Şakir Tarım 
Gazeteci-Yazar
Milli Gazete

Her Doğu Türkistanlıya "Dünyada nereyi görmek ve gitmek istersiniz?" diye sorulduğunda ne cevap veriyorlar biliyor musunuz? Birincisi "Kabe", ikincisi "Türkiye" diyorlar. Onların Türkiye'ye karşı ayrı bir sevgi ve sempatileri var.

Ülkemizin Kurtuluş Savaşı'nı verdiği günler... Milletçe varlık-yokluk denilen ince çizgide bulunuyoruz. Bir grup Doğu Türkistanlı hacca hazırlanmışlar... Fakat, Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu öğrendikten sonra şöyle karar veriyorlar:
"-Hacca  gelecek  sene  de  gidebiliriz.  Şimdi Türkiye'ye yardım zamanı." Ve hac paralarını Türkiye'ye gönderiyorlar.

Şimdi de Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz zulüm ve sıkıntılarla karşı karşıya. Gerçekte, onların bu durumu 1939'dan beri devam ediyor. Zaman, zaman dozajını artırarak sürdüren zulüm ve sıkıntılar, son aylarda gemi azıya almış vaziyette.

Doğu Türkistanlılar, maruz kaldıkları zulmü dünyaya duyurmak için, 5 Temmuz 2009 günü, başkent Urumçi'de geniş katılımlı bir miting düzenledi. Çin polisi, program başlar başlamaz, mitinge katılanların üzerine ateş açtı. Sert uygulamalarda bulundular. Çinliler Uygur Türkleri'nin üzerine sopalarla saldırdılar. Bu görüntüler Çin polisinin gözü önünde cereyan etmesine rağmen, hiçbir güvenlik tedbiri alınmadı. O gece, on bin civarındaki Doğu Türkistanlı kayboldu. Hala, akıbetleri hakkında hiçbir bilgi yok.

Çinliler, uzun yıllardan beri, Doğu Türkistanlılara karşı psikolojik baskı uyguluyorlar. Asimile etmek istiyorlar. Uygur Türklerinin bulunduğu yerlere, Çinli nüfus yerleştiriyor ve onları kendilerine benzetmeye çalışıyorlar.

Doğu Türkistan'da Kur'an okumak suç. Haberleşme ağları kesik. Oruç tutmak yasak. Herbiri, her an ölümle burun buruna. Soykırım sonucuna götürecek şu uygulamaya bakın ki, Doğu Türkistan'ı, Çince "kazanılmış topraklar" anlamında "Sincan" olarak isimlendiriyorlar, Maalesef, Türkiye'de bazı yöneticiler ve basın kuruluşları da aynı ismi benimsemiş durumda. Halbuki, Uygur Türkleri baştan beri ülkelerinin adını Doğu Türkistan olarak ortaya koydular. Sincan olarak anılmaktan rahatsızlık duyuyorlar.
 
Çinlilere göre, Doğu Türkistanlı olmak suç. Onlara kin ve nefretle bakıyorlar. Polis, keyfi uygulamalarıyla halkı taciz ediyor, istediği yerde arayıp sorguya çekebiliyor. Bir dükkana giren Doğu Türkistanlıya hırsıza bakar gibi bakıyorlar. Devlet için de en büyüktehlike olarak görüyorlar. Bölücü, radikal, İslamcı, terörist, hırsız gibi sıfatlarla anıyorlar. Hiçbirinin güvencesi yok. 38 milyon insan yarınından emin olmayan bir atmosferde yaşıyor. Tutuklanan veya öldürülen kişilerin, geride kalan aile fertlerinin durumu içler acısı. Kısaca, orada tam anlamıyla bir insanlık dramı yaşanıyor.

Peki, bu zulüm ve vahşetler böyle devam edip gitsin mi? Biz onların kardeşleri ve soydaşları olarak hiçbir şey yapmayacak mıyız? Hatta, ne olursa olsun, hangi dine inanırsa inansın, insan olana böyle muamele yapılır mı?
Karşımızda 1.5 milyara yaklaşan nüfusa sahip bir ülke var. Komünist ve kapalı rejim uygulanan bir devlet. Yalnız Çin mallarına boykot etmek, gıyabi cenaze namazı kılmak, mitingler düzenlemek, uluslararası kuruluşları göreve davet etmekle kesin sonuca ulaşamayız. Bugün ve kısa vadede alınabilecek hiçbir tedbir ihmal edilmemeli. Ancak, bunların yeterli olmadığını bilmeliyiz.

Dünya hızla bloklaşmaya doğru gidiyor. Mahalli ve lokal tedbirler, böyle büyük problemlerin çözümü için yeterli olmuyor. Öyleyse, Müslümanlar da bloklaşma ve tek güç olma yoluna gitmeliler. Bunun dışında bir çözüm bilen varsa söylesin. 40 senedir, İslam Birliği projesini anlatan Erbakan Hoca'nın haklılığı bir kez daha ortaya çıkmış durumda, İslam birliğine gidişin adı olan D-8'lere sahip çıkmak ve geliştirmek zorundayız. Bunu yapmayan sorumluluk mevkiindeki kişilerin bildikleri bir tedbir varsa ne duruyorlar? Bir an önce uygulansın ve müslüman kanı dökülmeye devam etmesin. Müslüman kardeşlerimizin dertleriyle dertlenmezsek, onlara nasıl "kardeşimiz" der, onlarla "bir ümmet" olduğumuzu nasıl söyleriz?

  • 635 defa okundu.