Abdurrahim Türkdoğan

Mensubu olmakla şeref duyduğumuz milletimizin İslamiyet'le şereflendiği 920-1200 yılları arasında vücuda getirdiği, bize kadar intikal etmiş olan "İlk İslâmî Türk Eser-leri"inde Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, özellikle öğretici mahiyette olan eserlerde yer almıştır. Onun tebliği, Onun ahlâkı İslâmı yeni idrak etmiş olan Türk aydınları tarafından kaleme alınarak, halka anlatılmaya çalışılmıştır. İnceleme imkânı bulduğumuz, dönemin belli-başlı eserinde bunun ele alınışını gözler önüne sermeye çalışacağız. Türklerin İslâm'la ilk karşılaşmaları, muharebe meydanlarında olmuştur. 8. asrın ilk yarısında Müslüman Arap orduları, Kuteybe Komutasında Mâverâünnehir'e girip, İslamiyeti yaymaya başlamıştı. Türkler buna uzun süre çetin savaşlarla karşı koydular. Fakat İslâmiyet'in buralara yerleşmesine ve kendilerinin bu yüce dine intisaplarına karşı gelmediler. 751 yılında Ziyad bin Salih Komutasındaki İslâm ordusu, Çin ordusunu ve Karluk Türklerini Talas Muharebesinde hezimete Uğratarak, İslamiyeti Mâverâünnehir dışında da yaymıştır.

Miladi 838 yılında Seyhun'un kuzeyindeki isficab şehrinin Nuh bir Esed tarafından fethedilmesi, bu bölge halkının Müslüman olmasına vesile olmuştur. Miladi 10. asır ortalarında Karluklardan ve Oğuzlardan binlerce Çadır halk kendi isteği ile Müslüman olmuştur. İlk Müslüman Türk devlet adamı Satuk Buğrahan’dan evvel, İtil Volga Bulgar Türklerinin Hakanı İl-teber Alamıştır. 920–921 yıllarında İslamiyeti kabul etmiştir. 950 yıllarında Satuk Buğra Han'ın İslamiyeti Devlet dini olarak kabul etmesi Türk milletinin hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Bu itibarla Kaşgar, Balasağun, Fergane gibi Türk şehirleri Birer İslam Kültür ve Medeniyetin Merkezi olmuşlardır.

İslam dini Asya'nın bu hareketli milletine Türk kanı ile İslâm İmanının birleşmesinden doğan bir gaza kudreti vermiş. Fatih millet olarak onu üç kıtaya hâkim kılmıştır. İslâmla müşerref olan Atalarımız, yeni dinin en ateşli müdafii oldular. Atalarımızın İslama samimi ve kuvvetle bağlanmaları mensubiyetine girdikleri dini daha iyi öğrenmelerini lüzumlu kılmıştır. Böyle bir ortamda göçebe Türk halkına İslâmiyet'i anlatan, bu dinin esaslarını öğreten birçok malzemeye ihtiyaç duymuştur. Bu ihtiyacı bilen ve gören başta Kağanlar, Hanlar, Hakanlar olmak üzere, Türk aydınlan yoğun bir çalışmanın içerisine girmişlerdir.

İşte bizim burda bahsine çalıştığımız konu bu çalışmanın ürünleri olan ilk İslâmî eserlerdir. İslâm'dan önce Türkler arasında çok itibar edilen edebi kültürler artık İslâm akaidi çerçevesinde süslenerek, halkın gönlünü fethedecek tarzda ortaya konulmuştur. Bizim edebiyatımızın, sözlü ve yazılı olmak üzere iki gurupta toplanmaktadır. Sözlü edebiyatımızın en önemli türü destanlardır. İslâmı kabul eden Türk milleti, İslâm'dan önce mevcut olan destanlarını İslâmî motiflerle süslemiştir. Meslâ Oğuz Kağan Destanı, Manas Destanı bunların en önemlilerindendir.

İslâmı ilk kabul eden Han olan Satuk Buğrahan içinde destan teşekkül etmiş asırlar boyunca yaşayarak günümüze gelmiştir. Burada esas ele almak istediğimiz yazılı edebiyat ürünleridir. Onlara geçmeden Önce ilk olması bakımından önem arz eden Satuk Buğra Han Destanından kısa bir bölüm vermek istiyorum.

Destanda şöyle geçer: Peygamberimiz (S.A.V.) Mi'rac'a çıktığında, diğer peygamberleri görür, bu arada onlar arasında duran birini tanımadığı için Cebrail (A.S.)'a onun kim olduğunu sorar; O da "Bu peygamber değil, sizin vefatınızdan sonra dünyaya gelerek, sizin dininizi Türkistan'da yayacak olan ruh'tur" der. Peygamberimiz (S.A.V) ona dua eder. Görüldüğü gibi destancı bir millet olan Türk milleti İslâmı kabul eden hanlarını da destanlaştırmıştır.

Yazılı Edebi
Mahsuller:
Bunlar değişik nüsha ve istinsahları ile günümüze kadar intikal etmiş ilk İslâmi Türk eserleridir. Bunlardan biri olan Kaşgarlı Mahmud'un Divanü Lügati't-Türk adlı eseri, Araplara Türkçeyi öğretmek için yazılan bir derleme sözlüktür.
Eser, Esirgeyen bağışla¬yan Tanrı'nın adıyla, diye başlar, Peygaber Efendimiz'den hadisler nakleden müellif Türk Dilinin mutlaka öğrenilmesi gerektiğini ifade etmektedir.

Kutadgu Bilig :
Bu dönemin en önemli dini edebi ve ahlâki eseridir. Yusuf Has Hacib tarafından kaleme alınmıştır, eser İslâm ile yeni müşerref olan Türk milletine, onun anlayacağı dilde ve tarzda beytler haline yazılmıştır. Eserin 6645 (6624–27) beyt olması, İlhamın Kur'an'dan alındığının ifadesidir. Kur'an'a hürmetkâr olan Yusuf Has Hacib 6666 ayet olan Kur'an-ı Kerim'i örnek almıştır. İslâmî edebiyata bir gelenek olan Allah'a hamd, Resulü'ne salat, Ashab'ına ve Ehli Beyt'e selam bölümleri eserde aynen uygulanmıştır. Eser Besmele-i Şerif ile başlamaktadır. Yusuf Has Hacib, daha sonra şu mısralarla devam eder: 

"Hamdü sipas ü minnet ü öküş öğdi tengri azze ve celle-ka kim uluğluk idisi tüket kud-rettiğ padişah turur" Mânâsı şudur: "Hamd, şükür, minnet ve sonsuz övgü Allah azze ve celle'yedir ki, O yücellik sahibi sonsuz kudret sahibi tek padişahtır."

Nesir olan bu kısımdan sonra yine besmele-i şerif ile beytlere geçilir ve şöyle başlar:
“Tengri azze ve celle ögdisin ayur," yani "Allah azze ve celle'nin medhini anlatır."
“Bayat atı birle sözüg başladım. Törütken igidgen keçürgen idim” "Söze kadim olan Allah'ın adı ile başladım. Yaradan yetiştiren, öldüren sahibim efendim odur" bu bölüm 14 ayettir. Bundan sonra peygamber efendimiz (S.A.V.)'in medhine geçilir.

Kaynak: Türk Yurdu, Cilt.13, 75 Sayı, S.22–23
Yrd. Doç. Dr. Cevdet Şanlı 

  • 1328 defa okundu.