Fehmi HÜVEYDİ / Gazeteci-Yazar
Arapçadan Türkçeye Çeviren: Fatih ALBAYRAK

Doğu Türkistan sorunu göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir konudur. Evet, bugün bulunulan noktadan bakıldığında gelecek çok aydınlık görünmüyor, ama tamamen karamsar olmayı gerektirecek bir durum da yok. Doğu Türkistan Müslümanlarının zayıf olduğu birçok konu bulunmakla beraber güçlü oldukları bazı hususlar ve baskı unsuru olarak kullanabilecekleri avantajları da mevcut ve haklarını savunmak için bunları kullanabilirler.

(1)

Doğu Türkistan’ın geleceği birçok sebepten ötürü parlak görünmüyor; çünkü buradaki işgalci güç Çin, Doğu Türkistan’ı yutmaya, eritmeye ve kendi dokusuna katmaya karar vermiş, günümüz dünyasında ağırlığı olan büyük bir devlettir. Çin buradaki amacını gerçekleştirmek için çeşitli cezalandırma ve korkutma araçlarını kullanmaktan da hiçbir zaman geri durmuyor. Doğu Türkistan topraklarında çok büyük ekonomik menfaatleri söz konusu olan Çin’in mevcut koşullar göz önünde bulundurulduğunda buranın zenginliklerine göz dikmesi ve bunları münhasıran elinde bulundurmak istemesi de çok olağan görünüyor. Ancak burada işgale maruz kalmış ve uluslararası arenada çoğu zaman sesine kulak verilmeyen milyonlarca Müslüman’dan oluşan bir toplum söz konusudur.Doğu Türkistan gibi bağımsızlık mücadelesi veren pek çok bölge var. Örneğin Batı İrian / Timor Endonezya’dan bağımsızlığını elde etmeyi başarmış, uluslararası toplum tarafından tanınmış ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na üye olmuş bir bölge. Burada göz önünde bulundurulacak husus, bu adada yaşayanların çoğunluğunu Katolik Hristiyanların oluşturması ve Vatikan’ın bütün bağımsızlık süreci boyunca onları desteklemesi ve arka çıkmasıdır. Böyle bir destek, bağımsızlık için çok önemli bir etken olup Doğu Türkistan halkı bu tür bir destekten mahrumdur.Ayrıca Çin hükümeti günümüz dünyasındaki bazı olguları çok iyi kullanmış ve Doğu Türkistan Müslümanlarını uluslararası kamuoyunun hassas olduğu iki sıfatla tanımlamıştır: Doğu Türkistanlılar “radikal ve terörist” Müslümanlardır; Doğu Türkistanlılar “ayrılıkçı”dır. İletişim imkânları yetersiz olduğu için Doğu Türkistanlılar seslerini dünyaya duyuramamış ve söz konusu iki iddianın yaygınlaştırılmasına bağlı olarak oluşturulan korkuların giderilmesi için gösterdikleri çabalar başarılı olamamıştır.Bu son noktadan hareketle Doğu Türkistanlıların taleplerinin dünya kamuoyu tarafından açıkça anlaşılmadığını söyleyebiliriz. Zihinlere kazılı olan düşünce şöyledir: Doğu Türkistanlılar Çin hükümetinin hegemonyasını reddetmektedir. Bazı Doğu Türkistanlı gruplar ise bu hegemonyayı reddettiklerini silahlı mücadele yoluyla göstermektedir. Ancak bu grupların neyi kabul ettikleri ve ne istedikleri yeteri kadar açık değildir. Bu durum da son derece etkili olan Çin medyasına geniş bir propaganda imkânı vermektedir. Doğu Türkistanlıların karşı karşıya bulundukları zorluklara ek olarak şunu da söyleyebiliriz ki, sadece Çin yönetimi değil, çevre ülkeler de bölgede İslami kimliği olan bir topluma sıcak bakmamakta, hatta buna karşı düşmanca bir tavır benimsemektedir. Özellikle Orta Asya cumhuriyetlerinde iktidar hâlâ eski komünist dönemi elitlerinin elindedir ve bunlar İslami kimliğe karşı oldukça tepkilidir. Söz konusu bu elitler, toplumlarındaki İslami unsurlara karşı mücadele etmektedirler. Bu noktadan bakıldığında, bu komşu ülkelerin İslami kimliğini korumak isteyen Doğu Türkistan halkının isteklerinden tedirgin olmalarının nedeni anlaşılabilmektedir.

(2)

Öte yandan Doğu Türkistan’daki mevcut koşulların bu şekilde olması ümitsizlik için değil aksine daha çok çalışmak için sebep olmalıdır. Bütün bu olumsuzluklar yapılacak bir şey kalmadığı anlamına gelmez. Hatta bu zorluklar Doğu Türkistan sorununun çözümü için çalışanların ve aktivistlerin çok daha etkili çalışmalar yapmalarını zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda şu mutlak ilkeleri ortaya koymak gerekir:
a) Doğu Türkistan davası kaybedilirse bunun sebebi asla Çin hükümetinin uygulamalarının başarısı olmayacaktır; aksine, davayı unutup uzun vadede dahi kazanılamayacağına dair ümitsizlik içine düşülmesi ve ilgisiz kalınması olacaktır.
b) Gerçekleştirilmesinin imkânsız olduğu düşünülerek hedeflerden vazgeçilemez. Bugün bizlerin gerçekleştiremediğini gelecek nesiller gerçekleştirebilirler. Çünkü bugün yapılanlar gelecek nesillerin daha iyi koşullarda mücadele etmesine zemin hazırlayabilecek, neticede o günkü şartlar bugünkünden daha iyi olacağından öncekilerin yapamadıklarını onlar yapabileceklerdir.
c) Bazı mücadelelerde nihai hedeflerin, aşamalı hedeflerin ardından gerçekleşeceğini iyi kavramak gerekir. Nihai hedeflerden vazgeçilmediği sürece, belli bir süre aşamalı hedeflerle meşgul olmakta bir beis yoktur.
d) Doğu Türkistan meselesinin kamuoyunun zihninde yer etmesi için çok çalışılması gerekmektedir. Bugün bizler Doğu Türkistan’ın kurtuluşunu sağlayamasak bile sorunun gelecek nesillerin hafızasında canlılığını korumasını sağlamalıyız. Bu da ancak bu toprakların tarihinin, bugünkü durumunun ve bu ülkenin haritalarının, değişik dillerde hem ülke halkına hem de onları destekleyenlere ulaşacak şekilde yazılıp basılmasıyla mümkün olur.
e) Aceleci davranmak davaya faydadan çok zarar verir. Bu kavga, gelecek nesiller üzerinden verileceğine göre, davanın bu nesillerin kimliğine ve belleğine yerleştirilmesi gerekmektedir. Bunun için de gençlerin İslam ve Arap dünyasının çeşitli üniversitelerinde (Malezya, Pakistan ve Ezher gibi) eğitim alması sağlanmalıdır.
f) Medya ve uluslararası insan hakları örgütleriyle sürekli iletişim hâlinde olmak çok önemlidir. Çünkü söz konusu araçlar ve örgütler sorunun zihinlerde yer etmesini sağlayan ve konunun önemi hususunda uluslararası kamuoyunun dikkatini çeken platformlardır.
g) Doğu Türkistan davasını savunan herkesin, hedef ve amaçlarını açıklığa kavuşturacak özel bir gayret ve çaba içinde olması gerekmektedir. Günümüzde insan haklarına saygı, özerklik, dinî kimlik, şiddet ve terörün reddi, ayrılıkçı düşüncenin reddi, onurlu vatandaşlık hakkı gibi hususlara özellikle vurgu yapılmalıdır.

(3)

Doğu Türkistan sorununun çözümüne hizmet etmek üzere kullanılabilecek birden fazla güç noktası bulunmaktadır. Söz konusu bu güç noktalarını şöyle sıralayabiliriz:
a) Doğu Türkistanlılar İslam dünyasının bir parçasıdır ve bu da onların yalnız olmadığı anlamına gelmektedir. Onları destekleyen çok büyük bir kamuoyu bulunmaktadır.
b) Doğu Türkistanlıların baskı altındaki bir azınlık olma durumları, oransal olarak sayıları az olmasına rağmen uluslararası arenada varlıkları kabul gören Tibetlilerin durumundan pek de farklı değildir.
c) Orta Asya Sovyet cumhuriyetleri Sovyet egemenliğinden çıkmışlardır. Bu durum Doğu Türkistanlı Müslümanları teşvik eden eski bir tecrübe niteliğindedir. Bu, en azından kendi öz kimliklerine saygılı bir özerklikle insan hakları alanındaki taleplerini dile getirmelerine yardımcı olacaktır.
d) Çin’in Arap dünyası ile çok büyük ekonomik çıkarları söz konusudur. Arap dünyası Çin ürünlerinin en önemli pazarlarından biri sayılmaktadır. Çin’in ekonomik menfaatleri ile Doğu Türkistan Müslümanlarına iyi davranma, onların dinî kimliklerini ve insani haklarını koruma arasında bir bağlantı kurulabilirse sorunun çözümü yolunda büyük bir ilerleme sağlanmış olacaktır. Söz konusu menfaatler kartını Çinli yetkililere karşı kullanabilmek için Arap dünyasının Doğu Türkistan’daki kardeşleriyle dayanışma içinde olduğunu her platformda ifade etmesi gerekmektedir.

(4)

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda yapılması gereken nedir? Bizler biliyoruz ki takipçisi olunan hiçbir hak zayi olup kaybolmaz. Şöyle ki hak, sahibi ona sımsıkı sarıldığı ve ondan hiçbir koşulda vazgeçmediği sürece kesinlikle zayi olmaz. Bu sebeple yapılması gereken şey, davanın öncelikle Doğu Türkistan halkının, sonra Arap ve İslam halklarının önceliği olması ve uluslararası kamuoyunun gündeminde her fırsatta yer almasının sağlanmasıdır. Bu noktada Doğu Türkistan davasına hizmet edecek bazı araçlara dikkat çekmemiz gerekiyor. Medya, konunun zihinlerde yer etmesinin en önemli araçlarından biridir. Televizyon da bu bağlamda kamuoyunun bilinçlenmesinde rol oynayan en önemli etkenlerden biri hâline gelmiştir. İşte bu sebeple en azından bir televizyon kanalının Doğu Türkistan halkının sorununu benimsemesi ve bu halkın çektiği sıkıntılara dair haberleri ve olayları yayınlaması bu yolda atılacak en önemli adımlardan biri olacaktır. Şu anda böyle bir kanalın var olup olmadığını bilmiyorum, ancak Arap dünyasında var olmadığına eminim. Söz konusu kanalın kurulmasının yükünü eldeki kaynaklar üstlenemeyeceklerse o zaman en azından yayının Türkçe, İngilizce ve Arapça olması şartıyla, Türk kanallarından birinde haftalık bir programla bu imkân kısmen de olsa sağlanabilir. Keşke yeni kurulan Türk Arap kanalı böyle bir program gerçekleştirse.Her propaganda çalışmasında hedefin açıkça ortaya konulması gerekir. Özellikle medyada günümüz koşullarında arzulanan ve beklenen Doğu Türkistan söyleminin Çin’de “vatandaşlık hakkı” üzerine yoğunlaşmasıdır. Vatandaşlık hakkı da bilindiği gibi üç temel üzerine oturmaktadır: ulusal kimliğe saygı, insan haklarına saygı ve özerk yönetim. Son olarak şu dört konuya dikkat çekmek istiyorum:
1- Doğu Türkistan sorununu üstlenmesi ve bu uğurda çaba sarf etmesi muhtemel olan Arap ve İslam dünyasına yönelik bir söylem geliştirilmesi konusuna öncelik verilmelidir. Daha önce de ifade ettiğim gibi, İslam dünyası Çin malları ve ticari çıkarları için çok önemli bir pazar konumundadır ve Çin hükümetinin Doğu Türkistan’daki Müslümanlara karşı tutumu, bu ticari ilişkinin yönünü olumlu veya olumsuz olarak belirlemelidir.
2- Sorunun tarihini ve geçirdiği evreleri belgeleyen çeşitli basılı belge ve kitaplarla Doğu Türkistan sorununu arşivlemeye özen göstermek gerekir. Büyük Çin denizinde henüz eriyip gitmemiş Doğu Türkistan’a ait ayırt edici özelliklerin kayıt altına alınması da ayrıca önemlidir.
3- Doğu Türkistan’da meydana gelen insan hakları ihlallerini anlatan yıllık raporlar, her yıl yayınlanacak olan süreli kitaplarda belgelenip tescillenmelidir. Burada unutulmaması gereken hususlardan biri de kayıt ve arşivlemenin yapılamaması ve iletişim araçlarıyla kurulan ilişkinin zayıf olması durumunda İslam ülkelerindeki kamuoyunun hafızasında bu sorunun kolayca unutulacak olmasıdır. Hatta daha birkaç ay önce Doğu Türkistanlıların maruz kaldığı acımasız bastırma operasyonları dahi hatırlanmayacaktır. Nitekim mahkemelerde alınan birçok idam kararı ve bunların infazı ülkelerimizde gerektiği kadar protesto dahi edilmemiştir.
4- Onurlu vatandaşlık hakkını talep etmek, özgürlük propagandası yapan ve Çin’deki insan haklarını savunmaya çalışan aktivistlerin de içinde bulunduğu bazı Çinli grupların talepleriyle örtüşebilir. Bu da bizim Doğu Türkistan Müslümanlarının haklarını ve onurunu savunmayı hedefleyen ve bu bağlamda bir baskı unsuru olan söz konusu aktivistlerle ne kadar bir araya gelebildiğimizi sorgulamamızın gerekliliğini göstermektedir.

  • 848 defa okundu.