Oktay Fakıoğlu
Tarih Öğretmeni

İlkokul çağlarında okuyup öğrendiğimiz,  sevdiğimiz ve de unutamadığımız güzel bir şiir vardır; sevgi yüklü, hasret dolu bir şiir. Ahmet Kutsi Tecer'e ait olan; ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA. Şiir şöyle başlıyor; Orda bir köy var uzakta, O köy bizim köyümüzdür. Gezmesek de, tozmasakda O köy bizim köyümüzdür. ve devam ediyor. Bu şiiri okurken her defasında, yalnızlığa ve ilgisizliğe terkedilmiş, hatta unutulmuş bir Türk yurdu olan Doğu Türkistan aklıma geliyor. Düşünüyor, hüzünleniyor ve de gözyaşlarımı tutamıyorum çoğu zaman, " Hür Dünya'nın ve de "Uygar Dünya"nın gözleri önünde esir ve soykırıma tabi tutulan bir Müslüman-Türk yurdu olan buraların hürriyetine kavuşacağı günleri hayal ediyorum.

Çünkü orası bugün komünist Çin'in sınırları içinde işgal edilmiş bir ülke. 35 milyon civarında Müslüman-Türk yaşadığı tarihi ve kültürüyle 5.000 yıllık bir Türk yurdu. Büyük Türkistan'ın bir parçasıdır aynı zamanda. Türk'ün ata yurdu olan Türkistan yaklaşık 5 milyon km2 alana sahip bir coğrafyadır. Doğu ve batı Türkistan olarak iki bölümde incelenir. Batı’da; Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan olup doğusu ise Doğu Türkistan diye bilinir. Batı bölümü 1991 yılından itibaren Sovyetlerin dağılmasıyla 70 yıl sonra yeniden bağımsız olurken Doğu Türkistan ise hala Çin'e bağlıdır. Çin sınırları içinde Sinkiang olarak isimlendirilen burasının yüzölçümü 1.828.418 km2 ve nüfusu da 3 5 milyon civarındadır.

Uygur, Kazak, Kırgız gibi Türk boyları yaşar. Büyük Hun imparatorluğu zamanından beri Türk yurdudur. Hunlardan sonra Göktürkler (552-744) ve daha sonra Göktürkleri yıkarak idareyi ele alan Uygur Türkleri Ötüken merkezi olmak üzere büyük Türk coğrafyasına sahip olmuşlardır. 840 yılında Kırgız Türkleri tarafından yıkılan Uygurlar güneye ve batıya doğru yönelerek bugünkü Doğu Türkistan bölgesine gelerek 856 da Turfan Uygur devletini kurdu. 1209 yılında Uygurlar Moğol egemenliğine girdiler ancak zaman içinde üstün kültürleri ile Moğolların Türkleşip İslamlaşmasını sağladılar. Çok güçlü edebiyat, sanat ve meydana getirdikleri medeniyet ile Moğol  devletinin Moğol-Türk yapısını kazanmasını sağladılar.

Anadolu'ya yapılan Türk göçleri içinde Uygur Türkleri de yer aldı. Anadolu'da kurulan Türk devletleri içinde yer alan Eratna Devletinin kurucusu Eratna Bey aslen Uygur Türk'üdür. (1335-1380) yılları arasında orta Anadolu'da yaşamış bir devlettir. İlk Müslüman-Türk devleti olarak bilinen Karahanlılar (840-1212) Uygur Türkleriyle komşuydular. Önce başkent Balasagun iken daha sonra Kaşgar oldu. Bu komşuluk ilişkileri içinde Uygur Türkleri zaman içinde mani ve Buda dinini terkedip İslam'a girdiler. İlk Türkçe sözlük ve dilbilgisi kitabı olan Divan-ı Lügati't Türk Karahanlı hükümdar ailesinden Kaşgarlı Mahmut tarafından yazıldı. Ünlü Kutadgu Bilıg eseri (Yusuf Has Hacib) yine Karahanlılar zamanında Doğu Türkistan coğrafyasında yazıldı. Doğu Türkistan bölgesi Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah zamanında Selçuklu devletine katıldı. Selçuklu'nun yıkılışıyla tekrar Karahanlılara geçti. 1219-1760 yılları arasında Doğu Türkistan, Moğolların yönetiminde kaldı. Ancak Moğolların XIV. yüzyıldan itibaren İslamıyete girmeleri ve bu arada sayıcada kalabalık olmadıklarından yoğun Türk nüfusu ve üstün Türk kültürü içinde İslamlaşıp Türkleşme olayı meydana geldi. Bölgede kurulan devlet veya hanlıklarda yönetimde Türk etkisi ve bazende egemenliği görüldü. Bu durum 1760 yılında Mançular'ın (Mançuryalılar) Doğu Türkistan bölgesini işgal etmesine kadar devam etti. Bölgeye ilk Çinli nüfusun göç ve yerleşmesi bu tarihten sonra başladı 1763 yılından itibaren Mançular'a karşı Türklerin bağımsızlık mücadeleleri başladı. Nihayet 1863 'de Uygur Türklerinden Yakub Bey bağımsız bir Türk devleti kurdu. Yakub Bey, zamanın Osmanlı Sultanı Abdulazız'e elçi gönderip bağlılığını bildirerek yardım talebinde bulundu. Osmanlı devleti gerekli askeri yardımda bulunmuştu. Hatta Yakub Bey Hutbeyi Abdulaziz adına okutup, paraların üzerine onun adını da yazdırmıştır. Ancak Çinliler, 1877 de bu devleti yıktılar ve yeniden bölge Çin'e bağlandı. 1884 yılında buraya Sinkiang "yeni ülke" "kazanılan topraklar" adını vererek Çinli nüfusu yerleştirmeye devam etti.

Türk bağımsızlık mücadelesi 12 Kasım 1933 'e kadar, başkent Kaşgar olmak üzere "Şark-i Türkistan İslam Cumhuriyeti" kuruluşuna kadar devam etti. Ancak Rus-Çin ittifakı ile bu devlet ortadan kaldırıldı. Bir yıl kadar devam eden bu bağımsızlık, Türklerin Çin'e karşı koyma gücünü ortaya koymuştu. 7 Kasım 1944 yılında Doğu Türkistan Türkleri 3. defa bağımsız bir devlet kurdu. Ancak yine Rus-Çin işbirliği ile 1949 da bölge yeniden Çin'e bağlandı. O tarihten bugüne Doğu Türkistan Çin'e bağlı ve bölge Türkleri sürekli olarak bağımsızlığı yeniden kazanma mücadelesi içinde. Bu mücadelede bir kısım Uygur Türk'ü Doğu Türkistan'ı terk etme durumuna gelmiş ve çevre ülkelere göç etmek zorunda kalmışlardı. Bu göçlerden ilki 1954 yılında Türkiye'ye oldu. Ülkemize gelen Uygur Türklerinin başında 1947 yılında Doğu Türkistan devleti Genel Sekreterliğine atanan İsa Yusuf Alptekin vardı. Türkiye'ye yapılan göçler uzun süre devam etti. Türkiye'den başka Avrupa ülkelerine ABD ve Suudi Arabistan'a da Uygur Türkleri belli sayıda göç etmiştir. Çok zengin yeraltı kaynaklarına sahip Doğu Türkistan, Çin için büyük ekonomik kaynak olmaya devam etmektedir. Kömür, petrol, özellikle uranyum bakımından zengin olan bölge Çin ekonomisinin önemli unsurudur.

Nükleer ve atom denemeleri için Çin, Doğu Türkistan bölgesini kullanmaktadır. İlk atom denemesini 1964 yılında başlatan Çin bugüne kadar 40 civarında nükleer deneme yapmıştır. Bunlardan sonuncusunu 29.07.1996 pazartesi günü gerçekleştirdi ama dünyadan hiç bir tepki görmedi. Bu denemeler ve sanayi atıklarının özellikle bu bölgede toprağa karışması büyük oranda çevre kirliliğine yol açmıştır. Özellikle nükleer denemeler sakat ve ölü doğumlara yol açmaktadır. B.M. 'e üye bir devletin ve Birleşmiş Milletler çevre programı (UNEP) antlaşmasına (1972) imza atmış bir ülkenin insan sağlığını hiçe sayar bir tavır içinde olması ve dünya da insan hakları kavramını savunduğunu iddia eden "büyük" devletlerin bu vahşetlere sessiz kalmaları ise bir başka acı durumdur. Çin'in Doğu Türkistan üzerindeki bu insanlık dışı uygulamaları dışında Türk nüfusunu eritmek ve hatta yok etmek için bir çocuktan fazla doğumu yasaklaması, yüksek oranda paralar karşılığında Türklerin Çinlilerle evliliğini sağlayarak zaman içinde Çinlileşmeyi meydana getirmeyi hedef alan çalışmaları ayrıca bir insanlık suçudur. Doğu Türkistan'da 1949 dan başlayarak meydana gelen "kültür ihtilali"nde Türkçe yasaklanmış, camiler kapatılmış, din adamları öldürülmüş, dini eserler yakılmış karşı koyanlar ise çalışma kamplarında yada hapislerde öldürülmüş, işkence edilmiştir. Sadece 1949-1965 yılları arasında Doğu Türkistan'da 26 milyon Türk katledilmiştir. Bugün halen Çince'nin resmi dil olup Türkçe'nin yasaklandığı, dinsizlik propagandası altında İslam aleyhine sürekli yayının yapıldığı, dini ibadetlerin engellendiği Doğu Türkistan'da, Müslüman-Türk olarak yaşamanın, yaşayabilmenin zorluğu hatta imkansızlaştığı ortada.
(Devam edecek)

  • 1008 defa okundu.