M. E. BATUR
 
Dünya devletleri arasında şimdiye kadar kendilerini süper güç olarak gören ülkeler kendilerine kısa bir süre sonra alternatif olabilecek güçlü bir Türk dünyasının ayak seslerini endişe ile dinlemekte ve gelişmelerini büyük bir dikkatle takip etmektedirler. Bu endişelerinin pekte yersiz olduğu söylenemez zira Türk dünyası olarak fırsatlar iyi değerlendirildiği ve varılmak istenen hedef fikir birliği içinde tespit edildiği takdirde dünyadaki Türk düşmanlarının korkulu rüyası gerçekleşmiş olacaktır.

İşte bu güçlü birleşmenin tamamlanabilmesinde en önemli parça, şu anda Çin'in asimilasyon politikası altında bulunan ve üzerinde 35 milyon Müslüman Türk'ün var olma mücadelesi vermekte olduğu Doğu Türkistan'dır.

1949 yılında Rus ve Çin gibi iki emperyalist gücün iş birliği yapması neticesinde Çin müstemlekesi durumuna düşürülen Doğu Türkistan'da bu gün insanlık dışı bir uygulama mevcuttur. Dünyada eşine az rastlanır yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarına sahip ve 1.828.418 km( kare) sahip olan Doğu Türkistan topraklarının 250 milyon insanı rahatça barındırabileceği tezi ile yola çıkan Çinliler her gün Çin'den vagonlar dolusu binlerce Çinliyi getirip Doğu Türkistan'a yerleştirmektedirler. Doğu Türkistan'ın bazı vilayetlerinde şu anda Çinli nüfusu, Türk nüfusuna oranla fazla durumdadır. Çin de ıslahı mümkün olmayan mahkûmların cezalarının bitiminde bunları Doğu Türkistan’a göndermekte dolayısıyla Müslüman - Türk aile yapısının dejenere olmasına sebebiyet verilmektedir. Halk arasında içki ve uyuşturucu kullanımı adeta teşvik edilmekte ahlakı değerlere çok büyük darbeler vurulmaktadır.

1984 yılından beri de Çin yöneticileri "halkın kalitesini yükseltmek” Ekonomik eşitsizlikleri ortadan kaldırmak, gibi bahanelerle Müslüman Türklere karşı mecburi doğum kontrolü uygulanmakta birden fazla çocuğa izin vermemektedirler. İkinci hamileliği anlaşılan Türk kadınları evlerinden zorla alınmakta 7–8 aylık çocuklar ameliyatla ana karnından alınıp çöplüklere atılmaktadırlar. Annesi ise yaşamakla ölmek arasında hastaneden salı verilmekte bunların büyük çoğunluğu ölümle sonuçlanmaktadır. Gözden uzak köylerde ikinci çocuk olarak dünyaya gelen çocuklara ise nüfus cüzdanı verilmemekte dolayısıyla bu çocuklar okula gidememekte iş bulamamakta ve " Kara nüfus " diye adlandırılmaktadırlar.

Doğu Türkistan Türklerini eritebilmek maksadıyla Türklerle Çinlilerin evlenmelerini teşvik etmekte, Çinli bir kızla evlenen Türk erkeğine 400 dolar para yardımı yapılmakta ıssız köylerde çalışan Türk gençlerine; eğer Çinli kızla evlenmeye razı olduğu takdirde şehirde iş imkânı ve ayrıca 1000 dolar para hediye edileceği vaat edilmektedir. Bu karışık evlenmeden doğacak çocuklar anneleri tarafından tam bir Çinli gibi yetiştirilmekte Çin okullarına gönderilmekte, nüfus kayıtlarına etnik cinli olarak geçirilmektedir.
Doğu Türkistan Türkleri Çinlilerle evlenen soydaşlarından nefret etmekte, onları aralarına almamakta ve tecrit etmektedirler bu durumlara dayanamayan ve boşanmak isteyen Türk erkeklerine ise çok ağır boşanma şartları uygulanmakta ve Çinli eşine 2000 dolar nafaka ödemek zorunda bırakılmaktadır. Bu parayı ise hiç kimse ömür boyu ödeyemeyeceğinden bunalıma sürüklenen ve intihar eden Türk erkeklerinin sayısı da bir hayli fazladır.

Doğu Türkistan adeta bir esir kampına çevrilmiş bulunmaktadır. Şu anda bilinen kamp sayısı 19 adettir bilinmeyenler ise bu sayıdan daha fazladır. Bu kamplarda, Çin kaynaklarından alınan bilgilere göre 500.000 den fazla mahkûm bulunmaktadır. Buralara ölüm ölüm kampları demek daha uygundur. Zira bu esir kamplarından sağlam olarak çıkan insan sayısı çok azdır diğerleri ise ancak öldükten sonra kurtulabilmektedir. Çin'de ağır suçlardan hüküm giyen mahkûmlar Doğu Türkistan’daki bu kamplara getirilmekte, mahkûmiyetlerinin bitiminde de kendi ülkelerine müsaade etmeksizin (Bin Tuan) yani Islah edilmiş çiftçi adı altında Doğu Türkistan'a yerleştirilmektedirler. Bunun sonuçları ise bellidir.

Çin yöneticileri eğitime önem verdiklerini ileri sürmektedirler Fakat Doğu Türkistan'da Türk'ler arasında okuma yazma bilmeyenlerin sayısının %  75–80 arasında olduğu bilinmektedir Türkçe eğitim yapan okullarda okuyan Türk öğrenciler Çinceyi iyi bilmediklerinden üniversiteye gidememektedir dolayısıyla ilk ve orta öğrenim için Çin okullarına gitme mecburiyeti ile karşı karşıyadır. Böylece örf, adet, gelenek ve göreneklerinden habersiz olarak yetişmektedirler. Türkler Çin'li öğrencilere tanınan yurt dışında okuma hakkından da yoksundurlar.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi birde Doğu Türkistan’da 16 Ekim 1964 yılından ben devam
Ede gelen sayısı bu güne kadar 40-50 civarındaki olan nükleer denemeler yapılmaktadır. Doğu Türkistan’ın başkenti Ürümçiye 800 km uzaklıktaki Lop-Nor bölgesinde yapılmakta olan bu nükleer denemeler sonucunda Doğu Türkistan’da nedeni bilinmeyen toplu ölüm vakaları meydana gelmekte sakat doğum olayları çoğalmakta ve çevre dengesi alt üst olmaktadır. 

Çok kısa bir şekilde özetlediğimiz bu baskı zulüm ve soykırım hareketine karşı neler yapılabilirse bunun bir an evvel yapılmasını, Türk dünyasının kanamaya devam etmekte olan Doğu Türkistan meselesini, Türk ve dünya kamuoyuna anlatılmasında daha fazla geç kalınmamasını Doğu Türkistanlı 35 milyon müslüman Türk'ün gözünde bir " Beyaz atlı prens" durumundaki aziz Türkiye’mizden istiyor ve bekliyoruz.

Zira Doğu Türkistanlılarda en az 1990 yılından sonra Bağımsızlığına kavuşan Türk Cumhuriyetlerindeki Kan, Can, Din, dil, örf, adet gelenek ve görenekleri bizlerle aynı olan kardeşlerimiz kadar Hürriyete lâyıktırlar. Çünkü bu günkü yaşantılarına bakıldığında Türk insanının her türlü baskıya rağmen moralinin yüksek olduğunun, son derece ümitli olduğunu ve çocuklarına da bağımsızlık için hazır bulunmaları konusunda telkinler vermekte olduklarını haber alıyoruz.

Çinliler her ne kadar Doğu Türkistan’ın adına yeniden kazanılmış topraklar anlamına gelen Sinkiang" diyorlarsa da, Doğu Türkistan’ın Çinin ayrılmaz bir parçası olduğu safsatalarını ileri sürüyorlarsa da gerçeğin böyle olmadığını oradaki 35 milyon Müslüman Türk bütün davranışları ile ortaya koymaktadır.

  • 699 defa okundu.