Seyit TÜMTÜRK
Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma
Derneği Genel Başkanı
Dünya Uygur Kongresi Başkan Yardımcısı
 
1997 sonrasında hareketlenmeye başlayan, geçtiğimiz yıl Temmuz ayında Doğu Türkistan’da yaşanan olaylar ile birlikte kopma noktasına gelen Türk-Çin ilişkileri, son aylarda artan karşılıklı üst düzey diplomatik ziyaretlerle hızla gelişiyor. Bu çerçevede, Çin’in Urumçi olayları sonrası gerginleşen Çin-Türkiye ilişkilerini düzeltmek ve Türkiye’de zedelenmiş imajını yeniden oluşturmak amacıyla geçtiğimiz ay “Türkiye’de Çin’i Yaşayın” etkinlikleri düzenlenmiştir. Söz konusu etkinliklerin bir bölümü olan Türk düşünce kuruluşlarındaki uzmanların Çin düşünce kuruluşlarını ziyaret etmesi ve aynı şekilde Çinli uzmanların Türk düşünce kuruluşlarını ziyaret etmesiyle birlikte, iki ülke ilişkilerini güçlendirecek toplantıların düzenlenmesi planlanmaktadır. Çin’in düşünce kuruluşları, 1950’li yıllarda kurulmaya başlamıştır ve bine yakın kuruluşun çoğu da devlete bağlı biçimde faaliyetlerini yürütmektedir. Soğuk Savaş boyunca Çin’in dış politikasında önemli rolleri üstlenen Çin düşünce kuruluşları, Soğuk Savaş sonrasında da dünya çapında araştırma ve fikir üretmeye devam etmektedir. Türkiye’ye nispeten güçlü konumda olan Çin düşünce kuruluşlarında çalışan uzmanların arasında Türkiye uzmanları çok azdır. Mevcut 5–6 Türkiye uzmanının yalnızca birkaçı Türkiye’deki gelişmeleri Türkçe olarak ve diğerleri de İngilizce ve Rusçadan takip etmektedir. Türk-Çin resmi düşünce kuruluşları ve uzmanların karşılıklı ziyaretleri, her iki ülkenin Dışişleri Bakanlıklarına bağlı stratejik merkezleri arasında gerçekleşiyordu. Sivil düşünce kuruluşları arasındaki ilişkiler ilk defa 2000–2005 yılları arasında ASAM’da (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi) ve Çin’in Dışişleri Bakanlığı ile Çin Genelkurmaylığı’na bağlı düşünce kuruluşları tarafından gerçekleştirilmişti. Türk-Çin düşünce kuruluşları ve uzmanları arasındaki toplantılar, daha çok kendi ülkelerinin küresel ve bölgesel sorunları veya bazı konular üzerinde görüş beyanıyla sınırlı kalmış, Türk-Çin ilişkileri konusu yoğun bir şekilde işlenmemiştir. Bunun nedeni uluslararası siyaset, ekonomik arka planlar ve her iki ülkenin dış politika önceliklerinin farklı olmasıdır, bir diğer mesele de ikili ilişkileri olumsuz etkileyerek Türkiye aleyhine gelişen ikili ticaret ilişkileri ve Doğu Türkistan sorunudur. ASAM’ın çöküşüyle Türk-Çin düşünce kuruluşları arasındaki karşılıklı ziyaretler ve ilgilenilen konular üzerinde toplantılar düzenlemek gibi faaliyetler azalmıştır. Urumçi olayları Çin yönetiminin hem Doğu Türkistan meselesi hem de Türkiye politikasını yeniden düşünmesine sebep olmuştu. Bunu üzerine Pekin Hükümeti Mayıs 2010’da “Uygur açılımı” politikasını uygulamaya başlamış ve Türkiye’ye yönelik “Türkiye’de Çin’i Yaşayın” projesini başlatmıştır. Bu çerçevede Çin düşünce kuruluşları USAK (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) ve TÜRKSAM (Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi) gibi Türk düşünce kuruluşlarını ziyaret etmek ve birlikte ikili ilişkileri ilgilendiren konularda görüşmeler gerçekleştirilmesini planlamıştır. Çin düşünce kuruluşlarının USAK’ı tercih etmesinin nedeni, USAK’ın Türk dış politikasında etkili olması ve TÜRKSAM’ı tercih etmesi ise, TÜRKSAM’ın Doğu Türkistan meselesi ile ilgilenmesidir. Bu bağlamda 18 Ekim 2010 tarihinde Çin düşünce kuruluşlarının uzmanları TÜRKSAM ile Türkiye-Çin İkili İlişkileri ve Orta Doğu Barış Görüşmeleri konulu ve USAK ile de, Uluslararası Sistemin Yeniden Yapılandığı Bir Ortamda Türkiye-Çin İlişkileri konulu konferansları gerçekleştirmiştir. Bundan önce USAK Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kamer Kasım’ın başkanlığında ve bazı Türk düşünce kuruluşlarının uzmanlarından oluşan bir heyet Doğu Türkistan dâhil Çin’i ziyaret etmişti. Çin düşünce kuruluşlarının Türk düşünce kuruluşları ile ilişkilerini arttırmasının nedeni ve hedefini ise, Çin Halk Cumhuriyeti Basın Ofisi Başkan Yardımcısı Wang Zhongwei, 18 Ekim 2010’da USAK’ı ziyaret ederken ifade etmiştir. Wang Zhongwei, iki ülkenin düşünce kuruluşları arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekmiştir. Bu bağlamda USAK’ın Türk dış politikasında önemli rolünü önemsediğini ifade eden Wang Zhongwei, hedeflerini de ortaya koymuştur:
 
1. Karşılıklı strateji aklının geliştirilmesi,
2. İki ülke arasında gerçekçi işbirliği mekanizmaları hakkında araştırmaların yapılması,
3. Kültürel değişimin geliştirilmesi konusunda araştırmaların yapılması,
4. Bölgesel ve küresel sorunların çözümü bağlamında araştırmaların yapılması.
 
Söz konusu hedefler doğrultusunda geliştirilebilecek stratejilere de konuşmasında yer veren Wang Zhongwei, taraflar arasında doküman değişimi, ortak sorunların çözümü bağlamında araştırma yapılması, Çin’in Türkiye Büyükelçiliği’nin sürece katkılarıyla aktif bir şekilde dâhil olması ve benzer kuruluşlar arasında uzman değişiminin yapılmasının önemine vurgu yapmıştır. Bu bağlamda, geçtiğimiz Ekim ayı başında Ankara'ya resmî bir ziyaret gerçekleştiren Çin başbakanının ardından, Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu 28 Ekim–2 Kasım 2010 tarihleri arasında beraberindeki işadamlarıyla birlikte Çin’e önemli bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Ankara'da imzalanan ve ulaştırmadan enerjiye kadar uzanan geniş kapsamlı sekiz antlaşmaya ilave olarak, iki ülke arasında stratejik işbirliği konseyini kuracak yeni bir antlaşma imzalanmıştır. Türk ve Çin hava kuvvetleri arasında geçen Eylül ayında Konya'da gerçekleştirilen Anadolu Kartalı tatbikatının gösterdiği gibi, iki ülke arasındaki ilişkiler giderek hem derinleşiyor hem de çeşitleniyor. En önemlisi ise iki başkentteki siyasi elitler arasında artık siyasi güvenin tesis edilmiş olmasıdır. Bunun en önemli göstergesi ise iki ülke arasındaki en çetrefilli konuyu oluşturan Uygur Türkleri konusunda ulaşılan karşılıklı anlayıştır. Pekin ve Ankara, Uygur sorunu üzerinden gerginliği sürdürmek yerine, küresel sistemin yeniden yapılanma sürecinin kendilerine sunduğu işbirliği fırsatlarına odaklanmalarının çok daha önemli olduğunun farkına varmış görünmektedir. Pekin için Ankara ile kurulacak siyasi ve stratejik ilişkiden beklenen en önemli somut faydalardan biri, Doğu Türkistan'ın istikrarının sağlanmasında Türkiye'nin desteğinin alınmasıdır. Zira Türkiye, Uygurlar konusunda kendisini tarih ve insanlık önünde sorumlu hissetmekte ve gerektiğinde Çin ile ilişkileri germe pahasına Çin'deki Doğu Türkistanlı Müslüman azınlığın durumunu uluslararası platformlarda gündeme getirmekten çekinmemektedir.   Başbakan Tayyip Erdoğan’ın olayları “adeta soykırım”  diye nitelemesi  bunun en somut göstergesidir. Pekin’in Davutoğlu'nun Çin ziyaretine Kaşgar'dan başlamasına onay vermesi, Çin'in Uygurlar konusunda Türkiye'nin hassasiyetlerini anladığını ve bu konuda Ankara'ya güvendiğini göstermektedir. İki ülke arasındaki yeni geçici uzlaşma, yani gizli siyasi mutabakat tam da bu olsa gerektir ki, Davutoğlu bunu "tarihin normalleştirilmesi" olarak nitelemektedir. Çin’i Türkiye'ye yaklaştıran birkaç temel motiften söz edilebilir. Birincisi, Türkiye artık soğuk savaş şartlarındaki gibi dış politikası NATO tarafından belirlenen edilgen bir aktör değildir. BM Güvenlik Konseyi'nden İKÖ'ye, G-20'den CICA'ya kadar pek çok uluslararası platformda farklı aktörlerle bağımsız ilişki kurma potansiyeline sahip yükselen bir güçtür. Böyle bir ülkeyi karşısına almaktansa, birlikte hareket etmek Çin için stratejik bir tercih haline gelmiştir. Özellikle Mavi Marmara olayında Ankara'nın gösterdiği devlet refleksi ve İran nükleer krizinin aşılmasında Türkiye'nin Brezilya ile birlikte kotardığı nükleer yakıt takası antlaşması, Çin üzerinde önemli etki yaratmış gözükmektedir. Dahası, Çin'e yakın komşu alanlardaki Afganistan ve Pakistan'da devam eden ABD ve NATO'nun askerî operasyonları bölgesel istikrarsızlık adına Çin'i inanılmaz derecede rahatsız etmektedir. Hem Çin hem de Türkiye'nin yakın dostu ve müttefiki olan Pakistan'ın geleceği de Ankara ve Pekin'i işbirliğine zorlamaktadır. Zira istikrarsız bir Pakistan, Batılı güçlerin bu bölgedeki yerleşmelerini meşrulaştıran bir işlev görmektedir. Diğer yandan İran, Çin'in petrol ihtiyacını karşılamada önemli bir role sahiptir. Ankara ve Pekin, İran'a yönelik muhtemel bir ABD-İsrail saldırısını bölgesel barışa ve kendi enerji güvenliklerine yönelik ciddi bir tehdit olarak algılamaktadırlar. Oysa her iki ülke de dünyanın en hızlı büyüyen ekonomileri olarak barışa ve güvenilir enerji kaynaklarına ihtiyaç duymaktadırlar. Dolayısıyla Çin ve Türkiye arasındaki işbirliğinin ekonomik ve güvenlik anlamında son derece sağlam ve realist temelleri mevcuttur.

Uygur Türkleri: Çatışmanın Değil, İşbirliğinin Zemini
Daha temelde Çin hükümetini Uygurlar konusunda Türkiye'ye yaklaştıran temel faktör ise bu bölgenin sahip olduğu jeopolitik ve stratejik özelliklerdir. Coğrafi olarak Doğu Türkistan, Çin'in Orta Asya'ya, hatta Batı'ya açılan kapısıdır. Bölge Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan ve Hindistan dâhil sekiz ülke ile komşudur. Dahası bölge Çin'in en önemli yeraltı ve yer üstü kaynaklarına sahiptir. Resmî raporlara göre, bölge Çin'de bulunan toplam 168 maden çeşidinden 138'ine sahip. Bölgedeki petrol rezervleri Çin'in toplam rezervlerinin 1/3'ünü; doğalgaz ve taşkömüründe ise yüzde 40'ını oluşturuyor. Ayrıca Altay Dağları'nda altın madeni çıkarılırken, bölge uranyum gibi stratejik madenler bakımından da oldukça zengin. Tarımsal üretim bakımından da son derece verimli olan bölge, Çin'in kalabalık nüfusu için önemli bir gıda kaynağı durumundadır.Öte yandan Rusya ve diğer Orta Asya ülkelerinden Çin'e uzanan petrol ve doğalgaz gibi enerji nakil hatları da buradan geçmektedir. Tam da bu nedenlerle Çin, bölgedeki Müslüman Türk nüfusun en küçük protesto eylemlerini dahi sert bir şekilde bastırmaktadır. Daha önce Pan-Türkizmi en büyük tehdit olarak gören Çin yönetimi, 11 Eylül olaylarından sonra halkın kültürel taleplerini terörizmle özdeşleştirerek Batılı ülkelerin desteğini almaya çalışmaktadır. Deyim yerindeyse, bölgenin sahip olduğu doğal kaynaklar nedeniyle ekonomik gelişmesini sürdürebilmek açısından Çin, Doğu Türkistan'a "göbekten" bağlıdır. Ama aynı zamanda bölge Pekin'in "uyumlu toplum" (harmonious society) söylemini yalanladığı ve en kritik anlarda ayaklanmalar baş gösterdiği için Çin'in yumuşak karnını da oluşturmaktadır. Oysa Türkiye son yıllarda Müslüman halklar nezdinde yükselen bir imaja sahiptir. Bu nedenle Türkiye'nin Uygur sorununun insani temelde ve Çin'in toprak bütünlüğü çerçevesinde çözülmesi gerektiğine ilişkin tutarlı politikası Çin tarafından da kabul görmektedir ve Pekin, Türkiye'nin bu yumuşak gücünden faydalanmak istemektedir.

Türk İnsanının Tarihî Sorumluluğu
Çin yönetimi Türkiye'nin bölgeyle olan tarihsel, dinî ve kültürel bağlarını anlamaktadır. Artık Pekin, Türkiye'nin devlet ve özel sektör eliyle Doğu Türkistan'a girmesine de olumlu bakmaktadır ve bu fırsat değerlendirilmelidir. Bu çerçevede öncelikle, Türk işadamlarının en kısa zamanda Urumçi, Kaşgar ve Turfan bölgelerine yönelik iş seyahati düzenlemeleri yerinde olur. Bölge her türlü yatırım için bakirdir. İkincisi, özellikle gıda, tekstil ve inşaat alanında yatırım ve iş imkânları son derece geniştir. Urumçi'deki inşaat faaliyetleri bile Türk müteahhitlik sektörüne yeni açılımlar sağlayacak boyuttadır. Ayrıca karayolu inşasında, havaalanı işletmeciliğinde ve petro-kimya alanında iş yapan firmalar için bölgede önemli yatırım fırsatları vardır. TİM, DEİK, TÜSİAD, TUSKON gibi ilgili kuruluşlar bölgeye yönelik iş ve yatırım imkânları için projeler geliştirmelidir. Öte yandan bölge ile sürekli bir işbirliği için ulaşım kolaylığı çok önemlidir. Davutoğlu'nun ziyareti sırasında bir an önce İstanbul-Urumçi arasındaki uçak seferlerinin başlatılması için Çin'le anlaşma yolları aranmıştır.  İstanbul-Urumçi arası doğrudan uçuşla yalnızca beş saattir. Dahası, düzenli uçak seferleri karşılıklı ticareti ve turistik ziyaretleri de artıracaktır. İlişkiler geliştikçe, yatırımlar arttıkça Uygur halkının ekonomik durumu da düzelecektir. Ekonomik yoksulluk ve siyasi baskı nedeniyle bunalan bölge halkı için Türk şirketlerinin oralardaki varlığı onları psikolojik olarak da rahatlatacaktır. Kalıcı işbirliği ve pozitif bir anlayış için eğitim ve kültür alanında da işbirliği imkânları geliştirilmelidir. Örneğin Türk ve Çin üniversiteleri arasında karşılıklı değişim antlaşmaları imzalanıp, eğitim bursları ihdas edilebilir. Diğer yandan tarihî ilişkilerin canlandırılması açısından, şehirlerimiz arasında kardeş şehir antlaşmaları da yapılabilir. Örneğin Kaşgar ile Konya, Urumçi ile Bursa, İstanbul ile Şanghay kardeş şehir ilan edilebilir.Kısacası, bugünlerde Çin ile Türkiye arasında gelişen iyi ilişkiler ve karşılıklı güven ortamına dayanarak, Türk insanı genel anlamda Çin ile özelde ise kardeş Uygur halkının yaşadığı coğrafya ile her düzeydeki ilişkilerini geliştirmelidir. Böylece yüzlerce yıldır kopuk olan halklar arası iletişim de yeniden kurulacaktır. Unutmayalım ki; Türk dünyasının da İslam dünyasının da Doğu'daki jeopolitik sınırı bu bölgedir ve Çin ile açılan kanalları kullanarak İstanbul ve Kaşgar'ı yeniden buluşturmak bizim için tarihî bir sorumluluktur.

Türkiye-Çin İlişkilerinde Uygur Köprüsünün Rolü
Ocak ayı başında Çin Ticaret Bakanı Chen De Ming (Çın Dı Min) eşliğinde Çin’in 57 büyük şirketinden oluşan büyük bir heyet Türkiye’yi ziyaret etti.  Çin Ticaret Bakanı Chen Deming’in ziyaretiyle yaşanan bir ilk, 1995 yılından beri ifade edilen, Türkiye’nin “Uygurlar iki ülkenin dostluk köprüsüdür” politikasını kabul etmesidir. 7 Ocak günü Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Çinli Bakan Chen Deming’i kabul etmiş ve Uygur meselesi her zaman olduğu gibi gündeme gelmişti. Görüşme sırasında Uygur bölgesinde yaşanan olaylardan büyük üzüntü duyduğunu belirten Başbakan Erdoğan, “Çin’in toprak bütünlüğüne ve tek Çin’e saygı duyuyoruz. Toplumsal bütünlüğüne büyük önem veriyoruz”  demişti. Uygurların Türkiye’de yaşayan akrabaları olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, bu nedenle Uygurların huzur ve refahının önemli olduğunu, Uygurları iki ülke arasında dostluk köprüsü olarak gördüklerini ifade etmişti. Türkiye'nin Uygurlarla bağlarını saygıyla karşıladıklarını belirten Çin Ticaret Bakanı Chen Deming, kendilerinin de Uygurları dostluk köprüsü olarak gördüklerini belirtmişti. Uygurlar, Sultan Alâeddin Eretna (1336–1352) ile Anadolu’ya yerleşmeye başlamıştır ve bugünde sayılarının az olmasına rağmen, Türkiye’ye göç etmeye devam etmektedirler. Urumçi olayları sonrası, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç  ve Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Türkiye'de 300 binden fazla Uygur vatandaş bulunduğuna dikkat çekmişti. Uygurların Türkiye halkı ile akrabalık bağları bulunmakla kalmamaktadır, aynı zamanda Türkiye’deki nüfus üzerinden belli bir kamuoyuna sahiptir. Türk siyasetçiler Çin Hükümeti’ne bu hassasiyeti anlatmaya çalışmıştır. Çinli Bakan Chen Deming’in bu hassasiyeti ne derecede anladığı ilerdeki zaman dilimi içerisinde anlaşılacaktır ancak Bakan Chen Deming’in şahsı adına gösterdiği anlayışın, ikili ilişkilerinin gelişmesine katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Uygur meselesi üzerinde Çin Hükümeti’nin de hassasiyeti vardır. Doğu Türkistan’ın asli unsuru olan Uygurlar, topraklarının işgal edilmesi ve 1884 yılında Çin yönetiminin idaresi altına alınmasının ardından bağımsızlık hareketini başlatmıştı. İrili ufaklı birçok ayaklanmanın sonucunda, 1933 ve 1944’te Doğu Türkistan’da kısa ömürlü bağımsız cumhuriyetler kurulmuştu. Doğu Türkistan adı bu iki cumhuriyet ile özdeşleşerek siyasî anlam kazanmıştı. Uygurların siyasî, ekonomik ve kültürel baskılara karşı bütün ayaklamaları da bölücülük ve terör hareketi olarak suçlanmıştı. Çin Hükümeti’nin gözünde etnik Uygur meselesi ile siyasî Doğu Türkistan meselesi özdeşleşmiş ve bu anlamda çözüm yolu çıkmaza girmiştir. Türkiye bu iki meseleyi birbirinden ayrı olarak ele almaktadır ve Doğu Türkistan’ın bağımsızlığına değil, Uygurların karşı karşıya kaldığı sorunlara ilgi göstermektedir. Çin Hükümeti ise henüz farkı görememiştir ya da görmezden gelmektedir. Çin Hükümeti’nin bu görüşünün dış politikadaki yansıması ise Uygurların durumu ile ilgilenenlerin, Doğu Türkistan bağımsızlığına destek verdiği algılamasıdır. Çin Hükümeti’ni bu algılamaya düşüren nedenlerden biri,  Doğu Türkistan’ın jeostratejik önemidir. Doğu Türkistan, Çin’in Batı’ya açılan bir kapısıdır ve köprü rolü üstlenmektedir. Çin Hükümeti, tarihi İpek yolu’nu yeniden canlandırma projesi çerçevesinde Çin’den Batı’ya uzanan karayolları ve demiryolları oluşturmasının peşindedir. Çin’den Hazar denizine uzanan doğalgaz ve petrol boru hatları enerji pompalamaya başlamıştır. Çin Hükümeti, Urumçi Havaalanı’nı Batı Avrupa ile Doğu Asya arasındaki havayolu transit istasyonu yapma hazırlığındadır. Urumçi Havaalanı 2006 yılından itibaren uluslararası havaalanına dönüştürülmüştü. Son on yıldan beri Çin Hükümeti Urumçi’yi, Orta ve Güney Asya’nın ekonomik ve dolayısıyla siyasî çekim merkezi haline getirmeye çalışmaktadır. Bu durumda Urumçi aynı zamanda Orta ve Güney Asya’ya stratejik derinlik yapabilecek ileri üs vazifesi görecektir. Doğu Türkistan’ın yer üstü ve yeraltı zenginlikleriyle birlikte bölgenin Çin açısındaki stratejik önemi ortaya çıkmaktadır. Doğu Türkistan aynı zamanda Çin’in sınır bölge güvenliğinin teminatıdır. Bu bağlamda Doğu Türkistan, yükselmekte olan Çin’in güvenlik ve kalkınma gibi ulusal çıkarlarını ciddi ölçüde etkilemektedir. Yani Doğu Türkistan, Çin’in geleceğini etkileyen en önemli faktörlerden biri haline gelmiştir. Bu nedenle, Türkiye-Çin ilişkilerinin hassas noktasını oluşturan Doğu Türkistan sorununun da gündemden düşmeyeceği açıktır. Çinli uzmanlar, Doğu Türkistan sorununun ideolojisini Pan-İslâmizm ve Pan-Türkizm akımına bağlamakta ve Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’ten (1842–1918) itibaren Doğu Türkistan ayrılıkçı hareketinin arkasında Türkiye’nin olduğu kanaatine varmaktadır. Çinli uzmanlar bu saptamaya göre, önce Türkiye’deki Türklerin Göktürk soyundan geldiğini ve tarihte Göktürklerin, Uygurlara zulüm yaptığını iddia ederek. Uygurları Türkiye’den uzaklaştırmaya çalışmış, sonra da Türkiye’nin sürdürdüğü dış politikanın aslında Pan-İslâmizm ve Pan-Türkizm akımını benimsemekle büyük Turan devleti kurma olduğu tespitini yaparak. Türkiye’nin Uygurlara olan ilgisinin altında art niyet yattığı sonucuna varmaktadırlar. Bu tür görüşlerin son örneğini ise; Türkiye’nin 5 Temmuz Urumçi olaylarına üzerindeki tepkiye karşılık Çin toplumundan gelen ağır ithamlardır. Ayrıca, tarihte Göktürk-Çin mücadelesinin her iki toplumda derin etki bıraktığı gibi, tarihi olaylardan ibret ve tecrübe edinme geleneği olan Çinlilerin, Göktürk soyundan gelen Türkiye’deki Türkler üzerindeki düşünceleri ve imajı olumlu değildir. Çinli uzmanların bu tespiti doğal olarak devletin karar alma sürecini etkilemektedir ve Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Pekin Hükümeti’nin Ankara’ya kuşkuyla bakmasına yol açmıştır. Ankara, 1971’den beri Çin’in toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı ilkesini ve 1998–1999 yılından itibaren de Türkiye’de Çin’i bölecek hiçbir faaliyete destek vermeyeceğini vurgulamış olmasına rağmen, Çin’in güvenini kazanamamıştır. Örneğin Çin Hükümeti, Türkiye’de Urumçi olayları üzerine gösterilen tepkiyi, Çin’in içişlerine karışma olarak algılamıştır. Türkiye-Çin ilişkilerinin gelişmesi birçok dış ve iç etkene bağlıdır fakat birbirlerini tanımakla ve anlamakla; işbirliği ya da Türkiye tarafından ifade edilen “stratejik ortaklık” ilişkilerine gidilebilir. Uygur meselesi bir problem değil, bir dostluk köprüsü olarak görüldüğü andan itibaren ikili ilişkiler pekiştirilebilir. Ancak “dostluk köprüsü” politikasının içeriğinin dolu olması gerekmektedir. Türkiye – Çin İkili ilişkileri derinleştikçe Uygurların bir dostluk köprüsü olma düşüncesi daha gerçekçi hale gelecektir. Türkiye bu noktada Çin’e iki net mesaj vermektedir: Türkiye, Çin’in toprak bütünlüğü konusunda son derece hassastır ve her türlü ayrılıkçı harekete karşıdır. Ankara ayrıca Pekin’in ‘Tek Çin’ politikasını desteklemektedir. Diğer taraftan Türkiye’nin tarihi ve kültürel bağlarının bulunduğu Uygurlarla ilgilenmesi son derece normaldir. Ankara, Doğu Türkistan’daki Uygurların Çin’in mutlu, müreffeh ve eşit vatandaşları haline gelmesini desteklemektedir. Türkiye nasıl hemen yanı başında bulunan ve ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 10’unu oluşturan Bulgaristan’daki Türk azınlığı iki ülke arasında bir işbirliği zemini olarak görüyorsa, aynı şekilde Çin’de yaşayan Uygurları ve diğer Müslüman halkları bir dostluk köprüsü olarak değerlendirmektedir. Deng Xiaoping 1978’de Çin modernleşmesine başladığında ilk yabancı sermaye transferlerini Güneydoğu Asya’da yaşayan Çin asıllılardan çekmişti. Başka ülke vatandaşı Çinlilerin kültürel yakınlıktan dolayı Çin’le iş yapmaları ve Çin’e yatırım yapmaları daha kolay olmuştur. Benzer şekilde de Ankara, Çin pazarına kültürel olarak kendisine yakın hissettiği Uygur ve diğer Müslüman halklar üzerinden daha hızlı bir şekilde açılmak istemektedir. Gelinen noktada Türkiye’nin bu tür mesajlarının daha iyi anlaşıldığı görülmektedir. Türkiye’nin Doğu Türkistan bölgesiyle ticareti artırılabilmesi için planladığı projeler arasında İstanbul-Urumçi arasında doğrudan uçuşların başlaması, Urumçi’de ortak bir sanayi tesisi kurulması ve Urumçi’ye Türk konsolosluğu açılması bulunmaktadır. Aslında bu tür projeler Ankara’nın tüm Çin’i kapsayan açılımının bir parçası olarak düşünülmektedir. Türkiye, coğrafi açıdan Çin’in pek çok noktasına ulaşacak şekilde doğrudan uçak seferlerini artırmayı ve konsolosluk açmayı planlamaktadır. Bu açıdan Türkiye, geçen yıl Cumhurbaşkanı Gül’ün Pekin’de vurguladığı gibi Çin’i herhangi bir ülke gibi değil, bir kıta olarak düşünmektedir. Bu açıdan Ankara sadece Pekin ve Şangay’da değil Çin’in tüm önemli şehirlerinde görünür olmayı hedeflemektedir.

Türkiye – Çin İlişkilerinde Aşılması Gereken Sorunlar
Türkiye Asya’ya olan bakışını değiştirdiği takdirde, bölgeyle olan derin tarihi ilişkileri sebebiyle bölgede barış ve güvenliğin yeniden inşasında ve korunmasında önemli rol oynayabilecektir. Tarihi ve kültürel bağlarından dolayı Türkiye’nin konumu, diğer devletlerle kıyaslandığında kendisine bazı üstünlükler sunmaktadır. Diğer taraftan coğrafi konumu, jeopolitik ve jeostratejik özelliklerinin taşıdığı önem, Türkiye’yi bölge ile yakından ilgilenmek durumunda bırakmaktadır. Türk dış politikasını yönlendiren asker ve sivil bürokrasiyle siyasi irade arasındaki kopukluk ve görüş farklarının ÇHC’ye yaradığı da ayrı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’nin Doğu Türkistan konusunda tutarlı bir politika izleyemediği, farklı dönemlerde kararsız politikalar izleyerek dengeyi sağlayamadığı görülmektedir. Türkiye’nin bu politikası bölgede Türkiye’nin Türklerin azınlık haklarının çiğnenmesine göz yumduğu şeklinde algılanmaktadır. Bu durumun bölge ülkelerinin Türkiye’yi güvenilir bir merkez olarak görmesini engelleyebileceği değerlendirilmektedir. Necip Hablemitoğlu'na göre, Türkiye - ÇHC siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerindeki gelişim hep Türkiye aleyhine gelişmiştir. Bu durum aslında Türkiye’nin ÇHC’ye değil, ÇHC’nin Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin stratejik konumu, Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkasya ile olan bağlantıları ve Doğu Türkistanlılarla koparması güç olan manevi bağları Türk dış politikasının ÇHC’ye karşı üstünlüğünü oluşturmaktadır.  İkili ilişkilerde bu Türkiye'ye büyük avantajlar sağlayacaktır ve gelişimim Türkiye lehine dönüşmesinde önemli etken olacaktır.Bunun yanında ÇHC’nin Doğu Türkistan konusunu her fırsatta Türkiye’nin önüne sorun olarak çıkardığı ve Türkiye’yi yalnızca bu konu kapsamında politika üretmeye zorladığı görülmektedir. Doğu Türkistanlılar için bir diğer tehlike ise bölgedeki bazı dış güçlerin ve radikal grupların gençler üzerinden siyaset yapmasıdır. Bu siyaset uluslararası sermaye çevreleri tarafından desteklenmektedir.Bu siyasetin engellenmesi hem ÇHC hem de Türkiye’nin yararınadır. Bu siyasetin engellenmesi amacıyla Türkiye’nin bölge halkına eğitim yönünden destek vermesi gerekmektedir. Bu konuda 11 Eylül sonrasında ÇHC; Uygur Türkü öğrencilerin Orta Asya’daki Türk üniversitelerinde okumalarına müsaade etmemeye başlamıştır. ÇHC radikal grupların bölge halkına yaklaşımlarını da Türkiye’ye yüklemekte ancak petrol satın aldığı Suudi Arabistan ve İran’a karşı bu yönde herhangi bir girişimde bulunmamaktadır. Doğu Türkistan’da seyahat önünde de ciddi engeller bulunmaktadır. Bazen bir köyden diğerine giderken dahi yerel güvenlik kurumlarından belge almak gerekmektedir. Reşit bir insanın bile yurt dışına çıkmak için pasaport alabilmesi neredeyse imkânsızdır. Devlet memuru da olsa, pasaport müracaatında bulunan Doğu Türkistanlılar, çok büyük ücretler ödeyerek pasaportlarını alabilmektedir. Oysaki bir Çinli pasaport müracaatında bulunduğunda talebi en geç 15 gün içerisinde yerine getirilmektedir. Burada Doğu Türkistan’da Çin yönetimi tarafından uygulanmakta olan insan hakları ve demokrasi ihlalleri ile her türlü vahşetin Dünya kamuoyundan gizlenmesi ve yurt dışında Doğu Türkistan lobisi oluşumunun engellenmesi amaçlanmaktadır. Doğu Türkistan’da hiç kimsenin hayati güvencesi yoktur. Devlet, istediği zaman istediği kimseyi tutuklayabilir ve istediği şekilde cezalandırabilir. Bu noktada tutuklamak istediği kimsenin yabancı olması da önemli değildir. Binlerce kişi Çin hükümeti tarafından sudan sebeplerle tutuklanıp yerleri belli olmayan zindanlara götürülmekte, oralarda çürüyüp gitmektedir. Tutukluların geride kalan çocuklarının ve ailelerinin durumu ise içler acısıdır. Dahası, bu kişilere yardım etmek dahi Çin kanunlarına göre suç sayılmaktadır. Çin, Doğu Türkistanlılara esir muamelesi yapmakta ve onlara türlü zulümleri reva görmektedir. Doğu Türkistanlılar insan hakları evrensel beyannamesinin normlarından mahrum bırakılmış. Düşünce, ifade ve din hürriyeti alanlarında tamamıyla kuşatılmış durumdadır. Barışçı örgüt kurma, toplanma, siyasi haklar, kanun önünde eşitlik, azınlık hakları, eğitim hakkı, çalışma hakkı, mülkiyet hakkı, serbest seçimler, eşitlik, adalet, haysiyet ve ünü koruma, göç ve iltica gibi haklar bu halk için söz konusu değildir. Bu bağlamda hiçbir özgürlük sunulmadığı için, Doğu Türkistanlıların gerek ferdi gerekse ailevi ve toplumsal mahremiyeti hiçe sayılmaktadır. Çin’in içeri eyaletlerinde Çin vatandaşlarının Uygurlara yönelik tavrı da devlet bazında yürütülen ayrımcılık siyasetinin açık bir yansımasıdır. Çinli halk, bir Uygur gördüğünde ona kin ve nefretle bakmakta, polisler Uygurları keyfi olarak arayabilmekte ve sorguya çekebilmektedirler. Bir dükkâna Uygur girecek olsa bütün Çinliler ona tıpkı bir hırsıza bakar gibi şüphe ile bakmaktadırlar. Hatta dükkân görevlileri mikrofondan “Dükkânımıza Sincanlı girdi ceplerinize dikkat edin.” diyerek açıktan açığa anons yapabilmektedir. Taksiciler ve Otobüs şoförleri Uygur yolcuları almayı reddeder hale gelmiştir. Bu örnekler, etnik ayrımcılığın tipik ifadeleridir. Çin hükümetinin Uygurları “terörist, katil, hırsız, bölücü, radikal İslamcı” olarak yaftalama çabası, “Devletimize en büyük tehlike Doğu Türkistan teröristlerinden gelir.”, “Uygurlar ihtiyatlı olunması gereken, gözetlenmesi gereken düşman millettir.” anlayışını yaygınlaştırması ırki ayrımcılığı tırmandırmaktadır. Bu konunun Türkiye tarafından karşılıklı ilişkilerde devamlı gündeme getirilmesi gerekmektedir. Bu ikili ilişkilerin geliştirilmesi ve daha da önemlisi Türkiye – Çin arasında stratejik işbirliği ilişkilerinin arttırılması açısından büyük önem taşımaktadır.

Sonuç
Çin’in Türkiye’ye yönelik olumlu değişimi, Türkiye’nin jeostratejik konumu ve potansiyel bölgesel başat gücü olmasından ve Çin’in Avrasya stratejisi (Yeni İpek Yolu Projesi) adımlarının Türkiye’ye kadar uzanmasından dolayı meydana gelmiştir. Yükselmekte olan Çin’in ihtiyaç duyduğu stratejik ham maddeler ve büyük pazarı Avrasya kıtasındadır ve bu kıtada başarılı olabilmek için Türkiye’nin ortaklığı ve desteği önemlidir. Diğer yandan Urumçi olaylarından sonra Türkiye’nin Doğu Türkistan sorununu bir koz olarak kullanabileceğini algılayan Çin, yakın çıkar bölgesi olan Orta Asya ve sınır bölgesi olan Doğu Türkistan’ın istikrarı ve güvenliği açısından özel etkisi olan Türkiye ile işbirliği yapılmasından karlı çıkacağı düşüncesi yatmaktadır. Çin ve Türkiye kendi bölgesinde yükseldikçe ikili siyasi ilişkilerinin artacağını da tahmin etmek mümkündür. Çin’in Türkiye’nin İran politikası ve Mavi Marmara faciasına yönelik verdiği destek sadece Çin’in geleneksel dış politikası ile uyum sağladığı içindir. Ancak ikili ilişkiler yoğunlaştıkça iki ülke ileride küresel ve bölgesel düzeyde işbirliği yapılması için gereken imkân ve zemini de sağlayabilir. Fakat bu konular Türk-Çin düşünce kuruluşları arasında düzenlenen konferanslarda tartışılmamıştır.

Türk-Çin ilişkileri arasında en hassas ve Çin açısından ikili ilişkilerin gelişimini engelleyen en önemli konu olan Doğu Türkistan meselesi, TÜRKSAM’da heyetler arasında tartışılmıştır. Şanghay İşbirliği Örgütü Araştırmaları Merkezi Başkanı Pan Guang, Urumçi olayları sırasında gerginleşen. Çin-Türkiye ilişkilerinin iki ay sonra Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’ın Başbakanın Özel Temsilcisi olarak. Çin’e yaptığı ziyaret sırasında, Çin’in üst düzey liderleriyle görüşmesinden sonra düzelmeye başladığını Çin Başbakanı Wen Jiabao’nun Ekim 2010’daki Türkiye ziyareti sırasında Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile görüşmesi sonrası, Doğu Türkistan sorununun artık ikili ilişkileri etkileyemeyeceği konusunda anlaştığını ileri sürerek, her iki ülkede ayrılıkçı faaliyetlerin bulunduğunu ve iki ülkenin ayrılıkçı faaliyetlere karşı birbirlerini karşılıklı olarak destekleyeceğini belirtmişti. Pan Guang, USAK’ın ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda da terör ve ayrılıkçılıkla mücadelede iki ülkenin ciddi bir işbirliği içinde olduklarını belirtmiştir. TÜRKSAM Başkanı Sinan Oğan’ın bazen iki ülke arasındaki sorunların işbirliğine dönüştürülmesi, yani Tataristan’ın Türkiye-Rusya arasında olduğu gibi Doğu Türkistan sorununun da ikili ilişkilerin gelişimine katkıda bulunacağı görüşüne karşı. Çin Sosyal Bilimler Akademisi Uluslararası Ekonomik ve Politik Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Zhang Yuyan, “stratejik rakipler stratejik işbirliği yapabildiğine göre bu görüşü ilgili makamlara ileteceğini” ifade etmiştir. Pan Guang ise, Doğu Türkistan sorununun işbirliğine dönüştürülmesinin önünde birçok zorluk olduğunun altını çizmiştir. Çin’in batıya olan açılımında Türkiye oldukça önemli bir duraktır. Bu yüzden de Çin’in hem Afrika olsun hem de Orta Doğu dünyası olsun Türkiye gibi bir ortağı her zaman yanında görmek isteyecektir. Çin yönetimi Doğu Türkistan’ı işgal ettiği 1949’dan günümüze kadar her türlü devlet imkânları ile sistematik bir şekilde asimilasyona tabi tutmaktadır. Çin bu niyet ve imha politikalarından vazgeçmelidir. Aksi takdirde çaresiz kalan Uygurların ikinci bir 5 Temmuzu yaşamayacağını hiç kimse taahhüt edemez. Böyle bir durum karşısında yukarıda uzmanların bahsettiği Çin –Türkiye stratejik ilişkilerinin darmadağın olduğunu öngörmek için stratejist yâda kâhin olmaya gerek yok. 5Temmuz 2009 da Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’deki katliamda Çin ile sadece Türkiye karşı karşıya gelmişti. Uluslar arası aktörlerin yükselen Çin’i dengelemek için en zayıf karnı olan Doğu Türkistan kartını gelecekte ileriye sürmeleri de kuvvetle muhtemel görünüyor. Çinin topyekûn imha politikası ile karşı karşıya kalan Uygurlara da bu güçlerle işbirliği yapmaktan başka seçenek kalmıyor. Aslında Çin Türkiye ile ilişkilerini Doğu Türkistan ortak paydasında realist ve dürüstçe geliştirerek herkesin kazançla çıkabileceği bir yol bulabilir. Dünya liderliği iddiasında bulunan Çin’in Doğu Türkistan ve başka azınlıklarla ilgili insan hakları ve demokrasi ayıbı ile nereye kadar gideceği de merak konusu. Çin ile kurmaya başladığımız yakın ilişkilerimiz şu anda sadece emekleme aşamasındadırlar. Zaman içerisinde sadece Çin’in kazanacağı bir siyaset yerine Türkiye’nin de Doğu Türkistanlılarında kazanacağı zeminlerin oluşturulması gerekmektedir.

Bu çerçevede; Türkiye’nin ÇHC’ye karşı öncelikle Pantürkizm’in Türkiye’nin devlet politikası olmadığını, Uygur sorununun ÇHC’nin iç işleri olmakla birlikte  ancak insan hakları ihlallerine Türkiye’nin sessiz kalamayacağını sıklıkla vurgulaması gerekmektedir.
Bunun yanında Türkiye ÇHC’yi; Temel azınlık dilleri içinde kendi dil nüfuzunun mevcudiyetini koruması ve yayılması için Uygur dilinin eğitim dili olarak korunması. Doğu Türkistan’daki seyahat önündeki engellerin kaldırılması, Dini ibadetler, cami ve evlerdeki kısıtlamaların serbest bırakılması, Sadece figüratif rolleri nedeniyle değil aynı zamanda gerçekten gücü olan azınlık kadroların eğitilmesi ve iş sahibi yapılması, Teknoloji eğitimi gibi adımlar atarak yüksek Uygurlu işsizliğini azaltılması ve işverenin etnik ayrımcılık yapmasına engel olunması, Doğu Türkistan’a yönelik Çinli göçmen akınının durdurulması (1949 da Bölgedeki Çinli göçmen sayısı %3–5 iken 2010 da %50 ye yaklaşmıştır.  Uygur Türkleri üzerindeki aile planlaması adı altında yürütülen tek çocuk politikasının kaldırılması, çok zengin yeraltı ve yer üstü kaynaklara sahip bölgenin asli unsuru olan Türklerin sefaletten kurtarılması. Ayrıca Türkiye, Doğu Türkistan ve Tibet gibi ÇHC sınırındaki bölgelerde çok önem arz eden daha fazla kültürel özerkliğin gelişimini ÇHC ile diyaloglarıyla teşvik etmelidir. ÇHC’yi Uygurların etnik bağlılıkla ÇHC’ye bağlılık arasında seçim yapması konusunda zorlamaması için cesaretlendirmelidir.
Türkiye, ÇHC’nin bu bölgede bölge halkının yaşam seviyesini yükseltmek amaçlı yapacağı açılımlar, bölge halkının barışçıl ve uyumlu bir şekilde yaşamasında önemli etken olacaktır…


  Doç. Dr. Erkin Ekrem, “Türk ve Çin İlişkileri: Düşünce Kuruluşları Arasında İşbirliği”, http://www.turksam.org/tr/a2240.html

  Prof. Dr. Birol Akgün, “Davutoğlu'nun Kaşgar Ziyareti ve Değişen Türk-Çin ilişkileri”,  Zaman (01.11.2010)

  “Başbakan: Çin'de olanlar 'adeta soykırım'”,  Hürriyet, http://www.hurriyet.com.tr/dunya/12046635.asp

  " Erdoğan 'Adeta soykırım' dedi", Radikal, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&Date=11.07.2009&ArticleID=944578

  “Çin'le stratejik ilişki derinleşiyor, ilk adım yeni konsolosluk olacak”, Zaman, http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1048226&title=cinle-stratejik-iliski-derinlesiyor-ilk-adim-yeni-konsolosluk-olacak

  Prof. Dr. Birol Akgün, “Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar”, http://www.sde.org.tr/tr/kose-yazilari/632/cin-izlenimleri-ii-dogu-turkistan-ve-uygurlar.aspx

  Cihan Uğur, " Çin Ticaret Heyeti ve Türk-Çin Ekonomik İlişkileri", http://www.turksam.org/tr/yazdir1900.html

  “Çinliler 3. Boğaz Köprüsü'ne talip”, Radikal, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&Date=&ArticleID=973295

  “Arınç'tan Çin'e sert D. Türkistan uyarısı”,  Haber7, http://www.haber7.com/haber/20090709/Arinctan-Cine-sert-D-Turkistan-uyarisi.php

  Doç. Dr. Erkin Ekrem, “Türkiye-Çin İlişkileri: Tanımak ve Anlamak”, http://www.sde.org.tr/tr/kose-yazilari/165/turkiye-cin-iliskileri-tanimak-ve-anlamak.aspx

  Doç. Dr. Selçuk Çolakoğlu, “Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Çin Ziyareti”, http://www.usak.org.tr/makale.asp?id=1793

  Dr. Necip Hablemitoğlu, " TÜRKİYE - ÇİN İLİŞKİLERİNDE GÖZARDI EDİLEN BİR BOYUT:HÜKÜMET - ÇİN - DOĞU TÜRKİSTAN", http://www.neciphablemitoglu.com/makaleleri/blog.php?id=11

  " İHH raporu: Çin’in sistematik soykırımı 60 senedir sürüyor", http://gokbayrak.com/tr/wp/2009/08/13/ihh-raporu-cinin-sistematik-soykirimi-60-senedir-suruyor/

  "Türk ve Çin İlişkileri: Düşünce Kuruluşları Arasında İşbirliği", http://www.sde.org.tr/tr/haberler/1298/turk-ve-cin-iliskileri-dusunce-kuruluslari-arasinda-isbirligi.aspx

  • 927 defa okundu.