Dr. R.Kutay KARACA
Araştırmacı
 
Bu muhafaza ÇHC' nin Uygur hareketine bakış açısının; ayrılıkçı, kökten dinci ve terörist bir karakter taşıdığı yönünde geliştirmiştir. Nitekim 3-6 Mayıs 1996 tarihlerinde Pekin'de yapılan bir konferansın sonuç raporunda Sincan'ın istikrarına yönelik ana tehlikenin ayrılıkçılık ve kökten dincilik olduğunun üzerinde durulmuştur. (54) 11 Eylül olayları sonrasında ifade edilen terörizm kavramı Uygur sorununa yeni bir boyut kazandırmıştır.

ÇHC sorunu uluslararası kamuoyuna bir küresel terörizm sorunu olarak göstermeye çalışmıştır, ÇHC Devlet Konseyi tarafından 21 Ocak 2002 tarihinde hazırlanan "Doğu Türkistan; Terörist Grupların Yaptıkları Yanlarına Kar Kalmayacak” isimli raporda 1990 yılından beri 200 olay meydana geldiği, bu olaylarda 162 ölüm, 440 yaralanmanın olduğu belirtilmiştir.(55)Ancak raporda dikkat çeken en önemli nokta terörist saldırı olarak nitelendirilen eylemlerin en yakın tarihli olanlarının Nisan 1998 ve Şubat 2001 olduğudur. 

2002 yılında ABD tarafından ETİM (Doğu Türkistan İslami Hareketimin terörist örgüt olarak listeye alınması sonrasında ÇHC'nin baskıları daha da artmıştır. 11 Eylül sonrasının ilk altı ayında yaklaşık 3000 kişi tutuklanmış, birçok insan uzun süreli hapis cezasına çarptırılmış ve idam edilmiştir.(56)Bunun yanında ÇHC nin uluslararası ilişkileri geliştirmek için "islam kartını oynamaktan çekinmediği de söylenebilir. Sovyetlerin Afganistan'ı işgaliyle birlikte ÇHC nin arka bahçesinde yeni bir güvenlik sorunu ortaya çıkmıştır. Çin liderliği, Afganistan'daki Sovyet askeri varlığı karşısında Müslüman Afgan mücahitleri desteklemekten çekinmemiştir. Pakistan, Suudi Arabistan ve diğer bazı Müslüman devletlerle siyasal ve dinsel etkileşimi de teşvik etmiştir. Bununla birlikte, 1980'lerdeki dini tolerans ve Orta Asya'nın 1990'lardaki açılımı, Uygurlar ve ÇHC deki diğer etnik nüfus arasında kimlik de ve dinsel farkındalık ta ani bir artışa yol açmıştır...

Doğu Türkistan'da yaşayan Uygurların başlıca üç temel istekleri bulunmaktadır. Ana hedef Orta Asya Türk Cumhuriyetleri gibi bağımsızlık elde etmektir. Han Çinlisi göçünü durdurmak ve bölgelerindeki doğal kaynakları kendilerinin kullanması ise diğer amaçları oluşturmaktadır.(57) Uygur hareketine bütünlük kazandırabilecek bir lider eksikliği (Tibet'te Dalai Lama gibi), bütün Uygurluların bağımsızlık istememeleri, diğer etnik dokuz Müslüman azınlıklarla ilişkilerinde gerginlik yaşamaları ve destek bula-mamaları Sincan'ı parçalı bir yapıya, bölmektedir. Bu etkenlerin yanında politik İslam ve kökten dinciliğin dünya kamuoyu tarafından desteklenmemesi de hareketin ivme kaybetmesine neden olmaktadır. Hareketin ÇHC içinde zayıflamasına karşılık dünyanın her tarafından giderek güçlenen bir Doğu Türkistan diasporasıyla karşılaşmaktayız. "Özellikle internet yoluyla yapılan propaganda ve girişimler Uygur kimliğinin ayakta kalmasını sağlamaktadır. Sincan konusunda merkezi otoritenin alacağı her politik karar ÇHC içindeki tüm azınlıkları etkileyecektir. Dolayısıyla Sincan'daki istikrar ve gelişim tüm ülkenin istikrar ve gelişimini etkileyen temel faktördür. Sincan'da günümüzdeki statünün devamı ÇHC nin devamı anlamına gelmektedir. Bu noktada ÇHC Uygurlara yönelik politikasında yumuşamaya gitmeyecek, hatta gelecekte baskılarını daha da artırabilecektir.

ABD'nin Uygur Stratejisi ve Türkiye
Uygurlar ve köktenci militanlar arasındaki ilişki konusunda, 11 Eylül sonrasında hazırlanan Çin medya raporları tarafından yanıltılan ve bu sayede Uygur milliyetçiliğini terörizmle karıştıran ABD, Çin Komünist Partisi'nin kendi azınlıklarını bastırmak yönün¬deki projesi üzerindeki ÇHC - ABD iş birliğini de meşrulaştırmıştır. Çin medyasının, 2001 öncesi ve sonrasında Uygur milliyetçilerini tanımlama konusundaki üslubu, 50'den fazla Uygur grubunu terörist olarak nitelendirmesinden de anlaşıldığı üzere "ayrılıkçılardan", "köktenci teröristler" olarak belirgin bir değişim göstermiştir. Maalesef 8-10 milyon Uygurlunun Washington tarafından resmen terörist ilan edilmesi hükümette ve toplumda Uygurlara karşı, yanlış bir havanın oluşmasına neden olmuştur.(58)

2001 yılından önce ÇHC nin iç işlerine karışma konusunda isteksiz olan ABD, ÇHC nin giderek önemli bir politik aktör ve ticari bir ortak konumuna gelmesiyle bu isteksizliğinden vazgeçmiştir. 2001 yılı öncesinde insan hakları konusunda gözlemci ve yorumcu kavramlarıyla sınırlı kalan ABD girişimlerinin, 2001 sonrasında yorum konusunda geri plana çekildiğini ve yalnızca "uluslararası terörizm" kavramına odaklandığını görüyoruz. Ayrıca iki ülke arasında gelişen ikili ilişkilerin ÇHC nin yerel sorunlarını ikinci plana ittiği görülmektedir. ABD'nin değişen hassasiyeti ÇHC medyası tarafından iyi kullanılmış, İslam ABD'nin terörle savaşının tek kaynağı olarak gösterilmiştir. O dönemde "Müslüman Uygur", "Uygur teröristleri", "Cihad" ve "Doğu Türkistan" kelimeleri sıkça kullanılmıştır. 2002 yılında ABD, ETİM örgütünü terörist örgütler listesine aldığını açıklamakla birlikte, Urumçi'de meydana gelen ve insan haklarına aykırı bir şekilde karşılık gören olayların teröre karşı yapılan bir hareket olarak görülmediğini de açıklamıştır. (59) ÇHC Doğu Türkistan konusunda Türkiye'yi suçlarken ABD'yi de Türkiye'ye yardım etmekle itham etmektedir, Son yıllarda ABD'ye giden Uygurlar sayesinde ABD'nin Doğu Türkistan'a yönelik izlediği politikalar giderek Türkiye için daha fazla önem kazanmaktadır. ABD bölgeye insan hakları açısından yaklaşmakla beraber bölgedeki Uygur Türkü varlığını da siyasi olarak destekler görünmektedir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken konu ABD'nin izliyor göründüğü "Pan-türkist" politikalardır. ABD izlediği bu politikaları zamanla değiştirecek, Kafkasya ve Orta Asya'da olduğu gibi "Türklük" olgusu saf dışı bırakılabilecektir. Ayrıca 11 Eylül sonrası ABD tarafından terörizme karşı izlenen politikaların diğer ülkelerin kendi ülkelerinde terörist olarak gördüğü alt toplumlara olan baskılarını arttırmaları için bir kılıf yarattığı da unutulmamalıdır. Keza 11 Eylül saldırılarının hemen sonrasında ÇHC Dışişleri Bakanlığı sözcüsü bir açıklama yapmış ve Doğu Türkistan'daki ayrılıkçılara karşı mücadelenin de uluslararası terörizme yönelik çabaların bir parçası olması gerektiğini açıklamıştır. (60) ABD politikası gerçekte göründüğünden oldukça farklı olmasına rağmen, ÇHC nin Sincan'daki baskılarına karşı ABD'nin girişimleri iki negatif sonuç doğurabilecektir. Birincisi Sincan'daki milliyetçi düşünceyi ortadan kaldırmak için ÇHC'nin gelecekte yapabileceği askeri girişimler, ÇHC hükümeti ve medya tarafından "teröre karşı savaş" olarak adlandırılabilecek ve hatta bu konuda uluslararası destek dahi isteyebilecektir, ikincisi ise bu duruma karşı ABD girişimlerinin ters tepki doğurabilecek olmasıdır. Uygurlar (ve Orta Asya Cumhuriyetlerindeki birçok ılımlı Müslüman Türk sözcüler) Sincan'daki sınırlamalara ortaklığı için ABD'ye öfke duyacaklar ve bu gruplar gittikçe radikalleşeceklerdir. Gelişen bu olaylar göstermiştir ki Türkiye ABD'nin bölgeye yönelik politikalarını iyi analiz etmeli ancak Doğu Türkistan konusunda ÇHC'ye karşı kendi politikasını yaratmalıdır.

Türkiye - ÇHC İlişkilerinde Doğu Türkistan Sorunu
Asya coğrafyasını devamlı olarak geri planda görme yanlışlığı içerisinde olan Türkiye; 1938 yılından sonra Türkistan coğrafyasındaki insanları tanımak, onlara kendini anlatmak adına hiç çaba göstermemiştir. Bu hazırlıksızlık Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Batı Türkistan'da doğan Türk Cumhuriyetlerine karşı doğru politikaların yaratılmasının da önüne geçmiştir. Türkiye, yıllardır Asya'ya ait kapsamlı bir politika üretememiş, Asya'nın giderek artan önemini Batı merkezli bir yaklaşımla ikinci planda görme yanlışlığına düşmüştür. Mustafa Kemal ATATÜRK, bu konuda önemli bilimsel alt yapıların temelini atmışsa da vefatından sonra gerek siyasi liderler, gerek aydınlar, onun Asya siyasetini geliştirerek, bir devlet siyaseti haline getirememişlerdir, Uluslararası ilişkilerde Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı ve karşı ülkeler nezdinde eşitliğinin gözetilmesi ilkesi "Yurtta sulh cihanda sulh" prensibinden önce gelmekle birlikte, Atatürk sonrası ikinci kavram yanlış uygulamalarla öne çıkarılmış, uluslararası ilişkilerde eşitlik konusunda büyük tavizler verilmiştir.

"Yurtta Sulh cihanda sulh"u hiçbir konuda ses çıkarmayarak kendi kabuğuna çekilmek olarak yorumlayan, Batı ile ittifak için eşitliği ve tam bağımsızlığı hiçe sayan bu düşünce, Dış Türkler diye bir olgunun farkında bile olmamış, bu tabirin kullanılması bile sakıncalı görülmüştür. Türk Cumhuriyetleri'nde iktidarda bulunan eski komünistlere her türlü destek verilirken, Türklüğü ön plana çıkaran muhalefet liderleri Türkiye'den çıkarılmıştır. Günümüzde ise Irak Türkmenleri konusunda yeterli ve seviyeli politika yapılamamaktadır, Aynı şekilde Doğu Türkistan konusunda Türk halkının hassasiyeti göz ardı edilmekte ve bölgedeki inisiyatif yalnızca ABD'nin raporlarına terk edilmektedir. 

Tüm bu yanlışlıklar bir yandan Türk insanının kendine olan güvenini ve saygısını yitirmesine yol açarken, diğer yandan da Türkiye'yi hamileri olarak gören dış Türklerin, Türkiye'ye olan bakışını değiştirmektedir. Türkiye Asya'ya olan bakışını değiştirdiği takdirde, bölgeyle olan derin tarihi ilişkileri sebebiyle bölgede barış ve güvenliğin yeniden inşasında ve korunmasında önemli rol oynayabilecektir, Tarihi ve kültürel bağlarından dolayı Türkiye'nin konumu, diğer devletlerle kıyaslandığında kendisine bazı üstünlükler sunmaktadır. Diğer taraftan coğrafi konumu, jeopolitik ve jeostratejik özelliklerinin taşıdığı önem, Türkiye'yi bölge ile yakından ilgilenmek durumunda bırakmaktadır. Türk dış politikasını yönlendiren asker ve sivil bürokrasiyle siyasi irade arasındaki kopukluk ve görüş farklarının ÇHC ye yaradığı da ayrı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır, Türkiye'nin Doğu Türkistan konusunda tutarlı bir politika izleyemediği, farklı dönemlerde kararsız politikalar izleyerek dengeyi sağlayamadığı görülmektedir. 

Türkiye'nin bu politikası bölgede Türkiye'nin Türklerin azınlık haklarının çiğnenmesine göz yumduğu şeklinde algılanmaktadır. Bu durumun bölge ülkelerinin Türkiye'yi güvenilir bir merkez olarak görmesini engelleyebileceği değerlendirilmektedir. (61) Nitekim Türkiye Cumhuriyeti'nin 56 ncı hükümeti tarafından çıkarılan Türkiye'deki Doğu Türkistan vakıf ve derneklerine ilişkin olarak yayınlanan 23.12.1998 tarihli, 1998/36 numaralı gizli genelgeyle, (62) bu bölgenin ÇHC'nin toprak bütünlüğü içinde değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilerek. Doğu Türkistan adına faaliyet gösteren vakıf ve derneklerin toplantılarına herhangi bir bakan veya devlet görevlisinin kesinlikle katılmaması istenmiştir. Hablemitoğlu genelgenin dayandırıldığı ilk gerekçeyi şu şekilde açıklamaktadır; "ÇHC ile ikili ekonomik gelişmelerde tıkanıklık yaratmamaktır. Oysa toplam ihracat ve ithalatta ÇHC nin yerinin Almanya, Fransa, ABD, RF ve hatta İtalya'dan geri olduğu düşünüldüğünde bu kararın gerekçesi anlaşılamamaktadır, ÇHC sadece mal satılacak büyük bir Pazar değildir, aynı zamanda tüm ürettiklerini dünya pazarlarına sokabilen büyük bir ekonomik devdir. Türkiye ÇHC için Avrupa ülkelerine sıçrama tahtasıdır ve olanakları geniş bir pazardır. Dolayısıyla "ÇHC her sattığımızı almaya hazır, aç bir açık pazardır, ÇHC yi kaybetmeyelim" gerekçesi kısır bir varsayımdan öteye gitmeyecektir."(63) Türkiye - ÇHC siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerindeki gelişim hep Türkiye aleyhine gelişmiştir. Bu durum aslında Türkiye'nin ÇHC ye değil, ÇHC nin Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Türkiye'nin stratejik konumu, Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkasya ile olan bağlantıları ve Doğu Türkistanlılarla koparması güç olan manevi bağları Türk dış politikasının ÇHC ye karşı üstünlüğünü oluşturmaktadır. Hablemitoğlu ikinci gerekçeyi ise; "ikincisi, bir dost ülkenin içişlerine müdahale sakıncasıdır, Bu sakınca yalnızca Türkiye'de bulunmaktadır. Keza ÇHC, 1960'lı yılların sonlarından itibaren Türkiye'nin içişlerine iki ayrı yönden müdahale etmektedir: Birincisi, Türkiye'de "Maocu" olarak ortaya çıkan yapılanmalara tam bir lojistik destek vermek; ikincisi ise, daha önce Türkiye'ye göç etmiş Doğu Türkistan cemaatini kontrol altında tutmak!.. Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi'ne bağlı Devlet Güvenlik Bakanlığı, Kamu Güvenlik Bakanlığı, Halk Kurtuluş Ordusu bünyesi içindeki 8341 Unit-Central Security Regiment örgütünün ikinci Departmanı ve Uluslararası irtibat Departmanı ve Yeni Çin Haber Ajansı (Xinhua), Türkiye ile ilgili tüm istihbarat ve ajitasyon faaliyetlerinden müteselsilen sorumludur. "(64) şeklinde açıklamaktadır. Bunun yanında ÇHC nin Doğu Türkistan konusunu her fırsatta Türkiye'nin önüne sorun olarak çıkardığı ve Türkiye'yi yalnızca bu konu kapsamında politika üretmeye zorladığı görülmektedir. 

Doğu Türkistanlılar için bir diğer tehlike ise bölgedeki kökten dinci grupların gençler üzerinden siyaset yapmasıdır. Bu siyaset uluslararası dini sermaye çevreleri tarafından (Suudi Arabistan, İran, Taliban) desteklenmektedir. Bu siyasetin engellenmesi hem ÇHC hem de Türkiye'nin yararınadır. Bu siyasetin engellenmesi amacıyla Türkiye'nin bölge halkına eğitim yönünden destek vermesi gerekmektedir. Bu konuda 11 Eylül, sonrasında Uygur Türkü öğrencilerin Orta Asya'daki Türk üniversitelerinde okumalarına müsaade etmemeye başlamıştır. ÇHC kökten dinci grupların bölge halkına yaklaşım¬larını da Türkiye'ye yüklemekte ancak petrol satın aldığı Suudi Arabistan ve iran'a karşı bu yönde herhangi bir girişimde bulunmamaktadır. Bu konunun Türkiye tarafından karşılıklı ilişkilerde devamlı gündeme getirilmesi, konunun direk muhataplarının Suudi Arabistan ve iran olduğunun belirtilmesi gerekmektedir.

Sonuç
Türkiye'nin ÇHC ye karşı öncelikle Pantürkizm'in Türkiye'nin devlet politikası olmadığını, Uygur sorununun ÇHC nin iç sorunu olduğunu ancak insan hakları ihlallerine Türkiye'nin sessiz kalamayacağını sıklıkla vurgulaması gerekmektedir. Bunun yanında Türkiye ÇHC yi; Temel azınlık dilleri içinde kendi dil nüfuzunun mevcudiyetini koruması ve yayılması için Uygur dilinin eğitim dili olarak korunması,(65) Dini ibadetler, cami ve evlerdeki kısıtlamaların serbest bırakılması.

Sadece figüratif rolleri nedeniyle değil aynı zamanda gerçekten gücü olan azınlık kadroların eğitilmesi ve iş sahibi yapılması, Teknoloji eğitimi gibi adımlar atarak yüksek Uygurlu işsizliğini azaltılması ve işverenin etnik ayrımcılık yapmasına engel olunması, Kadınların eğitimine özel önem gösterilmesi gibi konularda teşvik edebileceği düşünülmektedir.

Ayrıca Türkiye, Sincan ve Tibet gibi ÇHC sınırındaki bölgelerde çok önem arz eden daha fazla kültürel özerkliğin gelişimini ÇHC ile diyaloglarıyla teşvik etmelidir, ÇHC yi Uygurların etnik bağlılıkla ÇHC ye bağlılık arasında seçim yapması konusunda     zorlamaması için cesaretlendirmelidir.Türkiye, ÇHC'nin bu bölge de bölge halkının yaşam seviyesini yükseltmek amaçlı yapacağı açılımlar, bölge halkının ÇHC' nin kurallarını kabul etmesinde önemli etken olacaktır. 

Bunun yanında kökten dini gruplar tarafından kaynak sağlanan bazı örgütlerin de yandaş toplamalarını kısıtlayacaktır. Bu amaçla ÇHC'ye yatırım yapan firmaları Sincan Uygur bölgesine yöneltmeli ve böylece bölge halkının refah seviyesinin artırılmasında rol almalıdır.

Kaynakça: Düzenlenerek eklenecektir...

  • 648 defa okundu.