Thomas BORTHLEIN

ABD'ye yönelik 11 Eylül saldırılarının sonuçlarından biri de ABD ile Çin arasında yakınlaşma oldu. Çin hiç gecikmeksizin uluslararası terörizme karşı ilan edilen savaşta ABD'nin yanında yer aldı. Buna karşılık Amerika da Çin'in kendi topraklarındaki azınlıklara baskıyı artırmasına fazla ses çıkarmadı
.
Amerika ve Çin arasında oluşan bu eksen, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage'in son Çin gezisinde bir kez daha vurgulandı. ABD, Çin'de faaliyet gösteren ayrılıkçı Doğu Türkistan İslami Hareketi'ni resmi terör örgütleri listesine dahil etti. Ancak Amerika'nın bu hareketinin uluslararası islami teröre karşı verilen savaşla bir ilgisi olup olmadığı konusunda şüpheler var.

Çin'in batısındaki 'Sincan Özerk Bölgesi'nde yaşayan Uygurlar ve diğer Türk kökenli halk grupları arasında Çin yönetimine karşı güçlü bir kin duygusu var. Bunun sebebi ise 60'lı yıllardan beri milyonlarca Çinli'nin bu bölgeye yerleşmesi ve kendilerinin çoğu bölgede azınlık konumuna düşürülmüş olması. Çinliler'in yaşamın her alanında baskın konumda olmaları, aynı Tibet'te olduğu gibi, buradaki insanları da bunaltıyor. Sincan'da yönetim kadrolarında, en iyi işlerde Uygurlar değil, hep Çinliler var. Uygurlar'ın dili hep geri plana itiliyor, örneğin üniversitelerde.

Çin yönetimi, stratejik ve ekonomik sebeplerle bölgede sıkı bir kontrol mekanizması uyguluyor. Sincan muazzam petrol yataklarına sahip. Çin'in nükleer gücünün simgesi, nükleer silah denemelerinin gerçekleştirildiği Lop Nor, Sincan'da bulunuyor. Bölgenin ekonomik kalkınması yönünde adımlar da hep Çin yönetiminin çıkarları doğrultusunda atılıyor ve sadece Çinliler'in işine yarıyor. Bölgenin gerçek sakinleri Uygurlar ile doğudaki dev komşuları arasındaki anlaşmazlığın onyıllara dayanan uzun bir tarihi var. 30'lu yıllarda ve daha sonra 40'lı yıllarda Sincan bölgesinde bağımsız bir Doğu Türkistan Cumhuriyeti vardı. Uygurlar'ın çoğu yeniden kendi devletlerine sahip olmanın düşünü kuruyor. Özellikle de yine Türk olan komşuları Özbekler, Kazaklar ve Kırgızlar'ın Moskova'dan bağımsızlıklarını kazanmalarından sonra. Bu hedef doğrultusunda Uygurlar arasında, silahlı direnişe yönelen, Çin'i 'işgalci güç' olarak gören guruplar da var. Çin'e karşı 90'lı yılların sonlarında başlayan ve başkent Pekin'i bile hedef alan bir dizi saldırı düzenlendi. Bu saldırıların sorumluluğu Çin'in deyimiyle 'radikal bölücüler'in üzerine yüklendi. İnsan hakları kuruluşları, Sincan'ın yerlilerine karşı idam cezalarının infazındaki artışlara dikkat çekiyorlar.

Ancak tüm bunların gerçekte, İslamcılık'a karşı mücadeleyle hiçbir ilgisi yok. Yaşamla barışık ve kendi halinde yaşayan Uygurlar arasında köktendinci İslam'a itibar eden fazla da kimse yok. Taliban yönetiminde olduğu gibi alkol ve müziği yasaklamak, kadınla erkeği birbirinden ayırmak gibi uygulamaları Sincan'da hayata geçirebilmek hiç mümkün olmayacaktır.Çin'in azınlıklar politikası bir fiyaskodur. Sincan'da da Tibet'te de yaşanan sorunların kaynağı budur, uluslararası terörizm değil. İnsan hakları kuruluşları, Amerika'nın terör örgütleri listesine aldığı Sincan'daki Doğu Türkistan İslami Hareketi'nin bu listeye uygun düştüğünden şüpheliler. En azından bunun için elde hiçbir bağımsız kanıt yok.

Ortaya bu konuda atılabilecek tek tez, sadece Afganistan'a coğrafi yakınlık sebebiyle Bin Ladin taraftarlarının burada faaliyet gösterebilmesi olasılığıdır. Bu durumda bile bu grubun sadece çok küçük bir grup

  • 748 defa okundu.