Türkiye Üzerindeki Çin Gölgesi
TÜRKİYE BİR MUZ CUMHURİYETİMİ?

Cengiz TURAN
Araştırmacı Yazar
Çin Büyükelçisi Hacettepe Üniversitesindeki Toplantıyı iptal ettirdi.
Önce Alman Büyükelçisinin Ankara Universitesi rektörüne Necip Hablemitoğlunu şikayeti ardından şimdide Çin Halk Cumhuriyeti büyükelçisinin Hacettepe Üniversitesinde Doğu Turkistan toplantısını iptal ettirmesi Türkiye’nin Bir muz cumhuriyeti olup olmadığı konusunu gündeme getirdi.

Türkler ile Çinliler arasındaki ilinkiler çok eski cağlara gider. Hun akınlarını durdurabilmek için Çinliler ünlü Çin Duvarını inşa etmişler, ama fazla ise yaramamış. Ancak günümüz Türkiye’sinde çok acayip gelişmeler oluyor: Hacettepe Üniversitesi’nde 16-17 Ocak tarihlerinde "Uygurların Dünü ve Bugünü" adlı uluslararası bir konferans düzenlenmişti. Yurt içinden ve dışından çok sayıda bilim adamı katılımında yapılacak bu konferans Ankara'daki Çin Elçiliği mensupları tarafından iptal ettirildi. Çin elçisi ve mensupları Başbakan Abdullah Gül hükümeti, Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Hacettepe Üniversitesi Rektörü nezdinde yoğun girişimlerde bulunarak, bu konferansın Türk-Çin dostluğunu bozacağı üzerinde ısrarla durarak, hatta Recep Tayyip Erdoğan’ın Çin'e bu hafta gerçekleştirdiği Çin ziyareti öncesinde bu ziyareti iptal edebilecekleriyle Türkiye’ye gözdağı verdiler.

Türkiye yetkilileri, bu yoğun Çin baskısına boyun eğerek, Hacettepe Üniversitesi’ndeki bilimsel konferansı kuzu kuzu iptal ettirdiler. ABD, çeşitli Avrupa ülkeleri, İsrail, Kırgızistan ve başka ülkelerden katılacak çok sayıda bilim adamına konferanstan bir gün önce acele haberler yollanarak, konferansın başka bir tarihe ertelendiğini duyurdular.

Buna benzer bir durum da iki yıl önce Kayseri Üniversitesi’nde yaşandı.
Orada da Dogu Turkistan tarihi ile ilgili bilimsel bir konferans yapılacaktı, ancak onu da haber alan Ankara'daki Çin elçiliği mensupları başta Çin elçisi olmak üzere Kayseri Rektörüne çıkarak, bu konferansı iptal ettirmeyi başardılar. Daha önceki Mesut Yılmaz hükümeti sırasında da gizli bir genelgeyle devlet memurları (buna öğretim üyeleri de giriyor)'nin Doğu Türkistan ve Uygurlar ile ilgili hiç bir toplantıya katılmaması bildirilmişti.

Çin devleti Türkiye ve Türk siyasi kurumları ve kişileri üzerinde görülmemiş bir baskı ve sindirme operasyonu sürdürüyor: "Yeni šafak" gazetesinin 15 Ocak çarşamba günkü sayısında yazar Fehmi Koru bakın Türkiye'nin bu aczini Pekin’den yolladığı "Dev Uyanıyor" adli makalesinde nasıl ifade ediyor: "Çin'e her gelen Türk liderin paylaştığı kader, Doğu Türkistan sorunuyla 'terör' arasında kurulan paralelliğin kayıtlara geçirilmesidir. Çin'in Sincan bölgesinde yasayanların 'kopma' taleplerine karşı çıkılır, etnik ve ayrımcı terör kınanır. Bu defa da durum değişmedi ve Tayyip Erdoğan, 'Terörün dini-imanı olmaz' dedikten sonra Çin'in tek parça halinde yoluna devam etmesinden yana olduklarının altını çizdi."

[Fehmi Koru] Pekin’deki basın konferansında Çin başbakanı Zhu Rongji küstah bir tavırla Doğu Türkistan’da Uygur ayrılıkçılarına Türkiye’nin tavrına teşekkür ederken, Erdoğan da başını önüne eğerek kuzuların sessizliğini sürdürdü. Ne Erdoğan’dan önceki bir Türk devlet adamı, ne de Erdoğan Çin başbakanına "Doğu Türkistan’daki Uygurlar sizin vatandaşlarınız, ancak onlarla bizim aramızda dil, din, kültür, tarih bütünlüğü var, oradaki Türk kardeşlerimizin bugünkü durumu, onlara karşı yapılan insan hakları ihtilalleri bizi uzuyor, bu durumun düzeltilmesi, Çin ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmesine de sebep olacaktır!" diye seviyeli bir yanıt veremediler.

ABD, Fransa, Almanya, Belçika resmi kişileri Çin devlet adamlarıyla görüştüklerinde bir yandan Tibet, Doğu Türkistan ve Çin'de insan hakları ihlalleri konularını gündeme getiriyorlar, öte yandan Çin'le ticari ilişkilerini de geliştirebiliyorlar.

Geçen yıl Belçika başkentindeki Avrupa Parlamentosunda Doğu Türkistan konusunda uluslararası bir konferans düzenlendi, o toplantıya çok sayıda bilim adamı yanında Uygurların Orta Asya cumhuriyetleri ve Avrupa'daki temsilcileri de katıldı. Çin elçiliği Avrupa Parlamentosu başkanlığına başvurarak bu toplantıyı iptal ettirmeye çalıştı. Ama, Avrupalılar Çinlileri parlamento binasının dışına çıkararak, "Biz demokratik bir ülkeyiz, bizde insan hakları konusunda her türlü toplantı yapılabilir.

Siz Çin’deki baskıcı rejimi ve devlet sansürünüzü bizim ülkemizde uygulayamazsınız" diye sert yanıt verdiler.

Estonya küçücük bir devlet. Orada "Dünya Uygur Gençler Kurultayı" toplantısı düzenlendi. Li Peng de resmi ziyaretle Estonya'ya geldiğinde, Çin elçiliği bu Uygur toplantısını iptal ettirmek için yoğun girişimlerde bulundular. Ama, 45 yıl Komünist Rusya baskısı altında yaşamış Estonya devlet adamları ve yöneticileri Çin baskılarına boyun eğmediler ve Dünya Uygur Gençler Kurultayi özgürce yapıldı. Estonya’yı yakında Avrupa Birliğine üye olarak aldılar, Türkiye’yi ise almadılar.

Türkiye’deki Çin gölgesi gün geçtikçe büyüyor, genişliyor. Çinliler artık Türk üniversitelerinin iç işlerine el attılar, Türk Dışişlerine baskı uyguluyorlar, Mesut Yılmaz, Devlet Bahçeli, Tayyip Erdoğan gibi Türkiye’yi dış gezilerde temsil eden kimseleri Doğu Türkistan konusunda susturuyorlar.

Peki karşılığında Türkiye Çin'den ne kazandı bugüne kadar? Bir devlet, bir ulus bir avuç para karşılığında kendi soydaşlarını, kendi tarihi geçmişini, kendi bilincini satabilir mi? Türkiye’de gittikçe su eğilimler baskın çıkmaya başlıyor: "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bize pahalıya mal oluyor, AB'ye ver gitsin!" "Kırım’da Kırım Tatarları, zor durumdaymış, aman canım bize ne?" "Afganistan'da bu Özbekler ve General Raşit Dostum da çok oluyor be! Susturun onları!" "Doğu Türkistan'daki Türkler de rahat durmuyorlar! Bizim Çin ile ilişkilerimize zarar veriyorlar; Uygurları, Kazakları unut gitsin!" Tayyip Erdoğan’la Kazakistan'a giden Türk heyeti ve Ak Parti Bakanları Almati'da bir siyasi kriz yaratıyorlar: Beyefendilerin canı Türk kafesi çekmiş de, Kazaklar Türk kahvesi bilmediği için şehirdeki bir Türk lokantası ahçısını apar topar getirerek bizim Türkiyeli misafirlere Türk kahvesi pişirilmiş.

Ey kendi tarihini unutma gafletinde bulunanlar, siz kardeş Türk Cumhuriyeti'ne gittiğinizde ne olur da, bir günlük su acı Türk kahvesini içmeyin de, Kazakların sutlu çayını içererek Kazak Türklerine biraz olsun değer verdiğinizi göstersenize! Sonra Türkiye’ye dönünce kahvenizi bol bol içersiniz. sizlerde biraz olsun Kazak Türklerine saygı yok mu? Sonra Türk televizyon kanalları haber saatinde Türk heyetini uçakta dönerken gösteriyor, bizimkiler sırıtarak "Oh be, Kazakistan'da Türk kahvesi içtik de, yorgunluğumuzu biraz olsun atabildik!"

Evet, Türkiye üzerindeki Çin gölgesi, daha doğrusu basiretsizlik karanlığı artarken, Türkler de Avrasya'daki soydaşlarını unutmaya hazırlanıyor.

15.01.2003 Paris

  • 794 defa okundu.