M. Emin Batur

Türk ve İslâm düşmanı Çinliler tarafından Doğu Türkistan'ın işgal edildiği tarihten bu yana (1949) hep söylemişizdir. "Bütün dünya Çin tehdidi altındadır. Gerekli önlemler yerinde ve zamanında alınmadığı ve Çin'in yayılmacı politikasına karşı durulmadığı taktirde sarı okyanus taşacak ve tüm dünyayı istila edecektir." Diye.

Gerçekten de kim ne derse desin yıllardır Çin'in izlediği iç ve dış siyaseti kendi planlarına göre harfiyyen doğrudur ve istikrarlı bir çizgiyi takip etmektedir. Nasıl mı? 1 Temmuz itibariyle Hong Kong'un Çin'e iltihakı kimseyi şaşırtmamalı bu bütün dünyanın bildiği gibi beklenen bir olaydı ve gerçekleşti. Bu karar, ünlü Afyon savaşları sonunda verilmiş idi. Uzun yıllardır Çin 99 yıllığına İngilizlere kiraya verdikleri Hong Kong'u tıpkı bir ticaret gemileri gibi gördüler ve bu nedenle hiçbir dönemde bir telaşa kapılmadılar. Bu geminin farkı şu idi diğer ticaret gemileri dünya limanlarını dolaşırken bu gemi (Hong Kong) belli bir limanda beklemeyi tercih etti ve bütün dünya ülkeleri bu gemide ticaret yapma yarışına girdi. Gün geldi dünyanın bir numaralı ticaret merkezlerinden biri haline gelen Hong-Kong sinsi, sabırlı ve kurnaz sahipleri olan Çin'in kızıl bayrağı altına geri döndü. Bundan sonra ne olacak? Bundan sonra sarı tehlikeyi birçok tehlikeler bekliyor.

Çin'in aç gözü bundan sonrada, öteden beri kendi uzantısı olarak gördüğü Formoza (Tayvan) arasında Tayvan'ın 1980'den sonra dünya pazarlarındaki önemi Avrupalılar tarafından da keşfedilince dünya ticaret odaklarından biri haline geldi. Bunun yanı sıra Amerikanın Tayvan'la olan yakın münasebeti ve özellikle Kıt'a Çin ile Tayvan arasında yaşanan kardak benzeri Ada krizinde Amerikanın Çin Halk Cumhuriyeti hükümetine aba altından sopa göstermesi Çin-Amerikan münasebetlerinin oldukça gergin bir noktaya gelmesine sebep oldu. 

Her nedense Çin Halk Cumhuriyetinin eski tüfek politbüro kafaları elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan bir takım rantlar elde etmeye yönelik görünüyor. Çin Halk Cumhuriyeti şunu unutmamalıdır ki Tayvan'ın durumu asla Hong-Kong'a benzemez. Dünyadaki çıkar çatışmaları Tayvan'ın Çin'e iltihakına asla müsaade etmeyecektir. Zaten Tayvan halkıda tepkisini çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

Düşüncelerimi ifade ederken Çin'in Tarihi misyonunun gereklerini bir, bir sahneye koyduğunu söyledim ancak, bu durum hiçbir dünya ülkesinin gözünü korkut-mamalıdır diyerek sahnelediği oyunların dezavantajlarından da bahsetmek ihtiyacını duydum.
Toparlayacak olursak, bundan sonra Çin'in geleceği pek parlak sayılmaz zira Çin taklit mallar konusunda dünya birincisi bu herkesçe bilinmeye başlandı. Çin'de 400 milyondan fazla insan yoksulluk sınırlanın altında bir yaşam sürdürüyor. İşsizlik had safhada, uyuşturucu ve fuhuş sektörü Çin'li yöneticileri kıskacına almış durumda. Rüşvet ve yolsuzluk Çin'li idareciler arasında yaygın halde. Dünya Televizyonlarına yansıyandan çok fazla insan hakları ihlalleri var, ve Avrupa insan hakları komisyonu raporlarında insan hakları ihlallerinde Çin birinci sırada geliyor. Dolayısıyla dünyadan yetersizde olsa kınama ve baskı görüyor. 1989 Tiananmen olayındaki katliamların hesabını soracak milyonlarca üniversite öğrencisi ve yakınları her an patlamaya hazır bir bomba durumunda. En önemlisi de Doğu Türkistan, Türklerinin vermekte oldukları şanlı istiklâl mücadelesi, Tibet'in uluslararası arenadaki siyasi gücü, iç Moğolistan’ın yıllar sonra başlattığı uyanış.

Çin imparatorluk sarayını taşıyan ayaklar içten çürüdü ve çatırdıyor. Ancak, bu rehavete sürüklememeli dünya ülkeleri bir şekilde Çin dinozorunu Çin şeddinin doğusundaki sınırları içerisine hapsetmeyi bilmelidir. Hem de acilen, aksi halde Çin'in zorlayacağı yeni ülke sınırları olabilir. Zira Çin'li yöneticiler bir buçuk milyara yaklaşan insanına yiyecek bulmak zorunda.

  • 693 defa okundu.