Turgay DÜĞEN
Kırıkkale Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler Bölümü
 

Türkiye-Çin İlişkilerinde Doğu Türkistan: Kriz Noktasından Dostluk Köprüsüne


Çin, coğrafi olarak Türkiye’ye olan uzaklığının yanı sıra Türk Dış Politikasının da uzak köşesinde kalan bir ülke olmuştur. Bununla birlikte Türkiye’de kendini o coğrafyaya çok yakın hisseden insanlar vardır. Doğu Türkistanlılar.Doğu Türkistan konusu Türkiye’deki Doğu Türkistanlılar ve Türk Milliyetçileri tarafından dikkatle ve hissiyatla takip edilen bir meseledir. Aynı zamanda dindar kesimlerler de meseleyi “Dünya’da zulme uğrayan Müslümanlar” bağlamında takip etmektedirler. Türkiye’deki bu ilgi ise Çin yönetimini rahatsız etmektedir.

5 Temmuz 2009’da Doğu Türkistan’ın Başkenti Urumçi’de, 150’den fazla Uygur’un öldürüldüğü olaylar, Doğu Türkistan’ın hem Türkiye’de hem de Dünya’da daha fazla gündeme gelmesine neden olmuştur. Türkiye ile Çin arasındaki ilişkilerin gerilmemesi adına, siyasi söylemlerden kaçınan Türkiye, 5 Temmuz olaylarından sonra, bölgeye yönelik en sert ve uyarıcı tabirleri kullanarak Çin’i eleştirmiştir.[1] Çin basını ve televizyonları Erdoğan’ın tutumunu, terörizme destek olarak yorumlamış ve sorumsuzluk olarak nitelendirmiştir.[2] Çin, Türkiye’nin tutumunu Turancılık olarak suçlamıştır ve bazı yorumcular Türkiye’ye Ermeni ve Kürt meselesiyle karşılık verilmesi gerektiğini söylemiştir.[3]Türkiye-Çin ilişkilerinde ciddi bir krize sebep olan Urumçi olaylarının üstünden uzun bir süre geçmeden Ekim 2010’da Çin Başbakanı Wen Jiabao Türkiye’yi ziyaret etmiştir. Bu ziyaret sırasında ticaret, kültür ve ulaştırma alanında çok önemli görülen sekiz anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşmalardan en önemlisi de, iki ülke arasındaki ticaretin artık dolar ile değil Lira ve Yuan ile yapılacak olmasıdır.[4]

Jiabao’nun Türkiye ziyaretinin hemen ardından 27 Ekim 2010’da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Çin’e gitmiştir. Altı gün süren ziyaretin ilk durağının Doğu Türkistan olması oldukça önemlidir. Çin ile Türkiye arasında büyük bir krize neden olan Doğu Türkistan’ın ikili ilişkilere hizmet eden bir ziyaret noktası haline gelmesi, geçmiş politikalar ve Doğu Türkistanlıların geleceği açısından analiz edilmelidir. Davutoğlu’nun bu ziyaret kapsamındaki görüşmeleri ve söylemleri, bu açıdan oldukça önemlidir. Davutoğlu ziyaretinin ilk bölümünde Doğu Türkistan Valisi Bekri ile yaptığı görüşmede, Doğu Türkistan’ın Türkiye ve Türkler için özel bir öneme sahip olduğunu belirtmiştir.[5]

Doğu Türkistan’daki ziyaretlerinin ardından Davutoğlu’nun gerçekleştirdiği en önemli görüşmelerden biri, 2012’den sonra devlet başkanı olması beklenen,[6] Başkan Yardımcısı Xi Jinping ile yaptığı görüşmedir. Çin resmi haber ajansı Xinhua’ya göre; Xi, görüşmeyle ilgili olarak Türkiye’nin, Çin’in bütünlüğünü tehdit eden “Doğu Türkistan terörist güçlerine” karşı verilen mücadeleyi desteklemesinden dolayı minnettarlığını bildirmiştir. Ayrıca Davutoğlu da, tek Çin politikasını desteklediğini ve Türkiye’de Çin’in egemenliğini ve bütünlüğünü tehdit edecek bütün eylemlere karşı önlemlerin alınacağını söylemiştir.[7] Bu açıklamalarla görülmektedir ki, Türk hükümeti Doğu Türkistan konusunda Çin’in beklentilerini karşılayacaktır. Eğer bu söylemler gerçeğe yansırsa, Türkiye’deki Doğu Türkistanlılara yönelik baskı ve yasakların artması beklenebilir.

Türk Dış Politikasında yeni bir dönemi başlatan Davutoğlu, ilişki kurulan her bölge ile Türkiye arasındaki ortak noktaları ön plana çıkarmaya çalışmaktadır. Davutoğlu, Çin ziyareti sırasında da bu politikayı devam ettirmiştir. 2 Kasım 2010’da China Daily’de yayımlanan makalesinde Davutoğlu, Türk-Çin ilişkilerini; M.Ö 2000’lere kadar uzanan ilk dönem, Türklerin Anadolu’ya yerleştiği ikinci dönem ve Yirminci Yüzyıl’da başlayan üçüncü dönem olarak üç tarihi döneme ayırmıştır.[8] İlk dönem içinde iki ulusun da bir arada yaşadığı dönemlerin olmasını, ikinci dönemde İpekyolu ticaretinin iki ülkeyi birbirine bağlamasını ve son dönemde de, her iki ülkenin de emperyalist devletlerin işgaline uğramasını ortak noktalar olarak ön plana çıkarmıştır.  İlk dönemdeki, iki ulusun bir arada yaşadığı süreçlerin, savaşlar ve sonrasında da karşılıklı himaye altına alma ya da esirlik dönemi olduğunu düşünürsek, aslında bu dönem barışa hizmet edecek bir dönem değildir.

Üçüncü dönem de herhangi bir yakınlığı gerektirecek bir geçmiş değildir. Bu dönem içinde her iki ülke de zorunlu bir çöküş dönemi yaşamıştır ve bu süreçler sonrasında, kendi dinamiklerinin etkisiyle farklı yapıya sahip devletler ortaya çıkarmışlardır. Bu aşamada Türkiye ile Çin’in deneyimleri ve yeni devlet kurma süreçleri Davutoğlu’nun ifade ettiği “çarpıcı bir paralellik”den uzaktır, aksine bambaşka iki süreç ve oluşumdur. Türkiye ile Çin arasındaki ilişkilerin gerekliliğini gösteren en önemli dönem, Davutoğlu’nun ikinci dönem olarak gördüğü, İpekyolu ticaretinin etkin olduğu dönemdir. Çünkü Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, tarihin en önemli ticaret yolu olan İpekyolu, Rusların tekelinden çıkmış ve tekrar farklı devletlerin elinde hür hale gelmiştir. Çağımızın İpekyolu’nu ise boru hatları ve demiryollarının oluşturacağı  düşünüldüğünde, tarihi İpekyolu’nun canlanması ve etkin hale gelmesi kaçınılmazdır. Bu bağlamda Çin ile Türkiye ilişkilerinin de ekonomik olarak hızlanacağı öngörülebilir. Bu süreçte Doğu Türkistan ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan fırsat ve kriz potansiyeli taşımaktadır.

Türkiye-Çin ilişkilerinde Doğu Türkistan sorununun zaman zaman kriz yaratacağı muhakkaktır çünkü bu konuda Çin ile Türkiye’nin algılamaları uyuşmamaktadır. Doğu Türkistan Çin için milli bir tehlike olarak algılanmaktadır çünkü Çin’in milli bütünlüğünü tehdit etmektedir. Doğu Türkistan ile Orta Asya ülkeleri arasındaki soy bağı ve Doğu Türkistan’da sürekli canlı tutulan milli şuur ve bağımsızlık isteği, bu tehlikenin Çin açısından ciddi olduğunu göstermektedir. Doğu Türkistan meselesini Çin açısından önemli kılan dört önemli husus vardır.

Bunlardan ilki, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlık süreçlerinin Doğu Türkistan’da bağımsızlık hareketlerini canlandırmış olmasıdır. İkincisi, Orta Asya Cumhuriyetlerinde 2003 Çin verilerine göre, yaklaşık 250 bin Uygur diasporası bulunmaktadır. Üçüncü olarak, Doğu Türkistan’da Turfan, Cungar ve Tarım gibi petrol sahaları vardır ve aynı zamanda önemli tarım merkezleri de bu bölgede bulunmaktadır. Son olarak ise, Çin’in içyapısı açısından, Doğu Türkistan’ın bağımsız olması, beraberinde Tibet, İç Moğolistan ve Mançurya bölgelerinin de Çin’den ayrılmasına neden olabilecektir.[9] Doğu Türkistan meselesinde hassas davranan Çin, Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerini sıkılaştırarak, bu ülkeleri kendi yanına çekmek ve Doğu Türkistan meselesine etkilerini azaltmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda Çin, son olarak 5 Temmuz olaylarından sonra Doğu Türkistan olaylarına en sert söylemi kullanan Türkiye’yi de yanına çekmek istemektedir. Bunun için en önemli araç şüphesiz ki ekonomik bağlar olacaktır.  Son yıllardaki dış ticaret rakamları da ekonomik bağların gün geçtikçe arttığını göstermektedir. 2010 Eylül ayında Çin’den yapılan ithalat 2009 Eylül ayına göre yüzde 40 artarak, 1 milyar 614 milyon dolara ulaşmıştır.[10] Genel olarak dış ticaret verileri de bu artışın dönemsel olmadığını, süreklilik arz ettiğini göstermektedir. 2002 yılında Çin’den yapılan ithalat 1 milyar 368 milyon dolarken, 2009 yılında bu rakam 12 milyar 676 milyon dolar olmuştur. Çin’e yapılan ihracat ise 2002’de 268 milyon dolarken, 2009 yılında 1 milyar 600 milyon dolar olmuştur.[11] Çin’in yeni dönemdeki dış politikasının önemli ayaklarında biri, ekonomik gücün barışçıl amaçlarla kullanılmasıdır.[12] Fakat bu söylem Çin’in ekonomik gücünü siyasi baskı olarak kullanmayacağının garantisi değildir.

Çin’in milli tehdit olarak gördüğü Doğu Türkistan meselesinde ekonomik gücünü en etkin şekilde kullanacağı gerçeği göz ardı edilmemelidir.Türkiye Doğu Türkistan meselesine her zaman oldukça temkinli yaklaşmıştır. Genel dış politika anlayışına uygun olarak, başka bir ülkenin iç işlerine karışmamak adına da, Çin’in Doğu Türkistan politikalarına karşı söylem ve politika geliştirmemiştir. Ancak 5 Temmuz olaylarından sonra verilen tepkiler, alışılmış dış politika söyleminin dışına taşmıştır. Bundan sonraki gelişmeler de, Türkiye’nin artık bir Doğu Türkistan politikası oluşturacağının sinyallerini vermiştir. Özellikle Filistin meselesinde hassasiyet gösteren hükümetin Doğu Türkistan meselesinde sessiz kalması ve bu durumun iç politikayı da etkileyebilecek bir çelişki doğuracak olması, hükümetin meseleye ilgisini arttıran etkenlerden biridir.

Bir bütünlük içinde düşünüldüğünde, soruna karşı yaklaşımın genel dış politika seyrine uyduğunu da görebiliriz. Türkiye’nin bu soruna yaklaşımı insan hakları ve Çin’in toprak bütünlüğüne saygı sınırları çerçevesindedir. Bunun sınırların dışına çıkılması da beklenemez. Özellikle Davutoğlu’nun Çin ziyareti bunun güvencesi vermeye çalışmıştır.Türkiye ile Çin arasındaki bu ilişkilerin odak noktası olan Doğu Türkistan’ın ve Doğu Türkistanlıların, Türkiye-Çin ilişkilerinden farklı şekillerde etkilenmesi beklenebilir. Doğu Türkistan açısından, Türkiye ile artması beklenen kültürel ilişkiler olumlu bir gelişme olacaktır. 2011 yılında Başbakan Erdoğan gerçekleştireceği Çin ziyaretinde, Doğu Türkistan’da Türkiye ile Çin arasında bir serbest ticaret bölgesinin oluşturulması ele alınacaktır. Bunun gerçekleşmesi halinde bölgenin ekonomik kalkınmasına da önemli destek sağlanacaktır. Türkiye’nin bölgeyle gelişen ilişkileri neticesinde, Çin’in “barışçı” söylemlerini de ele alarak, Doğu Türkistan halkına karşı insan hakları ihlallerinin azalması beklenebilir. Türkiye’deki Doğu Türkistanlıların memleketlerine giriş çıkışları sağlanabilir.

Ancak tüm bunların yanında, Çin’in talepleri doğrultusunda, Türkiye’deki Doğu Türkistanlıların özgürlüklerine kısıtlama getirilebilir. İlişkilerin gelişerek devam etmesi durumunda, Doğu Türkistanlılar için yukarıda sayılan gelişmeler gerçekleşebilir fakat bu kadar hassas bir konuda ilişkilerin beklendiği gibi gelişmemesi de kuvvetle muhtemeldir. Hatta Çin’in baskı ve asimilasyon politikalarından vazgeçmemesine bağlı olarak, Türkiye ile Çin çok daha büyük krizler yaşayabilir.

Bu Makele :Türkiye Uluslararası İlişkiler Çalışmaları Yayınıdır( Tuiç Akademi) Sitesinden Alınmıştır.

[1] EMET, Erkin, “5 Temmuz Urumçi Olaylarının Gerçek Yüzü”, Türkiye Günlüğü, Yaz 2009, s. 21.
[2] EMET, Erkin, “ Urumçi Olayı: Çin Medyasında Türkiye Karşıtı Yorumlar”, Türkiye Günlüğü, Yaz 2009, s.43-44.
[3] EMET, “Urumçi Olayları…”, s.45-48.
[4] http://www.ntvmsnbc.com/id/25139135/, Erişim Tarihi: 04.11.2010.
[5] http://www.worldbulletin.net/news_detail.php?id=65679, Erişim Tarihi: 30.10.2010.
[6] http://edition.cnn.com/2010/WORLD/asiapcf/10/14/florcruz.china.ccp.xi.jinping/index.html?hpt=C1, Erişim Tarihi: 03.11.2010.
[7] http://news.xinhuanet.com/english2010/china/2010-11/01/c_13586011.htm, 03.11.2010.
[8] Davutoğlu, Ahmet, “Taking Sino-Turkish Relations Forward”, http://www.chinadaily.com.cn/opinion/2010-11/02/content_11488172.htm, Erişim Tarihi: 3.11.20109
[9] ANDİCAN, Ahat, “Çin Satrancında Orta Asya”, Avrasya Dosyası, Türk Dünyası-Çin, Cilt:12, Sayı:1, 2006, s.13, 14,15.

  • 909 defa okundu.