Abdullah MOLLAOĞLU 
Yazar / gazeteturka. com

Televizyonlarda seyretmiş, gazetelerde okumuşsunuzdur; Geçen hafta içi, İngiltere’den yola çıkan bir insani yardım konvoyu Gazze'ye ulaştı. Başını bir İngiliz milletvekilinin çektiği bu konvoy karayoluyla önce Balkanlar'ı aştı. Ardından Türkiye üzerinden Suriye'ye geçti. Ürdün'de ve özellikle de Mısır'da karşılaşılan ciddi sorunlara rağmen hedefe ulaşıldı ve yanlarında getirdikleri yardım malzemeleri Filistinliler'e dağıtıldı. 

Filistin sorunu kökeni itibariyle neredeyse asırlık bir sorun. Eskilerin tabiriyle "asırdide bir mesele "Son konvoy girişimi aslında sembolik bir hareketten öteye gidemiyor. Yani oraya az sayıdaki insanın ulaşmasıyla Filistin meselesi çözülmüş olmadı. Ya ne oldu? Sorun bir kez daha dünya gündemine gelmiş oldu. Özellikle Mısır'ın uyguladığı sert ve insafsız tedbirler bir anlamda Filistin davasına olumlu katkı sağladı. Zira bütün dünya yapılan bariz haksızlık karşısında doğal olarak mağdur tarafa hak verdi. Filistin, yıllardır gündemde olan bir konu. Mitingler düzenleniyor, beyanatlar, legal olsun illegal olsun eylemler yapılıyor, illegal eylemler içinde uçak kaçırma da var. Legal eylemler arasında ise işte bu son konvoy organizasyonu gibi çabalamalar da mevcut. Böylesi eylemcikler sayesinde mesele sürekli gündemde tutuluyor. Sonuçta hem Filistinliler'in eli güçleniyor hem de İsrail pervasızlığına az da olsa mola vermek zorunda kalıyor. Şöyle bir düşünün. 70 yaşında bile olsanız şu an, Filistin meselesi hep taze, Sebebi belli: Böylesi yardım konvoyu tarzı eylemler.

Filistin meselesine çok ama çok benzeyen bir başka mesele var bir de. O meseleyi Filistin kadar bilmiyoruz. O meselenin adı: "Doğu Türkistan" meselesi. Nedense böylesi kanayan bir yara hakkında ülke kamuoyumuzun yeterli derecede bilgisi mevcut değil. Keza dünya kamuoyu da bu mevzudan neredeyse bihaber. Oysa Doğu Türkistan 1949 yılından bu yana Çin'in işgali altında. Çin yönetimi oradaki Uygur Türkleri'ne akıl almaz yöntemlerle baskı uyguluyor. O topraklarda nükleer denemeler yapılıyor. İnsanlar zorla çalıştırılıyor. Mecburi kürtaj artık sıradan bir uygulama. Siyasi ve kültürel haklar yasak. Göstermelik esnemeler ise sadece göz boyaması. Ve en vahimi yargısız infazlar. Çin, tiyatro sahnesi mahkemelerle Uygur Türkleri'ni idam ediyor. Gerekçe somut olmuş soyut olmuş umurlarında değil. Adalet, Çin sınırından içeriye giremiyor. Çin'in askeri gücü malum. Bu yüzden Doğu Türkistan'daki pervasız insan hakları ihlallerine dünyanın neredeyse tamamı sessiz kalıyor. Demokraside, hukuk devleti anlayışında ne kadar mesafe kat edilirse edilsin maalesef dünyamız hâlâ kaba kuvvetin geçerli akçe olduğu bir yer. Fakat Çin'in askeri gücü, Doğu Türkistan'daki hak ihlalleri ile ilgili herhangi bir çalışma içine girilmesine engel değil. Çünkü Çin'in yumuşak bir karnı mevcut. O yumuşak karın ise Çin ekonomisi. Çin, son verilere göre dünyanın en çok ihracat yapan ülkesi. Yıllar yılı Almanya'ya ait olan bu unvan 2009 sonu itibariyle Pekin'in eline geçti. Sosyalizm ve kapitalizm karışımı bulamaç sistemin "kârlı" bir sonucu da bu. 

Bakın geçtiğimiz yılın yaz aylarında Doğu Türkistan'da yüzlerce Uygur Türk'ü Han Çinliler'i tarafından öldürüldü. Bu acı olay aslında Çin pratiğinde sıradan bir insan hakkı ihlaliydi. Önceki yıllarda benzer olaylar yaşandığında sadece Türkiye'de bir kaç cılız protesto gösterisi yapılırdı ve Çin bu eylemleri asla umursamazdı. Ama bu yıl bir değişiklik oldu. Oradaki açık insan hakkı ihlali olayları önce başta "TRTTÜRK" kanalı olmak üzere uluslararası televizyonlarca yayınlandı. Ardından cep telefonları ile çekilen görüntüler internet marifetiyle bütün dünyaya yayıldı. Ve Çin, işte o koca mağrur Çin, ilk defa kendini ciddi anlamda savunma ihtiyacı hissetti. Çin'in kendini savunmak zorunda kalmasının sebebi böylesi bir insanlık ayıbının yüzüne vurulması değildi elbette. Çünkü Çin'de kızaracak yüz olsaydı o yüzün ta 1949'dan bu yana kıpkırmızı kesilmesi gerekirdi. Bu dev devletin bu defa tereddüde düşmesinin tek sebebi ekonomik kaygılardı. Dünyanın ihracat lideri, "müşterilerinin" karşısına böylesi kötü bir imajla çıkmak istemedi ve zevahiri kurtarma gayreti ile bir kaç açıklama yapabildi. Bu demektir ki Doğu Türkistan meselesinde doğru yol bulundu. Doğru yol; Çin'in yaptığı insan hakkı ihlallerini yasal şekillerde dünya gündemine getirmek. 

Fakat dikkat edilmesi gereken hususlar da var. Dünyanın, yani bütün insanlığın bu noktada desteğinin alınması için aşağıda ifade edeceğimiz konularda azami itina gösterilmeli; Öncelikle bu mesele bir milliyetçilik davası olarak öne sürülmemeli. "Adriyatik'ten Çin şeddine Türk dünyası" sloganıyla ve sadece ırkçı duygularla hareket etmek, yeryüzünün diğer halklarının konuya ilk başta sempatiyle bakmasını engeller. Aynı şekilde olaya dinî açıdan yaklaşıp "Kızıl Çin müslüman Uygurlar'ı katlediyor" üslubundaki bir yaklaşım da sonuç almada yardımcı olmaz. Bağımsızlık Doğu Türkistan'ın en temiz hakkıdır. 

Zira Çin, bağımsız "Şarki Türkistan Cumhuriyeti"ni 1949 yılında yıkmış ve topraklarını işgal etmiştir. Yani Doğu Türkistan 61 yıldır bilfiil işgal altındadır. Lakin yapılacak çalışmalarda öncelikli hedef olarak bağımsızlık idealinin takdim edilmesi de kamuoyu oluşturma noktasında sakıncalar içerecektir. Hedef tektir: Doğu Türkistan'daki insan hakları ihlalleri küresel kamuoyuna duyurulacak ve Çin'den bu keyfi uygulamalarına son vermesi istenecektir. Uygur işkadını Rabia Kadir, gerek acılı hayat hikayesi gerekse kadın olması hasebiyle böylesi bir insan hakları kampanyası için mükemmel bir lider adayıdır. Onun sıcakkanlı ve içten yüzü mutlaka ve mutlaka ön planda tutulmalıdır. 

Ve birde isim meselesi vardır, O toprakların adı ne Sincan, ne Sincan ne de Sinkiang'tır. Mekanın adı asırlardır "Doğu Türkistan'dır! Kamuoyunun bu isim noktasında bilgilendirilmesi de ayrı bir çalışma konusu olacaktır. Hasılı; Doğu Türkistan için ele silah alıp "Kızıl Çin gavuruna karşı cihat ilan etmeye" gerek yok. Çok basit yöntemler bile oradaki can yakıcı ihlallerin durdurulmasında etki edecektir. Bu yöntemleri belirlemek de her şeyden önce sivil toplum örgütlerine düşmektedir. Etkili bir medya gücü de hiç bir şekilde ihmal edilmemelidir. 

Aklınızda olsun; Gazze'ye giden konvoy Londra'dan yola çıktı. Açın bakın dünya haritasına. Ankara'dan ve hatta İstanbul’dan Doğu Türkistan'ın başkenti Urumçi ne kadar uzaklıkta. Parmak boğumu hesabıyla bile anlaşılabilir. Bakın Allah aşkına, İstanbul’dan Urumçi Gazze'den Londra'ya kıyasla çok mu uzakta?

  • 865 defa okundu.