Yrd. Doç. Dr. Erkin EMET
Ankara Üni. Dil Ve Tarih-Coğrafya Fak.
Çağdaş Türk Leh. ve Ede. Böl. Öğr. Üyesi

Uygur Dil Tarihine Genel Bir Bakış
Hâlen Çin Halk Cumhuriyeti İdaresi altında bulunan ve anavatanı Doğu Türkistan'da (Şin Jiang Uygur Özerk Bölgesi) yaşamakta olan Uygur Türkleri, Türk boylarından biridir. Uygur Türkleri geçmişte kurduğu devletlerle, gelişen ekonomisi, kültür, edebiyat ve sanat dallarıyla Türk tarihinde çok önemli yere sahiptir. Uygurların geliştirdiği yazı dili ve edebiyatı birçok Türk boyunun kendi lehçelerine dayalı edebi dilinin, edebiyatının şekillenmesi ve gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Kültür ve edebiyatları çok zengin olan Uygurlar, Türk Dünyası kültürü, dili ve edebiyatının değişmesi ve gelişmesine büyük katkıda bulunmuşlardır.

Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu, Uygurların Orta Asya (Türkistan)'da kültür yönünden oynadıkları rolü şöyle ifade etmektedir; "Beşinci yüzyıldan başlayarak, önceleri kendi boyları, daha sonra katılan diğer Türk boy ve uyruklarıyla siyasi bir birlik vücuda getiren Uygurların Orta Asya Türk dili ve kültürünün gelişmesinde ve yayılmasında çok önemli rolleri olmuştur. Din ve inançlarındaki tolerans, varisi bulundukları daha önceki Türk dili ve kültürüne sıkı bağlılıkları, yerleşik cemiyet hayatı ile göçebe serbestliğini ayarlamaktaki kabiliyetleri, Uygur Türkü'nü Türk dili ve kültürünün yeni baştan yapılanması gereken yapısının ustası kılmakta gecikmemiştir. Kelimenin tam manasıyla devrinin komşu devletlerini imrendirecek kadar gelişmiş yapılı, hukuki bir devlet oluşturmuşlardır. Uluslararası münasebetler kurarak, yabancı ellerde yaşayan Türk kolonileri için koruyucu kanunlar meydana getirmişlerdir. Devlet idaresi vazifelerinin yürütülmesine memur vekiller heyeti ve çeşitli mensuplar kadrosu ihdas etmişlerdir. Devlet nizam ve intizamını koruyan kanunlar çıkarmışlardır. Dış ülke ve memleketler nezdinde sefirler göndermişlerdir.

Uygur devleti fikir hayatı bakımından da ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Uygur kağanı sarayında yerli ve yabancı sanatkârlar, tarihçiler, ilim adamları himaye görmüş, ülkede kütüphaneler kurulmuştur. Uygurlar devrine göre, ileri bir musiki ve edebiyat yaratmaya muvaffak olmuşlardır."1

Uygur Türkleri binlerce yıllık tarihlerinde, kendi emeklerinin, akıllarının, duygularının ve dünya görüşlerinin bir ifadesi olarak edebiyat ve sanat değeri yüksek eserler ortaya koymuşlardır.

XIX. yüzyıl, Doğu Türkistan tarihinde, Uygur topraklarının tümüyle Mançu-Çin'e dahil edilmeye çalışıldığı, Uygur Türklerinin bağımsızlık mücadelesi verdiği çalkantılı bir dönemdir. Bazı tarihçiler bu döneme karışıklıklar yüzyılı da derler, çünkü bu yüzyıl isyanlarla doludur. Kalmuklar 1674'te Turfan, Ürümçi ve İli bölgelerinde Cungariye devletini kurdular. 1679'dan sonra 18 yıl boyunca bu devlet bölgenin güneyine de hâkim oldu. Kalmukların hakimiyetindeki bu devir, Doğu Türkistan'da genel vali sıfatıyla hocaların hüküm sürdüğü bir devir olmuş; bu sebeple "Hocalar Devri" olarak adlandırılmıştır.2

Bu tarihten sonra bölgede yine karışıklıklar görülmeye başlandı. 1864'ün Aralık ayında Sıddık Bey Kıpçak isyan ederek Yenihisar ve Kâşgar'ı ele geçirdikten sonra, Hokand Hanı Hudayar Han'a bağlılık bildirdi. Bunun üzerine Hudayar Han, Büzrük Han Türe'yi Kâşgar valisi, Yakup Bey'i de başkumandan olarak bölgeye gönderdi. Ancak Sıddık Bey bunu kabul etmeyince bertaraf edilerek, Kâşgar resmen Hokand Hanlığı'na bağlandı. Bir süre sonra Yarkent de hanlığın topraklarına katıldı. Bu sırada Batı Türkistan Rus işgaline uğradı ve Kâşgar'a büyük göç oldu. Göç sırasında, 1865'te Yakup Bey Kâşgar valisini devirerek Hokand Hanlığı'nın sona erdiğini ilân etti ve Atalık Gazi Bedevlet Yakup Bey unvanı ile Kâşgar ve Yarkend hükümdarı oldu. Yakup Bey 1866'da Hoten'i, 1867'de Kuça'yı, 1868'de Turfan'ı, Ürümçi'yi ve Kumul'a kadar olan bölgeleri ele geçirerek hâkimiyet sınırlarını genişletti.3

İngilizler Yakup Bey'in bu hareketi ile ilgilendiler. 1868'de Kâşgar'a gelen İngiliz ticarî heyeti Yakup Bey ile görüştü ve ticarî antlaşma imzaladı. Yakup Bey bir yandan İngilizlerle dostça ilişkiler kurmaya çalışırken, diğer yandan da Osmanlı Sultanı Abdülaziz'e oğlu Seyid Yakup Han Töre (Hoca Töre)'yi yollayarak yardım talep etti. Hoca Töre, Türkistan'daki gelişmeleri sultana ve ileri gelenlere ilettikten sonra sultanın yüksek himayesine girmek istediklerini belirtmiştir. Sultan bu isteğe kayıtsız kalmayarak bir gemi ile silâh ve asker yardımı yollamıştır. Bu andan itibaren Yakup Bey, sultanın verdiği emirlik unvanını alarak, hâkimiyeti altındaki topraklarda hutbeyi Abdülaziz Han adına okutmuş ve sikkeleri onun adına bastırmıştır.4

Yakup Bey Petersburg'a elçi yollayarak, Rusya ile de dostça ilişkiler kurmaya çalışmıştır. Osmanlı himayesine giren ve Çin'e karşı Rusya ve İngiltere arasında denge politikası yürüterek yerini bir dereceye kadar sağlamlaştıran Yakup Bey, maalesef 1877 yılının Mayıs ayında vefat etmiş; Çinliler de hiç vakit geçirmeden yaptıkları taarruzla 16 Mayıs 1878'de Doğu Türkistan'ın tamamını işgal ve istilâ etmişlerdir. Bir süre Zo Zungtang komutasındaki ordu tarafından idare edilen Doğu Türkistan, 18 Kasım 1884'te Çin imparatorunun emriyle 19. eyalet olarak Şin-Cang (Xin-Jiang "Yeni Toprak") adıyla doğrudan imparatorluğa bağlanmıştır.

Bildiğimiz üzere 19. yüzyılın sonlarına kadar Doğu Türkistan'da cehalet hüküm sürmekte idi. Bu dönemlerde büyük alimlerin yetiştiği Kaşgar'daki ilim merkezleri çoktan kapatılmıştır. Bu dönemde Batı Dünyasında eğitim hızlı gelişmekte idi. Bunun etkisiyle Türkistan'da ceditçilik hareketi başlatıldı. Bu yeni eğitim şekli "usul-i Cedit" diye adlandırıldı. Usul-i Cedit'in Doğu Türkistan'daki en önemli temsilcileri ise, Artuş ve Gulca'da Hüseyin Musabay, Abdülkadir Damolla Kaşgari yeni okullar açmıştır, Taş Ahunum Turfan Astane'de, Maksut Muhidi Kuçar'da okul açmıştır. Hamit Haci gibi kişilerde bunların arasındadır. Bu kişiler o yıllarda Batı ülkelerini dolaşıp, orda gördükleri yenilikleri Doğu Türkistan'a getirmeye çalışmışlardır.

Kaşgar'da Musabay Hacı'nın babası Abduresul zamanında Kaşgar'daki en büyük Hanlık Medresesini bitirmiş, daha sonra bu medreseye sürekli bir şekilde maddi destekte bulunmuştur. Şimdiye kadar Doğu Türkistan kütüphanesinde korunmakta olan o döneme ait yazma belgede Musabay'ın bütün mal varlığını milli eğitime bağışladığı kaydedilmiştir. Daha sonra Musabay'ın oğulları olan Hüseyin Bay (1844-1926), Bahavudun Bay (1851-1928)'ler-de Uygur milli eğitiminden yardımını esirgememiştir.

Yurt dışındaki çağdaş eğitimden etkilenen Bahavudun Bay Doğu Türkistan'a döndükten sonra çağdaş eğitime önem verme-ye başlamıştır. Doğu Türkistan'da ilk olarak çağdaş eğitimi başlatmıştır. 1885 senesinin son baharında eğitime başlattığı okulun adı daha sonra Hüseyniye Mektebi olarak değiştirilmiştir. Bu okul batı standartlarında yapılmış olup, laboratuvar ve spor tesisleri de mevcut idi. Daha sonraki yıllarda bu tip okullar bütün Doğu Türkistan'a yaygınlaştırılmaya başlanmıştır. Başlangıçta, bu okullardaki en büyük sorun yetişmiş öğretmen eksikliği idi. Bunu çözmek için Musa Baylar yurt dışına öğrenci gönderme kararı alarak, ilk defa Tataristan'ın Kazan şehrine öğrenci göndermişlerdir. Bu dönemdeki okulların hepsinde eğitim Uygur Türkçesiyle yapılmış olup, Arap ve Fars dilleri seçmeli ders olarak veriliyordu.

12 Kasım 1933 tarihinde Kaşgar'da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurulduktan sonra, milli eğitim hızlı bir şekilde gelişti. Bu dönemde Uygur milli eğitiminde büyük değişiklikler yapıldı. Bu değişiklikler şunlardır:

1. Bütün Uygur milli eğitimi bir merkezden yönetilmeye başlanmıştır. Ürümçi'de Maarif Nazareti, vilayetlerde ise Maarif idarisi, nahiyelerde ise Maarif bölümü tesis edilmiştir.
2. Bu dönemde okullar iki sistem ile yönetilmiştir. Hükümet tarafından yönetilen okullar şenli mektep, Uygur derneği (halk tarafından) tarafından yönetilenler Huili mektep diye adlandırılmıştır. Devlete bağlı okulların masrafı hükümet tarafından, derneğe başlı okulların masrafı ise derneklerce toplanan bağışlarla karşılanmıştır. 1935 yılından itibaren kurulan Uygur dernekleri Uygur milli eğitiminin gelişmesinde çok önemli rol oynamıştır. Örneğin: o dönemde devlet okullarının sayısı 580 ise, Uygur derneği tarafından yönetilen okulların sayısı 1883'e ulaşmıştır. Devlet okullarında okuyan öğrencilerin sayısı 9333 iken, dernek okullarındaki öğrenci sayısı 180033'e ulaşmıştır. Sadece Aksu vilayetinin Bay nahiyesinde dernek tarafından kurulan 30 ilkokul ve bir tane de öğretmen yetiştirme okulu vardı.
3. Genel   derslerle ayrılmıştır.
4. Öğrencilere verilen letilmiştir.
5. Kızların okula gitme oranı hızla yükselmiştir.
6. Daha önce Uygur milli maarifinin merkezi Kaşgar, Gulca ve Turfanın Astane'de ise, bu dönemde Ürümçi merkez haline gelmiştir.

1934 yılından itibaren Urumçi Ölkilik Darılmuallimin, Şinjiang Darılfunini, Gimnazi-ye, Kız Koleji, Askeri okul, Polis Okulu, Şoförlük okulu, Rus dili koleji, Havacılık okulu, Tıp okulu, Veterinerlik okulu, Ziraat okulu gibi okullar kurulmuştur. 1934 yılından başlayarak kısa zaman içerisinde Şin jiag Gazetesi (eskiden Tian shan Bao deniliyordu) ve bütün vilayetlerde yerel gazeteler yayımlanmaya başlanmıştır. Bu yıllarda ölkilik tiyatro ve benzeri tiyatro kulüpleri kurulmuştur. Bunlar Uygur Türkçesinin gelişmesinde çok önemli rol oynamıştır.

Hızla gelişen Uygur milli eğitiminin en büyük sorunlarından birinin öğretmen eksikliği olduğundan ötürü, 1934 yılından başlayarak eski Sovyetler birliği 3 gurup halinde 300'e yakın öğrenciyi Orta Asya Türk Cumhuriyetlerindeki üniversitelerde yetiştirmiştir. Bu dönem yeni Uygur milli maarifinin altın devri olup, bu dönemde pek çok mühendisler, doktorlar, veterinerler, öğretmenler, sanatkârlar, şairler, müzisyenler ve tercümanlar yetişmiştir. Bu yetişmiş insanlar bugünkü Uygur milli maarifinin gelişmesinde, Uygur Türkçesinin mükemmelleşmesinde büyük katkıda bulunmuştur. 1942 yılından sonra Doğu Türkistan'da siyasi vaziyette çok önemli değişimler ortaya çıkmıştır. Pek çok aydın tutuklanarak hapse atılmıştır. Böylece Uygur milli eğitimi çok büyük yara alarak gerilemeye başlamıştır. Bunun tam tersine, 3 Vilayet İnkılâbı'nın cereyan ettiği bölgeler olan Altay, Çöçek, Gulca illerinde Uygur milli eğitimi hızla gelişim göstermiştir. Eğitimin ve buna bağlı olarak öğretmenlerin önemi gittikçe artmıştır. Öğretmenlik en sevilen ve saygın bir meslek olarak algılanmaya başlanmıştır. 

Bu konuda Doğu Türkistan Cumhuriyetinin devlet başkanı Ahmetcan Kasimi şöyle demiştir: "sınıfta derslerinde geri kalmış öğrenci kalmasın diyerek yürekten çalışan, çabalayan öğretmenlerin görevinin ne kadar meşakkatli olduğunu iyi biliyorum. Toplumda öğretmenin emeğinden daha kutsal bir emek yoktur. Çünkü bilim adamı, uzman, yazar, doktor, komutan, devlet adamı ve diğer bütün insanların hepsi öğretmenlerin emeğinin meyvesidir". 3 Vilayet İnkılâbı'nın ilk dönemlerinde bu bölgelerdeki okullaşma oranı oldukça yüksek olup, kısa zaman içerisinde fen bilimleri ve sosyal bilimler dalında pek çok eleman yetiştirilmiş, bu daha sonraki yıllardaki Uygur milli eğitiminde merkezi rol üstlenmiştir.

DOĞU TÜRKİSTAN'DA KOMÜNİST ÇİN DÖNEMİNDE ÇİFT DİLLİ EĞİTİM
Komünist Çinliler 1949 yılının sonuna doğru Doğu Türkistan'a tamamen hakîm olduktan sonra eskideki eğitim sisteminde bazı değişiklikler yaparak çift dilli eğitimin temelini atmaya başlamıştır. Çin Hükümetinin 1950'lı yıllardan bugüne kadar Doğu Türkistan'da yürütülen çift dilli eğitimi aşağıdaki 5 döneme ayırmak mümkündür.

1. Çift Dilli Eğitimin Temelinin Atıldığı Dönem
Mayıs 1950 tarihinde Şin Jiang Halk Hükümeti tarafından "Şin Jiang maarif Islahatı" konulu bir genelge yayınlanmıştır. Genelgede ilk ve ortaokulların ders müfredatlarında düzenleme yapılması, milli okullarda Çince ve Rusçanın seçmeli ders olarak konulması, Çince okullarda ise Uygurca ile Rusçanın seçmeli ders olarak konulması belirtilmiştir. 1959 yılında Şinjiang Uygur Özerk Bölgesi hükümeti Şinjiang'daki bütün yüksek eğitim kurumlarında Çince hazırlık okuma zorunluluğu getirmiş, hazırlık bittiği zaman öğrencilerden Çinceyi rahat okuma, dinleme ve yazma becerisine sahip olmaları talep edilmiştir. 1964 yılında Uygur Özerk Bölgesi yönetimi 474 sayılı genelge ile ortaokul ve liselerde çift dilli eğitim yapma kararı almış, denemeli olarak Şinjiang Üniversitesi ortaokulu, Gulja şehri 6.lisesi, Kaşgar 2. lisesi, Börtala Moğol Otonom Oblastı 2.lisesi, Urumçi şehri 6.liselerinde denemeli olarak çift dilli eğitim yapmaya başlamıştır. Böylece Doğu Türkistan'da çift dilli eğitimin temeli atılmıştır.

2. Doğu Türkistan'da Çift Dilli Eğitimin Duraklama Dönemi
1966 yılında Çin'de başlatılan Kültür devriminin etkisiyle bütün Çin'de olduğu gibi Doğu Türkistan'da da eğitim durma noktasına gelmiştir. Böylece yeni başlamış olan çift dilli eğitim denemeleri de durmuştur. 1960'li yıllardan 1970'li yılların sonuna kadar Uygur yazar ve şairleri kendi eserlerini serbestçe yazamıyorlar idi. Kendi görüşleri ve gayelerin edebi eserlerde ifade ettirmek hakkından mahrum idi. Bu dönemde sabık Sovyetler Birliği ile arası açılan Çin Sovyetler Birliğinde eğitim görmüş öğretmenleri, milli duygularını, tarihi gerçekleri yansıtan eserler yazan yazar ve şairleri "milliyetçi, ayrılıkçı, Türkçü, İslamcı, Sovyetlere bağlanan" suçlamasıyla cezalandırılıp hapse atılıyordu. Hatta bazı şairler şiirlerinde "Tanrı Dağı", "Tarım Deryası" gibi kelimeleri kullanırsa ve ana vatanı hakkında yazdığı şiirlerde "vatanım, memleketim" diye seslenirse şiirleri toplatılıyordu ve tutuklanıyordu. Kültür devriminde bu olaylar son derece acımasız oldu. Bir çok şair ve yazarlar "milli ayrılıkçı", "Pan-türkist","Pan-islamist" denilerek cezalandırıldı, hapislere atıldı, sürgünlere gönderildi. Neticede Uygur Milli Eğitimi, Uygur Edebiyatı büyük kayıplara uğrayarak, hiçbir gelişme gösteremedi ve çağın çok gerilerinde kaldı.

Kısacası 1978'e kadar Doğu Türkistan-dan belli ideolojiye dayalı, yapılan aşırı sol eğitim politikası, milli kültürü yok etmek için uygulanmıştır. Milli kültür, dini inanç ve milli edebiyat yok edilmeye çalışılmıştır. Bu yaptırımlar karşısında kendi kültür ve örf ve adetlerine, milli edebiyatına sıkı sıkıya bağlı olan Uygur Türkleri, günümüze kadar her alanda kendi edebiyat ve kültürlerini korumak ve geliştirmek için mücadele vermişlerdir.

3. Çift Dilli Eğitimin Tekrar Gündeme Gelmesi
1976 yılında Mao'nun ölümünden ve Çin'de uygulamaya konulan açıklık politikasından sonra, diğer alanlardaki yasakların kalkmasıyla, milli eğitim ve milli edebiyat üzerindeki yasaklar da kısmen kalkmıştır. Kültür döneminde çeşitli suçlamalarla okullardan atılan, hapse atılan öğretmenler, eser yazması yasaklanan, uzun yıllar hapsedilen ünlü yazarlardan Abdurrahim Ötkür, Turgun Almaş, Nim Şehit, Zunun Kadiri, Zordin Sabir bu dönem Yeni Uygur Edebiyatı'nın önemli yazarlarındandır. Bunlara konulan öğretmenlik yapma, eser yazma yasağının kalkmasıyla Uygur Milli Eğitiminde canlanma başlandı. Böylece yayıncılıkta da biraz canlanma görülmeye, Doğu Türkistan'da yeni yayın yapılmaya başlandı. Mesela; 1980'den önce yalnız Şin Jiang Halk Neşriyatı, Pekin Milletler Neşriyatı Uygur Bölümü, Şin Jiang Maarif Neşriyatı mevcut idi. Bu yayınevlerinde çoğunlukla milli yazarların eserleri değil, Çince kitaplardan yapılan tercüme eserler neşrediliyordu. Okullarda tekrar Çince dersler konulmaya başlandı.

1980'den önce mevcut olan yukarıdaki neşriyatlara ilaveten Şin Jiang Sehiye Neşriyatı (Doğu Türkistan Tıbbi Neşriyatı), Yaş-Ösmürler Neşriyatı (Gençler Neşriyatı), Şin Jiang Fen-Tehnika Neşriyati (Fen ve teknoloji Neşriyatı), Şin Jiang Katnaş Neşriyatı (Ulaştırma Neşriyatı), Kaşgar Uygur Neşriyatları tesis edildi. Edebi dergilerin sayısı çoğaldı. Edebiyat ve sanatla ilgili dergilerinden Doğu Türkistan Yazarlar Birliğine bağlı "Tarım" dergisi, "Şin Jiang Milletler Edebiyatı" dergisi, "Kövrük" (Köprü) dergisi, Kültür İdarisine bağlı olan "Doğu Türkistan Sanatı" dergisi, Halk Edebiyatı Araştırma Kurumunun yayın organı "Miras" dergisi, Şin Jiang Halk Neşriyatı tarafından neşredilen "Bulak" (Pınar), "Çolpan" (Yıldız), "Dünya Edebiyatı"mecmuası bundan başka her bir vilayet ve şehirde neşredilenlerden, İli vilayetinde neşredilen "İli Deryası", Kaşgar'da neşredilen "Kaşgar Edebiyat Sanatı", Turfan'da neşredilen "Turfan", Kumul'da neşredilen "Kumul Edebiyatı", Aksu vilayetinde neşredilen "Aksu Edebiyat-Sanatı", Hoten'de neşredilen "Yeni Kaştaşı Dergisi", Korla vilayetinde neşredilen "Bostan" dergisi, Ürümçi yazarlar birşiğine bağlı "Tengri Tag" dergisi, Ürümçi Kültür Dairesine bağlı olan "Nasrettin Hoca" dergisi gibi yerli ve milli dergiler çıkmaya başladı.Bunun sonucunda, Uygur şair ve yazarları eserlerini daha kolay neşrettirmek imkanına kavuştular.

Yukarıda bahsettiğimiz yayın hizmetinin gelişmesiyle Doğu Türkistan'daki milli eğitim canlanmaya başlamıştır. Okullarda Ana dil eğitimine önem verilmekle birlikte Çince eğitime de önem verilmiştir. Bütün üniversitelerde hazırlık sınıfları şart konulmuştur. 6 Aralık 1982 yılında sabık Uygur Özerk Bölgesi başkan yardımcısı Ba Dai milli okullarda Çince eğitimi güçlendirme konusunda teklif sunmuş ve bu kabul edilmiştir. Teklif kabul edilince bütün yüksek okullarda, mesleki okullarda Çince hazırlık görmek zorunlu hale getirilmiştir.

4.Çift Dilli Eğitimi Yerine Oturtma ve Geliştirme Dönemi
12 Eylül 1985 yılında Uygur Özerk Bölgesi eğitim başkanlığı 5 senelik ilkokul eğitiminin ders müfredatı programında 1985 yılından itibaren bütün okullarda Çince eğitime başlamayı, köylerdeki okullarda ön hazırlıkların yapılarak 1987 senesinde Çince eğitime başlamayı bizzat talep etmiştir. Ancak uygulamaya geçilememiştir.

6 Nisan 1990 yılında Doğu Türkistan'ın Kaşgar vilayetine bağlı Barın kasabasında meydana gelen ayaklanmadan sonra Çin'in Doğu Türkistan'a yönelik politikasında köklü bir değişim ortaya çıkmıştır. Siyasi baskı artmanın yanı sıra, eğitimde de köklü bir değişime gidilmiştir. 25 Eylül 1993 yılında Uygur Özerk Bölgesi 8. halk temsilcileri kurultayının 4. toplantısında Şin jiang Uygur Özerk Bölgesi Dil ve Yazı yönetmeliğinde azınlıkların Çinlilerle olan siyasi, ekonomi ve kültürel ilişkilerinde Çince kullanılması talep edilerek "Çince Çin devletindeki bütün halkların kullandığı ortak dildir. Bütün resmi dairelerde resmi yazılar Çince yazılmalıdır," diye şart konulmuştur. 14 Haziran 1996 yılında ilk defa HSK yani Çince Seviye Sınavı getirilmiştir.

Barın Olayından sonra Çin'de Uygurlara uygulanan politika asimile politikasıdır. Bu dönemde çift dilli eğitim özelliğini kaybetmiş, Uygur Türkçesini yok etme politikasının bir parçasına dönüşmüştür. Barın Olayı Çin'in Doğu Türkistan politikasındaki bir dönüm noktasıdır.

Barın Olayı nedir? Zeydin Yusuf Başkanlığındaki 200 kişi 5 Nisan 1990 günü sabah saat 6 civarında elinde ışık Allah-u Ekber diye bağırarak ilçe hükümet binasının önüne gelirler ve ilçe hükümet binasının önünde sabah namazı kıydıktan sonra, ilçe hükümetine şu isteklerini iletmek ister:

"Hükümet insan öldüren kişileri idam eder. Kasabamızda 250 kadın kürtaj edildi. (1989 yılında bir yılda küçük bir kasabada yapılan kürtaj sayısı 250) Bu katillik sayılır mı sayılmaz mı? Neden bunu yapan kişiler idam edilmiyor? Çiniden Ürümçi’ye her 15 dakikada bir tren geliyor, bu trenle gelen kişilerin hepsi Çinliler. Biz yerli halklara aile planlaması yapmanın yerine Çinlileri getirmezsek olmaz mı? Biz mücadele edip Çinlileri bu topraklardan kovacağız. Aile planlaması durdurulsun! Şin Jianga Çin göçü durdurulsun! Halkımız üzerindeki vergiler hafifletilsin, biz demokrasi istiyoruz. Ezilmek, horlanmak, yok olmak istemiyoruz..."5

Barın gençlerinin bu haklı isteklerini duyan Barın İlçesinin komünist parti başkanı Tursun bu olayı hemen merkeze telefonla bildirir. Bunun üzerine Kaşgar kol ordu komutanlığından 62 askerden oluşan özel tim gönderilir. Hemen ardından 130 takviye gücü daha gönderilir ve bu haklı isteklerde bulunan mazlum 200 gencin üzerine ateş açılır, anında 2 genç ölür. Bunu gören gençler de dağılır. Ama bu gösterici gençleri arama operasyonu düzenlenir ve aralarında çatışma yaşanır. Böylece aynı gün yaşanan çatışmada 6 genç ile 42 köylü ölür, 193 kişi yaralanır. Göstericilerin bir kısmı kaçtığı için geniş çapta operasyon düzenlenir...

Olayın ikinci günü Çin Genel Kurmay başkanlığının emriyle Kaşgar'daki kol ordu komutanlığından hava, kara ve topçu kuvvetlerinden oluşan 3000 kişilik özel ordu Barın'a gönderilir. Bütün yollar kapatılır. Barın ilçesine havadan, karadan askeri operasyon düzenlenir. Köy evleri hem havadan hem de karadan ağır tüfeklerle taranır. O gün 150 kişi acımasızca öldürülmüş, 200e yakın kişi yaralanmıştır. 10 Nisana kadar devam eden bu çatışmada 3000e yakın kişi acımasızca katledilmiştir. 200e yakın kişi tutuklanmış olup 10 yıldan 25 yıla kadar ve bir kısmı ise müebbet cezasına çarptırılmıştır.6

5. Uygurca Eğitimi Bütünüyle Ortadan Kaldırıp Çince Eğitime Geçme Dönemi
Çin Komünist partisi merkezi polit büro üyesi Uygur Özerk Bölgesi Komünist parti genel sekreteri Doğu Türkistan'daki çift dilli eğitimdeki problemlerle ilgili yaptığı konuşmada en büyük problemin öğretmen eksikliği olduğunu dile getirerek, aşağıdaki 3 öneride bulunmuştur.

1. Ana okulda Çince eğitime önem vermek.
2. Çin dilini iyi bilen ana okul öğretmeni yetiştirmek
3. Ne pahasına olursa olsun ülkemizin yüksek menfaati için bunun gerçekleştirilmesi şarttır.

Bu konuşmasında aşağıdakileri de dile getirmiştir: "Biz ilkokul birinci sınıftan itibaren çift dilli eğitime önem vermeliyiz. Özellikle öğretmenlerin Çince seviyelerini yükseltmeye önem vermeliyiz. Bundan böyle çift dili bilmeyenler öğretmen olamayacaktır. 2004 yılının Mart ayından itibaren ilk ve ortaokula Çince öğretmen yetiştirme çerçevesinde 55 bin öğretmene Çince öğretmek için 8 sene gerekmektedir. İki seneden beri 3791 öğretmen Çince eğitimden geçirilmiş ancak bu yeterli değildir.

İşte bu yukarıda gördüğümüz konuşmalar aynen uygulamaya geçmiş ve Çince bilmeyen öğretmenler erken emekli edilmektedir. Onlara iki seneye kadar maaş verilmekte ve daha sonra bu maaşı kesilmektedir. 2010 yılında ilkokuldan üniversiteye kadar bütün okullarda Çince eğitim hedeflenmektedir.

Gerçi bu çift dilli eğitim sözü kulağa hoş gelse de, Uygulamaya bakıldığı zaman bunun hiç de çift dilli eğitim olmadığı, tamamıyla Uygur dilini ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu açıkça görülmektedir. Çift dilli eğitim aslında kendi ana dilini çok iyi derecede bilmenin yanı sıra ikinci bir yabancı dilin öğrenilmesi demektir. Türkiye'deki özel okullar veya normal devlet okullarında ana dil eğitiminin yanında bir başka yabancı dil eğitimi verilmektedir. Hiçbir zaman Türk dili eğitimden kaldırılmamıştır. Ama Çin'in çift dilli eğitim diye adlandırdığı bu uygulama asıl amacından sapmış olan, Uygurların ana dilini eğitim dili olmaktan çıkarmayı ve böylece bu dili yavaş, yavaş kullanımdan kaldırmayı hedefleyen bir uygulamadır. Bunun da Çin hükümetinin Uygurları asimle etme politikasının bir parçası olduğu açıkça ortadadır. Bunun yanı sıra, 2000 senesinden itibaren Çin'in Pekin ve Shang hai kentlerinde Şin jiang sınıfı diye adlandırılan 4 senelik lise eğitimi veren sınıflar açılmıştır. 4 senenin bir senesinde Çinceden eğitim verilir ve sonraki 3 senesinde dersler tamamıyla Çince yapılmaktadır. Şin Jiang sınıfları ilk yılında deneme amaçlı olarak sadece iki sınıf olarak açılmış olmasına rağmen, bu sınıflar daha sonraki yıllarda hızla çoğaltılarak büyük kentlerden çok köy kasaba çocukları bu okula kayıt edilerek Çin' götürülmüştür. Onlar götürüldükleri yerlerde haftanın sadece bir günü dışarıya çıkabilecekleri kamp şeklindeki okullarda Çin dilinde eğitim görmeye başlamıştır. Tabı bu sırada bu öğrencilerin sıkı bir beyin yıkama çalışmasından geçirildiği de herkesçe bilinen bir gerçektir.

Gerçi Doğu Türkistan'da çoğu insan ana dilin kullanılmasının bilincinde olsa da, ama Çin hükümeti tarafından planlı ve programlı şekilde yaratılan bu sistemde insanlar çaresiz kalmaktadır. Ana dil okullarında okuyan çocuklar Çincesi yeterli değil, gibi bahanelerle derslerinde istediği kadar başarılı olmalarına rağmen işe alınmamaktadır. Yani ana dilde okuyan öğrenci en baştan işsiz olarak damgalanmaktadır. Üstelik "Ana dil okullarının eğitimi yetersiz, Uygur dili artık dünyanın gelişimine ayak uyduramamaktadır" gibi laflar ilk ağızlardan söylenerek insanların beyni yıkanmaktadır. Böylece Uygur ebeveynler gelecekte çocuklarının işsiz kalmaması kaygısıyla çocuklarını mecburen Çince okullarda okutmaktadır. Eğer Çin'in bu politikası böyle devam ederse daha sonraki yıllarda okullardan mezun olacak olan Uygur gençliği ne kendi ana diline hakîm, ne de Çin diline hakîm olabilmiş, iki farklı kültürün arasında bocalayıp kalan vasıfsız bir nesil olarak yetişecektir.

Çin'in Uygulamakta olduğu politika kendi anayasasına aykırı
Çin Halk Cumhuriyetinin Özerk Bölge yasasında, "Azınlık öğrencileri okutmayı esas amaç yapan okullar (sınıflar) ve diğer buna şartları uygunluk gösteren eğitim kurumları azınlıkların dillerinde eğitim yapılmalıdır"7 diye belirtilmiştir. Bunun dışında Çin Halk Cumhuriyeti Çift Dilli Eğitimi Araştırma Derneğinin yönetmeliğinde ve hükümet genelgelerinin hepsinde bunlar net bir şekilde belirtilmiştir. 

Fakat beni düşündüren şey, bugün Doğu Türkistan'daki Üniversite, meslek okulları ve liselerde, son yıllarda Orta Öğretim hatta ilkokullarda bile yavaş yavaş Uygurca eğitim kaldırılmaktadır. Çin yetkileleri bunun nedenini, uygur Türkçesinin bilim dili olmadığını, Uygur Bölgesinin geri kalmasındaki tek nedenin uygur dilinde eğitim yapmak olduğunu ileri sürmektedir. Ancak bildiğimiz üzere, Uygur Türkçesi en eski dillerden biridir. Türk tarihindeki en önemli şairlerden Ali şir Nevai'nin Çahardivan'ı, Hemse'si, Kaşgârlı Mahmud'un "Divan-i Lügat-itTürk"ü, Yusuf Has Hacip'in Kutatgu Bilig adlı eserleri bu dille yazılmıştır. Uygur Türklerinin tarihte yarattığı parlak medeniyetler ve dünya medeniyet hazinesine yaptığı katkıların hepsi Uygur Türkçesinin gücüyle olmuştur.

Uygur Türkçesi Çin hudutları içersinde kalan Moğol, Tibet dilleri gibi her sahada işlek bir şekilde kullanılmıştır. Uygur Türkleri kendi dillerinin sayesinde eski Uygur medeniyetinin mirasçıları olarak kendi kültürlerini geliştirme fırsatına sahip olmuşlardır. 58 yıldan beri Uygur Türkçesiyle yayımlanmış olan gazeteler, dergiler ve kitaplar dünyanın dört bir yanına dağılmıştır. Ayrıca yüz binlerce Uygur Türkü bu alanda istihdam edilmektedir. Son 20 yıldır Doğu Türkistan'da yazılı ve görsel medya hızlı gelişmiştir. Doğu Türkistan'daki ekonomik gelişmelere takiben Uygur Türkçesinin kullanma alanı da hızlı gelişmiştir. 

Bunların hepsi Uygur Türkçesinin zenginliği ve Uygurların diline olan sevgisi ile ilintilidir. Eğer bir millet kendi dilini sevmiyorsa, kendi ana dilinin kıymetini bilmiyorsa, diline önem vermiyorsa o dilin gelişmesi ve mükemmelleşmesi mümkün değildir. Uygur Türkçesinin yok olmadan sonsuza dek mevcut olmasını sağlayacak olan tek şey, Uygurların kendi diline olan sevgisidir. Eğer Uygur Türkleri ana dilini lideri, köylüsü, çiftçisi, zengini, fakiri, aydını ve yıldızları olarak severse, ona sahip çıkarsa Uygur Türkçesi ilelebet mevcut olacaktır.

Doğu Türkistan'da Uygulanan bu Politikaya Dünyanın Bakışı
Çin'in Uygur ve Kazak Türklerine uygulanan bu tür kültürel hakları kısıtlama politikasından sonra, Doğu Türkistan meselesi uluslararası af örgütü, Asya'daki İnsan Haklarını İzleme Teşkilatı gibi uluslar arası sivil toplum örgütlerinin dikkatini çekmeye başladı. Özellikle Uluslararası Af Örgütü bugüne dek Doğu Türkistan'daki İnsan Hakları İhlalleri anlatılan kapsamlı 5 tane rapor yayınladı. Amerika Birleşik Devletlerinin senelik insan hakları raporlarında Uygur meselesine geniş bir şekilde yer verilmeye başlandı.

Özellikle 11 Eylül olayından sonra, Çin Hükümeti uluslar arası terörizmi bahane ederek Uygur Türklerini keyfi tutuklamaya başlamış, dini kültürel hakları ağır bir şekilde kısıtlanmaktadır. Uluslar Arası Af Örgütünün Çin Halk Cumhuriyeti Uygurlar Çin'in "terörle savaş" Adına Uyguladığı Baskıdan Kaçıyor adlı, Temmuz 2004'te yayınladığı raporunun 4-sayfasında bu konuda şöyle denmiştir:
"Son yıllarda Şin Cang Uygur Özerk Bölgesinde İnsan Hakları İhlallerinin ağırlaşmasına bazı ek faktörler de birleşerek katkıda bulunmuş ve bölgedeki Uygur nüfusunun duyduğu hoşnutsuzluğu daha da artmıştır. Yetkililerin, bir çok Uygur'un ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının ciddi ve yaygın olarak ihlal edilmesine dair yakınmalarına hitap etmede yetersiz kalması bölgede bir gerilim kaynağı olarak durmaktadır. Uygurlar arasında yüksek işsizlik oranı devam etmektedir ve bildirildiğine göre, Han Çinli işçilerin bölgeye akınının sürmesi, Uygurların iş gücü pazarında daha da fazla dışlanmasına yol açmaktadır. Uygurların büyük bir çoğunluğu çiftçidir; Çinceyi akıcı konuşamamaktadırlar ve sınırlı eğitim ve iş olanaklarına sahiptirler. Bununla birlikte, raporlara göre son yıllarda Uygur aileleri Han Çinli müteahhitler tarafından yeterli danışma hizmetleri ve tazminat verilmeden topraklarından zorla atılmaktadır.8 Bildirildiğine göre, on binlerce Uygur kitabının yasaklanması ve yakılması9 ile Eylül 2002'den itibaren Sin Can Üniversitesinde bir çok derste Uygurcayı eğitim dili olarak yasaklayan bir resmi politikanın dayatılması da dahil olmak üzere kültürel haklar üzerindeki kısıtlamalar da son yıllarda ağırlaşmıştır."10

Son aldığımız haberlere göre Doğu Türkistan'da pek çok okulda Uygur dil ve edebiyatı dışındaki bütün dersler Çince ile okutulmaktadır. Çin'in bu uygulaması Uygur Türkleri arasında büyük memnuniyetsizlik yaratmaktadır. Bu uygulama eğer simdeki şekliyle devam edecekse, Doğu Türkistan'da sosyal patlamaya zemin hazırlayacaktır. Türk kültür tarihinde önemli yere sahip olan, dünya medeniyet tarihine büyük katkıda bulunan Uygur Türklerine 21. yüzyıla giren günümüzde uygulanmakta olan bu soykırım politikasını Dünya devletlerinin dur deme zamanı gelip geçmiştir. Bugün Çin içte Uygur Türklerine acımasızca yok etme politikası yürütürken, dışa yönelik propaganda politikasını önem vermektedir.

DİPNOTLAR
1. Ahmet Caferoğlu, Türk Dili Tarihi, C.1, S.143-144. İstanbul 1958.
2. Mehmet Emin Buğra, Şarki Türkistan Tarihi, s.8-16. Ankara 1989.
3. Mehmet Emin Buğra, a.g.e., ş.23-27.
4. İklil Kurban, Doğu Türkistan içip Savaş, s. 9-15. Ankara 1995.
5. Dünya Uygur Kurultayı, Barın jnkilabining 15 Yili, istanbul, Nisan 2005, sayfa 76.
6. Dünya Uygur Kurultayı, Barın jnkilabining 15 Yili, istanbul, Nisan 2005, sayfa 79-80.
7. Çin Halk Cumhuriyeti Milli Otonomiye Kanunu, (Uygurca) sayfa 35-36, Milletler Neşriyatı 2001, Pekin.
8. Yakınlarda olan bir olayda, ili bölgesinde baraj gölü ve elektrik santralı projesi inşaatı nedeniyle başka yere yerleştirme programının adil olmadığını söyleyerek protesto ettikleri için en az 16 kişinin polis tarafından gözaltına alındığı bildirildi. Bkz. "Poliçe in Xinjiang detain protesters" (Sincan'da polis protestocuları gözaltına aldı"), RFA, 14 Haziran 2004.
9. Örneğin, görgü tanıkları Haziran 2002'de Kaşgar kentindeki 1 no.lu Ortaokulda toplanan kitapların istif edilerek yakıldığını bildirdi. Daha fazla bilgi için bkz. "Uygur language and culture under threat in Xin Jiang" (Sin Çan'da Uygur Dili ve Kültürü Tehdit Altında), Dr. Michael Dillon, 14 Ağustos 2002, Orta Asya-Kafkasya Analisti. Bildirildiğine göre, yasaklanan ve yakılan kitaplar arasında A Brief History of the Huns and Ancient Literatüre (Hunların Kısaca Tarihi ve Klasik Edebiyat) ile Ancient Uighur craftsmanship (Antik Uygur Zanaatkarlığı) gibi Uygur tarihi ve kültürü ile ilgili kitaplar bulunmaktaydı,
10. BKZ. "Xinjiang University to teach majör subjects in CHİnese" (Sin Can Üni
versitesinde ana konular Çince öğretiliyor) Xin Hua 7 Haziran 2002. Mart 2004'te
SUÖB'deki elli etnik azınlık okulunun önümüzdeki beş yıl içinde etnik Çin okullarıyla
birleşeceği ve derslerin olabildiğince Çince yürütülmesi gerektiği bildirilince,
Uygurcanın eğitim dili olarak kullanılmasına getirilen artan kısıtlamalar ile il
gili korkular daha da çoğaldı. Bkz. "China imposes Chinese language on Uyghur
schools" (Çin, Uygur Okullarına Çinceyi Getiriyor"), RFA, 16 Mart 2004.

  • 1663 defa okundu.