Ali SİRMEN
Gazeteci –Yazar
Cumhuriyet Gazetesi

Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde meydana gelen olayları salt Çin'in toprak bütünlüğü açısından ele almak yanıltıcı olur. Daha bundan altmış yıl önce, orada Çin'in yeni ama acımasızlıkta eskisinden hiç farklı olmayan rejiminin hışmına uğramış olup, ta oralardan Anadolu'nun bağrına yürüyerek sığınan insanların döneminden bu güne, Han Çinlileri, yani kendileri de baskı rejiminin kurbanı olan ama aynı zamanda da egemen etnik kimliğin sahibi konumundaki kişiler bölgede yüzde 6 oranındayken, şimdi hemen, hemen Uygurlar ile eşit sayıya ulaşmışlarsa, bu uyanık, uzun vadeli politikalar oluşturmayı beceren bir rejimin, o günden beri, imparatorluk zamanında bile dizginleyemedikleri Uygurları asimile etmeye kararlı olduklarının kanıtıdır. 

Bu oyunlar sahneye konurken, dünyada değişimi isteyenlerin bir bölümü, Mao'nun rejiminin insanları eşitliğe, kardeşliğe, mutluluğa yöneltebileceği inancını taşıyorlardı, içlerinden ne kadarı bu kör inancın boşluğunu görebildiler bilmiyorum. Sincan'da meydana gelen son olaylar korkunç. Ölü sayısı bile tam olarak bilinmiyor, onlara ek olarak kaç kişinin bundan sonra ölüm cezasına çarptırılacağı, kaç insanın hapishanelerde çürüyeceği de şimdilik meçhul. Çatışmalarda öldüğü ileri sürülenlerin büyük bir bölümünün başlarının arkasına sıkılmış tek kurşunla can vermiş olmaları, vahşetin boyutunu yeterince gösteriyor.

Olayın vahşet boyutları kadar ona gösterilen tepkilerin cılızlığı da korkunçtur. Acaba tepkilerin cılızlığını yalnızca kurbanların Batılı olmayıp, üstelik de son zamanlarda kimi odaklarda pek muteber görünmeyen bir etnisitiye ait olmalarına bağlayabilir miyiz? Yoksa tepkinin zayıflığı, mazlumun değil de zalimin kişiliğinden mi geliyor? Yanıt olarak birini veya öbürünü ya da her ikisini birden seçmeniz sonucu değiştirmeyecek de olsa, Çin'in son zamanlarda dünya ekonomisinin yükselen yıldızı olduğuna dikkatinizi çekerim. Soğuk savaş döneminde Moskova Olimpiyatları'nı insan hakları bahanesiyle boykot edenlerin, daha sonra Pekin'in olimpiyat kenti olarak seçilmesi gündeme geldiğinde bu tür mülahazaları göz ardı etmiş olduklarını unutmayalım.

Çin'in elindeki (dünyanın en büyüğü) döviz rezervlerinin büyüklüğü insan hakları ihlallerinin cesametini gizleyebilecek boyuttadır artık.Küresel krizden çıkışın da anahtarı artık, yalnızca Batı'nın elinde değildir.

Murat Aksoy'un Osman Ulagay ile yaptığı söyleşi olan "Küresel Çöküş ve Kapitalizmin Geleceği" adlı, mutlaka okunması gereken yapıt, bu konuda çok önemli ipuçları veriyor. Bu konumda olan ve küresel kriz döneminde bile yüzde 6.5 oranında büyüyen, küresel krizden çıkışın anahtar ülkelerinden olan Çin'i üç beş Uygur yüzünden itham etmek artık o denli kolay mı?

Yukarıdaki soruları bu şekilde yanıtlamak da yeni soruları engellemiyor. Peki güçlenen devin kurbanı olan mazlum Uygurlar konusunda, bu denli tepkisiz kalan "uygarlar"ın acaba ortak bir vicdanları var mı? Yoksa bütün insanlık edebiyatı, gücü gücüne yeten dünyasının ortasında can vermeye mahkûm bir palavra mı? Türkiye'ye de sürekli ders veren tebliğciler ve akıl hocalarımıza bunu yüksek sesle sorabilecek miyiz acaba? Sincan'da yürütülen tanklarla bir kişinin bile burnu kanatılmadan yapılan "balans ayarının" intikamı peşinde olan bir iktidar, o semte adını veren Sincan'da öldürülen binlerce soydaşının hesabını Çinlilerden soracak haysiyete acaba sahip mi, değil mi? 

Bugün Sincan örneğinde sormakta olduğumuz bu soruların benzerleri, umarız pek yakında komşu Bulgaristan'da meydana gelebilecek Türk karşıtı davranış ve uygulamalar üzerine bir kez daha gündeme oturmaz. Eğer öyle bir gelişme olursa, ki kuvvetle muhtemeldir, bu kez de bize uzun uzun anlatılan AB müktesebatının ne olup olmadığını görmek olanağına kavuşuruz. İşte size Uygur - uygar bağlamında, Doğu - Batı ekseninde bir vicdan sorunu.

  • 638 defa okundu.