Henryk Szadziewski
Uygur İnsan Hakları Projesi Müdürü

Şüphe duyulsa da muhbir web sitesi Wikileaks Çin Hükümetinin Doğu Türkistan olarak da bilinen bölgesi Sincan üzerindeki denetimi konusunda endişeli olduğunu teyit etmiştir. ABD'li diplomatların iletişimlerinden sızan bilgiler, Çin makamlarının Uygurları etkileyen konularda kendi pozisyonunu dünya genelinde hükümetlere kabul ettirme çabalarını gözler önüne seriyor. Sızan belgeler, Amerika Birleşik Devletleri'nin bölgedeki devam eden baskıcı tedbirlere ilişkin görüşleri ve kaygılarını göstermektedir.Çin hükümetinin baskıcı tavrını en iyi gösteren belgeler, Guantanamo'daki Uygur tutukluların üçüncü ülkelere serbest bırakılması konusunda Çin'in kızgınlığını veya Çin öfkesini gösteren belgelerdir.

29 Aralık 2008 tarihli bir belge, Çin'in Dışişleri Bakan yardımcısı Liu Jieyi'nin bu tutukluların Çin dışındaki diğer herhangi bir ülkeye serbest bırakılmasına Pekin'in güçlü muhalefetini yansıtmak üzere ABD'nin Çin Büyükelçisiyle olan görüşmesine ilişkindir ve bakan yardımcısı eğer ABD bu serbest bırakma talebini kabul ederse "önemli alanlarda karşılıklı ilişkileri ve işbirliğine zarar vereceğini" dile getirmiştir.

Dahası, Şubat 2009 tarihli bir belge Çin'in Kırgızistan Büyükelçisi olan Zhang Yannian'ın Guantanamoda'ki Uygur tutukluların olası serbest bırakılmasını "bize karşı dostane olmayan bir eylem" ve "yüzümüze karşı bir tokat" olarak nitelendirdiğini aktarmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nin tutukluların Çin'e serbest bırakılmaması konusunda ısrar etmesi Çin yargı sisteminin siyasallaşmış doğasının ölçüsünü göstermektedir. Terörizm konusundaki meşru kaygılar anlaşılabilir, fakat ABD hükümetinin tutukluların Çin'e dönmeleri durumunda muhtemelen işkence görecekleri ve idam edilecekleri görüşünde olması bir yana, Guantanamo'daki Uygur tutuklulara ilişkin Çin Hükümeti sadece ABD hükümetine baskı yapmayıp, aynı zamanda tutukluların salınmasını düşünen Yeni Zelanda ve birtakım Avrupa hükümetlerine de baskı yapmıştır. Arnavutluk, Almanya ve Finlandiya ve Avrupa Birliği'ne üye devletlerin hepsi Çin hükümetinin hoşnutsuzluk sitemine maruz kalmışlardır. İlk başta iki Uygur konusunu sadece insani açıdan değerlendiren Almanya durumunda Uygur Guantanamo davaları diğer tutuklulara göre daha az tercih edilmektedir, çünkü Uygurların kabul edilmesi Çin'le ilişkiler üzerinde olumsuz etkileri olacaktır.

8 Mayıs 2009 tarihli belge ise "Alman Büyükelçi Michael Schaefer'in Almanya'nın Çin'e ABD'nin Guantanamo'da tutulan bazı Uygur tutukluların kabul edilmesine dair isteğini bildirmesi ve müteakibinde ise eğer Almanya herhangi bir tutuklu kabul ederse 'karşılıklı ilişkilere ağır bir yük getireceği" konusunda Çin'in uyarısına" ilişkindir. Diplomatik belgeler aynı zamanda Temmuz 2009'da bölgenin başkenti Urumçi'deki ayaklanmaları da değerlendirmektedir. 13 Temmuz 2009 tarihli bir belge Çin'deki toplu ayaklanmaları şöyle değerlendirmektedir:"Sincan'da 5-7 Temmuz'da ve Tibet'te3 ise Mart 2008'deki gibi etnik ayaklanmalar kitlesel olaylardan hem köken hem de doğa olarak belirgin biçimde farklı, diye XXXXXXXXXXXXXXX Resmi Görevli XXXXXXXXXXXXXXX vurguladı. Her ikisi de Parti için ciddi sorun teşkil ediyor, diye XXXXXXXXXXXX söyledi, fakat Parti yönetimi düzeni sağlamak için gerekirse Uygurlar veya Tibetlilere ateş açmakta tereddüt etmeyecektir. Kitlesel olaylar farklı bir tehlike arz ediyor, diye söyledi, çünkü yönetim, Partiye karşı dönebilecek kitlesel ayaklanmaları tetikler korkusuyla Han kökenli isyancılara ateş açmaktan "korkuyor".Özellikle eğer bu sene Uygur İnsan Hakları Projesi (UHRP) ve Amnesty International tarafından yayınlanan ve Temmuz 2009 tarihinde Uygur protestoculara karşı ölümcül ateş açıldığı konusunda görgü tanıklarının ifadelerini detaylandıran iki raporda sunulan kanıtlar dikkate alındığında bu insanın kanını dondurucu bir görüş. Buna ek olarak, Han kökenli Çinli protestoculara karşı ateş açılmaması, Eylül 2009'da Urumçi'de Çin güvenlik güçleri tarafından Han kökenli Çinli protestoculara karşı farklı bir yaklaşımın uygulandığını gösteriyor. Bu protestolar sırasında o zamanki Parti Sekreteri Wang Lequan, güvenlik konularında devletin yanıtlarını kendilerine iletmesini isteyen göstericilere hitapta bulunmuştur. Temmuz ayında Uygur göstericilerin benzer bir talebi ise karşılanmamıştır.Huzursuzluğun daha geniş yankıları konusunda ise İran-Çin ilişkilerine nasıl etki edeceği ve Canberra'da Ağustos 2009'da Ulusal Basın Kulübünde Dünya Uygur Kongresi Başkanı Bay Rebiya Kadeer'in konuşmasından sonra Avustralya'yla olan ilişkilere nasıl bir etki edeceğine de değinilmektedir. Son durumda Çin hükümeti "Kadeer'in konuşma yapmasına engel olmak için Ulusal Basın Kulübüne sponsorluk eden büyük bir Avustralya bankasını özel olarak uyarmıştır."Amerika Birleşik Devletleri'nin Uygur bölgesindeki durum üzerine kaygıları da belgelerde ortaya çıkmaktadır. Tibet'teki politika konusu üzerine bir değerlendirmede ABD görevlileri Çin liderleri için "uluslararası baskı altında bu şekilde davranıyorlarsa" daha yumuşak bir çizgi izlemelerinin olanaksız olduğunu açıklamaktadırlar. Tibet bölgelerinde de ayaklanmaların patlak vermesinden bir ay sonraki 16 Nisan 2008 tarihli belge de, "iç istikrarın yönetimin her şeyden öte en üst önceliği olduğu ve bunun da Tibet ve Sincan gibi bölgeler konusundaki sert tutumda bir yumuşamanın olmayacağı konusunda "neredeyse emin olunabileceği" anlamına geldiği" şeklindeki gözlemi doğrulamaktadır. Belgede ihtiva olunan bilgiler aynı zamanda Çin hükümetinin ülke bütünlüğü ve Tibet'teki hoşnutsuzluğun olası sıçraması konusundaki görüşleriyle birlikte aşır duyarlılığa ışık tutmaktadır. Tibet ve Sincan'daki gerilimlere sivil toplumdan çözüm önerileri 24 Şubat 2008 tarihli belgede değerlendirilmektedir. Belge, Çin'in ekonomik başarısının demokratik reformlara direncini artıracağını belirtirken aynı zamanda Çin liderlerinin "hukuk devleti ilkesi ve onaylı dinler, STK'lar, dernekler ve sosyal istikrara katkı yapan ve Komünist Parti yönetimine karşı çıkmayan alanlardaki diğer aktörlerin daha çok rol üstlenmesindeki gelişmeler dahil sivil toplumun sınırlı genişlemesi"nde nasıl fayda gördüklerini değerlendirmektedir. Bu, ABD resmi görevlilerinin Çin'in ekonomik gelişmesi ve Çin'le olan ekonomik ilişkilerin ilerleyen biçimde daha demokratik bir toplum yaratacağı şeklindeki görüşlerini destekler mahiyette düşüncede belirgin bir değişikliktir, fakat Çin yönetiminin üst kademelerinden aşağıya doğru gelişen bir hareketten ziyade tabandan yukarıya sıçrayan bir harekete daha çok güvenilmektedir. Buna rağmen belgenin vardığı sonuca göre "Tibet ve Sincan gibi alanlarda ayrılıkçılık korkusu sivil toplumun büyümesi üzerinde daha sıkı kısıtlamalara neden olmaktadır". Bu yaklaşım, ABD hükümetinin "Pekin'in insan hakları geçmişi konusunda ciddi kaygıları dile getirmeye devam etmesi gerektiğini ve Çin'in insan hakları, inanç özgürlüğü ve hukukun üstünlüğüne daha fazla itibar etmesinin Çin'in aradığı kalkınma ve sosyal istikrarı artırmaya ve Çin'in uluslararası alandaki imajını olumlu etkileyeceği konusunda Çin'in bilincinin geliştirilmesi gerektiğini" ifade eden bir resmi görevli tarafından faydasız olarak değerlendirilmektedir. Böyle bir strateji, "Çin'in Amerika Birleşik Devletleri'nin Tayvan, Tibet ve Sincan'daki "ayrılıkçıları" ve rejim değişikliğini gizlice desteklediği konusundaki paranoyak korkusu" dikkate alındığında epey bir diplomatik beceri gerektirecektir. Belgeler, umuma nadir duyurulan diplomasinin günlük işleyişi konusunda epey bir bilgi vermektedir ve Uygur meselesi konusunda kapalı kapılar ardında yapılan işlerin miktarı çok dikkat çekicidir. Özel konuşmalarda Uygur insan hakları durumlarının gözlemcisi olarak Amerika Birleşik Devletleri'nin rolünün önemi açıkça belirtilmektedir ve umuma açık anlayışlı pozisyonuyla karşılaştırılmaktadır. Uygur İnsan Hakları Projesinin ekibi, Çin hükümetinin Uygur eylemcilere uyguladığı baskıdan da iyi haberdardır, buna rağmen Çin hükümetinin kendi halefleri üzerindeki baskısının detayları Çin resmi görevlilerinin ihtilaflı söylemleri bastırma çabalarının derecesinin göstergesidir. Wikileaks'ten gelecek daha çok açıklamalarla Uygurlar meselesi manşetlere taşınmayabilir, fakat bu belgeler Uygur bölgesindeki insan hakları durumlarının belgelendirilmesi üzerine yeni bir ışık getirmiştir.

http://www.weblog.uhrp.org/?p=16 adresinde mevcuttur

  • 877 defa okundu.