Doç Dr. Erkin Ekrem
Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü

Çin’in Urumçi olayları sonrası gerginleşen Çin-Türkiye ilişkilerini düzeltmek ve Türkiye’de zedelenmiş imajını yeniden oluşturmak amacıyla “Türkiye’de Çin’i Yaşayın” etkinlikleri düzenlenmektedir. Söz konusu etkinliklerin bir bölümü olan Türk düşünce kuruluşlarındaki uzmanların Çin düşünce kuruluşlarını ziyaret etmesi ve aynı şekilde Çinli uzmanların Türk düşünce kuruluşlarını ziyaret etmesiyle birlikte, iki ülke ilişkilerini güçlendirecek toplantıların düzenlenmesi planlanmaktadır. Çin’in düşünce kuruluşları, 1950’li yıllarında kurulmaya başlamıştır ve bine yakın kuruluşun çoğu da devlete bağlı biçimde faaliyetlerini yürütmektedir.

Soğuk Savaş boyunca Çin’in dış politikasında önemli rolleri üstlenen Çin düşünce kuruluşları, Soğuk Savaş sonrasında da dünya çapında araştırma ve fikir üretmeye devam etmektedir. Türkiye’ye nispeten güçlü konumda olan Çin düşünce kuruluşlarında çalışan uzmanların arasında Türkiye uzmanları çok azdır. Mevcut 5-6 Türkiye uzmanının yalnızca birkaçı Türkiye’deki gelişmeleri Türkçe olarak ve diğerleri de İngilizce ve Rusçadan takip etmektedir. Türk-Çin resmi düşünce kuruluşları ve uzmanların karşılıklı ziyaretleri, her iki ülkenin Dışişleri Bakanlıklarına bağlı stratejik merkezleri arasında gerçekleşiyordu. Sivil düşünce kuruluşları arasındaki ilişkiler ilk defa 2000-2005 yılları arasında ASAM’da (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi) ve Çin’in Dışişleri Bakanlığı ile Çin Genelkurmaylığı’na bağlı düşünce kuruluşları tarafından gerçekleştirilmişti. Türk-Çin düşünce kuruluşları ve uzmanları arasındaki toplantılar, daha çok kendi ülkelerinin küresel ve bölgesel sorunları veya bazı konular üzerinde görüş beyanıyla sınırlı kalmış, Türk-Çin ilişkileri konusu yoğun bir şekilde işlenmemiştir. Bunun nedeni uluslararası siyaset, ekonomik arka planlar ve her iki ülkenin dış politika önceliklerinin farklı olmasıdır, bir diğer mesele de ikili ilişkileri olumsuz etkileyerek Türkiye aleyhine gelişen ikili ticaret ilişkileri ve Doğu Türkistan sorunudur.

ASAM’ın çöküşüyle Türk-Çin düşünce kuruluşları arasındaki karşılıklı ziyaretler ve ilgilenilen konular üzerinde toplantılar düzenlemek gibi faaliyetler azalmıştır.Urumçi olayları Çin yönetiminin hem Doğu Türkistan meselesi hem de Türkiye politikasını yeniden düşünmesine sebep olmuştu. Bunu üzerine Pekin Hükümeti Mayıs 2010’da “Uygur açılımı” politikasını uygulamaya başlamış ve Türkiye’ye yönelik “Türkiye’de Çin’i Yaşayın” projesini başlatmıştır. Bu çerçevede Çin düşünce kuruluşları USAK (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) ve TÜRKSAM (Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi) gibi Türk düşünce kuruluşlarını ziyaret etmek ve birlikte ikili ilişkileri ilgilendiren konularda görüşmeler gerçekleştirilmesini planlamıştır. Çin düşünce kuruluşlarının USAK’ı tercih etmesinin nedeni, USAK’ın Türk dış politikasında etkili olması ve TÜRKSAM’ı tercih etmesi ise, TÜRKSAM’ın Doğu Türkistan meselesi ile ilgilenmesidir. Bu bağlamda 18 Ekim 2010 tarihinde Çin düşünce kuruluşlarının uzmanları TÜRKSAM ile Türkiye-Çin İkili İlişkileri ve Orta Doğu Barış Görüşmeleri konulu ve USAK ile de, Uluslararası Sistemin Yeniden Yapılandığı Bir Ortamda Türkiye-Çin İlişkileri konulu konferansları gerçekleştirmiştir. Bundan önce USAK Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kamer Kasım’ın başkanlığında ve bazı Türk düşünce kuruluşlarının uzmanlarından oluşan bir heyet Doğu Türkistan dâhil Çin’i ziyaret etmişti.

Çin düşünce kuruluşlarının Türk düşünce kuruluşları ile ilişkilerini arttırmasının nedeni ve hedefini ise, Çin Halk Cumhuriyeti Basın Ofisi Başkan Yardımcısı Wang Zhongwei, 18 Ekim 2010’da USAK’ı ziyaret ederken ifade etmiştir. Wang Zhongwei, iki ülkenin düşünce kuruluşları arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekmiştir. Bu bağlamda USAK’ın Türk dış politikasında önemli rolünü önemsediğini ifade eden Wang Zhongwei, hedeflerini de ortaya koymuştur:

1. Karşılıklı strateji aklının geliştirilmesi,
2. İki ülke arasında gerçekçi işbirliği mekanizmaları hakkında araştırmaların yapılması,
3. Kültürel değişimin geliştirilmesi konusunda araştırmaların yapılması,
4. Bölgesel ve küresel sorunların çözümü bağlamında araştırmaların yapılması.
 
Söz konusu hedefler doğrultusunda geliştirilebilecek stratejilere de konuşmasında yer veren Wang Zhongwei, taraflar arasında doküman değişimi, ortak sorunların çözümü bağlamında araştırma yapılması, Çin’in Türkiye Büyükelçiliği’nin sürece katkılarıyla aktif bir şekilde dâhil olması ve benzer kuruluşlar arasında uzman değişiminin yapılmasının önemine vurgu yapmıştır.

Ekonomik-Ticaret Sorunları
 
Çin’in Türkiye çıkartması olarak tanımlanabilecek “Türkiye’de Çin’i Yaşayın” etkinliklerine Çin’in Pekin Üniversitesi Milli Kalkınma Enstitüsü Başkan Yardımcısı Prof. Yao Yang, Pekin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Enstitüsü uzmanı Prof. Zhang Haibin, Çin Sosyal Bilimler Akademisi Uluslararası Ekonomik ve Politik Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Zhang Yuyan ve Nan Kai Üniversitesi Uluslararası Ekonomik Araştırmaları Enstitüsü uzmanı Prof. Ge Shunqi gibi önemli isimler de katılmıştır.

Çin uzmanları USAK ve TÜRKSAM ile ikili ticaret ve ekonomik işbirliği arayışında bulunulması dışında, 19 Ekim 2010’da Türkiye-Çin Ekonomi ve Ticaret Forumu çerçevesinde İstanbul’da düzenlenen “Çin’in Gelişmesi ve Türkiye-Çin İşbirliğindeki Fırsatlar” konulu toplantıya da iştirak etmiştir. 1999 yılından bu yana Çin liderleri, Türkiye ziyaretleri sırasında ekseriyetli olarak İstanbul’da Türk işadamlarıyla buluşarak Çin-Türkiye ticaret ve ekonomik ilişkilerini değerlendirir ve Türkiye alehine gelişen ticaret dengesizliği için bazı çare ve tedbirleri anlatırdı. Bu sefer farklı olarak, Çin bilim adamları söz konusu probleme çözümü bulmak için Türk işadamlarıyla buluşmuştur. Pekin Üniversitesi Milli Kalkınma Enstitüsü Başkan Yardımcısı Prof. Yao Yang ise, ikili ekonomik ilişkilerindeki problemler için Çin örneğini vererek, Çin’in ihracatının hızla artmasının nedenlerini ve Türkiye’nin de Çin’in ihracat alanındaki tecrübelerinden istifade edebileceğini ortaya koymaktadır. Prof. Yao Yang, Türkiye’nin öncelikle ihracata uygun ortam yaratması, örneğin altyapı inşasının güçlendirilmesi, imalat sektörünün gücünün arttırılması gibi öneriler sunmuştur.

Çinli uzmanlar, TÜRKSAM’daki beyin fırtınası ve USAK’ın ev sahipliğindeki “Türkiye’de Çin’i Yaşayın Politik Platformu”nda somut öneriler sunmaya çalışmıştır. Prof. Zhang Yuyan, küreselleşme ile birlikte dünyada tüm ülkelerin bir dönüşüm sürecine girdiklerini ve birbirlerine birçok konuda daha fazla bağlandıklarını, stratejik konumu önemli olan Türkiye’nin böyle bir ortamda Çin ile daha çok işbirliği yapabileceğini, örnek olarak gelişmekte olan Çin ve Türkiye’nin G-20 zemininde ayrıca işbirliği yapabileceğini ifade etmiştir. Prof. Zhang Yuyan, TÜRKSAM’daki etkinlikte, G-20’de 9 gelişmiş ülke ile 11 gelişmekte olan ülkenin bulunduğunu, Çin ve Türkiye’nin ise söz konusu 11 ülkeyle birlikte istikrarlı ekonomik-ticaret işbirliği yapabileceğini belirtmişti. Ayrıca iki ülkenin G-20 ortamında oy kullanma haklarını en iyi şekilde değerlendirerek, etkin bir rol oynaması gerektiğini belirtmiştir. Prof. Zhang Haibin, TÜRKSAM ve USAK’taki konuşmasında G-20 zemininde iki ülkenin birlikte küresel yönetişim alanında işbirliğinin artırmasının önemli olduğunu, iklim değişikliği ve yeni enerji (yenilenebilir enerji) alanında birlikte bilimsel araştırma yapabileceğini önermektedir.

Aynı zamanda iki ülke arasında sivil ilişkilerini arttırmakla aralarındaki işbirliğini pekiştirebileceği tespitini de ortaya koymaktadır. Çinli uzmanlar konuşmalarında, Türkiye ile stratejik işbirliği ilişkilerinin arttırılmasının, ikili ilişkilerin gelişimi ve ikili ticaret-ekonomik ilişkilere katkıda bulunacağı kanaatindedirler.

 Prof. Ge Shunqi, TÜRKSAM’daki konuşmasında daha somut önerileri savunmaktadır: Çin gelişmekte olan bir ülke olmasına rağmen aynı zamanda dışa yönelik yatırım yapmaya önem veren bir ülkedir, Türkiye Çin yatırımlarını çekmek için daha çok çalışmalıdır. Böylece iki ülke arasındaki ticaret dengesizliği azaltılabilecektir. Turgut Özal Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Ramazan Taş ise konuşmasında yoğun bir küreselleşme döneminde olduğumuzu belirterek, çok kutuplu dünya düzeninde Türkiye-Çin ilişkilerinin geliştirilmesi için gerekli adımların atılması gerektiğini vurguladı. Bu adımları ise; Türkiye-Çin arasındaki mevcut ekonomik dengesizliği giderici adımların atılması, kamu ihalelerinde karşılıklı avantaj sağlanması, serbest ticaret anlaşmalarının yapılması, (çünkü Avrupa Birliği ile yapılan ticari anlaşmalardan Türkiye yeterince yararlanamamaktadır) Modern İpek Yolu’nun oluşumu için çalışmalara başlanması olarak belirtti. 1980’li yılların ortasından itibaren Türkiye-Çin ticaret ilişkilerinde Türkiye’nin aleyhine gelişen bir denge oluşmaya başlamıştır.

Bunun en önemli sebebi, Türkiye ve Çin’in her ikisinin de kalkınmakta olan ülkeler olarak ürettiği ürünler arasında benzerlikler ve hedeflenen pazarların da aynı olması, bununla birlikte Türkiye’nin Çin’e karşı rekabette zayıf kalmasıdır. Ayrıca Türkiye tarafı Çin’e yönelik bazı kotalar koymasına rağmen Çin’in ucuz mallarına karşı doğan cazibesi bağlamında Çin’den daha fazla ürün satın alması ve Türkiye’nin Çin’e ihraç ettiği ürünlerin büyük bir kısmının ham maddelerden oluşmasıdır. Yani ekonomide yapısal sorun ortaya çıkmaktadır. Bu sorun Çin’in ekonomik yapısal değişimi, yani üretimde teknoloji katmanı ve diğerlerin artmasıyla giderilebilir, ancak Türkiye de bu düzeye gelebilir ve Türk-Çin ekonomik ve ticaret ilişkileri yeni düzeyde yine eski sorunları yaşayabilir. Türk-Çin ekonomik ve ticaret ilişkileri, ABD (teknoloji ve sermaye) ile Çin (üretim) arasında olduğu gibi değildir, şu ana kadar birbirini tamamlayıcı bir ilişkiyi tesis edememiştir. Buna rağmen, Çin Devlet Konseyi Basın Ofisi Başkan Yardımcısı Wang Zhongwei, İstanbul’da düzenlenen “Çin’in Gelişmesi ve Türkiye-Çin İşbirliğindeki Fırsatlar” toplantısında, iki ülkenin ekonomik ilişkisinin güçlü bir şekilde birbirini tamamlayıcı nitelikte olduğunu ileri sürmektedir. Mevcut Türk-Çin ekonomik ve ticaret ilişkilerinin düzeltilmesi için Çin’in siyasal imtiyazına ihtiyaç vardır.

Siyasal İlişkiler Sorunu
 
Çin düşünce kuruluşlarının uzmanları, USAK ve TÜRKSAM ile düzenlenen konferanslarda Türk-Çin siyasî ilişkilerine de çözüm aranmıştır. USAK Asya-Pasifik Araştırmaları Merkezi Başkanı Doç Dr. Selçuk Çolakoğlu, 1971’den bu yana Türk-Çin ilişkilerinin genel bir seyrini çizmekle, ikili ilişkilerin dört aşamalı dönem geçirdiğine dair bir tespitte bulunmuştur. USAK Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kamer Kasım, “Türkiye ve Çin ilişkileri uluslararası dengenin kilididir” diyerek Soğuk Savaş sonrası globalleşmeyle birlikte ilişkilerin hız kazandığına dikkat çekmiştir. Bununla birlikte, iki kutuplu sistemden sonra Çin’in bölgesel ve küresel bir güç olarak ortaya çıktığını vurgulayarak, uluslararası alanda söz sahibi olma çabasını dile getirmiştir.

Prof. Dr. Kamer Kasım ayrıca iki ülke arasındaki güvenlik alanında işbirliğinin önemine de vurgu yapmıştır. Türk uzmanları daha çok ikili ilişkilerinin durum tespitini yaparken, Şanghay Uluslararası Araştırmaları Merkezi Başkanı ve Şanghay İşbirliği Örgütü Araştırmaları Merkezi Başkanı Pan Guang ise, ikili ilişkileri geliştirme dışında bazı bölgesel konularda da işbirliği yapılabileceğini ortaya koymuştur. Pan Guang’a göre, Çin ve Türkiye Orta Asya’da siyasî, ekonomik ve enerji alanlarında işbirliği yapma imkânları olduğunu ileri sürerek, Rusya’dan geçmeden Orta Asya`ya ulaşacak, stratejik bir önem arz eden yeni bir İpek Yolu’nun oluşturulması gerektiğinin altını çizmiştir. Şangay İşbirliği Örgütü’nün tarihte bir örneğin olmadığa vurgu yapan Pan Guang, söz konusu örgüt zemininde Türkiye ile Çin ilişkilerin ikili ilişkilerden çok taraflı ilişkilere dönüştürülebileceğini ifade etmiştir.

Pan Guang TÜRKSAM’daki konuşmasında, Çin tarafının Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne gözlemci üyeliğine karşı çıkmadığını ve söz kunusu üyelik sorununun daha çok süreçte yaşanan prosedürden kaynaklandığını, geleceğe yönelik olarak da, Şangay İşbirliği Örgütü gözlemci ülkelerinin resmi üyeliğe seçilebileceği ve gözlemci statüsüne başvuranların kabulünün kolaylaşacağı, özellikle Şanghay İşbirliği Örgütü+3 (ABD, Japonya, AB) formülünün düşünüldüğünü, Türkiye için de gözlemci üyeliğin söz konusu olduğunu beyan etmiştir. Bundan önce Çin tarafı, Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye (resmi ya da gözlemci) olma teklifinden endişe duymuştu ve Türkiye’ye güveni yoktu. Türkiye’nin aksine, aynı dönemde örgüte başvuran İran’a örgütün gözlemci üye statüsü verilmişti. Çinli uzman Pan Guang’nın, sıkça Çinli liderlerle birlikte Orta Asya ve Ortadoğu’ya ziyarette bulunan biri olarak, bu ifadelerinden Çin’in Türkiye’nin söz konusu örgüte üye (resmi ya da gözlemci) olmasına karşı olmadığı anlaşılmaktadır.
 
Çin’in Türkiye’ye yönelik bu olumlu değişimi, Türkiye’nin jeostratejik konumu ve potansiyel bölgesel başat gücü olmasından ve Çin’in Avrasya stratejisi (Yeni İpek Yolu Projesi) adımlarının Türkiye’ye kadar uzanmasından dolayı meydana gelmiştir. Yükselmekte olan Çin’in ihtiyaç duyduğu stratejik ham maddeler ve büyük pazarı Avrasya kıtasındadır ve bu kıtada başarılı olabilmek için Türkiye’nin ortaklığı ve desteği önemlidir. Diğer yandan Urumçi olaylarından sonra Türkiye’nin Doğu Türkistan sorununu bir koz olarak kullanabileceğini algılayan Çin, yakın çıkar bölgesi olan Orta Asya ve sınır bölgesi olan Doğu Türkistan’ın istikrarı ve güvenliği açısından özel etkisi olan Türkiye ile işbirliği yapılmasından karlı çıkacağı düşüncesi yatmaktadır.

Çin ve Türkiye kendi bölgesinde yükseldikçe ikili siyasî ilişkilerinin artacağını da tahmin etmek mümkündür; Çin’in Türkiye’nin İran politikası ve Mavi Marmara faciasına yönelik verdiği destek sadece Çin’in geleneksel dış politikası ile uyum sağladığı içindir, ancak ikili ilişkiler yoğunlaştıkça iki ülke ileride küresel ve bölgesel düzeyde işbirliği yapılması için gereken imkân ve zemini de sağlayabilir. Fakat bu konular Türk-Çin düşünce kuruluşları arasında düzenlenen konferanslarda tartışılmamıştır. Türk-Çin ilişkileri arasında en hassas ve Çin açısından ikili ilişkilerin gelişimini engelleyen en önemli konu olan Doğu Türkistan meselesi, TÜRKSAM’da heyetler arasında tartışılmıştır. Şanghay İşbirliği Örgütü Araştırmaları Merkezi Başkanı Pan Guang, Urumçi olayları sırasında gerginleşen Çin-Türkiye ilişkilerinin, iki ay sonra Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’ın Başbakan Özel Temsilcisi olarak Çin’e yaptığı ziyaret sırasında Çin’in üst düzey liderleriyle görüşmesinden sonra düzelmeye başladığını, Çin Başbakanı Wen Jiabao’nun Ekim 2010’daki Türkiye ziyareti sırasında Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile görüşmesi sonrası, Doğu Türkistan sorununun artık ikili ilişkileri etkileyemeyeceği konusunda anlaştığını ileri sürerek, her iki ülkede ayrılıkçı faaliyetlerin bulunduğunu ve iki ülkenin ayrılıkçı faaliyetlere karşı birbirlerini karşılıklı olarak destekleyeceğini belirtmişti.

Pan Guang, USAK’ın ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda da terör ve ayrılıkçılıkla mücadelede iki ülkenin ciddi bir işbirliği içinde olduklarını belirtmiştir. TÜRKSAM Başkanı Sinan Oğan’ın, bazen iki ülke arasındaki sorunların işbirliğine dönüştürülmesi, yani Tataristan’ın Türkiye-Rusya arasında olduğu gibi Doğu Türkistan sorununun da ikili ilişkilerin gelişimine katkıda bulunacağı görüşüne karşı, Çin Sosyal Bilimler Akademisi Uluslararası Ekonomik ve Politik Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Zhang Yuyan, “stratejik rakipler stratejik işbirliği yapabildiğine göre, bu görüşü ilgili makamlara ileteceğini” ifade etmiştir. Pan Guang ise, Doğu Türkistan sorununun işbirliğine dönüştürülmesinin önünde birçok zorluk olduğunun altını çizmiştir. Türk-Çin diplomasi ilişkilerinin tesis ettiği 1971 yılından bu yana, Doğu Türkistan sorunu kaynaklı ve ilk defa ikili ilişkileri en ciddi etkileyen konu Urumçi olayları olmuştur. Söz konusu olaylardan sonra her iki ülke zedelenmiş olan ikili ilişkileri restore etmeye çalışmıştır. Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ve Türkiye’nin Pekin Büyükelçisi Murat Salim Esenli ikili ilişkilerin düzelmesine büyük katkılarda bulunmuştur.

Ocak 2010’da Çin Dışişleri Bakanı Yang Jiechi’nin İstanbul’da düzenlenen Türkiye-Afganistan-Pakistan Üçlü Zirve Toplantısı’na iştirak etmek üzere Türk liderlerle görüşmelerde bulunması ve aynı ayda Çin Ticaret Bakanı Chen Deming’in Türkiye ziyareti sonrası, ikili ilişkiler normale dönmeye başlamıştır. Nisan’da Çin Komünist Partisi Politbüro üyesi Li Changchun’un Türkiye ziyareti, Haziran’da Devlet Konseyi üyesi Dai Bingguo’nun İstanbul’da düzenlenen Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı (AİGK/CICA) toplantısına katılması ve üst düzey Türk liderlerle görüşmeler sonrası artık Doğu Türkistan meselesinin yarattığı gerginlik giderilmiş gibi gözüküyor. Çin Başbakanı Wen Jiabao’nun böyle bir ortamda, Ekim’in başında Türkiye ziyaretini gerçekleşmiştir. Fakat Doğu Türkistan meselesi basına yansımamıştır.

Doğu Türkistan meselesi Çin Başbakanı Wen Jiabao’nun ziyaretinde kamuoyuna yansımadığı gibi, USAK’ın ev sahipliğindeki konferansta da hiç bahsedilmemiştir. TÜRKSAM’da düzenlenen konferansta TÜRKSAM Başkanı Sinan OĞAN’ın konuyu gündeme getirmesiyle karşılıklı görüşler ifade edilmiştir. Ancak Çinli uzmanlar Doğu Türkistan meselesi üzerinde derin tartışmalara girmemiştir. Bir gözlem olarak belirtmek gerekirse, her iki taraf Doğu Türkistan meselesinin ikili ilişkilere zarar vermemesi için konuyu karantinaya almış durumdadır. Doğu Türkistan meselesi Türkiye’nin meselesi değildir, ancak Çin tarafı meseleyi yaratanı Türkiye olarak algılamaktadır. Ayrıca Türkiye, insan hakları ve akrabalık ilişkileri noktasında sadece Uygur meselesi ile ilgilenmekte ve Doğu Türkistan meselesiyle ilgilenmemektedir, fakat Çin tarafı, Uygurlar bağımsız istediği için, Türkiye’nin Uygurlarla ilgilenmesini aynı zamanda Doğu Türkistan meselesiyle ilgilenmesi olarak algılamaktadır.

Türkiye her fırsatta Çin’in toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygı gösterdiğini ve Uygurların mevcut durumunun düzelmesinin Türkleri memnun edeceğini vurgulamasına rağmen, Çin tarafının yanlış algılamasından dolayı Doğu Türkistan meselesi aslında ikili ilişkileri etkileyen bir sorun olmaya devam etmektedir. Doğu Türkistan meselesi konusunda, Türkiye’nin seçenekleri ise şöyle sıralanabilir: 1. Türkiye’deki Doğu Türkistan kökenlilerin faaliyetlerini tamamen yasaklamak, 2. Meseleyi karantinaya almak, 3. Uygurların ikili ilişkilerde köprü rolünü üstlenmesiyle ikili ilişkileri güçlendirmek. Şu andaki duruma göre daha çok ikinci seçenek tercih edilmiştir. Bu da, gelecekte Doğu Türkistan meselesinin tekrar ikili ilişkileri etkileyebileceği anlamına gelmektedir.Genel olarak Çinli uzmanlar, iki ülke arasında işbirliği yapılabileceği görüşündedir ve yeni işbirliği alanlarının aranması gerektiğini vurgulamaktadırlar. Ancak gündeme getirilen tekliflerin çoğu Ocak 2010’da Çin Ticaret Bakanı Chen Deming’in İstanbul’da Türk iş adamlarıyla buluştuğundaki ifadeler ve Çin Başbakanı Wen Jiabao’nun Ekim 2010’da Türkiye ziyareti sırasında ikili ekonomik-ticaret ilişkileri hakkındaki konuşması kapsamındadır. Bu da, Çinli uzmanların Türk-Çin ilişkileri üzerindeki fikirlerinin henüz Çin hükümeti politikasını izah etmekle yetindiği anlamına gelmektedir. Ayrıca Çinli heyetin çoğu, ekonomi uzmanlarından olup, Türkiye uzmanlarının hiçbiri etkinliklere katılmamıştır. Bu da, Çin tarafında Türkiye ile daha çok ekonomik-ticaret alanlarında işbirliği yapma düşüncesinin hâkim olduğunu göstermektedir. Çinli uzmanların ortaya koyduğu, küreselleşme ortamında, çok kutuplu dünya düzeninde, G-20 zemininde ve Orta Asya bölgesinde işbirliği görüşleri, Türkiye’nin genel dış politikasını ilgilendirmektedir ve tartışmaya açılmamıştır.

Bunun dışında, iki ülke arasında yeniden oluşturulan Türk-Çin Stratejik İşbirliği İlişkileri ve içeriği hakkında da, Türk ve Çin uzmanları arasında müzakere yapılmamıştır. Yükselmekte olan Çin’in ekonomik gücü, askerî kapasitesi ve bölgesel ile küresel düzeydeki nispi etkisi, mevcut uluslararası sistemi değiştirebilecek durumdadır. Bu durumda Çin, Türkiye’nin bölgesel ve küresel çıkarlarını etkileyebileceği gibi siyasî, ekonomik ve güvenlik alanlarındaki menfaatlerini de ilgilendirmektedir. Uluslararası sistemin geleceği bağlamında Çin’i yüzeysel bir şekilde tanımak ve anlamak, Türkiye’nin gelecekteki çıkarlarına olumsuz anlamda tesir edebilir. Bu bağlamda Türkiye’nin düşünce kuruluşlarının sadece görünen Çin’i değil, daha derin olan Çin’i araştırmasıyla gerçek işbirliğine gidilebilir, nitekim şeytan ayrıntıda gizlidir.

Bu Makale Stratejik Düşünce Enstitüsü Sitesinden Alınmıştır.

  • 842 defa okundu.