Doç.Dr. Erkin Ekrem
Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü

A.     Doğu Türkistan Meselesi

Doğu Türkistan’ın geleceği Çin hükümetinin bölgede sürdürdüğü politikalar ve Çin hükümeti tarafından Dong-tu (Doğu Türkistancılar) olarak adlandıran Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için mücadele eden grupların faaliyetleri ile ilgilidir; Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için mücadele edenlerin hazırladığı ideal ve uygulanabilir programlarla ilgilidir; Çin’in yükselişi ve takip ettiği küresel politika ile ilgilidir; uluslararası siyasi, ekonomik ve güvenlik dengelerinin gidişatı ile ilgilidir ve en önemlisi Doğu Türkistan davasını sürdüren kadroların ileri görüşlü olup olmadığı ile ilgilidir.

Çin hükümeti, Doğu Türkistan’ın tarihten beri Çin’in bir parçası olduğunu iddia etmekte ve mevcut uluslararası siyasi sistemde, egemen bir devlet olarak, Doğu Türkistan’ı kendi hâkimiyet sınırları içerisinde kabul etmektedir. Bu bağlamda, Doğu Türkistan’ı kendi iç meselesi olarak gören Çin, yabancı güçlerin Doğu Türkistan’la ilgilenmesine karşıdır. Çin Doğu Türkistan’ı ilk defa 1884 yılında kendi topraklarına dâhil ederek eyaletlerinden biri ilan etmiştir. Bugünkü Çin hükümeti ise, Doğu Türkistan’ı Mançu İmparatorluğu (1644-1911) ve Milliyetçi Halk Partisi hükümetinin (Kuomintong hükümeti, 1911-1949) mirasçısı olarak hâkimiyeti altına aldığını ileri sürmektedir. Ancak Doğu Türkistan, Sovyetler Birliği lideri Stalin’in teşvik ve silah yardımı ile Eylül 1949’da Çin Halk Kurtuluş Ordusu tarafından işgal edilmiştir. Çin Komünist Parti lideri Mao Zedong ile Stalin arasındaki telgraflarda “işgal” (zhanling) kelimesi açık olarak geçmektedir.1 Sovyet lideri Stalin’in Çin ordusunun Doğu Türkistan’ın işgaline askerî destek verme sebebi ise, ABD’nin Doğu Türkistan’da Müslüman bir ülke kurma planına engel olmak içindir.2

Çin komünist ordusunun 20 Ekim’de Urumçi’ye ulaştığı günün ertesi, Başkan Mao, merkezî hükümetin Basın Dairesi Başkanı Hu Qiao-mu’ya bir mektup yazarak yazışmalarda yer alan “işgal” kelimesinin “bölgeye ulaşıldı” ifadesi ile değiştirilmesi talimatını vermiştir.3 Bu işgal gerçeğinin ve bu işgali kabul etmeyen Doğu Türkistanlıların bağımsızlık hareketinin yarattığı sonuç ise, bugünkü Doğu Türkistan meselesi olmuştur. Çin hükümetinin bölgede yürüttüğü politika, istikrarı sağlayamadığı gibi Doğu Türkistan Özerk Bölge Yasası da tam anlamıyla uygulanamadığı için, Doğu Türkistan meselesinin uluslararası siyaset sahnesine taşınmasına sebep olmuştur.

Çin hükümeti, 1949-1960 yılları arasında, bölgedeki bağımsızlık faaliyetlerini “yerel etnik milliyetçilik” olarak tanımlamış ve daha çok yatıştırıcı/sindirici bir politika sürdürmüştür. 1960-1990 yılları arasında bölgedeki özgürlük taleplerinin Sovyetler tarafından kışkırtılması, özgürlükçülerin Çin’i bölmeye çalıştığı iddiasıyla bölgede daha sert politikaların uygulanmasına sebep olmuştur. 1980-1985 yılları arasında ise Çin hükümeti bölgede ılımlı bir politika sürdürmüştür. Ancak Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarına kavuşmasının Doğu Türkistan’da yarattığı etki, Pekin hükümetini oldukça endişelendirmiştir. Bu tarihten sonra Doğu Türkistan’da gündeme gelen siyasi talepleri ve şiddet içeren faaliyetleri yine dış odakların ve yurt dışı Doğu Türkistan örgütlerinin bölgeyi Çin’den koparmaya yönelik çalışmaları şeklinde yorumlayan Çin, bölgede yürüttüğü şiddet politikasını daha da arttırmıştır. Doğu Türkistan bölgesindeki özgürlük taleplerinin hükümet tarafından şiddetle bastırılması ve bölge halkının bu baskıya karşı aynı şekilde tepki göstermesi sonucunda Doğu Türkistan’da istikrar sağlanamamış, bölge nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Uygurlar etnik baskıya maruz kalmıştır.

Doğu Türkistan’da Çin’in işgaline karşı sürdürülen bağımsızlık faaliyetlerinin yurt dışı ayağı ise 1949 yılından sonra yurt dışına kaçmak zorunda kalan ve bundan önce Milliyetçi Çin hükümetinden “yüksek muhtariyet” statüsü isteyen Doğu Türkistanlıların önde gelenlerinden Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin gibi isimlerle başlamıştır. 1949 yılı öncesi Milliyetçi Çin Partisi’nin kongresinde milletvekili olarak yer alan ve Doğu Türkistan yerel hükümetinde çeşitli görevlerde bulunan bu aydınların Türkiye’ye göç etmesi ile sürdürülen bağımsızlık faaliyetleri, Doğu Türkistan’da yaşanan baskıcı politikaların şiddetlenmesiyle orantılı olarak yükselmeye başlamıştır. Soğuk Savaş sonrası bazı Doğu Türkistanlılar siyasi çabaların yetersiz kaldığını ileri sürerek silahlı mücadeleyi benimsemişlerdir. Silahlı mücadeleyi benimseyen bu gruplardan Doğu Türkistan İslam Hareketi, 11 Eylül sonrası uluslararası terör örgütleri listesine alınmıştır. ABD tarafından tutuklanan 22 Uygur genç, terörist zanlısı olarak Guantanamo üssüne götürülmüştür.

Diğer yandan Çin hükümetinin ve uluslararası kamuoyunun Doğu Türkistan meselesine bakışı ve tanımının farklı olması, Doğu Türkistan meselesini daha da karmaşık bir hâle getirmiştir. Doğu Türkistan İslam Hareketi önce ABD hükümetinin ardından Birleşmiş Milletler’in terörist örgüt listesine girmiştir. Ancak Çin hükümetinin söz konusu teşkilat dâhil siyasi faaliyet çerçevesinde mücadele eden yurt içi-yurt dışı bütün örgütleri uluslararası terörist kategorisine sokması üzerine, ABD hükümeti meseleye açıklık getirmek zorunda kalmıştır. Önce dönemin ABD Başkanı George W. Bush, Uygurları kastederek, Çin lideri Jiang Zemin’e, “Azınlıkların hakları terörizmle mücadele bahanesiyle çiğnenemez.” demiştir; sonra yine dönemin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Lorne Craner bizzat Pekin ve Urumçi’ye giderek ABD’nin kastettiği terörist grubun sadece Doğu Türkistan İslam Hareketi olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte BM İnsan Hakları Komitesi ve uluslararası insan hakları kuruluşları da Çin’in Doğu Türkistan’daki politikasını eleştirerek Uygurların haklarına sahip çıkmıştır.4

ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin Uygur meselesi ile ilgilenmelerinin ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporlarında Uygurların insan hakları sorununu dünya kamuoyunun gündemine taşımalarının Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı konusu ile doğrudan ilgisi yoktur. Ancak Doğu Türkistanlılar bu ilgiyi kendi bağımsızlık hareketlerine dolaylı destek olarak algılamakta, Çin hükümeti de aynı görüşte olduğundan dış dünyadan gelen bu desteği Doğu Türkistan’ı Çin’den koparma çabası olarak değerlendirmektedir. Türkiye Doğu Türkistan meselesi ile soydaşlık ve dindaşlık bağları nedeniyle ilgilenirken aynı zamanda Doğu Türkistanlıların (Uygurların) kaderi ile de ilgilenmektedir. Ancak Ankara Çin’in egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygılı olduğunu da her fırsatta dile getirmektedir.

Bütün bu gelişmeler ve kavramsal problemler Doğu Türkistan meselesinin geleceğinin öngörülmesini zorlaştırmaktadır. Üstelik Uygur meselesi ile Doğu Türkistan meselesi birbiriyle karışmış ve Doğu Türkistanlıların hedefi Uygurların insan haklarının korunması mı, yoksa Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı mı bu konu henüz tartışmaya açılmamıştır; bu durum da Doğu Türkistan’ın geleceğinin ne olacağını belirsizleştirmiştir. Yurt içinde Doç Dr. İlham Tohdi gibi aydınlar daha çok Çin Anayasası ve Özerklik Yasası’nda verilmiş haklarının uygulanmasını isterken yurt dışındaki bütün Doğu Türkistanlı teşkilatlar bağımsızlık istemektedir. Gerçi yurt dışındaki en büyük organizasyon olan Dünya Uygur Kongresi’nin tüzüğünde “Kendi kaderini kendisi tayin eder” ifadesi kullanılmışsa da, ibarenin altında yatan bağımsızlık arzusudur.

Doğu Türkistan’ın geleceğine dair öngörü de Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını gerçekleştirmek doğrultusunda olacaktır. Bağımsızlık için pek çok olumlu gelişmeye ve desteğe ihtiyaç vardır; ve ancak tüm bunları doğru değerlendirmekle hedefe ulaşılabilecektir.

 

B.                SWOT Analizi Metodu

SWOT Analizi Metodu

SWOT, İngilizce strengths (güçler), weaknesses (zayıflıklar), opportunities (fırsatlar) ve threats (tehditler) kelimelerinin ilk harflerinden meydana getirilmiş bir kelimedir. SWOT analiz metodu bir yönetim aracının adıdır. Bu metodu San Francisco Üniversitesi’nden Prof. Dr. Heinz Weihrich geliştirmiştir.

SWOT analizi; incelenen kurumun, tekniğin, sürecin, durumun veya kişinin güçlü ve zayıf yönlerini belirlemekte ve dış çevreden kaynaklanan fırsat ve tehditleri saptamakta kullanılan bir tekniktir. SWOT analizinin amacı, iç ve dış etkenleri dikkate alarak, varolan güçlerden ve fırsatlardan en üst düzeyde yararlanıp tehditlerin ve zayıf yanların etkisini en aza indirecek plan ve stratejiler geliştirmektir.

SWOT analizi, sadece güçlü olunan ve büyük fırsatların yattığı alanlara odaklanılmasını sağlamakla kalmayıp zayıf olunan yanları ve gelecek için muhtemel tehditleri de görmeye yardımcı olabilmektedir. Ancak her teori ve metotta olduğu gibi SWOT analizi metodunda da noksan yönler vardır.

Dört çeşit stratejik yönleniş modelli

SWOT analizi metodu genelde iç durumu analiz eden SW ile dış etkeni analiz eden OT bölümlerinden oluşmaktadır. Bu metotla lehte ve geliştirilmeye değer olan yönler ile aleyhte ve kaçınılması gereken yönler bulunmakta, problemler keşfedilerek çözüm yolları geliştirilmektedir. Bu metot üzerinden geleceğe dair ilerleme yolu tespit edilmektedir. SWOT analiz metodu ile iç güçler ile dış etkenleri ortaya koyarken aynı zamanda dört çeşit stratejik yönleniş modelinin çıkarılması da mümkün olmaktadır.

SO Stratejisi

WO Stratejisi

ST Stratejisi

WT Stratejisi

Güçlü+Fırsatlar

Zayıf+Fırsatlar

Güçlü+Tehditler

Zayıf+Tehditler

En ideal stratejik tercihtir: Güçlü yönler ve dış fırsatların bir arada değerlendirilmesi sonucunda, her zaman başarılı olunabilir.

Stratejik kaynağın uygun şekilde kullanılması gerekmektedir: Dış fırsatlar en iyi şekilde değerlendirilerek zayıf yönün kapatılması gerekmektedir. Ancak bazen zayıf olunmasından dolayı dış fırsatlar değerlendirilemeyebilir veya bu fırsatlar kaçırılabilir.

Stratejik kaynağın çeşitlendirilmesi gerekmektedir: Güçlü yönler dikkatle değerlendirilerek dış tehditlerden kaçınmaya çalışılmalıdır.

Bu durumdan kurtulmak için üstün akıllı bir yöneticiye ihtiyaç duyulmaktadır.

Hem zayıf yönleri kapatmaya çalışmak hem de dıştan gelen tehditlerden kaçınmak gerekmektedir.

 

 

C.                SWOT Analizi Metoduna Göre Doğu Türkistan’ın Durumu

Doğu Türkistanlıların güçlü-zayıf yönlerini, fırsatlar ve tehditler üzerinde yapılan tespitle SWOT analiz metodunu uygulayarak belirlemek ve nispeten bir sonuca varmak mümkündür.

Doğu Türkistanlıların Güçlü Yönleri

1.      Doğu Türkistan’ın bağımsızlığına yönelik irade ve tutku: Doğu Türkistanlılar 1884 yılından bu yana bağımsızlık yolunda birçok bedel ödemelerine rağmen mücadele etmeye yılmadan devam etmiştir. Hatta 1933-1934 ile 1944-1949 yılları arasında kısa ömürlü de olsa birer cumhuriyet kurmuşlardır.

2.    Doğu Türkistan’ın jeostratejik konumu: Doğu Türkistan’da meydana gelen bütün çatışma ve savaşlar, dönemindeki uluslararası siyasi ve stratejik konjonktürel değişim ile yakından ilgilidir. Bundan sonra da Doğu Türkistan’da meydana gelebilecek değişimlerin uluslararası stratejik dengelere bağlı olacağına şüphe yoktur. Bu tespitin altında yatan ise bölgenin stratejik önemidir. Tarihte Çin için köprü ve sınır mahiyetinde olan Doğu Türkistan, bugün hem askerî savunma, toplumsal güvenlik, ekonomik kalkınma hem de diğer yer üstü ve yer altı zenginlikleriyle (petrol ve doğal gaz gibi) yine stratejik konumunu korumaktadır. Doğu Türkistan’ın bu özelliği, Çin için ne derece önemli ise, Çin’in rakibi veya düşmanları için de o kadar önemlidir. Çin Halk Cumhuriyeti’nin “yumuşak karnı” olan bu bölgede herhangi bir istikrarsız durumun meydana gelmesi Çin’in geleceğini derinden etkileyebilmektedir. Bölge, Çin’in millî çıkarlarını karşılama, özellikle ulusal güvenlik ve millî kalkınma, nihayet süper güç olma konusunda kilit rollerden birine sahiptir.5

3.     Doğu Türkistan’ın jeopolitik konumu: Asya’nın tam ortasında yer alan, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuzeybatı bölgesini oluşturan ve 1,68 milyon kilometrekare büyüklüğüyle bütün Çin toprağının 1/6’sını oluşturan Doğu Türkistan bölgesi, Gansu eyaleti, Qinghai eyaleti, Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan, Hindistan ve Tibet gibi bölge ve ülkelerle sınırdır. Doğu Türkistan’ın yabancı ülkelerle olan sınırının uzunluğu Çin sınırının toplamının 1/4’ünü teşkil etmekte ve Doğu Türkistan Çin’le en uzun sınırı olan bölge özelliği taşımaktadır. Doğu Türkistan’ın kuzeyinde Altay Dağları, ortasında Tanrı Dağları ve güneyinde Kunglung Dağı bulunmaktadır. Bu üç dağ Pamir Dağları’nda kesişmekte ve birleşik hâlde Doğu Türkistan’ın kuzey, batı ve güneybatısının doğal engellerini ve 13 stratejik geçidi oluşturmaktadır. Bu stratejik konum Doğu Türkistan’ın savunma veya saldırı kabiliyetini arttırmaktadır. Yani Çin’in kuzeybatı sınır bölgesinin güvenliğini sağlamaktadır. Bu anlamda Doğu Türkistan’a sahip olan Çin, Orta Asya’ya hâkim olabileceği gibi; Doğu Türkistan’a sahip olan herhangi bir güç de jeostratejik bakımdan doğusunda çıplak kalan Çin’in güvenliğini tehdit edebilmektedir.

Tarihte Doğu Türkistan Çin için geçit ve savunma bölgesi olarak algılanmamıştır. Tang Sülalesi generali Gao Xianzhi ve Mançu İmparatorluğu generali Zhao-hui, Orta Asya’ya sefer düzenlerken Doğu Türkistan’ın güneyindeki dağı aşarak bölgeyi denetim altına almışlardır. Cengiz Han ise Doğu Türkistan’ın kuzeyindeki dağı aşarak bölgeyi fethetmiştir. Bu bağlamda Doğu Türkistan, Orta Asya’yı fethetmede stratejik derinlik noktası olabilmektedir. Doğu Türkistan’ı işgal eden ve Sincan idare bölgesinin temelini hazırlayan Mançu İmparatorluğu komutanı Zuo Zongtang, bölgenin işgal edilmesinin önemini şu şekilde anlatmaktadır: “Sincan’a hâkim olmak Moğolistan’ın korunması demektir; Moğolistan’a hâkim olmak başkentin korunması demektir. Kuzeybatı bölgesi (Çin için) sanki bilek ve parmak gibi kopukluk olmadan savunmanın bir bütününü oluşturmaktadır. Eğer Sincan elden çıkarsa Moğolistan’ın güvenliği tehdit altında kalacaktır... Bu durumda Çin’in rahat uyuyabileceği tek bir gün bile kalmayacaktır.” (Tongchou Xinjiang Quanju Shu, 1878). Nitekim Çin, tarihte, Doğu Türkistan’ı ele geçirdiği dönemlerde büyük ülke hâline gelmiştir; kaybettiği dönemlerde ise zayıf bir hâle düşmüştür. Çin, büyük ülke olma yolunda Doğu Türkistan’ı kaybettiği takdirde, hem Orta Asya’dan Ortadoğu’ya uzanan bölgedeki etkisini yitirecek hem de yabancı güçlerin bölgeden Çin’e yönelik yapacağı stratejik saldırılara zemin sağlanmış olacaktır.6

4.     Doğu Türkistan’ın Türk ve İslam dünyası ile olan etnik ve dinî bağları: Doğu Türkistan’ın komşu ülkelerinin çoğu Müslüman ve Türk halklardır. Bazıları ise ortak tarih ve kültürü paylaşan etnik gruplardır. Bölge halkının bir kısmı sınır ötesinde yaşamaktadır; yani siyasi sınırın her iki tarafında aynı halk bulunmaktadır. Doğu Türkistan’ın siyasi yönetimi Pekin’e bağlı olmasına rağmen etnik menşei, tarih, kültür, din ve diğer örf-âdetleri açısından Doğu Türkistan halkı Orta Asya halklarıyla bir bütündür. Aralarında “yüz ve astar” ilişkisi mevcuttur. Bu nedenle Orta Asya ya da Doğu Türkistan’da meydana gelen herhangi bir olayın karşılıklı olarak birbirini etkilediği görülmektedir. Ayrıca Doğu Türkistan İslam dünyasının bir parçası olduğundan İslam dünyası ile de etkileşim içindedir. Bu bağlamda Doğu Türkistan, Çin’i hem Orta Asya ve İslam dünyasına bağlayan hem de Orta Asya ve İslam dünyasından ayıran stratejik bir bölge konumundadır. Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından Doğu Türkistan’ın etnik ve dinî sorunlarının giderek artması nedeniyle bölgedeki çatışmalar da sık sık gündeme gelmeye başlamıştır. 11 Eylül sonrası bu sorunlar yeni bir boyut kazanmış ve Doğu Türkistan meselesi Çin’i aşarak uluslararası siyasi alana taşınmıştır. Yani Doğu Türkistan’ın etnik, dinî, çevre ve insan hakları gibi meseleleri ile dünya kamuoyu ilgilenmeye başlamıştır.7

5.     Doğu Türkistan’ın jeoekonomik konumu: Doğu Türkistan’da kullanılabilir tarım, orman ve bozkır alanı 68 milyon hektar olup Çin genelinde ilk sırada yer almaktadır. Kişi başına düşen gelir ise Çin ortalamasından iki kat daha fazladır. Bölgedeki kömür rezervi 27 milyar ton olup Çin’in genel rezervinin %40’ını oluşturarak birinci sırada yer almaktadır. Bölgede keşfedilen petrol ve doğal gaz rezervleri 30 milyar tondur; bu da Çin’in genel rezervinin %35’ini oluşturarak ilk sırada gelmektedir. Doğu Türkistan’da pamuk üretimi 12 yıldan bu yana Çin’de birinci sırada yer almaktadır. Çinliler pamuğa “beyaz altın”, petrole de “siyah altın” demektedir. Bölge, aynı zamanda Çin’in nadir metal ve stratejik ham maddelerinin önemli üretim merkezidir. Bu zengin kaynaklar Çin’in ekonomik kalkınmasının sürdürülebilirliğinin temel güvencesidir. Ayrıca Çin, Batı Kalkınma Projesi’nin en önemli bölgesi Doğu Türkistan’ı Orta Asya ülkelerinin çekim merkezi hâline getirmeye çalışmaktadır.8

6.    1949 yılından bu yana devam eden Doğu Türkistan meselesi, 11 Eylül olayı sonrası resmen uluslararası bir mesele hâline dönüşmüş ve Batılı ülkelerin ilgisi nedeniyle uluslararası siyaset sahnesinde “düşük siyaset” yapabilecek duruma gelmiştir; etkisi de her geçen gün artmaktadır.

Doğu Türkistanlıların Zayıf Yönleri

1.       Doğu Türkistanlılar bir devlete sahip olmadıkları için bir devlette mevcut olması gereken güçlere de sahip değillerdir.

2.       Doğu Türkistanlıların maddi imkânları zayıftır. Herhangi bir örgütün yeterli maddi imkânı olmadan ideallerini sürdürmesi ise zordur.

3.       Uluslararası düzeyde yetişmiş ve dünya kamuoyunun dikkatini çekebilen nitelikli bir kadro yoktur. Doğu Türkistan meselesi uluslararası bir meseleye dönüşmüş durumdadır ve birçok ülkenin Çin ile ilişkisini etkilemektedir.

4.       Doğu Türkistanlı örgütlerin bağımsızlık mücadelesi için ideal ve uygulanabilir bir programları yoktur. Doğu Türkistan’ın bağımsızlık yolunun bir adımda tamamlanması mümkün değildir, aşamalı stratejik adımlarla zorluklar aşılmalıdır.

5.       Doğu Türkistanlı örgütlerin bir bağımsızlık ideolojisi veya felsefesi yoktur. Oysa Doğu Türkistan’ın evrensel bir bağımsızlık ideolojisi veya felsefesi olması sorunun çözümü için en önemli koşullardan biridir.

6.       Doğu Türkistan örgütleri bağımsızlık hedefi konusunda hemfikirdirler, ancak yöntem konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Henüz bir güç paylaşımı ve koordine etme stratejisi oluşturamamışlardır.

Doğu Türkistanlıların Fırsatları

1.       Doğu Türkistan’ın tarihî jeostratejik konumunun önemi her zaman dönemindeki büyük güçleri ilgilendirdiğine göre, bundan sonra ve geleceğe yönelik olarak da bu jeostratejik konumun öneminin devam edeceği ihtimali yüksektir. Doğu Türkistan’ın jeostratejik konumu Çin’in geleceğini etkileyeceği gibi Çin’in rakip güçlerinin ilgisini de çekebilir.

2.       Batılı ülkeler Doğu Türkistan’ın bağımsızlığına destek vermeseler de Doğu Türkistan’da yaşanan insan hakları dramı Batı’nın siyasi ve toplumsal değerlerini ilgilendirmektedir.

3.       Doğu Türkistan için merkeziyetçi Çin’in yükselişi bir fırsattır. Dünyadaki ülkelerin üçte ikisi demokratik sistemi benimserken Çin’in başını çektiği diğer üçte birlik kesim ise henüz bu sistemden uzaktır. Ancak merkeziyetçi Çin’in yükselişiyle birlikte birçok ülkede siyaset, ekonomi ve güvenlik alanlarında pürüzler yaşanmasının kaçınılmaz oluşu gibi, Çin’in merkeziyetçi sistemi de Doğu Türkistan ve Tibet gibi sorunlardan dolayı eleştirilerin hedefi olacaktır; yani Çin’in yükselişiyle beraber Doğu Türkistan meselesi de yükselecektir.

Doğu Türkistanlıları Bekleyen Tehditler

1.       En büyük tehdit, yükselmekte olan Çin’in uluslararası alandaki etkisini arttırmasıyla Doğu Türkistanlıların manevra alanının daralabilecek olmasıdır.

2.       Çin’in uluslararası kamuoyunun baskısı ile kısmen de olsa demokratik sistemi benimsemesi, -genel ve mahalli seçim sisteminin uygulamaya girmesi- Doğu Türkistanlıların bağımsızlık idealine büyük darbe indirebilir. Çünkü Çin’in bölgeye uyguladığı göç politikaları Doğu Türkistan’ın demografik yapısını değiştirmekte, bölgedeki Çinli nüfus hızla artmaktadır. Doğu Türkistan’ın kültürel dokusu yıprandığından, bölgede kimlik bunalımı yaşanmaya başlanmıştır.

D.                SWOT Analizi Metoduna Göre Doğu Türkistan’ın Geleceği

SWOT analizi Doğu Türkistanlıların güçlü-zayıf ve fırsat-tehdit yönlerini ortaya çıkarmakta ve Doğu Türkistan’ın zayıflıkları ve fırsatlarını eşleştiren WO (zayıflıklar-fırsatlar) stratejik yönleniş modeline uygun düştüğünü tespit etmektedir. SWOT analizine göre Doğu Türkistanlılar, en ideal stratejik tercih olan SO (güçler-fırsatlar) stratejik yönleniş modeline sahip olamamıştır. Bu durum onların bağımsızlık yolunda daha çok çalışmaları gerektiğini göstermektedir.

WO stratejik yönleniş modeli, Doğu Türkistanlıların stratejik kaynaklarını en uygun şekilde kullanmaları gerektiğini göstermektedir. Dış fırsatları en iyi şekilde değerlendirerek kendi zayıf yönlerini kapatmak zorunda oldukları açıktır. Bu eksiklikler giderilmediği takdirde olumsuz sonuçlarla karşılaşmaları kaçınılmaz olabilir. Yani Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı kolay olmayacaktır. Söz konusu modelin en büyük uyarısı ise; Doğu Türkistanlılar zayıf oldukları için bazen dış fırsatları değerlendirmeyebilir veya bu fırsatları kaçırabilirler. Bu durumda Doğu Türkistanlıların hayal kırıklığına uğraması ihtimali yüksektir. Bu menfi duruma karşı Doğu Türkistanlı teşkilatların meseleyi sürekli uluslararası kamuoyunun gündeminde tutması, teşkilatların kadrolarının profesyonelleşmesi ve kurumsallaşması şarttır. Bu temeller üzerinde ancak dünya kamuoyundan maddi ve manevi destek alabilir ve Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için katkıda bulunabilirler. Aksi hâlde bağımsız Doğu Türkistan hedefinden vazgeçilmeli ya da aşamalı hedefler oluşturarak bağımsızlık en son seçenek olarak belirlenmelidir.

Ancak, “İnsanın geleceğini etkileyen unsurların yarısı şans ise, diğer yarısı çabadır.”9 diyen Niccolò Machiavelli (1469-1527)’nin bu tespiti, insanoğlunun kendi çabasıyla geleceğine şekil verebileceği ihtimalini göstermektedir. Önemli gelecek bilimci Herman Kahn (1922-1983)’ın da benzer görüşleri vardır. İnsan geleceğini tahmin edemese de, geleceğini tercih edebilir.10 Aslında Doğu Türkistan’ın geleceğinin şekillenmesi tüm diğer aktörler bir yana Doğu Türkistanlıların elindedir. İnsanoğlunun bugün yaptıkları geleceğinin nasıl şekilleneceğini belirlemektedir. Bu amaca uygun olarak hem Doğu Türkistan teşkilatları ve ülke hakkında kapsamlı bilgi sahibi olunmalı hem de uluslararası bütün faktörler tespit edilmelidir. Önde gelen askerî strateji uzmanı Michael E. Howard’ın dediği gibi, buraya nereden geldiğimizi anlamadan, bundan sonra nereye gideceğiz meselesini düşünemeyiz.11 Geçmişte yapılan hataların bedeli nasıl bugün ödeniyorsa bugün yapılan hataların bedeli de gelecekte ödenecektir. Aynı şekilde bugün doğru yapılanlar yarın ödül olarak, kazanç olarak karşımıza çıkacaktır. Bu bağlamda, daha iyi bir gelecek için ileri görüşlü olunması gerekmektedir.12 Çünkü en büyük güç beyin gücüdür. Kapsamlı bilgiler üzerinden üretilen stratejik planlarla başarmak her zaman mümkündür. Yükselmeye başlayan Çin’in karşısında Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını savunan grupların başarması gereken daha çok şey vardır.

 

Son notlar

1中國人民解放軍第一野戰軍戰史編審委員會編,《中國人民解放軍第一野戰軍文獻選編》(第二册), 北京: 解放軍出版社, 2000: 468-469; Doğu Türkistan’ın işgal sürecinde Başkan Mao ile generaller arasındaki telgraf yazışmaları için bkz. 《中國人民解放軍第一野戰軍文獻選編》(第二册), 2000:482, 582-585, 587-590, 603-604, 613-614, 621-624, 629-635, 642, 647-648, 650-653, 655-656, 660-661.

2 沈志華, 《毛澤東斯大林與朝鮮戰爭, 廣州: 廣東人民出版社, 2003, 121-122; 李丹慧, 《北京與莫斯科: 從聯盟走向對抗》, 廣西師範大學出版社, 2002, 149.

3 毛澤東, 《建國以來毛澤東文稿》第1(1949.9-1950.12), 北京: 中央文獻出版社, 1987, 83.

4 Erkin Ekrem, “Doğu Türkistan Sorunu ve Türkiye-Çin İlişkileri”, Türkiye Günlüğü, Sayı. 77 (Yaz 2004), s. 43-44.

5 Ekrem, s. 39-40.

6 Ekrem, s. 40.

7 Ekrem, s. 40-41.

8 Ekrem, s. 41.

9 Niccolò Machiavelli, The Prince, Chapter XXV, forgotten Books, 2008: 94. Orijinal ifadesi ise: “I hold it to be true that fortune is the arbiter of one-half of our actions, but that she still leaves us to direct the other half, or perhaps a little less”.

10 Herman Kahn and Arthur J. Weiner, The Year 2000: A Framework for Speculation on the Next Thirty-Three Years, New York: MacMillan Publishing Company, 1967. P. 2

11 Michael Howard, “Reassurance and deterrence: Western defense in the 1980”, Foreign Affairs, Vol. 61, No. 2, Winter 1982-1983, p. 309. Orijinal ifadesi ise: “There is little point in considering where we should be going if we do not first decide where we are starting from.”

12 Herman Kahn, On Thermonuclear War. New Jersey: Princeton University Press, 1960: 316; Herman Kahn, On Thermonuclear War. New Brunswick, NJ: Transaction Publishers, 2007: 576.

  • 1362 defa okundu.