçları alabileceklerimde şimdiden kestirmek çok zordur.

Tabiki Clinton, öncelikli olarak Han Çini konusundaki kararların senatodan geçmesini dilemektedir. Bunun içinde karşısındakilerin ilgilerini çekebilecek sebepler öne sürmektedir. Şöyleki Clinton'a göre; Han Çini ile anlaşmak demek: 170.000 (yüzyetmiş bin) iş, 60 milyarlık alış veriş (ticaret), 10 (on) milyarlık yatırımdır.1,25 milyar elcanı (nüfusu) olan "sözde büyük" Han Çini'ne yaptırımlara gitmeye ne gerek var?

Bu durumda Clinton'un karşıtları onu suç üstü bastırmış olduklarını öne sürüyorlar. Çünkü Clinton'un kendisi de ilk yönetim dönemlerinde ekonomide ulusçuluk yaptığı sezgisini vermiştir. Boeing, Disney, Microsoft bunun için inandırıcı örnekler olmuştur. Ancak 1994 yılında halkına insan Hakları konusu Han Çini ile olan ilişkilerimizde temel şartı oluşturacaktır diye söz vermesine rağmen sonraki dönemlerde Clinton konuşmalarında Han Çini'indeki insan haklarının çiğnenmesini, dinlere saygı gösterilmemesini doğru dürüst ağzına almamakla birlikte Han Çini'ne yapılan yatırımları bile teşvik etmektedir. Bu durumu Ulusal Güvenlik Danışmanı Sandy Berger'in açıklaması da doğrulamaktadır: İnsan hakları düzelmenin yerine daha da bozuldu. Buna karşılık ABD'nin Han Çini ile olan ekonomi ilişkileri daha da gelişti. ABD'nin Han Çini'indeki yatırımları hiç bir şekilde Han Çini'ne serbestliğin gelmesine yardım etmemektedir.

Görüldüğü gibi Clinton Han Çini konusunda izlediği tutarsız siyaset yada kendisi Arkansas'ta vali iken 1992'de ABD Başkanı Bush'u Han Çini'nin dikdatörleri ile adice işbirliği yapmakla suçlamakta idi. Ancak şimdi aynı ilişkiyi kendisi yürütmektedir. Evet belkide Clinton'un yeniden Devlet Başkanı seçilmesi için milyonları harcayan Han Çini yönetimine karşılık ABD Devlet Başkanı, borcunu Han Çini'nin çöküşünü yavaşlatmakla, yada çöküş süresini daha uzun zamana yaymaya çalışarak ödemektedir.

Bu gün Türkiye'de siyaset yapanlar ve Türkiye'de bulunupta Han Çini'ndeki Doğu Türkeli (Türkistan) halkının haklarını savunanlar bu gelişmeleri bilmek zorundadırlar. Aksi halde çözüm diye çözümsüzlüklere umut bağlamaya devam edeceklerdir. Türkiye devletine gelince, Çin ile olan alışverişini ve kültür alanındaki ilişkilerini daha da artırmalıdır. Ancak öbür randanda Doğu Türkeli/Uygur halkının da ezilmemesi için gerekli girişimleri yapması beklenir. 

  • 767 defa okundu.