Peter Navarro
California-Irvine Üniversitesi
Merage İşletme Fakültesi’nde Profesör

Tibet, Çin’in dünyadaki insan hakları aktivistlerinin “rock yıldızı” rolünü oynarken, Çin’in Sincan(Doğu Türkistan) eyaleti istenmeyen evlat çocuk muamelesi görmektedir.  Bunun bir nedeni, Tibet’in sürgün Dalai Lama şahsında gerçek bir rock yıldızına sahip olmasıdır. Diğer bir sebep ise, Sincan’daki çatışmanın batı dünyasında en nefret edilen adamın Usame bin Laden  ile bağlarının olduğu iddia edilen Müslüman etnik azınlıklarla ilgili olmasıdır. Bununla birlikte, bütün bunlar adil değildir, çünkü insan hakları ihlalleri bağlamında Sincan’da olup bitenler Tibet’teki baskılardan çok daha kötüdür. Sincan, Çin’in coğrafi bakımdan en büyük eyaletidir; fakat aşırı sıcak ve soğuk olduğu ve çöl iklimine sahip olduğu için, nüfus bakımından en seyrek bölgelerinden de biridir.

Bu eyalet 1759 gibi erken bir tarihe kadar da resmi olarak Mançu İmparatorluğuna bağlıydı fakat 1949 yılında Komünist Partinin iktidara gelişine kadar eyaletin savaş beylerinin egemenliği altında kaldı.  En ilginç ve muhtemelen tarihin en kaba olaylarından biri meydana geldi ve bunun sonucunda Çin, Sincan’ı demir yumrukla yürüttüğü egemenliğinin altına aldı. II. dünya savaşının hemen sonrasındaki dönem boyunca, Sincan, Stalin’in ve Sovyet destekli Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin kontrolüne geçti. O zamanın Sovyet Orta Asya cumhuriyetlerinin sınırında milliyetçi Müslüman bir rejimi desteklemek istemeyen Stalin, Doğu Türkistan’ın Müslüman liderleriyle Mao Zedung arasında barışçıl görünen bir uzlaşmaya aracılık etti.

Fakat Doğu Türkistan liderlerini barış müzakereleri için Pekin’e taşıyan uçak esrarengiz bir şekilde tam da zamanında düştü ve uçakta bulunanların tümü öldü. Doğan liderlik boşluğunun ardından, Mao’nun kuvvetleri yalnızca ismiyle “Özerk bir Eyalet” olan Sincan’a yürüdü ve kontrolü eline geçirdi. Tarımsal bir bakış açısıyla bakıldığında, Sincan’ın büyük bir kısmı, aşırı otlatma, ormansızlaştırma, aşırı çift sürme ve merkezi hükümetin yeşil alanları tarım alanına çevirme konusunda gösterdiği başarısız çabalarından dolayı büyük oranda gerçek bir toz çanağı haline gelmiştir. Bununla birlikte, Sincanın tozlu toprakları ve dağlık steplerinin altında Çin’in kömür rezervlerinin yüzde kırkı yatmaktadır. Aynı şekilde petrol ve doğal bakımından zengin olan bölgede, yaklaşık 30 milyar ton petrol bulunmaktadır ve bu da Çin’in toplam petrol rezervlerinin dörtte bir ile üçte birine denk gelmektedir. Sincan, Çin için yalnızca en iyi enerji kaynakları havzası değildir.

Orta Asya’da sekiz ülkeye ve Rusya Federasyonuna komşu olan Sincan, aynı zamanda stratejik bir öneme de sahiptir. Tayvan’da savaş çıkması veya Çin Güney Çin Denizlerindeki petrol rezervleriyle ilgili çeşitli iddialarda bulunmasıyla ilgili savaş çıkması durumunda, Orta Asya, ortadoğu’nun petrolü için bir aktarma bölgesi olarak rol oynayabilir. Kazakistan ve Kırgızistan gibi Orta Asya Cumhuriyetleri de Çin’in Ortadoğu petrolüne bağımlılığını azaltacak büyük petrol rezervlerine sahiptir. Bu nedenlerden dolayı, Çin, Sincan’ı doğuda Çin’in petrole ihtiyaç duyan sanayi merkezine, batıya ve kuzeyde Orta Asya ve Rusya’ya bağlayan demiryolları, karayolları ve boru hatlarından oluşan büyük bir modern altyapı ağı kuruyor.

Sincan’da, nüfusun ezici çoğunluğu Uygurlar olarak adlandırılan Müslüman Türk halkından oluşuyor. Söz konusu Uygurlar, Çin Komünist rejiminin zorbalıkları altında dünyanın en zalim ve baskıcı tedbirleriyle karşı karşıyadır belki de Tibetlilerin karşı karşıya kaldığından çok daha fazlasına maruz kalmaktadır. Herhangi bir bağımsız dini faaliyet “devlet güvenliğini tehlikeye düşürmek”  ile eşdeğerdir; aktivistler sürekli olarak tutuklanmakta ve işkenceye maruz kalmaktadır. Seyrek nüfusuna rağmen, Sincan’ın etnik grupları, devlet güvenliği suçları bakımından diğer bölgelerden daha fazla idam vakalarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Ne trajiktir ki, Sincan’daki baskılar, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 11 Eylül olayların ardından yoğunlaştı. Çin hükümeti, Amerikan topraklarına gerçekleşen bu saldırıyı, Amerika’yla zekice bir anlaşma yapmak için altın bir fırsat olarak kullandı. Eğer Birleşik Devletler Uygurlu ayrılıkçı aktivistlerinin yalnızca otokratik hükümete karşı basit bir iç isyan değil daha ziyade El Kaide ve Usame Bin Laden ile bağlantılı teröristler olarak kabul ederse, Çin de Amerika Birleşik Devletlerini “Teröre karşı savaş” konusunda destekleyecekti. Amerika ile olan anlaşmasının bir parçası olarak, Çin, şu anda Sincan’da “ayrılıklı düşünceleri” düşünenleri terörist olarak tanımlıyor ve Sincan’ın hapishaneleri bu tür sözde teröristlerle doldurulmuştur.

Her ne kadar Çin’in Sincan’daki demir yumruklu baskıları dayanılmaz bir dereceye gelmişse de, Uygurda en çileden çıkarıcı şey, Sincan’ın “Hanlaştırılmasıdır”. Çin hükümeti, on yıllardır, bir siyaset olarak, özellikle yoksul yerlerde Han nüfusuna daha fazla önem vermek suretiyle Sincanı pasifleştirmeye çalışıyor ve hatta çocuk doğuracak yaşa gelen kızları bölge dışına bile gönderiyor. Reuters’in şu tüyler ürpertici satırlarını göz önüne getiriniz: Uygurlu bir aktivistin ABD Kongresine Çarşamba günü söylediğine göre, Çin Hükümeti, Sincan’da etnik Uygur azınlığına mensup genç kadınları zorla evlerinden alarak doğu Çin’deki fabrikalara göndermektedir. 

Amerika Birleşik Devletleri’ne sürgün olarak gönderilmeden önce Müslüman Uygurluların haklarına önderlik ettiği için beş yıldan fazla bir süre hapsedilen Rebiya Kadeer, mevcut durumda 240.000 insanın çoğunlukla da kadınların Sincan’dan gönderildiğini ileri sürdüğü bu programı durdurma konusunda ABD’den yardım talep etti. Kadınlar günde 12 saatlik çalışma hayatıyla ve aylarca maaş almamalarıyla çok sert muamelelere maruz kalmaktadır. Birçok kişi Çin Hükümetinin politikasının bu genç kadınları, Çin şehirlerindeki Han Çinlileriyle evlendirmeye yönelik olduğunu aynı zamanda Han Çinlilerini Uygur topraklarına yerleştirmeye çalıştığını ileri sürmektedir.

Bugün bu politikaların bir sonucu olarak, Han nüfusu Uygur nüfusunun iki katı bir hızda artmaktadır. Han nüfusunun artışıyla Uygurlular pasifleşmekten ve ehlileşmekten ziyade, sadece giderek daha fazla radikalleşiyorlar. The Ekonomist’te yayınlanan aşağıdaki satırlar, bu etnik savaşın ne kadar acı ve tehlikeli olduğunu göstermektedir: Uygurlar, tarihsel olarak “en liberal ve batı yanlısı Müslümanlar” iken, radikal İslam genç Uygurlular arasında sempati kazanmaya başlamıştır. Günümüzde, Uygurlular Sincan’ın batı şehirlerinde Çinliler ile Uygurlular arasında hemen hemen her gün küçük çaplı çarpışmaların meydana geldiğini bildiriyorlar.

Cezayir veya Vietnam tarzı bir isyan gibi, Sincan’da da bir gerilla hareketinin çıkarak Çin Kuvvetleriyle çarpışması muhtemel görünmemektedir. Nüfus çok azdır ve Çin güvenlik kuvvetleri çok kalabalıktır ve güçlüdür. Bununla birlikte, “çantada” nükleer bombalar ve biyolojik terörist silahların olduğu bir çağda, Çin giderek artan bir şekilde Three Gorges Dam veya kalabalık şehirlerden herhangi biri gibi, Uygurlu ayrılıkçıların saldırılarına maruz kalmaktadır. Gerçekten de, bir dizi saldırıda gördüğümüz üzere, Uygurlu ayrılıkçılar, Çin hedeflerini vurma konusunda giderek kabiliyet gösteriyorlar. Bu çatışma ve Uygur halkının kaderi için temel sorun bu çatışmanın dünya görüşü tarafından nasıl yargılanacağıdır.

Uygurluları kaba kuvvetle bastırılan ve Hanlaştırma politikasıyla yavaş yavaş yok edilen bir halk olarak mı görülecek? Yoksa Usame Bin Ladenle bağlantılı olma lekesi, şu anda Tibet konusunda şahitlik ettiğimiz üzere dünyanın öfkesini önleyecek mi? Eğer gerçek özerk bölgeler olarak Çin’in özerk bölgelerini tehdit ederse, Çin hükümetinin bu durumdan ustaca sıyrılmayı başarıp başarmayacağı cevabını bulmamış açık bir sorudur.

Peter Navarro, California-Irvine Üniversitesi Merage İşletme Fakültesi’nde Profesör, CNBC’de katılıcımcı ve The Coming China Wars’un yazarıdır(FT Press).
www.peternavarro.com http://www.atimes.com/atimes/China/JH19Ad02.html - Isha Khan bdmailer@gmail.com - http://karachitelegraph.com/?p=7820

  • 738 defa okundu.