Henryk Szadziewski
Manager, Uyghur Human Rights Project
Çeviri:Arzu AKGÜN

2009 yılı Doğu Türkistan’daki (Çin Hükümeti tarafından Şincan Uygur Özerk bölgesi olarak bilinen bölge) Uygurlar için dönüm noktası olarak hatırlanacak. Sadece yılın değil aynı zamanda öngörülebilir gelecek için de milyonlarca Uygur için, Urumçi’deki en ciddi huzursuzluklardandı. 5 Temmuzda başlayan ve etkileri süren olaylar Doğu Türkistan’daki korkunç İnsan hakları ihlallerine ve katılımcı, anlamlı çözümlerin bir an önce üretilmesi gerektiğinin bir kez daha altını çizdi. İnsan hakları ihlallerinin yanı sıra Eski Kaşgar’ın yıkılması da ciddi sosyal gerginliklere neden oldu.

2009,4 Ocak’ta Procuratorial Daily’de yayımlanan tutuklama rakamlarının verdi-ği alarmla başladı. 2007’de Çin HalkCumhuriyeti’nin bütününde tutuklama sayısı 742 iken 2008’de Doğu Türkistan’da 1300 olmuştu. Pekin Olimpiyatları döneminde, Çinli yetkililer tutuklamaları terörizim, ayrılıkçılık ve dini bölücülük gibi sorunların önüne geçmek için olduğunu söyleyen Şincan Partisi sekreteri Wang Lequan durumu ölüm kalım mücadelesi olarak değerlendirdi. Bununla birlikte, Şubat ayında, Uygur insan hakları aktivistleri, Birleşmiş Milletler tarafından, Çin’in Evrensel Periyodik Gözlemleri sırasında Çin’de artan çeşitli olaylar nedeni ile desteklendi. Çek Cumhuriyeti, Uygurlara yapılanlar ve Uygurlar’ın dini uygulamalarını gerçekleştirmelerine dair kısıtlamalarla ilgili olarak kanunlarını ve prosedürlerini gözden geçirmesi için Çin Halk Cumhuriyeti’ni uyardı.

Şubat ayı ayrıca ABD Dışişleri Bakanlığının, güvenlik gerekçesi ile yerel halka ve Doğu Türkistan’a gelen yabancı ziyaretçilere yönelik şiddete kadar varan kısıtlamaların altını çizen 2008 İnsan Hakları Raporuna da tanıklık etti.

Ertesi ay tarihi Şehir Kaşgar’ın yıkımına dair raporlar yayınlandı. Yerel otoriteler tarafından “Yeniden yerleştirme” başlığı altında tanımlanan proje ilk beş yılda 45.000 Uygur’u, tahrip edilmiş eskişehir bölgesinden beş kilometre öteye yerleştirme amacı taşıyor. Kaşgar şehir merkezinden sekiz kilometre uzakta merkezi blok şeklinde yapılara yerleştirilen Uygur ailelerin böylelikle daha kolay gözlemlenmesi mümkün olacak. Eşsiz geleneksel Uygur binaları ve mimarisinin yıkımı Uygur kültürel kimliğinin ve dünya mirasının kaybolması anlamına geliyor.

9 Nisanda, 4 Ağustos 2008’de Kaşgar’daki saldırıda rol aldıkları iddiası ile iki Uygur genci idam edildi. İdam kararının, yerel bir stadyumda 4000 görevli ve Kaşgar sakinlerinin önünde duyurulmasından sonra Abdurahman Azat ve Kurbanjan Hemit bilinmeyen bir yerde idam edildi.

Ağustos 2008 saldırısına ve iki Uygur’un nasıl yargılandığına dair detaylar belirsiz ve gizli kaldı, İnsan Hakları aktivistlerini aydınlatacak yeterli bir açıklama yapılmadı. Resmi Çin medyası iki Uygur’un 16 polise bıçaklar ve el bombaları ile saldırıp öldürdüğünü söylerken, New York Times, olayların olduğu yerin karşısındaki bir otelde kalan 3 batılı turistin görgü tanıklığına dayanarak verdiği haberde Çinli yetkililerin tersi bir ifade kullandı. Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabia Kadir idamların gözdağı ve korku verme amaçlı yapıldığını söyledi.

WUC’un Üçüncü Genel Kurulu Mayıs ayında DC Washington’da gerçekleşti. Uygur Diasporasındaki aktivistler başarılı bir seremoni ile açılış törenini gerçekleştirdiler. Kongre üyelerince yapılan konuşmalar sürgündeki Uygurların sesini tekrar duyurdu ve Uygurların insan hakları problemlerine dair ABD yetkililerinin güçlü desteği belirtildi. Haziran ayının başlarında ise dört Uygur’un Guantanamo’dan Bermuda’ya gönderilerek serbest bırakıldığını belirten iyi bir haber geldi.

5 Temmuz 2009 ve takip eden günlerde olan gerginlikler ile, 1997 Şubatında Ghulja’da olan gösterilerden bu yana ilk defa böylesi bir huzursuzlukla karşılaşıldı. Resmi Çin kaynaklarına göre Urumçi’de olan olaylarda yaklaşık 200 kişi hayatını kaybetti ancak bu rakam hiçbir zaman bağımsız kaynaklarca doğrulanmadı. Baş gösteren şiddet olayları ile ilgili çelişkili açıklamalar var ancak Çin hükümetinin olayları Rabiya Kadir ve WUC’un yönlendirdiği yönündeki görüşü Uygurlar üzerindeki politik baskılara dair sis perdesinin kaldırılmasını sağladı.

Urumçi’deki 5 Temmuz olayları ilk önce barışçı protestolarla başlamıştı. Protesto 26 Haziran’da bir oyuncak fabrikasında, Çinli kaynaklara göre çarpıtılarak söylenen Uygur bir erkeğin han Çinlisi bir kadına tecavüz ettiği iddiası ile başlayan olaylardan sonra bilinmeyen sayıda Uygur işçinin öldürülmesi ve yaralanması olaylarına vurgu yapmak içindi. Urumçi’li protestocuların amacı Shaoguan’daki kurbanlar için adalet aramak ve öldürülen ve yaralananların aileleri için koruma istemek ayrıca Çin devletinin bir ırka yönelik saldırılarına dair araştırma yapılmasını sağlamak içindi.

Huzursuzluğun arkasından gelecekleri öngörmek mümkün değildi. Urumçi’de, Çin güvenlik güçleri tarafından keyfi olarak yürütülen çalışmalarda çok sayıda Uygur Mahallesi boşaltıldı. Raporlara göre, çok sayıda gözaltında işkence ve hatta daha sert devlet destekli politikaların devlet güvenliği adı altında gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Olayların üstünden altı aydan fazla süre geçmesine rağmen Çin hükümeti bölgeye bilgi giriş çıkışını kontrol etmek için hala iletişime yönelik pek çok şeyi engelliyor. (Telefon ve İnternet)

Çin hükümeti deniz aşırı bölgelerdeki Uygur aktivistleri bile takip etti. Eylül ayında WUC Genel Sekreteri Dolkun Isa Seul havaalanında gözaltına alındı. Isa, 1997’de Çin’de gördüğü zulüm sonucu kaçmış, Almanya tarafından sığınmacı olarak kabul edilmiş ve 2006’da da Alman vatandaşı olmuştu. Çin’den kaçtığı günden beri, Doğu Türkistan’daki insan haklarının durumunu anlatabilmek için çeşitli yerleri ziyaret eden ve konuşan İsa 2003’de Çin Hükümeti tarafından aranan teröristler listesinde gösterilmişti.

Ayrıca, Temmuz’dan Ağustosa Melbourne Uluslar arası Film organizatörleri, Rabia Kader ile ilgili The 10 Conditions of Love adlı filmin çıkarılması için telefonla uyarıldı. Eylül ayında Tayvan Hükümeti Rabia Kader’e The 10 Conditions of Love filmi gösterimine katılmak için vize verilmeyeceğini söyledi. Tayvan İçişleri Bakanı Chiang Yi-hua kararı haklı göstermek için kararın alınırken, Tayvan’ın sosyal güvenlik ve düzenini etkileyebileceği düşüncesinin etkili olduğunu söylediler.

Ekim ayında, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 60. yıl dönümü için Pekin’de son derece özenli bir şekilde düzenlenen kutlamalar sırasında Doğu Türkistan bölgesi sokaklarına güçlü bir askeri baskının varlığından emin olmak için 130.000 askeri birlik yerleştirildi. Aynı ay Guantanamo’da tutuklu olan 6 Uygur, Palau’da serbest bırakıldı ancak 22 Uygur tutuklu hala Guantanamo’da bulunuyor. 

20 Ekimde ABD Yüksek Mahkemesi, yargının Guantanamo tutuklarının ABD’de serbest bırakılıp bırakılamayacağına dair karar verip veremeyeceğini oyladı. Resmi haber ajansı, Doğu Türkistan’daki polisin “kanunsuzluğun yok edilmesi” kampanyasına yönelik ağır bir grev kampanyasının başlatıldığı bildirdi. İlaveten, Temmuz olaylarındaki şüphelileri yakalamak için eylül ayında Çinli yetkililer tarafından 100 günlük sert bastırma kampanyası başlatıldı. Aralık sonunda, bölge yetkilileri tarafından “ulusal birlik” kanuna adaptasyon için, Uygurların ifade ve faaliyetlerine sınır getirildi.

Obama’nın Kasımdaki Çin ziyareti sırasında, Doğu Türkistan’da devam eden baskılara yönelik hiçbir vurgulama yapmadığı için Uygurlar hayal kırıklığına uğratırken Uygur halkının huzuru için kaygılanan ABD Aralık ayı içerisinde 20 Uygur mültecinin Kamboçya’dan Çin’e iade edilmesini önlemek adına oynadığı etkin bir rol oynadı.

22 Uygur Doğu Türkistan’daki acımasız baskıdan kurtulup Kamboçya’ya kaçabilmesini Hıristiyan misyonerler sağladı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin Phenom Penh yetkililerinin sürdürdüğü sığınma araştırmalarına rağmen Kamboçya Hükümeti 20 Uygur’u zorla Çin’e iade etti. Çin’e iade edildikleri günden beri kendilerinden haber alınamadı. Uygurların iade edilmesinden sonra ise Kamboçya ve Çin hükümetleri 1,2 milyar dolar bir yardım anlaşması yaptılar. İade edilmeleri Çin’in gücünü göstermesi açısından umutsuzluğa yol açsa da Uygur insan haklarına dair bilgi edinilmesini ve ABD’nin, UNHCR’ın ve Avrupa Birliği’nin kınamasını sağladı.

2009 yılı 5 Uygur’un daha temmuz olaylarında rol oynadıkları gerekçesi ile ölüm cezasına çarptırıldığı haberi ile sona erdi. İnsan Hakları Gözlemcilerinin belirttiğine göre, ekimden bu yana benzer cezalar verildi. Kasım ayındaki raporlar ayrıca şu noktayı ortaya koymuştur, 5 Tem-muz tutuklama kararları ile ilgili davaları yönetmek için seçilen Uygur savcıları etnik önyargı kaygılarından dolayı görevden uzaklaştırılmışlardır. Ayrıca kasım ayında, Çinli resmi yayın organları 5 Temmuz olayları ile ilgili olarak ilk idamları duyurdu. Raporlara göre idamdan önce son kez aileleri ile görüşmelerine de izin verilmedi.

Yılın iç karartıcı bir şekilde sonuçlanması 2010 için de Doğu Türkistan’a dair olumlu öngörülerde bulunmayı zorlaştırıyor. Çin’in Kamboçya üzerindeki baskısının sonuçlarını görmesine, uluslararası kamuoyundan adalet ve açık yargılamaya dair taleplerin gelmemesi de eklenince ortaya, daha çok tutuklama ölüm cezası ve idamın olduğu bir resim çıktı.

Çin hükümetinin devlet güvenliği konusunda yaptığı baskıları savunmak için sunduğu gerekçelendirmeler hiçbir azalma göstermeden farklı şekillerde de olsa varlığını sürdürüyor.
Geçmişte Çin, Uygurlar üzerindeki baskısını 9/11 sonrası oluşan ayrımcılık korkusu ile gerekçelendiriyordu. Uygurların hiçbir ekonomik sosyal politik şartlarına dair bilgi sahibi olmadan sadece istikrarın sağlanması adına yapılan bu baskılar birçok üzüntü ve acıya sebep oldu.

Tam da bu noktada uluslar arası toplumun rolü Uygurların baskıdan kurtulması için hayati bir rol oynamaktadır. Uygurlarla ilgili haberlerin artması ile birlikte Uygur insan haklarına dair konular da önem kazandı. Uluslar arası kamuoyunun Çin’de olan olayları görmezden gelmesi sadece Çin ve Orta Asya’daki istikrarı engellemekle kalmayacak aynı zamanda Çin’in antidemokratik yaklaşım ve yönetiminin başkaları tarafından da takip edilmesine yol açacaktır.

http://www.huffingtonpost.com/henryk-szadziewski/2009-the-uyghur-human-rig_b_423547. html

  • 928 defa okundu.