Hayrullah EFENDİGİL
 
Ak, kırmızı, gök, Türklerin en çok değer verdikleri üç renktir. Ancak gök denince, renk olarak sınırları genişler. Göğermek, yeşermek, yani yeşillik de, bunun içine girer. Bunun içindir ki, gök ile yeşil renkleri yan yana ve iç içe olarak inceleyeceğiz. Aslında gök maviliktir. Yani göğün rengi ve maviliğidir, bundan dolayı, dünyamızı saran maviliği, insanlık duygularıyla ele alacağız. Ancak gök, Türkler de mavi demek değildir.

Gök, Göğümüzün Rengi, Dünyamızın ve varlığımızın sembolüdür. :
Konuya böyle girdiğimiz zaman, görüş ve duygularımız değişir. Gök, Tanrının ve bizi sonsuzluklara bağlayan, ululuk ve yüceliğin bir sembolüdür. İnsanlara bolluk, refah ile ölüm ve felaket, yine gökten gelir. Doğarken göklerden inme; ölürken de göklere çıkma, insanların dileğidir. İnsanlar gök ile iç içe oldukları kadar; elleri ve gözleri de yine göktedir. Dünyada, insanlar ile hayvanlara hayat veren, gök yani yeşil, yine göktür. Dede Korkut'taki, "gök çayırın üzerine" veya "gök alanda" sözleri kadar, rahatlık ve ferahlık veren bir şey yoktur. Onlar, bunun zevkini ve kutluluğunu, biliyorlardı.

a) Gök ve Gökler: Türkler, İslamiyet’teki semavat, gökler anlayışına doğru gitmişlerdi. İslamiyet’te gökler, 7 kat ve birde arş vardı. Türkler ise 9 kat gök ve birde güneş, ay ile yıldızların bulunduğu, Tanrı'nın sonsuzluğuna inanmışlardı. Yoksa üzerimizdeki, içlerinde kuşların uçuştukları ve canlıların yaşadıkları gök, gök değildi. Bu gök- kalığ, yani göğün boşluğuydu. Görülüyor ki konu, derin ve geniştir. Türkler İslamiyet’e girince, bu eski görüşlerini, kolaylıkla İslâmiyet ile birleştirmişlerdi.

Tükler Gök, deyince, bu deyişlerini renkler ile mavilik veya yeşillikle, kesin olarak sınırlamamalıdır. Bunu Anadolu’da da görürsünüz. Hem de, bütün görkemi ve haşmetiyle, Koskoca Dede Korkut kitabının içinde, bir yerin dışında, yeşil sözünü göremezsiniz. " Gök ala görklü çemen" sözünün yanında, hangi, yeşilli bir söz, yer alabilir. Türklere yeşil sözü, çok hafif gelmiştir.

b) Göğün Rengiyle,  "Gök-Kurt": Anadolu Selçuklularının başında Süryani Mikhail, kendi vakayinamesinde "Türklerin Anadolu'ya geliş sebeplerini" araştırırken, ufukta kurda benzer bir hayvan göründü ve Türklere yol göstererek, onları Anadolu'ya getirdi, diye bir görüş ileri sürer. Süryani Mikâil, ilk Selçuk Hakanları ile dostluk kurmuş bir Hristiyan’dı. bundan dolayı bu habere, yanlış veya uydurma olamazdı. Yani, çok eski Çin ve Türk kaynaklarına yakındı. Uygur yazısıyla yazılmış Oğuz destanı içinde de, " Ufukta Gök bir Kurt (böri) görünür. Oğuz Kağan, Tanrı bizim buraya gelmemizi buyurdu deyip, orada durur." "Gök renk, mübarektir." Fakat boz renk, âdi hayvan renkleridir. Bunun mübareklik ile hiçbir ilgisi yoktur, bundan dolayı, gök börü veya gökkurt yerine; bozkurt demek, kökten esastan yanlıştır."Gerek olsa it, gerek gök-börü" Bu söz, İslâmiyetin bütün prensipleriyle girdiği, Kutadgu Biliğ'de görülüyordu. (KB, 6194) İt veya köpek âdi bir hayvandır. Gökbörü, yani gökkurt ise mübarektir. Ancak her kurt da mübarek değildir. Kılları kırlaşmış gökleşmiş, yaşlı ve tecrübeli bir kurt, gök-böridir. Allah'ın ona verdiği bir duygu ile kurt sürülerini şaşmaz bir taktikle idare eder. Bunun içindir ki Yusuf Has Hacip, onu bir itten ayırmıştır. (KB, 5378)

c) Gök Sakallı: (Hızır ?): Ak sakal, sonradan Orta Asya Türklerinde, gerek kişi olarak ve gerekse kuruluş ve müessese olarak, büyük bir ağırlık kazanmıştı. Oğuzlarda örnek olarak Dede Korkut içinde; gerçi bazan " aksakallı baban" diye geçerse de ak sakalın bir ağırlığı yoktur. Kökçin sakal"deyişi ise, Türklerde bir saygı doğurur. Oğuzlarda ise bunun yerini, gökçe almıştır. Anadoluda gökşin, gövşen, gökçen'de yok değildir. Gök sakallı insan ve gök kurt gibi. Henüz dış kültür tesirlerinin girip, sızmadığı bazı kuzey Türk destanlarında zaman zaman gök sakallı bir kişi çıkıyor ve insanlar ile yiğitlere yardım ediyordu. İslamiyetteki, Hızır'ı, bu öz görünüşüne dayanarak; Türklerin İslâm dinine girmeden önceki inandıkları, Gök sakallı bir kocası kocalar, ya kayın ağacından inerek; yahut da su kaynaklarında görülüyor lardı. Müslüman baksıların " Suyun ayağı Er-Korkut, medet", çağları üzerinde de ayrıca durulmalıdır.

Gökçin Sakallı Kocalar: "Dede Korkutta, Yunus Emre'de Türk dilinde birer kocadırlar. " Ata Sözü"de gerek dil ve gerekse mana bakımından iyi kurulmuş bir sözümüzdür. Ancak 11. yy’da Yusuf Has Hacip atasözü yerine mesel sözünü kullanmaktadır. Kökşin deyişi ise Kaşgar-lı Mahmud'un kitabında görülür, ona Kökşin, " gök rengi" demektir. (MK. 1, 186 vd)

Kaynak: Türk Kültür Tarihine Giriş VI 
Prof.Dr.Bahaddin ÖĞEL 

  • 1195 defa okundu.