Gökbayrak

(Yunan Rivayetlerinden Devam)
Heredot'un rivayetine göre: Yaksart (siri derya)'ın doğusundaki mesacitlerin hânı Tomrishatun ile evlenmek talebinde bulundu. Tomris bu talebi ret etti. Keyruş bu hakaretin öcünü almak için mesacitlerin ülkesine hücum etti. Mesacit başkumandanı Tomris'in büyük oğlu Veli ahdi Seyargais idi. Savaşta Seyargais yaralanıp esir düştü. O, bu esareti kendisi için bir utanç vesilesi kabul edip intihar etti. Oğlunun akıbetinden son derece üzüntü duyan kraliçe Tomris büyük bir güçle Keyruşa taarruzda bulundu.

Heredot'un ifadesine göre bu savaş o zamana kadar görülmemiş derecede kanlı bir savaş oldu. Önce yakın mesafeden ok atışları ile başladı. Oklar bittikten sonra yalın kılıç bir vuruşma oldu. Uzun süre yenişemeden devam eden savaş sonunda mesacitler kesin bir zafer elde ettiler. İran tarafındakilerin büyük bir kısmı ölüp, meydanda kaldı. Az bir kısmı kaçarak kurtuldu. Ölenler arasında Keyruş'un cesedi bulundu. Tomris Keyruş'un başını kestirip kan ile doldurulmuş bir tulumun içine koyup "Sen öldün ben halen yaşamaktayım ve zafer kazanmış durumdayım sen oğlumu hile ile benden aldın seni kana doyuracağım" diyerek öcünü almış. Keyruş'un ölümü M.Ö. 520'dir.

Keytasyas'ın Rivayetine göre; Birinci Daraseksiyus bin askeri ile Anadolu’ya girip oradan İstanbul Boğazı'na köprü yaptırıp geçerek balkan yolu ile Tuna ve Don nehri arasındaki batı İskitlere hücum etti. Lâkin İskitler bütün ekili arazilerini ve yaylalarını ateşe verip, su kuyularını toprakla doldurup bu geniş yerleşim bölgelerini adeta bir çöle çevirip bırakarak kendileri uzaklara çekilmişlerdi. Bu sebeple Dara'nın askerleri açlık, susuzluk ve bulaşıcı hastalıklar nedeni ile çok telef olmuşlardı. Neticede Dara bu seferden çok zaiyat ile bir fayda elde edemeden dönüp gitti. Ama Dara'nın yadigar bıraktığı Biystun Kitabelerinde bu seferden bahis yoktur. Türkistan’daki Sakalara hücum edip onları itaati altına aldığından bahsetmektedir.

Yine Heredot'un beyanına göre: İran imparatorluğunun genişlediği zamanlarda birinci Dara (M.Ö. 520–485)nın şehinşahlık devri olup, batıda Mısır, Yunanistan, Suriye, Anadolu bu imparatorluğun içinde olduğu şekli ile doğuda Yeksart (Siriderya) sınır teşkil ediyordu. Buna göre o çağda İran ve Yunanlılarca Saka diye adlandırılan Türkistan halkının batı kısmı İran boyunduruğuna düştüyse de doğu kısmı kendi istiklâllerine sahip idiler.

Yine Hunuspas'ın rivayetine göre: İran şehinşahı İrdişir'in vefatından Pers İmparatorluğunun İskender eli ile yok edilişine kadar (M.Ö.359–330) Sakalar İran imparatorluğuna tabii değillerdi, müstakil ve dost bir hanlık idi.

Miladın birinci asrında yaşayan Yunan Tarihçisi "Diyudur"un rivayetine göre üçüncü Dara tahta çıktığında İran'ın doğu sınırı Eksus (Amuderya) idi. Yani Sakalar İran hakimiyeti altında değillerdi.

Makedonyalı Cihangir büyük İskender İran'ı aldıktan sonra Saka memleketi (Türkistan)ne hücum etse de Sakalar çok kahramanca müdafaa da bulunduklarından İskender bunları kendine itaat ettirmeyi tehlikeli bulduğundan onları dost ve yardımcı duruma getirmek için soğdyana (Buhara ve Semerkand) hakanı ukasyarın kızı meşhur Ruksana (Ruşnek) ile evlendiler. Siriderya kıyılarına kadar ilerleyip Keyrupolis (uvratiçe)'yi yeniden istihkam edip döndü. Dönmeden önce kahraman ve usta okçu olan Sakalardan atlı birlikler oluşturdu.

Hindistan Rivayetleri: 
Hindistan'ın mukaddes kitapları, "Sakaduypa (İskit memleketi)da Turuşka denilen halklar oturmakta idi" diye yazar. Hindistan'ın M.Ö. ki Çağlara ait vaka-i namelerinde tunuşkaların Turan Padişahı Peridun'un sülalesinden olduğunu, bunların Hanı olan Efrassiyab'ın Hindistan'da hüküm sürdüğünü ve Semerkand'da öldüğünü yazar. Hindistan'daki Udeypur Racaların aile tarihlerinde onların iki kadim atası Tunuşkadan gelen "Bapa" adında bir kahraman imiş. "Bapa" Udeypur'a gelip devlet kurduktan sonra öz yurduna döndü ve oğlu "Kuman" bu devletin hanı olarak kalmıştır. Bu güne kadar devam etmekte olan Udeypur Racalığının hükümdarları kendilerini Kuman'ın sülalesi sayıp "Human" unvanını almaktadır.
Arvelştayn tarafından neşredilen Keşmir'in Rayana ringanı adında vakâyı-name kitabında Hindistan'da olan padişahlardan Kuşka, Huşka ve Kanişka'yı apaçık turuşka padişahları diye yazmaktadır. Bunları Çin tarihlerinde Yuçi, ve Hindistan tarihlerinde Saka derler (miladın birinci asrında devlet kurmuştur).

Onuncu asrın iki büyük tarih, coğrafya ve fizik alimlerinden Abureyhan Buruni meşhur Kanişkadan bahsettiğinde ona "Kanik" demektedir. Bundan anlaşılmaktadır ki bu Hükümdarın asıl adı Kadim tarihlerden bu güne kadar Türkler de has isim ve hem de oymak adı olagelmiş isim Kanik idi Asya dilleri içinde aynı hususiyete sahip olan Saneskeriyetin (eski Hindistan dili) söz kuruluşunun bu Türkçe adını bozup Kanişka şeklinde kullana geldikleri anlaşılmaktadır. Nitekim bizim dilimizde söz kuruluşunun Çin dilinin söz kuruluşu ile ayrı olduğundan bizim dilimizdeki hiçbir kelimeyi Çinliler bozmadan söyleyemezler. Mesela; Mehmet'i Muhamadi, Tursun'u Tuvarsun, Kaşgar'ı Haşi, Hoten'i Hotain dedikleri gibi.

Yine Abureyhan Buruni'nin bu bir kelimenin asıl yapısını göstermek Hindistan'ın kadim tarih deki birçok adların asıl şeklini bulmamıza yol gösterir. Biz bu yol ile yürüyüp Turuşka sözünün asıl Türk-huşka sözünün asıl Uyuk ya da Huyuk, ve Kuşka sözünün asıl Kubuk olduğunu cesaret ile savunabiliriz.

  • 1224 defa okundu.