5 Temmuz olaylarının sebep ve sonuçları
26 Haziran 2009 tarihinde Çin’in Guangdong eyaletinin Shaoguan şehrindeki Hurui adlı oyuncak fabrikasında 5.000’den fazla Çinli işçinin 300 civarında Uygur işçiyi vahşice saldırması sonucu 60’ın üzerinde Uygur işçi ölmüş, 150’den fazla Uygur işçi de ağır yaralanmıştır. Böyle büyük ve millî çatışma karakterli bu kanlı olayın halkımızı öfkelendirmemesi ise mümkün değildi. Uygur halkı kendi kardeşlerinin Çin şovenistleri tarafından haksız yere dövülerek öldürülmesine sessiz kalamazdı.1 Bunun için Uygur gençleri ve üniversite öğrencileri Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de 5 Temmuz 2009 günü bir gösteri düzenledi. Sükûnet içinde başlayan gösteride Guangdong’da yaşanan olaylar hakkında hükümetten bir açıklama yapması ve olayların gereği gibi soruşturulması talep edildi. 

Ancak müstemlekeci Çin yönetimi, Uygur halkının bu gayet insani ve haklı isteğine makul bir cevap vermek yerine göstericileri vahşice dağıtarak 5 Temmuz kanlı katliamına sebep oldu. Çin polisinin Uygurların gösterisine sert müdahalesi ikinci bir Tiananmen katliamına yol açtı. Çin yönetimi, gerçekleştirilen katliamdan sonra öldürülenler için Uygurların cenaze töreni düzenlemesine dahi izin vermedi.2 

Uluslararası haber ajansları da Urumçi’de yaşananların katliam olduğunu bildirdiler. Olaylardan ancak birkaç gün sonra bölgeye 22.000 asker sevk edildi ve kısa sürede binlerce kişi tutuklandı. Gece sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve bölgenin internet erişimi ve telefon bağlantıları kesildi. Olayların hemen ardından Çin merkezî hükümeti açıklamalarında yaşananların bölücülerin meydana getirdiği planlı, organize olaylar olduğunu, devlet güvenliğine zarar verici vurup-kırma, talan etme, kundaklama ve öldürme olayları yaşandığını, olayların sorumlusunun da Dünya Uygur Kurultayı ve Rabia Kadir olduğunu iddia etti.3

Aynı günlerde Çin, önemli bir konuğu, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü ağırlıyordu. Guangdong’daki olaylardan iki gün sonra Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’ye giden Gül, Çin ve Uygur yetkilileri tarafından gayet sıcak karşılandı. Çatışma haberleri birkaç gün sonra 3.000 kilometre ötedeki Urumçi’ye ulaştı. Fakat komünist Çin müstemlekeci yönetimi Urumçi’de çatışmalar başladığında hiçbir müdahalede bulunmadı ve 5 Temmuz’da yaşanan olaylara sebep oldu.

Tek parti diktatörlüğündeki komünist Çin yönetimi Doğu Türkistan’da müstemlekecilik politikası yürüterek 60 yıldan bu yana sürekli olarak Uygur halkını bütün haklarından mahrum bıraktı. “Sincan Uygur Otonom Bölgesi” adı altında Uygurlara sözde özgürlük sağladığı izlenimini vermeye çalıştı. Ama aksine Doğu Türkistan’daki zenginlik kaynakları hızla talan edildi. Çevre kirliliği ağır seviyelere ulaştı. “Sincan’a yardım edecek” denilerek milyonlarca Çinli göçmen Doğu Türkistan’a getirilerek yerleştirildi. Doğu Türkistan’daki nüfus verilerine bakıldığında görülecektir ki, Doğu Türkistan’da Uygur halkının nüfusu 1949 yılındaki %80 oranlarından çok aşağılara düşerek %43’lere geriledi. Çinlilerin nüfusu ise %4’lerden %47’lere ulaştı.

Uygur gençleri arasındaki işsizlik de millî aşağılama ve dışlama politikasının etkisiyle bir hayli ağırlaştı ve bütün Doğu Türkistan genelindeki gençlerin işsizlik oranı %70’i geçti. Hâlihazırda üniversite mezunu Uygurların işe yerleşme oranları %10’a bile ulaşamamakta. Buna karşın Çinli öğrencilerin işe yerleşme oranları %90 civarında. Hükümetin memur alımı sınavlarında Uygurlara ayrılan kontenjan sayısı azaltılmış, Çinliler için ayrılan kontenjan ise arttırılmış durumda.

İşçi alımlarında da millî aşağılama ve dışlama had safhaya ulaşmıştır. 2003 yılından başlayarak “iş gücü fazlası” Uygur gençleri -ki bunların çoğunluğunu bekâr Uygur kızları teşkil etmektedir- işe yerleştirme gerekçesiyle Çin’in iç eyaletlerine sürgün edilmekte, buralarda ucuz işçi olarak çalıştırılmakta ve ağır derecede istismar edilmektedir. Günde ortalama 15 saat çalışmalarına karşın aldıkları maaş ayda 500 yuan (yaklaşık 110 TL) bile değildir. Fakat aynı koşullardaki bir Çinli işçinin aynı fabrikada aldığı maaş 3.000 yuanın (yaklaşık 670 TL) üzerinde olmaktadır. Çin’in iç bölgelerine götürülen Uygurlar, günlük yaşamları ve örf-adet yönünden gittikleri bölgelerdeki halklardan farklı oldukları için aşağılanmakta ve hakaretlere maruz kalmaktadır. Bu durum hepimizi endişelendirmektedir.

Böyle bir arka planda Uygur işçilerin uğradığı saldırılar ve sonrasında yaşanan katliam bölgedeki koşulları kat kat ağırlaştırmış ve millî gruplar arasındaki ilişkiler hassaslaşmış; Uygur halkı patlamaya hazır bir bomba hâline gelmiştir. Son olaylar Çin müstemlekeci yönetiminin Uygur halkına yönelik olarak uyguladığı millî aşağılama ve zulüm politikasının gerçek yüzünü ortaya çıkarmıştır. Fakat komünist Çin yönetimi bu meseleyi çok basite almış ve uygulamakta olduğu politikasına sıkı sıkı sarılarak Uygur halkına “Sen ne yapabilirsin? Sen ne yaparsan yap benim avucumdasın!” anlamına gelen bir yaklaşımla muamele etmiştir. Böyle bir ortamda Doğu Türkistan’daki siyasi durumun hassaslaşması kaçınılmazdır.

Guangdong olaylarının asıl sebebinin halktan saklanması, ölen Uygurların sayısının sadece 2 olarak ilan edilmesi, yaralananların gerçek sayısının verilmemesi ve bu olayın sorumluları hakkında hiçbir cezai müeyyide uygulanmaması insanların yüreklerindeki öfkenin büyümesine ve en sonunda da 5 Temmuz Urumçi olaylarının patlak vermesine sebep oldu.

Çin müstemlekecileri Urumçi’de 5 Temmuz katliamına sebep olan Guangdong- Shaoguan’daki büyük soykırımın mahiyetini halktan gizleyerek Uygur halkını aldatmak istedi. Fakat güçlü deliller komünist Çin yönetiminin millî aşağılama ve soykırım uygulama suçlarını açık bir şekilde ortaya koymaktadır; Çin yönetimi bu insanlık suçlarının sorumluluğunu üzerinde taşımaktadır.4

Dünyanın 5 Temmuz Olaylarına Yaklaşımı
5 Temmuz 2009 günü Urumçi’de meydana gelen olaylar dünya gündeminin önemli başlıkları arasında yer almıştır. Özellikle İslam dünyasında geniş yankı uyandıran bu olaylara karşı Türkiye’nin yaklaşımı dikkate değer olmuştur.

Olaylar sonrasında Başbakan Erdoğan yaşananları “âdeta soykırım” olarak nitelendirmiştir. Urumçi olayları ile ilgili olarak Türkiye Çin’e çok sert tepki göstermiştir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Doğu Türkistan’da yaşananların vahşet boyutuna ulaştığını ve olayların bir an evvel sonlandırılması ve sorumlularının adalet karşısında hesap vermesi gerektiğini ifade etmiştir. Erdoğan ayrıca, Urumçi’de yaşananları Türkiye’nin geçici üyesi olduğu Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne taşıyacaklarını da duyurmuştur.

Çin’deki Uygur katliamına Türkiye halkı da tepki göstermiştir. Cuma namazı çıkışı Kocatepe Camii ve Fatih Camii5 başta olmak üzere yurt genelindeki camilerde, Urumçi’de katledilen Uygurlar için gıyabi cenaze namazı kılınmıştır.6 Bazı sivil toplum kuruluşları Uygur katliamını kınamak ve protesto etmek için Taksim Meydanı’nda yürüyüş düzenlemiştir.7

Saadet Partisi Çin’in Uygur Türklerine karşı yaptığı katliama büyük tepki göstererek 12 Temmuz 2009 tarihinde İstanbul’da bir miting düzenlemiştir.8 Çağlayan Meydanı’nda düzenlenen mitinge tam 250 sivil toplum kuruluşu, işçi sendikaları ve hayır derneklerinin yanı sıra binlerce kişi katılmıştır.9 Mitingde, Doğu Türkistan’da yaşanan olaylardan dolayı Çin Halk Cumhuriyeti protesto edilmiştir.10 Mitingde konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, katliamın durdurulması için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve TBMM’ye çağrıda bulunmuştur.11

Çin, Uygur Müslümanlarının vahşice katledilmesine tepki göstermek ve onların yalnız olmadığını kanıtlamak amacıyla miting organize eden Saadet Partisi’ne tepki gösterip, SP için “kaynağı belirsiz parti” demiştir.12 Saadet Partisi Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Oya Akgönenç, Çinli bürokratların Çağlayan mitingi ile ilgili karalamalarına şu sözleriyle yanıt vermiştir: “Resmî katılım talebi ile gelen her türlü siyasi eğilim ve düşünceyi temsil eden tam 250 sivil toplum kuruluşu, işçi sendikaları, hayır dernekleri ile büyük bir katılım sağlanmıştır. Çağlayan Miting’i Türk toplumunun duyduğu öfke, üzüntü ve zalim davranış karşısında gösterdiği tepki ve zulme ‘Dur!’ çağrısıdır. 13

Urumçi katliamına en sert tepki gösteren en etkin sivil toplum kuruluşlarından biri de İHH İnsani Yardım Vakfı’dır. İHH İnsani Yardım Vakfı, Çin’in Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine yaptığı zulmün acilen durdurulması için BM’ye, İslam Konferansı Teşkilatı’na ve Türk hükümetine çağrıda bulunmuştur. İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Başkanı Bülent Yıldırım ve STK temsilcileri, Urumçi katliamıyla ilgili bir basın açıklaması yapmıştır. Yıldırım, zulmün acilen durdurulması için Türkiye’nin İslam Konferansı Teşkilatı’nı toplanmaya ikna etmesi gerektiğini vurgulamış, özellikle İslam ülkelerinin talep gösterdiği Çin mallarına boykot uygulanması gerektiğini kaydetmiş ve “Dünyaya, Arap dünyasına, Türk dünyasına, STK’lara, uluslararası örgütlere ve devletlere sesleniyorum! Gazze’de gösterdiğiniz duyarlılığı Doğu Türkistan’da da göstermek mecburiyetindesiniz. 

Şu son yüzyılda Irak’ta, Afganistan’da Çeçenistan’da, Filistin’de, Keşmir’de ve Bosna’da öldürülenleri toplayın, 10’la çarpın; Doğu Türkistan’da daha çok insan öldürülmüştür.” sözleriyle BM’nin, İslam Konferansı Teşkilatı’nın ve Arap Birliği’nin harekete geçmesi gerektiğinin, yoksa zulmün artarak devam edeceğinin altını çizmiştir.14

Urumçi katliamına Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı da sert tepki göstermiştir. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu: “O acıyı, ızdırabı, hep birlikte ama hiçbir şey yapamadan yaşıyoruz. Hiçbir şey yapamamak herhâlde acıların en büyüğüdür. Gerçekten bir an önce, hep diyoruz ya, insanlığın merhamet eğitimine ihtiyacı var. İnsanlığın birbirine insan olarak davranmasına ihtiyaç var. Stratejik hesaplar, gelecek kaygıları, uranyum kaygısı, şu kaygısı, bu kaygısı ile insanların hayatının, milletlerin hayatının hiçe sayılması, âdeta soykırıma tabi tutulması elbette kabul edilemez bir şey. Doğu Türkistan mekân olarak uzak, ama milletimizin gönlüne uzak değil. Doğu Türkistan’da yaşanan olaylar, bizim milletimizin yakinen takip ettiği, yüreğinde acısını hissettiği, dua ettiği ama bir şey yapamadığı için de âdeta kahrolduğu olaylardır. İnşallah aklıselim, sağduyu galip gelir ve kutupta balinaların hayatı için seferber olan insanlık, böyle binlerce insanın hayatını da önemseme duyarlılığına ulaşır.” diyerek tepkisini dile getirmiştir.15

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay, olaylarda can kaybı olmasından endişe duyduğunu söylemiştir.16

Avrupa Birliği Dönem Başkanı ise yaptığı açıklamada, Urumçi’de yaşanan olaylardan “derin endişe” hissettiklerini, can kaybını “esefle karşıladıklarını” belirtmiş ve sorunun barışçıl yolla çözülmesi çağrısında bulunmuştur.

İslam Konferansı Teşkilatı, ölçüsüz güç kullanılmasından derin endişe duyduğunu bildiren açıklamasında; Çin’den, ülkedeki Müslüman azınlığın sorunlarına, bu sorunların temelinde yatan nedenlerle mücadele edecek daha geniş bir bakış açısıyla yaklaşmasını istemiştir. İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu ise, Uygurların bir korku ikliminde yaşamaya zorlanmalarından derin üzüntü duyduklarını, Uygur halkının sorunlarının salt güvenlik önlemleriyle çözülemeyeceğini belirtmiş, olayları teşkilat olarak yakından takip etmeye devam edeceklerinin altını çizmiştir.17

ABD Beyaz Saray Sözcüsü Robert Gibbs, yaptığı açıklamada, Doğu Türkistan’da yaşanan can kayıpları konusunda hükümetlerinin duyduğu üzüntüyü ve derin kaygıyı dile getirmiştir.18 ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da ABD’nin olaylardan derin endişe duyduğunu belirtmiştir.19

Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Eric Chevallier olaylarla ilgili olarak endişesini belirtmiş ve “yaşananlara muhtemelen bir Avrupa tepkisinin olacağını” söylemiştir.20

İsviçre Dışişleri Bakanlığı her iki tarafı da sükûnete davet ederek yaşananlardan endişe duyduklarını belirtmiş, olaylarda hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilemiş ve Çin’in basın ve ifade özgürlüğüne saygı göstermesini istemiştir.21

Japonya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mitoji Yabunaka, olaylarla ilgili olarak, “Japon hükümeti meseleyle yakından ilgileniyor ve yaşananlardan endişe duyuyor.” demiştir.22

Çinli ve Kazak yetkililer, Doğu Türkistan’ı ziyaret etmek isteyen Kazakistan vatandaşlarının vizelerini askıya alma kararı almışlardır.23 Ayrıca Kazakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü 1.000’den fazla Kazakistan vatandaşının bölgeyi terk ettiğini söylemiştir.24

Rusya Dışişleri Bakanlığı, Doğu Türkistan’daki olayların Çin’in içişleriyle alakalı bir durum olduğunu savunmuştur.25

Sri Lanka, olaylardan endişe duyduğunu belirtirken, yaşananları Çin’in iç meselesi olarak gördüğünü ve Çin’in tekrar sükûneti sağlayacağına inandıklarını belirtmiştir.26

Ayrıca, Uluslararası Af Örgütü Asya Pasifik Yardımcı Direktörlüğü görevini sürdüren Roseann Rife, Çinli yetkililerden, ölen ve gözaltına alınanlar için hesap vermelerini, barışçıl bir şekilde görüşlerini dile getirdikleri veya dernek kurma ve toplanma özgürlüklerini kullandıkları için gözaltına alınanların derhâl salıverilmelerini, ölüm cezasına başvurmadan, uluslararası standartlara uygun adil mahkemelerin görevlendirileceği adil ve tam bir soruşturma başlatılmasını talep etmiştir.27

İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylar hakkında bağımsız bir soruşturma başlatılması, Çin’e de bu soruşturmaya izin vermesi için çağrıda bulunmuştur. Örgüt ayrıca Çin’in uluslararası kurallara saygı göstermesini ve göstericilere orantısız güç kullanmamasını istemiştir.28

5 Temmuz olayları nasıl okunmalı?
Doğu Türkistan, batıda Hazar Denizi’nden doğuda Moğolistan sınırlarına, kuzeyde Ural Dağları’ndan güneyde bugünkü Afganistan içinde kalan Hindukuş Dağları’na kadar uzanan Türkistan’ın doğu kısmını oluşturmaktadır. 19. yüzyılın ortalarından itibaren bağımsızlık mücadelesi veren Doğu Türkistan, 1949’da Çin’de Komünist Parti’nin yönetime geçmesinden sonra, Mao yönetimi tarafından Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak tanımlandı. Şu uygulamaya bakın ki, Doğu Türkistan, Çince “kazanılmış topraklar” anlamına gelen “Sincan” adıyla isimlendiriyorlar. Maalesef Türkiye’de bazı yöneticiler ve basın kuruluşları da aynı ismi benimsemiş durumda. Hâlbuki Uygur Türkleri ülkelerinin adını Doğu Türkistan olarak ortaya koydular; Sincan olarak anılmaktan rahatsızlık duyuyorlar.

Çin anayasası 56 etnik grubun yaşadığı topraklarındaki beş özerk bölgeye kendi dilini ve yazısını kullanma ve geliştirme; kendi bölgesindeki doğal kaynakları yönetme ve koruma; her vatandaşına dine inanma ya da inanmama; kırsal kesimde yaşayan kadınlara üç çocuk sahibi olma haklarını tanıyor. Ancak ne var ki Doğu Türkistan’da bu haklar ihlâl ediliyor.

Önce ideolojinin gereği olarak dinî alanda kendini gösteren baskı, medreselerin kapatılması, din adamlarının devrim düşmanı olmakla suçlanıp tutuklanması ve yok edilmesiyle somutlaştı. Bunu camilere Mao resimlerinin ve Çin bayraklarının asılması izledi. Ardından Çin’in diğer bölgelerinden Doğu Türkistan’a göç başladı. 1949’da %3 civarında olan Çinli nüfus, 2000’lerde %50’ye yaklaştı. Bugün 30 milyon olarak tahmin edilen Doğu Türkistan nüfusunun %54’ü Uygur ve Kazak Türklerinden, geri kalanı da Çinlilerden oluşuyor. Merkezî Çin yönetimi her ne kadar Doğu Türkistan bölgesine Uygur bir vali atamaya özen gösterse de bu, sorunların çözümü için yeterli olmuyor.

Son dönemlerde bölgede gerilim iyice arttı. Yönetim, Urumçi ve Doğu Türkistan’ın en batısında yer alan Kaşgar’daki tarihî eserleri ortadan kaldırmaya girişti. Urumçi’de tarihî saray, çeşme ve medreselerin bulunduğu eski mahalle imha edilerek yerine modern binalar inşa edilmeye başlandı. Kaşgar’da Türk dünyasının en büyük bilginlerinden Kaşgarlı Mahmut’un eğitim gördüğü Hanlık Medresesi yıkıldı. Ayrıca son dönemlerde Uygur kızları gruplar hâlinde Çin’in doğu ucuna götürülüyor. Çin hükümeti 2006 yılından bu yana Uygur kızlarını zorunlu olarak Çin’in iç bölgelerindeki fabrikalara çalışma amacı ile götürüyor. Hükümetin yaptığı resmî açıklamaya göre, gelişmemiş ve iş alanlarının kısıtlı olduğu Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan genç kızlara Çin’in güney kesimlerinde iş imkânı sağlanıyor. Doğu Türkistanlı kadınların iki çocuk doğurma hakları var. Doğu Türkistan’ın güney kesimlerinde yaşayan ve iki kızı olan hemen her aile, kızlarından birisini fabrikalarda çalıştırılmak üzere Çin devletine vermek zorunda. Bu kızların yaşları 16-25 arasında değişmekte. Ayrıca seçilen kızların hiç evlenmemiş olması ve çocuklarının olmaması gerekiyor. Çin içlerine götürülen bu kızların bir kısmı uzun süre aileleri ile hiçbir irtibat kuramadan karın tokluğuna çalışıyor. Bir kısmının ise akıbeti belli değil. Bu kızlar evlenmek için kadın bulamayan Çinlilere ve kadın ticareti yapan kişilere satılıyor. Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de yayınlanan “İktisat” gazetesinin verdiği bilgilere göre, 2009 yılına kadar bölgeden götürülen kızların toplam sayısı 200.000’i geçmiş durumda.29

Dünyayı sarsan ekonomik kriz ile birlikte Çin’in güney bölgelerindeki binlerce fabrika kapanmış ve milyonlarca genç kadın memleketlerine geri gönderilmiştir. Tüm bu gelişmelere rağmen sadece Doğu Türkistan’ın Peyzavat nahiyesinden fabrikalara çalışmaya götürülen 6.052 kızın hiçbiri geri dönmemiştir.

Aslında sorunların temelinde yer altı zenginlikleri açısından “21. yüzyılın Kuveyt’i” olarak anılan Doğu Türkistan bölgesinin Çin’in en önemli hammadde kaynaklarından biri olması yatıyor. Ülkede çıkarılan 148 çeşit madenin 118’i Doğu Türkistan topraklarında; yani Çin’in maden ocaklarının %85’i burada. 1980’lerden bu yana sanayileşme süreciyle birlikte enerji ihtiyacı artan Çin, Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2008 verilerine göre enerji tüketiminde ikinci sırada yer almakta. “Dünyanın atölyesi”nin motorunu çalıştıracak güç ise Doğu Türkistan’dan geliyor. Yüz ölçümü Çin’in altıda biri (Türkiye’nin yaklaşık iki katı) olan Doğu Türkistan, Çin’in en büyük doğal gaz üretim bölgesi. Önemli miktarda ham petrol yatağına sahip ve toplam kömür rezervlerinin de yarısına yakınını barındırıyor. Kaynaklarını çeşitlendirmek ve nükleer enerjiden faydalanmak isteyen Çin için geçen yıl Doğu Türkistan’ın önemi biraz daha arttı. Zira Çinli jeologlar 17 yıllık bir çalışmanın ardından Doğu Türkistan’ın İli Havzası’nda 10 bin tonluk bir uranyum kaynağı keşfettiler. Yani Çin’in zengin enerji kaynaklarına sahip Orta Asya ve Batı’ya açılan kapısı konumundaki bölge, ülke için kritik önemde.

Çinliler uzun yıllardan beri Doğu Türkistanlılara karşı psikolojik baskı uygulayarak Uygurları asimile etmek istiyorlar. Uygur Türklerinin bulunduğu yerlere Çinli nüfus yerleştiriyor ve onları kendilerine benzetmeye çalışıyorlar.

Dil konusunda da sınırlamalar mevcut. Doğu Türkistan’da halkın %50’si Uygur Türkçesi ile konuşmasına rağmen bölgede Türkçe isim kullanmak yasak. Üniversitede eğitim dili Çince. Din ve ibadet özgürlüğü de kısıtlamalara tabi; örneğin hacca giden bir memurun işine son verilebiliyor. Doğu Türkistan’da Kur’an okumak suç, oruç tutmak yasak. Haberleşme ağları kesik. Burada yaşayan herkes, her an ölümle burun buruna.

Çinliler Doğu Türkistanlılara kin ve nefretle bakıyorlar, onlara göre Doğu Türkistanlı olmak suç. Polis, keyfî uygulamalarıyla halkı taciz ediyor, istediği yerde arayıp sorguya çekebiliyor. Bir dükkâna giren Doğu Türkistanlıya hırsıza bakar gibi bakılıyor. Onları devlet için en büyük tehlike olarak görüyorlar. Doğu Türkistanlılar bölücü, radikal, İslamcı, terörist, hırsız gibi sıfatlarla anılıyor. Hiçbirinin güvencesi yok. 35 milyon insan yarınından emin olamadığı bir atmosferde yaşıyor. Tutuklanan veya öldürülen kişilerin geride kalan aile fertlerinin durumu içler acısı. Kısaca, orada tam anlamıyla bir insanlık dramı yaşanıyor.30

Çin’in bölgeyi Çinlileştirme politikası kuşkusuz bölgede yaşayan iki toplum arasında da husumet yaratıyor.31

Çin’in 5 Temmuz olaylarına tepkisi ve karartmalar
Gerek 26 Haziran’da binlerce Çinlinin Shaoguan’da bir oyuncak fabrikasını basması ve zorla çalıştırmak için Çin’e götürülen Doğu Türkistanlı gençleri yataklarında katletmeleri ile başlayan ve 5 Temmuz Pazar günü Urumçi’de bu olayı protesto etmek amacı ile gösteri yapan Doğu Türkistanlılara güvenlik güçlerinin ateş açması ve pek çok kişiyi öldürmesi ile zirveye ulaşan olaylar sonrasında Doğu Türkistan’da Çin kaynaklarının olayları çarpıtma çabası ve olayları körükleyen açıklamaları devam ediyor.32

* Çin resmî haber ajansları olaylarla ilgili tüm yayınlarında Çinlilerin görüntülerini kullanmış, olayların gerçek yüzü ile ilgili hiçbir görüntülü kaynağa yer vermemiştir. Sadece yakılmış araba ve iş yeri görüntülerine yer verilmiş, yaralı iki Çinli kızın görüntüleri ile hedef saptırmaya çalışılmıştır. Urumçi’deki kaynaklarımızdan aldığımız haberlere göre 2.000 civarında olan ölü sayısı uzun süre 146 olarak açıklanmıştır. Ancak ulaşan görüntüler yaşanan vahşetin büyüklüğünü gözler önüne sermektedir. Çinli kaynakların verdiği 184 ölü ve 1.680 yaralı rakamları gerçekte çok daha yüksektir. Bu konuda Çin, diasporadaki Uygurları, rakamları abartmakla suçlamaktadır. Oysa verilen rakamlar bizzat olayları yaşayan kişilerden alınan rakamlardır.

* Çin hükümeti güvenliklerinin sağlanamayacağı bahanesi ile başta tarihî Kaşgar şehri olmak üzere pek çok şehirden yabancı gazetecilerin ve yabancı uyrukluların ayrılmasını istemiştir. 5 Temmuz olaylarının ilk uğradığı şehir olan, gösterilerin düzenlendiği ve çatışmaların yaşandığı Kaşgar’da gerilimin tırmanacağından endişe eden Çin’in, yabancılardan şehri terk etmesini istemesi, şehirde yeni bir katliamın yaşanacağı endişesine sebep olmaktadır.

* Çin’in Doğu Türkistan’a atadığı Genel Vali Wang Lequan’ın, olaylardan sorumlu olanların idam edileceği açıklamasını 12 Temmuz 2009 günü tekrarlaması ve idamlar için gerekli düzenlemelerin yapıldığını söylemesi üzerine 13 Temmuz Pazartesi günü Urumçi’de tekrar olaylar çıkmıştır. Çin kaynaklarının verdiği haberlerin aksine 6.000’in üzerinde olan tutuklu yakınları, kararı protesto etmiştir. Çıkan olaylarda iki Doğu Türkistanlı daha polis tarafından öldürülmüştür. Çin’in daha önceki uygulamalarını çok iyi bilen Doğu Türkistanlılar, idam furyası ile katliamın devam edeceğinden endişe etmektedirler. Nitekim 11 Eylül saldırılarından sonra Çin, bütün Doğu Türkistanlıları terörist ilan etmiş, yüzlerce Doğu Türkistanlı genci terör örgütü üyesi olmak suçundan idam etmiştir. Çin, her Doğu Türkistanlıyı Urumçi olaylarının sorumlusu olarak görmekte ve sorgusuz sualsiz idam etmektedir. Bunun için en iyi örnek, Dünya Uygur Kongresi’ni,33 Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabia Kadir’i 34 ve Doğu Türkistan Müslümanlarını35 olayların sorumlusu olarak göstermesi ve 27 Uygur Türk’üne idam cezası vermesidir.36

* Olayların yatıştırılması için bölgeye sevk edilen on binlerce asker, Doğu Türkistanlıların evlerini basmış ve geniş çaplı aramalar yapmıştır. Bütün fotoğraf makineleri ve kameralara el konulmuştur. Bilgisayarında, cep telefonunda, fotoğraf makinesi veya kamerasında olaylarla ilgili görüntü olanlar tutuklanmıştır.37
* Doğu Türkistan’daki katliamın sorumlusu, Komünist Parti yetkilisi Genel Vali Wang Lequan, polise “Kafasını kaldıran Uygur Türk’ünü vurun” emri vermiştir. Olayların çıktığı gün asker de Türkleri sokakta kurşuna dizmiştir.38 Wang Lequan yaptığı bir açıklamada, “hiçbir Çinlinin geri dönmemesini, korkmamasını, yanlarında Çin güvenlik güçlerinin olduğunu” söylemiştir. Bu, provokatif bir söylemdir. Nitekim bağımsız haber ajanslarının verdiği görüntülerde, Çinli askerlerin Uygurlar üzerinde baskı kurduğu, Uygurları abluka altına aldığı açıkça görülmektedir. Buna rağmen sokaklarda ellerinde balta ve sopalarla gezen Çinli paramiliterlere hiç müdahale edilmemesi genel valinin söylemlerini doğrulamaktadır.
 
* Wang Lequan’ın olaylar sırasında yaptığı “Başlarını kaldırdıklarında hemen vurmalıyız. Saldırmalarını beklemeden hemen vurmalıyız. Bu kış ve önümüzdeki baharda bütün bölgede bağımsızlık hareketlerine karşı yeniden ıslah faaliyetini başlatacağız.” açıklaması, gelecek için dehşet vericidir.39 Islah faaliyetlerinin önceki dönemlerdeki acı sonuçlarını çok iyi hatırlamaktayız. Islah ifadesiyle Doğu Türkistan halkı üzerinde yeni bir baskı dalgası oluşturulacağı anlaşılmaktadır.

* Türkiye kamuoyunu yanıltmak amacı ile Çin’in İstanbul Başkonsolosluğu propaganda kayıtları dağıtmaya başlamıştır. Olaylarla ilgili görüntülerin montajlanarak yer aldığı kayıtlarda Çin, gerçekleri saptırmıştır. Yaşananların tek sorumlusu olan Çin’in tek taraflı olarak hazırladığı, tamamen siyasi amaçlı bu kayıtlar hiç kimse tarafından kabul edilmez, edilemez.40

Çinli yetkililer, 5 Temmuz olaylarının hemen ertesinde sürgündeki Uygur lider Rabia Kadir’in Urumçi’de inşa ettirdiği üç binanın yıkılmasına karar vermiştir. Çinli yetkililer, çatlaklarla dolu olduğu gerekçesiyle binaların sağlam olmadığını iddia etmiştir.41 Ancak bu kararın olaylardan hemen sonra alınması dikkat çekicidir.

* Çin işgali altındaki Doğu Türkistan’da Çin yönetimi Müslüman Uygur Türklerinin tarih ve kültürleri ile bağlarını koparmak amacıyla tarihî İpek Yolu’nun önemli kavşak noktası Kaşgar şehrinin eski şehir kısmını dozerlerle yıkıp yerle bir etmeye başladı. Tarihî Kaşgar şehrinin %85’inin yıkılmasının planlandığı bildirildi. Kaşgar şehri İpek Yolu’nun kuzey ve güney kısımlarının birleştiği vahada, Taklamakan Çölü’nün batı ucunda bulunuyor. Delhi ve Semerkant’tan yola çıkan tüccarlar, dünyanın en zorlu dağ yolunu geçtikten sonra Kaşgar’da yüklerini boşaltıp şehrin sokaklarında safran ve diğer ticari eşyalarını satıyorlardı. Çinli tüccarlar da aynı şekilde ipek ve porselen yüklerini buraya getiriyorlardı. Şimdi bu tüccarların yerini turistler aldı. Eşeklerin çektiği arabalarla vadileri ve toprak evleri geziyorlar. Kaşgar şehri daha önce de Cengiz Han tarafından yakılıp yıkılmıştı. Yıllar sonra Kaşgar şehri tekrar talan ediliyor fakat bu sefer Çinliler tarafından.42

The New York Times gazetesinin haberine göre, Kaşgar’ın tarihî bölümünde yapılan yıkım sebebiyle şu ana kadar 900 Müslüman aile Kaşgar’ın eski şehrinden göç etti. Mimar ve tarihçi George Michell 2008’de yazdığı “Kaşgar: Eski İpek Yolu’ndaki Vaha” adlı kitabında, Kaşgar için “Orta Asya’da bulunabilecek geleneksel İslam şehirlerinin en iyi korunmuş örneği” demişti. Şimdi işgalci Çin yönetiminin eliyle Orta Asya’da en iyi şekilde muhafaza edilmiş bu geleneksel İslam şehri, bütün izleri ile tarih sahnesinden silinmeye çalışılıyor.43 

Çin, Doğu Türkistan’ın en önemli şehirlerinden Kaşgar’ı yıkma nedeni olarak her dikta rejiminin bulduğu bildik gerekçeyi tekrarladı, “Halkın güvenliği için yıkıyoruz!” Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerinin tarih, kültür ve sanatla yoğrulmuş abide şehri Kaşgar’daki eski şehir bölümünü “kentsel dönüşüm” adına yavaş yavaş yok eden Çin hükümeti, Türkiye’de ve dünyada son dönemde artan tepkiler üzerine bir “bilgilendirme filmi” hazırladı. Şimdiye kadar aralarında İslam dünyasının en büyük medreselerinden biri olan Hanlık Medresesi’nin de olduğu çok sayıda tarihî eser yıkılarak yerlerine dev gökdelenler inşa edildi. Çin hükümetinin hazırladığı ve tam anlamıyla propaganda kokan filmde ise, neredeyse tamamı Çinli olan proje mühendisleri, eski şehirdeki harabe hâlde olan toprak evlerin yıkılması gerektiğini anlatıyor. Çin’in İstanbul Başkonsolosluğu tarafından hazırlanan “Eski Kaşgar Kentinin Yenilenmesi ve Korunması” isimli filmde, bu binaların neden böylesine bakımsız kaldığı, evlerini inşa etmek isteyen Uygurların karşılaştıkları engeller ya da Uygur halkının maruz kaldığı eğitim ve iş ayrımcılığının bu geri kalmışlık üzerindeki etkilerinden hiç bahsedilmiyor.44

5 Temmuz sonrasında bölgedeki gelişmeler ve güncel durum
Çin hükümetinin ayrılıkçı politikaları ve Uygur Türklerine uyguladığı baskılar nedeniyle bölgede çeşitli isyanlar ve karmaşalar yaşanmaktadır. 2009 yılı içinde gerçekleşen 5 Temmuz olayları da bu durumun bir yansımasıdır. Olay nedeni Çin resmî kayıtlarına, haziran ayında fabrikada çıkan bir çatışmada iki Uygur Türkü’nün öldürülmesi olarak geçmiştir. Fakat yaşananların arka planındaki nedenler hem Türk kamuoyu hem de Amerikan kamuoyu tarafından tartışılmaktadır.45 

Uygur Türkleri Çin hükümetinin fabrikada yaşanan katliamı tarafsız ve adil şekilde ele alması için bir süre beklemişlerdir. Ancak Çin, ırkdaşlarından yana bir tavır sergileyerek olayın üzerini kapatmaya çalışmıştır. Bunun üzerine Kaşgar’dan gelen 2.000 civarında Uygur Türk’ünün katılması ile 5-10 bin kişilik bir Uygur topluluğu Urumçi’de yaşanan fabrika katliamı ve tecavüzün hesabını sormak ve adalet istemek üzere bir gösteri düzenlemiştir. Göstericiler herhangi bir taşkınlığa sebebiyet vermeden Çin hükümetinden olayın araştırılmasını ve suçluların cezalandırılmasını talep etmişlerdir. Ancak Çin polisi ve askeri bu sivil eyleme şiddetle karşılık vermiş ve ilk anda Uygurları korkutmak ve dağıtmak için göstericilerin en önünde oturma eylemi yapan ikisi kız üç kişiyi herkesin gözleri önünde başlarından vurarak öldürmüştür. Oluşan panikte kalabalığın üstüne silahlarla yürüyen Çin polisi onlarca Uygur Türk’ünü öldürerek ve yaralayarak kalabalığı dağıtmıştır. 

Haziran ayında yaşananların üzerine bu sert tavır âdeta tuz biber ekmiş ve Urumçi’nin değişik semtlerinde toplanan Uygur Türkleri şehir merkezine doğru yürüyüşe geçmişlerdir. Bu sırada da yol boyunca karşılaştıkları Çinlilerle kavgalara tutuşmuşlar, araçları devirip ateşe vermişlerdir. Çıkan kargaşada Çinlilerden ve Uygurlardan ölenler olmuştur. Tüm bu olaylar yaşanırken her yerde emniyet güçleri olmasına rağmen iki grup arasındaki sokak kavgasına müdahale edilmemiş ve âdeta göz yumularak olaylar kışkırtılmıştır.

Olaylar içinden çıkılmaz bir hâl aldığında emniyet güçleri rastgele ateş ederek Uygur Türklerinden pek çoğunu sokak ortasında öldürmüştür. Bu saldırıda Kaşgar’dan gelen Uygurlarla birlikte yaklaşık 2.000 Uygur Türk’ü aynı yerde öldürülmüştür. Hemen ardından itfaiye araçları ve çöp kamyonları gelmiş ve öldürülen Uygurlar çöp araçlarına doldurularak götürülmüş, sokaklar itfaiye araçlarınca temizlenmiştir. Görgü tanıklarının anlattığına göre temizleme işleminden sonra sokaklarda ne kan izleri ne de kafalarından vurulmuş Uygurların parçalanmış beyinlerinden bir iz kalmıştır. Tüm bunların ardından şehrin telefon, internet ve elektrik altyapısı kapatılmıştır. Akşam saat 22.00’de elektrikler tekrar verilmiş ve sabaha kadar sürecek ev baskınları başlamıştır. Kar maskeli Çin askerleri teker teker Uygur evlerini basarak çocuk, kadın, yaşlı, erkek ayırmaksızın herkesi gözaltına almıştır. Direnenler evlerinde, çocuklarının gözleri önünde öldürülmüştür. Geride kalanlar yakınları ile ilgili haber alabilmek için ertesi sabah polise müracaat ettiklerinde kendilerine baskınları yapanların polis olmadığı, bunların terör eylemi olarak kayıt altına alınacağı ve götürülenlerin kayıp olarak değerlendirileceği söylenmiştir. O gece götürülenlerden evine dönebilen kimse olmamıştır. Bir kısmının cesedi ailelerine teslim edilmiş, bir kısmının ölüsüne dahi ulaşılamamıştır. 

Bir gün sonra Çinliler arkalarına Çin askerlerini de alarak Uygur bölgesine saldırıya geçmişlerdir. Önde Çinli halk, arkalarında ise onları koruyan Çin askerleri, Uygurların iş yerlerine, evlerine saldırmışlar ve yakalayabildikleri Uygurları sokak ortasında öldürmüşlerdir. İlginç olan ise Çinli saldırganların hepsinin elinde Çin polisinin kullandığı coplardan olmasıdır.
Çin polisinin işkence yöntemlerinden bazılarını ise şu şekilde sıralayabiliriz: Çeşitli gerekçelerle tutuklanan ya da evlerinden zorla alınan genç kızlara tecavüzler; günlerce aç susuz bırakılan tutuklulara tuzlu su verilmesi sonucu susuzlukları had safhaya ulaşan mahkûmların idrarlarını içecek duruma getirilmeleri; tutukluların genellikle kan kaybından ölümüne sebebiyet verecek şekilde çivili sopalarla dövülmesi; işkenceye dayanamadığından bağırıp inleyen tutukluların vurularak öldürülmeleri ve daha birçok metot...

Bu işkencelerde bir gecede 830 kişi öldürülmüş ve bu 830 kişinin çok büyük bir kısmının cesedi yakılarak külleri çöplere karıştırılıp çöp depolarına dökülmüştür. Bir kısım cesetler ise ailelerine 5 Temmuz çatışmalarında öldüğüne dair bir evrak imzalatılarak teslim edilmiştir. Böylece polis, bu kişilerin işkencede ölmediğini, ölümlerin iki grubun çatışması sırasında gerçekleştiğini kayıt altına almış olmaktadır. Yapılan işkenceler bunlarla da sınırlı değildir. Bir kısım tutukluların belden omuza kadar olan kısmına ıslak havlular sarılmakta; sopalar da havlu ile sarıldıktan sonra tutuklular dövülmektedir. Havlular nedeniyle vücutta herhangi bir darp izi oluşmazken iç organlar iflas ettiğinden tutuklular serbest bırakılıp evlerine gönderildikten en fazla iki gün sonra iç organları iflas ettiği için hayatlarını kaybetmektedir. Ölüm raporlarına ani kalp sıkışması, kalp krizi ve benzeri gerekçeler yazılmaktadır. Tüm bu işkencelere şahit olan dört Uygur polisi intihar ederek hayatlarına son vermiş, bazı Uygur polisleri de görevlerinden istifa etmiştir. 

Irkdaşlarına işkence eden Uygur polislerin anlattıkları ise inanılır gibi değildir. İşkencelerde ve sorgularda hem Çinli hem de Uygur polisler aynı anda görev almaktadır. Uygur polisi tutuklu Uygurluyu dövüyor ve kimlerle görüştüğünü, kendisini kimlerin organize ettiğini, yanında başka kimlerin olduğunu soruyor. Tutuklu bir süre direndikten sonra yanındaki arkadaşlarını ihbar ediyor. Uygur polisi Çinli polisin yanında konuşmaması ve diğer arkadaşlarını ihbar etmemesi için şiddetle dövmekte ancak acıya dayanamayan tutuklu herkesin ismini vermektedir. İsimler ortaya çıktıkça Uygur polisi -yine daha fazla konuşmasın diye- Uygur tutukluyu öldüresiye dövmeye devam etmektedir! Bir başka polis ise anneleri ile birlikte tutuklanan birkaç aylık çocukların annelerinin gözleri önünde boyunlarının kırılarak nehre atıldığını anlatmaktadır.46

Olaylar sonrasında Çin yönetimi Uygur Türklerine idam cezası vermekte, ancak Uygur Türklerinin nerede idam edildiği bilinmemektedir. Cenazelerinin ailelerine verilip verilmediği de belli değildir.47 TÜRKSAM Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi Genel Başkanı Sinan Ogan, şu tespiti yapmaktadır: “Son yıllarda ekonomik gelişme ve ekonomik olaylarla gündeme gelen Çin, Doğu Türkistan bölgesinde yaşanan etnik çatışmalar sebebiyle bir anda dünyanın gündemine oturdu. Doğu Türkistan’da (Sincan Uygur Özerk Bölgesi) 5 Temmuz 2009 tarihinde başlayan ve bütün gece devam eden olaylar basit bir iş paylaşım kavgası olarak başlamış gözükmekte veya en azından bu şekilde yansıtılmaktadır. Ancak hadisenin kökleri çok daha derindir. 

Dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip ülkesi olan ve birçok ülkeyi nüfusu ile tehdit eden Çin, aslında kendi içinde tam bir homojen yapıya sahip değildir. Yıllardır uyguladığı baskı politikalarına rağmen tam bir başarı sağlayamadığı Doğu Türkistan bölgesinde sonradan yerleştirilen Çinli nüfus ile yerel Uygur Türkleri arasında uzun zamandır tansiyon son derece yüksekti ve çatışma potansiyeli barındırıyordu. Bu çatışma potansiyeli çeşitli vesilelerle su yüzüne çıkıyor ancak Çin tarafından bir şekilde bastırılıyordu. Özellikle de 11 Eylül sonrasında bazı Uygur Türklerinin Guantanamo’da ‘radikal İslamcı terörist’ diye tutuklanması aslında Pekin yönetimine bulunmaz bir fırsat verdi ve asimilasyon politikalarına başkaldıran bütün Uygur Türkleri ‘İslamcı terörist’ damgasıyla idam edildi.”48 Kısacası, Çin eski alışkanlıklarının aksine böyle bir olaydan sonra bu şekilde açıklamalar yaparak bundan sonra yapacakları için dünya kamuoyunun gözünü boyamak istemektedir.49

Son notlar
1 “5 Temmuz Urumçi Olayı”, http://www.turkbirlik.gen.tr/lang-tr/Haberler/112-sherqi-turkistan/902-5-temmuz-urumci-olayi.html.
2 “Kızlarını göremediler”, http://yenisafak.com.tr/Dunya/?t=30.06.2009&c=4&i=198020.
3 “21. yüzyılın Kuveyt’inde kargaşa” http://www.newsweekturkiye.com/haberler/print_page/30723.
4 5 Temmuz Urumçi Olayı, http://www.turkbirlik.gen.tr/lang-tr/Haberler/112-sherqi-turkistan/902-5-temmuz-urumci-olayi.html.
5 “Uygur Türkleri için gıyabi cenaze namazı kılındı”, http://yenisafak.com.tr/Gundem/Default.aspx?t=10.07.2009&i=197713.
6 “Kocatepe-Fatih’te Çin’e namazlı kınama”, http://www.haber7.com/haber/20090710/KocatepeFatihte-Cine-namazli-kinama.php.
7 “Bahçeli''den Doğu Türkistan Çağrısı”, http://www.turkkonseyi.com/index.php?option=com_content&view=article&id=125:bahcelden-dou-tuerkstan-carisi&catid=8:tuerk-duenyasi&Itemid=7.
8 “Saadet’ten Urumçi’ye destek mitingi”, http://www.8sutun.com/haberdetay.asp?tarih=20.01.2010&Newsid=45465&Categoryid=7.
9 “Çağlayan’da binlerce kişi Çini protesto etti”, http://www.istkaradeniz.com/haberdetay.asp?ID=1339.
10 “Çağlayan meydanında Çin protestosu”, http://www.cnnturk.com/2009/turkiye/07/12/caglayan.meydaninda.cin.protestosu/534722.0/index.html.
11 “Çağlayan’da Binlerce Kişi Çin’i Protesto Etti”, http://www.showhaber.com/164327/guncel/caglayanda-binlerce-kisi-cini-protesto-etti.html; 1- Türkiye Cumhuriyeti Pekin’den büyükelçiyi Çin hükümetinin barbarca tavırları sona erdirilinceye kadar Ankara’ya geri çağırmalıdır. 2- TBMM acilen toplantıya çağrılarak Kızıl Çin hükümetine karşı alınacak tedbirler gizli oturumda konuşulmalıdır. 3- Dışişleri Bakanlığı, olaylara karıştığı iddia edilen kişilerin idam edilmelerinin önlenmesi için her türlü çabayı ortaya koymalıdır. 4- Uluslararası bağımsız gözlemci heyeti kurularak olaylar bütün yönleri ile soruşturulmaya başlanmalıdır. 5- Türkiye BM’nin yeniden yapılanması ve BM Güvenlik Konseyi’nin statüsünün değiştirilmesi için diplomatik bir atak başlatmalıdır. 6- Kazakistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan gibi ülkelerin üzerinde ağırlığı olan bir Türkiye bu ülkeleri harekete geçirmeli ve Doğu Türkistan için çeşitli girişimler başlatmalıdır. 7- İran, Suudi Arabistan ve Mısır; Türkiye’yi de harekete geçirerek İKT’de işe yarar bir eylem planı ortaya konması için çalışmalar başlatmalıdır. 8- İHH, Cansuyu gibi sivil toplum kuruluşlarının olay yerlerine gitmesini sağlayacak hazırlıklar yapılmalıdır. 9- Yüz milyonlarca Doğu Türkistanlı vatandaşımız dünyanın çeşitli yerlerinde mülteci durumundadır. Türkiye bu mültecilere “mülteci” statüsü verilmesi için BM nezdinde özel gayret göstermelidir. Örnek olmak için de Türkiye, Türkiye’de yaşayan Uygurlara mültecilik hakkı, pasaport ve oturum hakkı vermelidir.
12 “Saadet Partisi’nin Mitingi Çin’i Kızdırdı!” http://haberalemi.net/110500_Saadet-Partisi-nin-Mitingi%C2%A0-Cin-i-%C2%A0Kizdirdi!.html.
13 “Yüz binlerin öfkesi ses getirdi” http://www.milligazete.com.tr/haber/cin-kendine-gel-134228.htm.
14 “İHH’dan Çin’e ‘Katliamı durdur’ çağrısı”, http://www.yeniasya.com.tr/2009/07/23/haber/butun.htm.
15 “Uygur Türkü’nün balina kadar değeri yok mu?”, http://yenisafak.com.tr/Politika/Default.aspx?t=08.07.2009&i=197230; http://www.timeturk.com/uygur-turkunun-balina-kadar-degeri-yok-mu--81393-haberi.html.
16 Bahar Bakır, “Dünyadan tepki yağıyor”, http://www.milliyet.com.tr/Guncel/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&KategoriID=24&ArticleID=1115245&Date=08.07.2009&b=Dunyadan%20tepki%20yagiyor.
17 “Urumçi’deki olaylar İKT’yi hareketlendirdi”, http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=867389&title=urumcideki-olaylar-iktyi-hareketlendirdi.
18 “ABD''den katliama ilişkin ilk açıklama”, http://www.samanyoluhaber.com/h_304768_abdden-katliama-iliskin-ilk-aciklama.html.
19 “Vahşeti durdurun”, http://www.mehmetcik.gen.tr/haber.php?haber_id=4312.
20 “France concerned over Xinjiang riots”, http://www.thenews.com.pk/updates.asp?id=82347.
21 “Violence in Xinjiang worries foreign ministry”, http://www.swissinfo.ch/eng/news_digest/Violence_in_Xinjiang_worries_foreign_ministry.html?cid=7499024.
22 “Riots in China: 1400 people detained”, http://www.ndtv.com/news/world/1400_people_detained_in_china_riots.php.
23 “China Suspends Visas To Kazakhs For Xinjiang”, http://www.rferl.org/content/China_Suspends_Visas_To_Kazakhs_For_Xinjiang/1771643.html.
24 “Kazakh Foreign Ministry: Above 1,000 Kazakh citizens leave Xinjiang due to riots”, http://en.ca-news.org/news/76911.
25 “Rusya: Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki olaylar Çin’in içişleri”, http://www.milliyet.com.tr/Dunya/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1115424&Date=08.07.2009&Kategori=dunya&b=Rusya:%20Sincan%20Uygur%20Ozerk%20Bolgesindeki%20olaylar%20Cinin%20icisleri.
26 “Recent riots in Xinjiang region, China”, http://www.slmfa.gov.lk/index.php?option=com_content&task=view&id=2025&Itemid=75.
27 “Çin, Urumçi’de Adil ve Tarafsız Soruşturma Başlatmalı”, Uluslararası Af Örgütü (7 Temmuz 2009).
28 “HRW: Çin Sincan İçin BM Heyetine Kapılarını Açsın”, http://www.bianet.org/bianet/dunya/115708-hrw-cin-sincan-icin-bm-heyetine-kapilarini-acsin.
29 Memet Aydemir, “Kaçırılan Uygur Kızları” http://www.turansam.org/makale.php?id=392.
30 “Doğu Türkistan için ne yapıyoruz?” http://www.milligazete.com.tr/makale/dogu-turkistan-icin-ne-yapiyoruz-134889.htm.
31 “21. yüzyılın Kuveyt’inde kargaşa” http://www.newsweekturkiye.com/haberler/print_page/30723.
32 “Dünya Uygur Kurultayı Başkan Yardımcısı Seyit Tümtürk ile söyleşi”, http://www.milligazete.com.tr/haber/dunya-uygur-kurultayi-baskan-yardimcisi-seyit-tumturk-ile-soylesi-133688.htm.
33 “Urumçi’deki sabotaj olayı Dünya Uygur Kongresi’nin gerçek yüzünü açığa vurdu”, http://turkish.cri.cn/781/2009/07/06/1s116667.htm.
34 “Çin, Uygur isyanını yine kanla bastırdı”, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&Date=6.7.2009&ArticleID=943840.
35 “D. Türkistan’da Müslümanlara suçlama”, http://www.haber7.com/haber/20090904/D-Turkistanda-Muslumanlara-suclama.php.
36 “Çin’de beş Uygur Türk’üne İdam Cezası”, http://www.trt.net.tr/Haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=63a6807f-0f48-48fd-975c-79d18f433c5d.
37 “Basın Bilgilendirme-1”, http://www.edebiyatciturk.com/arsiv/basin-bilgilendirme-1.html.
38 “Vur emri Wang’dan”, http://yenisafak.com.tr/Dunya/?t=14.07.2009&i=198390.
39 “Komünist partiden şok emir”, http://www.porttakal.com/haber-komunist-partiden-sok-emir-370906.html.
40 “5 Temmuz Olaylarının Gerçek Yüzü”, http://groups.google.com/group/hadisgentr/browse_thread/thread/2366ad5ceedd972b?hl=tr.
41 “Rabia Kadir’in Urumçi’deki Binaları Yıkılıyor”, http://www.voanews.com/turkish/archive/2009-09/2009-09-08-voa17.cfm?moddate=2009-09-08.
42 “Çin, tarihi Kaşgar şehrini yıkıyor!”, http://www.yenidenergenekon.com/403-cin-tarihi-kasgar-sehrini-yikiyor.
43 “Antik Kaşgar’ı Korumak Yıkmaktan mı Geçiyor?”, http://www.arkitera.com/h41840-antik-kasgari-korumak-yikmaktan-mi-geciyor.html.
44 “Kaşgar, ‘Halkın güvenliği için’ yıkılıyormuş!”, http://www.dunyabulteni.net/news_detail.php?id=102586.
45 “Fatma Şebnem Ercan”, http://www.turksam.org/gencbakis/a1811.html.
46 “Urumçi’de Çin İşkencesi”, http://www.timeturk.com/yazardetay.asp?Newsid=15441.
47 “Çin-196 Uygur Türk’ünü kurşuna dizdi”, http://haber.nazlimcafe.com/etiket/uygur-turkleri/.
48 “Ogan: Çin’deki Olaylar Türkiye Gündemini Değiştirebilir!”, http://www.nethabercilik.com/haber/ogan-cindeki-olaylar-turkiye-gundemini-degistirebilir.htm.
49 “Doğu Türkistan Sorunu Nedir?”, http://www.the.org.tr/2009/10/13/dogu-turkistan-sorunu-nedir.

  • 866 defa okundu.